Sevgili yazar arkadaşlar, öncelikle hepimizin baryamını kutlarım. sevgili Floridian, sen eğer hala Amerikalardaysan, senin baryamını 2 kere kutlarım. Ailenden uzak baryam geçirdiğin için üzülürüm senin adına, şefkat duyarım. Yazarlarımızdan 2 şey isticem:
1)Sitemize yazı koyarken lütfen, wordde yazıp copy paste yapmayın. Word içerisindeki bazı kodlarda yazıyla beraber kopyalanıyor. Not defteri kullanabilirsiniz, ya da direkt yazı yazma panelinde yazın. (google için böyle yapmanız daha iyi olur)
2)Fotoğrafları, küçültüp koyalım. Yani orijinal boyutuyla, anasayfada göründüğü boyutu aynı olsun. Fotoşopta ya da başka bir programda fotorafın boyutunu küçültelim, sonra koyalım. Anasayfada küçük görünüp üzerine tıklayınca kocaman olmasın.
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
-
-
Amerika’da Bayram Arefesi
30 Eyl 08 (9:55) | floridian yazdı | Gündem, Hayattan Detaylar | 0 yorum
Yurtdisinda yasiyorsaniz, interneti acip, icinizdeki buruklugu gidermek icin (ya da belki de daha da artirmak icin) o site senin bu site benim dolasmak belki de o kadar makul bir cozum degildir bayram arefesinde. Bilemiyorum. Ancak haber sitelerinde, forumlarda, yorumlarda gorunenler her zaman buruklugu daha da artirici oluyor(mus) insanin zihninde, gonlunde. Bak iste bunu biliyorum.Gazetenin birinde, yazarlardan birisi, bir programda, gectigimiz yil vefat eden annesi hakkinda sorulan bir soruya
-
Pazar-ertesi Gününün Zorluğu
29 Eyl 08 (18:01) | Ortason yazdı | Okul Hayatı | 6 yorum
Yoğun bir haftanın yorgunluğunu attıktan sonra tekrar hafta başına gelmek hiç güzel gelmez insana. Gerçi ben pek dinlenemiyorum. Çünkü dershanem pazar, cumartesi, perşembe günleri olduğu için dinlenmek bize yani öğrencilere haram gibi bir şey. Ama yine de pazartesi günü geldiği zaman sinir oluyorum.Eskiden yani ilkokuldayken pazartesi benim için daha bir eziyet gelirdi. Akşam erkenden yatıcaksın da sabah kalkıcan ohooo uzun iş. Bir de kalkınca sinirli oluşum beni bile sinir ederdi. Şuan da aynı şeyler oluyor da o kadar değil. Alıştık artık. Pek uyuyamadığım için. Sabah kalkıp okula gidip eve geri dönünce insanda yorgunluk diz boyunu aşıyor böyle olunca da insan pek ders çalışmak istemiyor. Ama mecburi diyorum ve başlıyorum ders çalışmaya.
-
Anca Laf -1- Bunların da işi zor…
29 Eyl 08 (4:47) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Geçen gün, kuzenlerimle bir film izliyorduk. Belki izleyeniniz olmuştur. Tipik bir “yarım kalan işini tamamlamaya gelen ruh” eksenli romantik komedi filmi idi “Just Like Heaven – Cennet Gibi”. Filmde doktor bir hanım ablamız var. Filmin başında, bu esas kızın ne kadar işkolik olduğunu göstermek için kızın hastanedeki yoğun bir günü özetleniyor.İşte efendim tam bu kısmı izlerken, doktor kızın yoğunluğuna refleks olarak “doktorların da işi zor” deyiverdim. Sonra da, kabahatini bilen çocuk gibi, kuzenlerime döndüm mahçup mahçup. Gülüyorlardı. Ben de peşine bir tane daha laf patlattım “Türk film izlerse”.
Anca laf. Bu sırla yaşamak istemedim. İtiraf ettim. Huzurluyum artık. Diğer yazar arkadaşlarımıza sesleniyorum. Bu yazı dizisini kendim için başlatmıyorum sadece. Biliyorum ki siz de “anca laf” ediyorsunuz sık sık :) Katılın efendim.
