sakinkafa

  1. Trene Koşan Çocuk

    trene-kosan-adamGünlerden bir gün, evimden okuluma gitmek için saati belli bir banliyö trenine yetişmeye çalışıyordum. Tabi trene gitmek için minibüs kullanmak zorundayım. (İstanbul gibi bir yerde, bir yerden bir yere gitmenin bedeli benim için ortalama 2,5 araç oldu ömrüm boyunca). Biraz geç de kalmışım. Binmem gereken minibüsü kaçırdım. Çünkü ıslık çalmayı bilmiyordum. Ömrüm boyunca özendim minibüsün arkasından ıslık çalan adama.

    Trene yetişmem artık bir mucizeydi. Minibüsten indikten sonra at gibi koşmak zorundaydım. 2 senede 1 spor yapan bir adam için verilmesi mantıksız ama içinde bulunduğum durum itibariyle verilmesi mecburi bir karar verdim. devamını oku »


  2. Mutluluk ve Hayaller

    yasli-mutlu-mutluluk-evli-kadin-erkekMutluluğun sözlük anlamı, “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, saadet, bahtiyarlık” gerçekten mutluluğun tanımı bu mudur sizce? Hepimizin gerçekleşmesini çok arzuladığımız hayalleri var. Onlara ulaşabilmek için çabalarız, didiniriz, yoruluruz ama yine de hayallerimizden asla vazgeçemeyiz. Peki onca koşuşturma niye? Sırf mutlu olmak için mi? Ya hayalimiz gerçekleşmezse o zaman mutsuz mu olmalıyız? Mutluluk, hayallere, özlemlere ulaşmakla orantılıdır diyebilir miyiz? Yazıyı okuyan arkadaşlardan bazılarının evet dediğini duyar gibi oldum. devamını oku »


  3. Merhaba Sakinkafalar

    Şimdi baktım da, 2 aydır sakinkafaya yazı yazmıyorum. 1 Mayıstan itibaren hiç yazı yazmamışım yani. Geçmiş sınavlarımın tarihlerine baktığımda görüyorum ki  Mayıs başlarında sınavlarım çokmuş. Sonrasında finaller vardı zaten, yani sınavlar birbirini kovalayınca devamını oku »


  4. Alaçatı

    3060297043_df574e4635Evet okur, Çeşme’den sonra bir de gittim Alaçatı’yı gördüm. Göresim geldiğinden görmedim, ana baba ısrarı daha çok. İlle de git, gör diye yalvardılar. Peki sen ille de gidip görmeli misin? Hayır. Böyle bir zorunlulukta bırakma kendini. Kendini ‘yabancı ülke sokağında yürür gibi’ hissetmek isteyenler gitsin. Diğerleri uyusun.

    Gittim de ne oldu? Yoruldum. Kendimi Yunan mimarisinin sıcak kollarına bırakmak istedim en başta. Ama henüz sokağa bile girmemişken karşımda bana gülümseyen T-Box zımbırtısı hayallerimi yine yerle bir etti. Uzunca bir süre de etkisinden kurtulamadım. Sen de devamını oku »


  5. Trt: Canlı TV İzlemenin Keyfi

    trtAkşamları veya geceleri çalışmak durumunda kaldığımda, bir yandan da “ev hali” ihtiyaçlarımı gidermek amaçlı olarak beni dünyaya sesli ve görsel olarak bağlayacak eylemler içine giriyorum. Benim için bunların başında TRT 1, 2, 3, 4 izlemek ve TRT FM dinlemek geliyor.

    Youtube’dan video izlemek müzik dinlemek, bilgisayarınızdan parça çalmak… Şüphesiz bunlar da bu ihtiyaçları karşılayabilecek uğraşlardır. Ama yeterli olmadıkları kanısındayım. İnsan kendi iradesiyle belirlemediği bir yayın akışına tabi olmak; canlı canlı tv izlemek, radyo dinlemek istiyor. Zaten böyle bir ihtiyaç olmasaydı, örneğin bir “Lig TV” ne kadar da anlamsız olurdu. Önemli olan maçı izlemek değil çünkü, önemli olan canlı izlemek. devamını oku »


