Sakin kafa sakin vücutta bulunur

“Tutkularını haklı çıkarmak için aklını küçük düşürmektense,
tutkularına bile bile boyun eğmek yeğdir.”
Jean Rostand

2008 Geçip Gidiyorken

31 Ara 08 (4:20) | ayasophia yazdı | Gündem | 0 yorum

Adettendir, yıl biterken, gazetelerde televizyonlarda dergilerde hep bir “bu yıl neler oldu bitti” tarzında haberler yapılır. Herkes bir kulağından tutar meselenin, tabi olan biten de o kadar hızla olup bitmiştir ki, hiçbir şey tam hakkıyla hatırlanamaz. Zaten birileri istatistik yapmışlar, Türkiye’de medya hafızamız 22 günmüş efendim. Bu durumda, 22 gün öncesini zar zor hatırlayan insanlar olarak, 2008 yılında neler olduğunu yahut ne gibi gündemlerle meşgul olduğumuzu hatırlamak da hep cazip gelmiştir. Nostalji duygusunun, yeni yıl aromalı bir yeniden sunumudur esasında bu da, aslında ne yapıldığını ben hiçbir zaman anlamamışımdır. Hani günü 24 saate bölmek gibi ilginç bir hastalığın neticesidir bence. 2008 geçti gidiyor işte, geride bıraktığı bir şey yok. Kim demiş, yıllar insanlara bir şeyler bırakır diye? Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası kadar yapaydır yani.

Yine de durup düşünmek iyidir bazen. Yastığa başını koyduğunda o gün neler olup bittiğini düşünen çocukluğum kadar güzeldir hatta. Öyle ki, çocukken en fazla insanın gününde platonik aşık olduğu mahalledeki kız vardır, o günkü maçta kavga ettiği arkadaşıyla nasıl barışabileceğine dair ince fikirler dolaşır, “büyüyünce ne olacaksın?” sorularına verilecek cevaplar olur. İlla ki, o günün küçük muhasebesinde uykuya mani heyecanlar da olur. Ama nihayet uyunur da, henüz anlaşılamayan rüyalar gelip geçer bilinçten. Ertesi gün unutulur. 2008 de işte böyle çocuksu bir unutma, heyecanlanma, umutlanma arasında gidip geldi sanki bana. Nasıl ki bu ayrıştırmaya çalıştığımız zaman meselesi, bir şeye kadir olduğundan değil de, sürekli bir devinime sahip olduğu için ezip geçiyor bizi; 2008 de işte herkese göreceli bir zamandı ve geldi geçti diyesim geliyor sadece. Madem ki herkes kendince yaşadı geçti 2008′i, ben de ben ne yaşadım bu sene onu anlatayım, siz de çıkarın kendi payınızı sevgili, gözlerinden öptüğüm okurlar.

Nedendir bilemiyorum, her yıl Aralık ayına girerken bir hüzündür kaplar beni. Önemli tarihler sanki hayatımda, doluşmuşlardır içine. Türkiye yakın tarihi açısından da Aralık böyledir hep nedense. Kasım ve Ekim devrimlerin aylarıdır ya bir de. Eylül’ün sonbahar kadar, darbe dolu zamanlara referansı da hüzün verir. Sonbahar kendisi mi sebeptir bu hüzne yoksa, biz hüznümüze bahane mi kılarız mevsimleri düşünmek lazım. Sanırım, hayatımın en acayip zaman dilimini yaşadım bu sene. Türkiye’de değişen çok şey vardı belki, dünyada ciddi dönüşlere sebep olabilecek gelişmeler oldu. Obama başkan seçildi, Ekonomik kriz geldi. Karl Marx bir kez daha haklı çıktı, not edin. Yakın zamanda, “medeniyetler çatışması” tezinin sahibi olan Huntington öldü. Hamas yine saldırdı, İsrail yine “cevap” verdi. Bombalar, yıkımlar, ölümler, kalımlar… Tabi bunlar ancak ve ancak hayatı gazetelerden, televizyonlardan, dergilerden yahut internetten takip ederseniz göreceğiniz şeyler.

