Efendim, çok ilginç bir dönemdir. 1700 lü yıllarda Sir Isaac Newton’un F=ma ile ünlenmiş klasik fizik’in temellerini atmasının üzerinden yaklaşık iki asır geçmiştir. Gel zaman git zaman, gözle görülebilir boyuttaki nesnelerle alakalı fizik kanunları keşfedilmiş, bir de üstüne üstelik; ışık’ın yapısı, elektrik ve manyetik alanlarının birbiri ile olan alakası Maxwell tarafından 1860’lı yıllarda formülize edilmiştir. Tüm bu gelişmelerin üstüne, birçok kişide “fizik ile alakalı bulunabilecek herşey bulundu, bundan sonra uğraşmaya gerek yok” ortak kanısı hâkim olmuş, fizik PhD’si yapmaya yeltenen bir çok tıfıl’a da, “ne işin var da fizik doktorası yapıyorsun, git karnını doyurabileceğin başka bir iş yap” denmiştir. Düşünün öyle bir zaman dilimi.
Malum insanoğlu her zaman elinin ulaşamadığı şeyleri merak eder durur, gökyüzüne bakar bakar, bu cisimler niye böyle hareket ediyor diye sorar. Ya da acaba bu tuttuğumuz cisimlerin en küçük yapıtaşı nedir, vücudumuz neden yapılmıştır (rahat batıyor herhalde kimisine). Bu sorular böyle uzayıp gidebilir. Bu bahsettiğim devirde de küçücük, miniminnacık cisimlerle (elektron, foton, nötron, proton vb.) uğraşırlarken farkederler ki, bu arkadaşlar tahmin ettiğimiz klasik fizik kanunlarına göre değil, kendi kafalarına göre takılmaktalar. Gene kendine hakim olamayan bazı insanlar, nedir bunun aslı astarı diye sorarlar. Çıkan cevap aslında oldukça ilginçtir, bu arkadaşlar kimi yerde parçacık (particle) gibi gezinirlerken kimi zamanda dalga (wave) halinde hareket etmektedirler. Evet sevgili okur, ben de anlamıyorum nasıl oluyor bu iş, hem parçacık hem dalga olarak hareket etmek (wave particle duality). Valla bin bir türlü ispatı var, merak edenler ailemizin britannicası wikipedia’dan yararlanabilirler.
Bu gelişmelerin üstüne kafası karışan sevgili bilim adamlarımız çok çok düşünmüşler, nasıl olurda bu durumu modelleriz, tüm bu bildiklerimizi Newton’un zamanında yaptığı gibi küçücük bir denklemde ifade ederiz diye sormuşlar. De Broglie diye bir amcamız klasik fizik’in önemli parametrelerinden biri olan momentum’u dalga boyuna bağlayan formülü bulduktan sonra, sahneyi kedisi ile meşhur Schrödinger almış. Zurih üniversitesinde öğretim üyeliği yaptığı 1926 yılında iki üç haftalığına meşhur isviçre alplerinde bir villa kiralayarak, karısını evde bırakıp sevgilisi ile tatile gitmiş. Artık orda ne olmuş ise, elektronların hareketini modelleyen basit gibi gözüken (kimisine o da karmaşık gözükebilir, göreceli) denklemi bulup geri dönmüş. [Gereksiz bir bilgi daha sıkıştırayım araya; o zaman ki dostu matematikçi Herrman Weyl’de bu durumu “late erotic outburst” diye adlandırmış.] Neyse yine bu denkleme dönersek, efendim bu öyle bir denklem ki yazması kolay ama çözmek için babayiğit olmak gerek. Hoş, o da sadece hidrojen atomu için yeterli olabiliyor. Onun haricindeki sistemler için de kesin çözümü yok bu denklemin, yaklaşımlar yaparak bazı sonuçlar elde edilebiliyor.
Schrödinger’in denklemi bulması üstüne bilim dünyasında bir anda karizması yükselmiş tabii. Fırsat bu fırsat diyen Heisenberg de, belirsizlik prensipini ortaya atmış. Efendim bu prensip kısaca der ki; eğer bir parçacığın yerini biliyorsanız, hızını bilemezsiniz ya da hızını biliyorsanız, yerini tespit edemezsiniz. Yani öyle E5 göztepe kavşağının orda 120 km hız ile gidiyordu diye rapor etmeye benzemez bu iş.