-
Türk Müziği Sazları (6-Mızraplı Tanbur)
29 Eyl 08 (0:08) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 3 yorum
Mızraplı tanbur taksimleri bana bağlamayı hatırlatır. Sanki bağlamayla uzun hava çalınıyormuş gibi. Notalar arasında yumuşak geçişler yapan, titreye sallana karara ulaşan uzun mu uzun bir sapa sahip bir sazdır tanbur. Kopuzun gelişmiş şekli olduğunu söyleyenlerin yanında antik çağdan günümüze değişerek gelmiş bir saz olduğunu söyleyenler de vardır. Tanbur, yalnızca Türkiye’de kullanılma ünvanını taşıyan tek sazdır. Ayrıca Türk Müziği’nin ses sistemini perdeler üzerinde göstermesi açısından da oldukça önemlidir.
-
Linç edilmekten kılpayı kurtulduğum an
28 Eyl 08 (4:41) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 8 yorum
Birlikte büyüdüğüm kuzenlerimden M. Bey’in eski zamanlardan birşey anlattığında, genelde konuşmanın başında söylediği bir söz vardır “Sene bindokuzyüz çift sıfır”. Severim bu tabiri. Tam tarihi hatırlamadığım için ben de öyle diyeceğim…
Sene bin dokuz yüz çift sıfır… Çocukluk, ergenlik dönemleri falan. Her nesildaşım gibi, sokaktaki asfaltın tozunu alırcasına futbol maçı yapıyoruz. Çift kale… Kaleler taşlarla kurulmuş. Çoğu zaman olduğu gibi yine üst ve arka sokağımızda oturan mahalleden arkadaşlarımızı yeniyoruz. Ben defansta duruyorum tabiki.
-
Çağrı Merkezi Hikayeleri -5- Çağrı Merkezi İmajı
27 Eyl 08 (3:48) | Sakin Kafa yazdı | İş yaşamı | 4 yorum
Şu resimdeki arkadaşı görüyorsunuz. Nasıl da gülümsemiş. Mevlam yüzünden gülücükleri eksik etmesin. Kimsenin etmesin. Etmesin de, o arkadaş bir çağrı merkezinin reklamıysa neden bu kadar gülüyor. Başka bir yerde mi çalışlıyor acaba aslında.Hizmet sektöründe çalıştığınızda aslında büyük markaların, kurumsalım diye bas bas bağıran firmaların var olanı ne kadar abartıp müşteriye ne kadar yağlı ballı sunduklarına tanık oluyorsunuz. Tabiki herkes şirketinin, markasının reklamını güzel yapıp hizmetini, ürününü en iyi şekilde pazarlamak ister. Ama bütün çağrı merkezlerini
-
Fırtınada uçan çatı
26 Eyl 08 (13:34) | Sizden Gelenler yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Yaklaşık 15 senedir İstanbul’ da yaşıyorum. Ben 2,5 yaşımdayken gelmişiz İstanbul’a. Anlayacağınız kendimi bildim bileli İstanbul’dayım. Yeni geldiğimiz yıllarda haliyle köy ağzıyla konuşuyormuşum (hatırlamıyorum o yılları). Martıların tepemizden bağırarak geçtiği bir gün Sakin kafa abime ”Sakin kafa abi martıla alıyalamı?” (Sakin kafa abi martılar ağlıyorlar mı?) diye bir soru sormuşum. Sakin kafa abimde orada bulunanlara dediğimi tercüme etmek zorunda kalmış.
-
Bomba Esprilerim 9: Uluslararası arenadaki başarım
26 Eyl 08 (1:31) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 3 yorum
Espri en büyük savunma mekanizmasıdır.
Genel olarak karşı tarafa kendini iyi hissettirdiği söylenir esprinin ama asıl fonksiyonu espri alıcısının yaşamsal faaliyetlerini sekteye uğratmaktır.
-
Türk Müziği’nde Makamlar
26 Eyl 08 (1:20) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
Türk müziği’nde eserler seslerin türüne ve bu seslerin oluşturduğu dizilere göre makamlara ayrılır. Ses dediğim de burda notadır yani. Makam deyince benim aklıma bemol, diyez falan gelir. Bunlar var tabi ama, bunların dışında bir eserin makamını belirleyen bir çok kıstas vardır. Bunlardan bazılarını biliğim kadarıyla paylaşmaya çalışayım;Durak: adı üstünde duraktır bu. Eserin bittiği ses neyse durağı o olmuş olur. Pek fazla önemli değilmiş gibi düşünebilirsiniz, ne olcak yani sadece bir nota diyebilirsiniz ama hiç öyle değil.