Oysa 2008′de misal ben, aşık olmaya çalıştım. Olmadı. Kimse de haber yapmadı ayrıca. Ya da ne bileyim, yazın oynanan Avrupa Şampiyonası maçlarından birini otobüste radyodan dinledim. Benle beraber 48 kişi daha dinledi. Tam kapatmıştık ki radyoyu, maçın beraberliğe gittiğini öğrenip tekrar açtık. Çok güzel bir kitap okudum. Hayatımı baştan sona bir kasvete bürüdü uzunca bir süre. Yine haber olamadım gazete köşelerinde, en azından sevgilisi ile işbirliği yapıp kocasını öldüren kadın kadar yer hak ettiğimi düşündüm hep. Kocası ile sevgilisinin aynı kişi olmadığını fark edince yaşadığı tereddütü o kitaptan okumuştum oysa. Sakinkafa.com kuruldu 2008′de bir de. Hayatımda değişiklik oldu diyebilirim bir bakıma. Yeni insanlar tanıdım, yeni şeyler öğrendim, biraz güldüm, biraz üzüldüm. Bir sitenin de sayfada durduğu gibi durmadığını anladım.

Amca olacağımı öğrendim. Nasipse, bu yaza bir kız yeğenim olacak. Yeni bir hayatın, yirmi yıldır üyesi olduğum bu ailede bir değişiklik getireceğine inancım tam. En azından üç erkek kardeşin arasında, küçük şirin bir varlığın babama ve anneme neşe vereceğini umuyorum. Doğumlar, eğer çok ünlü bir çocuk değilse, haber olmuyorlar gazetelerde. Karamsarlığa batıyoruz sürekli. Karanlık, karanlık üstüne çöküyor. Bu sene çokça sorguladık ya adaleti, adil midir bu kendimize kurduğumuz dünya? Yetmiş milyonluk bir ülkede, “haber değeri” kazanan olayların hep Ay’ın karanlık yüzünden geliyor olması, adalet duygumuzun, vicdan mekanizmamızın neresinde duruyor?

2008 geçerken bir kez daha fark ettim ki, 2000′den sonra durdurmuşum zamanı. Milenyum heyecanından mıydı bilemiyorum, sanki her yeni yıl 2000′lere atılan bir adım gibi geliyor bana. 1900′e girerken de böyle düşünmüş müydü acaba insanlar? 1908′e girerken takvimler, insanlar “ulan ne zaman geldi geçti bu 1900 senesi” diye iç geçirdi mi benim gibi? Yeni yılın umut aşılaması gerekirdi oysa öğretilmiş kutlama retoriğimizde. “Dünya barışı, sağlık ve mutluluk” diliyorum derdi eskiden yılbaşı programlarının ünlüleri. Kaç senesiydi hatırlamıyorum ama, Hülya Avşar bir programını “üç boyutlu” yaptığını iddia etmişti yılbaşında. Gözlük dağıtmışlardı gazete ile. İlla ki dansöz oynardı televizyonda. Eskiden yılbaşından yılbaşınaydı demek ki, dansöz merakımız. Şimdi her köşe başında bulmak mümkün neredeyse.

Zoraki bir batılılığımız, zoraki bir medeniliğimiz, zoraki bir kutlama hevesimiz, umut etmek zorundalığımız varken, 2008′i kapatıp, 2009′a yol almanın neresi “yeni” diye sorarsanız, susup kalırım belki de. “Seneye görüşürüz” gibi şakalar hala yapılıyor. Karikatürlerde, yaşlı ve üzerinde 2008 yazan bir amca yerini 2009 yazan kıyafetiyle bir bebeğe bırakıyor hala. “Yılın son maçı”, “Yılın ilk meclis oturumu”, “yeni yılın ilk bebekleri” gibi klişeler her zamanki heyecanını koruyor. Televizyonda ismi “yeniyıl” olan bebekler görmek eskimedi bir türlü. Bir yıldan ne beklenir ki ey insanlar? Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası kadar manasız bir şey işte dedim ya. 2009 bize ne getirebilir ki? 2008′de bahçesine buğday eken adam, 2009′dan portakal bekliyorsa… İnsan hiç değişmiş midir?

Hadi herkese iyi yıllar…

Bu yazı ayasophia tarafından yazıldı;

ayasophia – yayınlanmış 211 yazısı bulunmaktadır.

31 Temmuz 2008'de "Batman'in Sarsılmaz Karizması" başlıklı yazısıyla sakinkafa.com ailesine katılan "ayasophia", sosyal bilimci olmanın getirdiği bakış açısını yazılarına yansıtmış, birikimleriyle sitemizin "Kültürel Köşe"sinin bel kemiğini oluşturmuştur. Editörlerimizden "ayasophia", halen ulusal bir gazetede meslek hayatını sürdürmekte, popüler konular üzerine yaptığı sosyolojik çıkarımları ile ilgi çekici yazılara imza atmaktadır.

Tüm Yazıları

.

bugün 0, toplam 2 defa okundu...