Newton mekaniğinden kuantum mekaniğine geçişi anlatırken atlanmaması gereken iki önemli kişi daha var (aslında çok çok daha fazla ama uzatmayayım). Birincisi tabii ki Einstein, ikincisi de Niels Bohr. Einstein 1905’te, ki Einstein’ın mucize yılı diye de bilinir, 3 tane bilim dünyasını sarsan makale yayınlıyor. Gelin görün ki, bunların direk olarak kuantum mekaniğine bir faydası yok, hatta Einstein’ın kendisinin de direk olarak bir katkısı yok. Amma velakin dolaylı olarak yaptığı katkılar çok önemli. Nasıl oluyor bu iş? Şöyle ki; Niels Bohr’un kuantum mekaniğinin geliştirilmesinde önemli bir rolü var. Fakat kendisi işin daha çok matematiksel çıkarımlarını yapıyor ve bunların doğruluğuna inanıyor. (Örnek verecektim ama yazının çok uzadığını farkedip, vazgeçtim). Einstein da devreye burda giriyor, ortaya atılan teorilerin altında yatan fiziksel gerçeği anlamak istiyor, bu yüzden de antitez olabilecek bin bir türlü düşünce deneyleri (thought experiments) öne sürüyor. Bohr’un ömrünün önemli bir kısmı da bu antitezleri çürütmek ve Eisntein’ı ikna etmekle geçiyor. (Galiba biraz kendini ezik hissediyor Einstein’a karşı :) ) Bunlar da tarihe Bohr-Einstein debates olarak geçmiştir efendim. O kadar ki; günün birinde Bohr Einstein’ı ziyarete geliyor, tren istasyonunda karşıladıktan sonra faytonla eve gitmek için yola çıkıyorlar, tartışmaya o kadar dalıyorlar ve kesmemek istiyorlar ki, eve varınca faytoncuya tekrar tren istasyonuna gidip dönmek istediklerini söylüyorlar. Bu kadar da kendilerinden geçmişler yani. Her ne kadar Bohr çok çırpınsa da Einstein ölene kadar tam olarak ikna olmuyor bu teorinin doğruluğuna, kendisi de yeni bir şey sunamıyor ve çareyi “tamam kuantum teorisi doğrudur ve bazı sistemleri açıklayabilmektedir ama hâlâ eksik bir teoridir” diyor.
Sıra, resmin hikayesinde. Brüksel’de bulunan International Solvay Institutes for Physics and Chemistry 1911 yılında bir konferans düzenliyor, dünyanın da ilk uluslararası fizik konferansı olarak kabul ediliyor. Bunun tuttuğunu görenler belli aralıklarla bu konferansı düzenlemeye karar veriyorlar. Ki, beşincisi 1927 yılında düzenleniyor. Konferansın konusu, Bohr’un öne sürdüğü Kuantum Mekaniğinin Kopenhag yorumu. Konferans esnasında Einstein, Heisenberg’in belirsizlik prensipini “Tanrı zar atmaz ya da kumar oynamaz (God does not play dice)” diye eleştirince Bohr’dan “Einstein, Tanrı’ya ne yapması gerektiğini söylemeyi bırak cevabını alıyor (Einstein, stop telling God what to do)”. Öyle de birbirlerine ayar verdikleri bir ortam :) Bir de ek olarak şunu söylemekte fayda var, katılan 29 kişinin 17 si ya o zamana kadar ya da ondan sonra Nobel ile ödüllendirilen kişiler. Eğer zamanında birisi o konferansa bombalı saldırı falan düzenlese imiş, şu an kullandığımız teknolojinin çok çok gerisinde kalacaktık. Ruhları şâd olsun :)
bugün 0, toplam 52 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- fizikçi olmak
- 19 ve 20 yy da fizik
- 19 yy fizik
- 20 yy sonu ne demek
- 20 yy da fizik













e masumiyet müzesi’nden bahsetmemişsin hiç :)
bende 21.yy da kimya okuyup kaç koordinat sistemi olduğunu bilmemekle ilgili yazı yazcamm abi:)
Edison-Tesla çekişmesini de okumak isteriz sizden.
masumiyet müzesinin kuantum ile olan ilişkisinin olduğu quantization olayından burda hiç bahsetmedim, bir daha ki sefere inşallah :) (seslisözlük quantization’ı kuvantumlama olarak türkçeye çevirmiş, artık hangisi hoşunuza giderse)
The Prestige filmini bir kez daha seyredirsem, neden olmasın :)
Einstein’ın yanındaki Altemur Kılıç mı?
Çok beğendim benzerlerini beklerim:)
çok keyifli bir yazı, uzamasın diye yazmaktan vazgeçtiğiniz yerleri de yazsanız olurmuş:) iyi çalışmalar dilerim.