  6. Yazarlarımızın Profilleri

    Sakinkafa ile bu işe giriştiğimizde, Sakinkafa’nın geyik, nostaljik, ufacık tefecik yazılarla doldurma gayreti içerisindeydik… Futbolcular, popüler kültür ikonları, çocukluktan kalan eğlenceli anektodlar vs… Ayasophia da aramıza katıldığında bu yönde yazmaya başlamıştı, ancak sonra sitemizde ayrı bir akım oluşturmaya başladı Ayasophia. Entellektüel, dili bazen ağır, edebiyat, felsefe içeren yazılar… Ayine’nin de ona katılmasıyla daha güçlenen Ayasophia akımı yavaş yavaş sitenin ana karakterini oluşturmaya başladı sonra… Sakinkafa ile ben kuruduk kaldık. Şimdi bakıyorum da herangibiri ve Persephone da bu akıma dahil oldu. İyice güçlendiler… devamını oku »


  7. londra-1

    Geçen hafta mesleki bir eğitim için işyerim beni bir haftalığına Londra’ya gönderdi. Açıkçası ilk kez Türkiye toprakları dışına adım atacak biri olarak oldukça heyecanlıydım, farklı bir ülke görmek, farklı ülkelerden, kültürlerden gelen ve aynı meslekten olan insanlarla tanışmak benim için ilginç bir deneyim olacaktı. Ve bu deneyimin sonucu olarak şimdiden belirteyim ki; ben de artık yurtdışı görmüş biri olarak, “ille de vatanım” diyenler kervanına katılmış olmanın haklı gururunu yaşayanlardanım:) devamını oku »


  8. Aldat(ıl)mak

    42-19618858Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum… Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim?

    Bir çoğumuz için, bu konu hakkında  ahkam kesip “tu kaka!” ya da “çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!” demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz.

    Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . … İnsanı ister istemez, konuya başka bir bakış açısından bakmayı da öğretiyor zamanla. En azından hemen yargılamayıp, asıp kesmemeyi öğreniyorsun insanları. Düşünüyorsun biraz….”Madalyanın iki yüzü” olayı. devamını oku »


  9. Chronicle Dergisi

    kapak-7Bayilerde, kitapçılarda pek göremezsiniz Chronicle isimli dergiyi… Kendisini, biyografi dergisi olarak tanımlıyor Chronicle. Tabi sadece kişilerin biyografileri değil, markaların, mekanların biyografilerini de içeriyor dergi. Bu haliyle bir mikro tarih dergisine dönüşüyor. 2005 yılından beri sessiz sedasız çıkan, Chronicle 3 ayda bir yayınlanıyor.

    Gözlemlediğim kadarıyla, dergiyi okuyanlar ya çok sıkıcı buluyor, veya çok beğeniyorlar dergiyi. Bunun sebebi, algı dünyamız içindeki konulardansa, bilmediğimiz konulara odaklanıyor olması. Örneğin ilk sayısının kapak konusu: Esrarengiz İstatistikçi Mübarek Galip Eldem… Türkiye’nin önemli ve pek göz önünde olmayan ailelerinin biyografileri de derginin başlıca konularından birisi. Bunun yanında belirli bir hikayesi veya sosyolojik değeri olan markaların hikayelerini de anlatıyor dergi. İzmir’in Altın Damla Kolonyası gibi…


  10. Uyanmak: Bir devrim fikri!

    Öncelikle dinleme parçası: Mor ve Ötesi – Uyan (Canım kardeşim, bak senin ellerinde hayatımız…)

    wakeupneo“Mor ve Ötesi Solculuğu” diye bir kavram var. Onlardan değilim çok şükür. Lakin bazı şarkıları oldukça iyidir. Özellikle de bu “Uyan” ismindeki. Hani uyanmak özellikle Marksist literatürde “bilinçlenmek” manasına kullanılır, yahut teolojik anlamda “diriliş” içindir. Fakat oldukça basit bir biçimdeki sözlük anlamı ile ilişkili bu yazı. Fiziksel olarak uykudan uyanmak meselesi ile ilgili birkaç gündür yaşadıklarımı geçmişteki tecrübelerim ile buluşturmak niyetindeyim. Hani yazıya bir girsem “Aaa evet, ben de aynen böyle oluyorum” diyeceksiniz. Ben de daha ne kadar Cem Yılmaz’a öykünebilirim onu göreceğim. Bir girebilsem yazıya… devamını oku »