Bunu okuyan bunları haydi haydi okur:

  • Yeni Yıldan Beklentilerimiz (8)
    ...
  • Takvimlerden haberin yok mu… (3)
    Her yilbasi geldiginde ayn...
  • İsmet Berkan’ın Yeni Yıl Kararları (0)
    İnsanın en garip özelliklerind...
  • İncirli Biskrem’in İzinde… (15)
    Bir arayışın hikayesidir bu ya...


sakinli(n)k beğenme ve paylaşma servisi:


Yorum yazmaca








  • E-Posta Adresiniz:

    sakinkafa.com RSS Servis Müdürlüğü


  • Sakinkafa Motto ServisiSakinkafa TVPopüler Kültürden İkonlarAnca LafÇocuklardan Radikal SorularBomba EsprilerimZamana İsyan Eden ŞarkılarZamanın İsyan Ettiği ŞarkılarMıymıyın Tırişkadan Tantanalarıekşi gözlük
  • sakin down 10

    • VPEK-6 Halkbank’ta Kuyru.. (1)
    • Schmidt ve bazi seyler hakkind.. (1)
    • Mikrodalga Fırında Çarşaf Kuru.. (1)
    • Kadinlar, alis-veris ve cinnet.. (1)
    • Super Mario Rampage (1)
    • Değişim, Gençlik ve Sabite (1)
    • Abartınca oluyor mu? (1)
    • Hayattan Notlar… (Bir de.. (1)
    • Sakinkafa Haberleşme Aparatı (1)
    • Katil bahcivan! (1)
  • google & sakinkafa

    • atari salonu oyunları mustafa
    • clint eastwood
    • israil
    • mabel matiz merak ediyorum şarkı sözü
    • mabel matiz merak ediyorum şarkı sözleri
    • Afilli Filintalar
    • pierre loti nasıl gidilir
  • sohbet muhabbet

    • rumuz: ah ah birde atılan terlikleri bilseydi yavrucağız sayma yetisini hepten kaybederdi...
    • ayasophia: ben orhan pamuk’un herhangi bir karakterinin o mertebede bir âşık olamayacağını...
    • Konstantiniyye: Belki de tüm anlamlandırmalar Rüya’da ve Rüyayla anlamlandığı için öldürür...
    • arda: bence kar tatilindeler :)
    • eda: kişi kendisiyle başbaşa kaldığında varoluşunu hatırlaması tefekküre girmesiyle oluyorsa...
    • DOLPHIN: Yorumum genel olarak tüm sakinkafa yazarlarına… Sayın Sakinkafa yazarları bu...
    • burcu: fıkra gibi olmuş, Devran’ın başka maceralarını bekliyoruz :)
    • ayasophia: aslında insan bir yerde uzun süre kalınca, ister istemez “yalnızlıkR...
    • ayasophia: çocuk çok yanlış biliyor…
    • eda: yaklaşık 4-5 aydır sessiz sakin takip ediyorum siteyi, bu yazı sessizliğimi...
    • psikopat1301: tüm teknolojiler acık o yuzden siege onaer lerde war
    • bakın: inanmıyomusunuz ejderhalara ve mitolojiye bakın zayıf noktaları iç kısımlarıdır azının içi...
    • şULE BAYAR: merhaba millet anadolu yakasından en iyi nasıl gidilir
    • serdal: bende o ikizleri kelime kelime yazarak googledan bi şekilde bulmaya çalıştım tşk ederim...
    • ayasophia: bir keresinde bir japon filmini ciddiye alıp izleyeyim dedim, onda da japonca bazı...
  • sakinkafa yazarları

    • Araksi (8)
    • ayasophia (211)
    • ayine (160)
    • başkaparmak (39)
    • dilinkemigi (49)
    • ereces (10)
    • faith no more (27)
    • floridian (19)
    • herangibiri (20)
    • kirpininmordikeni (16)
    • kuzeydeki güney insanı (14)
    • mor paspas (106)
    • nisan (8)
    • Nohut (261)
    • Ortason (47)
    • pera (20)
    • persephone (36)
    • sahidüş (16)
    • Sakin Kafa (193)
    • segah (56)
    • Sizden Gelenler (136)
    • yolcu (4)
    • yulimeka (59)
  • Giriş


    Kullanıcı Adı | Kayıt Ol
    Parola | Hatırla



  • Oyun
© 2008 - 2011 Her Hakkı Mahfuzdur · sakinkafa.com · Müsekkin Marka
Sitemiz 29 Eylül 2011 tarihinden bu yana kişi tarafından ziyaret edilmiştir. İlginize teşekkür ederiz.