1- Tim Burton-Johnny Depp ikilisinin yine yeniden bir araya geliyor olmalarından dolayı çok büyük beklentiye girmeyin, fena oluyor sonra. Bir de fantastik film sevmeyenlerdenseniz eğer…
2- Sağ, sol, ön ve arkadan en az 3 koltuk yakınlıkta çocuk oturuyor olmasın. Her şeye gülüyor, şaşırıyor, tepki veriyorlar. O da olmazsa birbirlerini ağlatıyorlar. Arkadaşınız “çocuklar için sopa getirseydik yanımızda, sesleri çıktıkça kafalarına indirirdik” dediğinde, “ama yazııık, çocuk onlar” demeyin. Bırakın baksın icabına.
3- Gerekirse 3D’den feragat etmeyi göze alın ve fakat sakın Türkçe seslendirmeli izlemeyin. (orijinal seslendirmeli gösterimlerde çocuk faktörü de olmuyordur, hatırlatalım ayrıca)
4- “Bir kuzgun neden çalışma masasına benzer?”e mantıklı bir cevap aramayın.
5- Hava günlük güneşlikse gününüzü sinema salonunda ziyan etmeyin. Başka bir akşam gidersiniz nasıl olsa.
bugün 0, toplam 32 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- bir kuzgun neden bir çalışma masasına benzer
- bir kuzgun neden çalışma masasına benzer
- bir kunduz neden çalışma masasına benzer
- bir kuzgun neden bir çalışma masasına benzer cevabı
- bir kuzgun neden çalışma masasına benzer sorusunun cevabı













ödediğimiz eğlence vergisinin israfına dair kanıt.
cocuk faktöründen baska bi de filmdeki aktörlerin hayrani genc kizlar (ergenler demek daha dogru olabilir, cocukluk ve genclik arasinda kalmislar) var.. bir defasinda bir arkadasimin israri uzerine twilight ‘a gitmistik birlikte (evet, itiraf ediyorum, gercekten gittim, o sirada vizyondan olan filmlerin cogunun hollandaca olmasi da bu kararimda onemli rol oynadi). her neyse, film sürekli bu filmdeki basaktorleri olan iki cirkin adamin her sahnesinde bu kizlarin cigliklariyla kesildi.. hani televolelerden olur ya, konserde seyircilerin arasinda benzer profilli kizlar “tarkaan” diye bagirir.. iste cok benzer bir goruntu (salon karanlik olsa da tahmin edilebilir), bu buyuk hollanda sehrinin guzide sinema salonunda yasandi.. zaten kotu olan film hic cekilmez oldu, ayrica hikaye hakkinda ve onceki bolumu hakkinda hicbir fikrim olmadigi icin ekstradan sıkıldım.
onumuzdeki hafta Alice in Wonderland’e gidiyoruz.. hafta ici aksam seansinda belki cocuk olmaz ama yine de uzunca bir sopa tasimak iyi fikir olabilir.
–bu da boyle uzunca bir yorum oldu..–
ben filmi çok sevdim, neden bilmiyorum. 2 boyutlu olsun, düblajsız olsun taraftarıydım. öyle de yaptım.
hikayenin orijinaline sâdık kalınmaması bir yana, tim burton’ın giderek daha “insancıl” birine dönüştüğünü zannediyorum. zira eski filmlerindeki o som umutsuzluk hâlinin yerine bu filmde cidden güzel bir hikaye ve final var.
alice’in bir türlü wonderland’de olduğuna inanmaması ve sürekli, “neden uyanamıyorum bu rüyadan?” diye sorgulaması zaman zaman yaşadığım bir his olduğundan, empati yaptım biraz galiba :)
ama itiraf etmeliyim, beklentim daha büyüktü… “şapkacı” Johnny Depp’in hikayesinin daha acıklı olması da cabası. hem Alice neden Wonderland’de kalmaz ki? onu gerçek dünyaya çeken nedir?