-
Norton Antivirus’ü silmek, uninstall etmek, yok etmek!
25 Eyl 08 (13:06) | Nohut yazdı | Çözüm merkezi | 8 yorum
40 yılda 1 teknik bir şey yaptım kendi halimde bari reklamımı yapayım da şanım yürüsün. Evet genelde bilgisayarla ilgili ne sorunum olursa birilerine halletiririm, elimi hiç bulaştırmam. Norton kullanıyordum antivirüs programı olarak, ama kullananlar bilir pek yavaşlatır bu program bilgisayarımızı. Programı silmek istedim, ancak ne başlat/start menüsünde uzantısını görebildim, ne program ekle kaldırda Norton görülüyordu. Hatta C’den direk silmeyi bile kabul etmiştim sorun çıkarsa çıksın diye, ama yok oradan bile silinmedi program, hata verdi.
-
Köpek korkumu nasıl yendim?
25 Eyl 08 (12:00) | Sizden Gelenler yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Efendim benim hayvanlara karşı olan sevgim malumunuz. Başta arı olmak üzere tüm hayvanları severim. Özelliklede köpeklere karşı bambaşka bir sevgi beslerim. Onlarla vakit geçirirkenki mutluluğu başka yerde bulamam. Ev ve çevre ortamı müsait olmadığından dolayı köpek alıp besleyemiyorum. Köpekleri ne kadar çok seviyorsam bir o kadarda korkarım o şirin fakat kimi zaman canavara dönüşen tatlı hayvanlardan.
Memleketim olan Zonguldak’ta evleri ve de bahçeleri, yabani hayvanlardan korumakla görevli olan 2 adet köpek bulunmakta.
-
Keycreator ile solidworks arasındaki fark ne?
24 Eyl 08 (21:45) | segah yazdı | Bilim ve Teknoloji | 8 yorum
Okulda bize teknik resim dersimizde keycreator diye bir program öğrettiler. Sağdan soldan duyduklarıma göre bu program sanayide hiç de kullanılmayan bir programmış. O zamanlar diyordum, yahu program niye kullanılmıyor şıkır şıkır yapıyorsun herşeyi. Sonra aradan zaman geçti solidworks ile tanıştım. Çizim programı nasıl olurmuş o zaman anladım. Hayat solidworks’çülere güzel! Bir kere keycreator dediğin çizgileri yanyana getirdiğin bir program. Katı modelleme diye bir şey yok. Örnek verelim;
-
Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar..
24 Eyl 08 (10:28) | Sizden Gelenler yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Yolculuk etmeyi çok seven insanlardanım ben de. Yalnız bu yolculuk yerden 2.30 metre yüksekliğinde, içinde iki adet yatağı olan ve ferah bir ortamsa benim için ayrı bir güzellik kazanır. Anlattığım yer otobüs içi olamaz, takside de yatacak yer yok. Şimdi her şeyi başa alalım. Babam senelerdir şoför olarak işini sürdürmektedir. Babadan oğula geçen bir meslektir şoförlük(bana geçmedi yalnız).Yaklaşık 5 sene önce şu anda çalıştığı nakliye firmasına giren babam şehir içi ve şehir dışı nakliyat yapar. Bu şehir dışı içinde Şanlıurfa’ da yer almaktadır. 2 veya 3 sene önce babamla bende gittim Urfa’ ya. Ne yolculuktu ama?
-
Türk Müziği Sazları (5-Klasik Kemençe)
23 Eyl 08 (21:00) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum
Kemençe deyince aklınıza horon filan gelmesin baştan söyleyeyim. Bu karadeniz kemençesi değil, klasik kemençe. Bunda öyle çok oynanmaz. Genelde insanı hüzünlendirir. Tabi neşeli şeyler çalınmaz değil çalınır ama dokunaklı eserler çalınınca kemençeyle bir başka oluyor bence. Üç teli olan bir sazımızdır kemençe. Tarihte bir çok millet benzerlerini kullanmış, ve şimdi de kullanmaya devam etmekteler. Ne yalan söyleyeyim kim bulmuş etmiş bilmiyorum. Bildiğim bir şey ise kemençenin mızraplı tanbur ile çok iyi gittiğidir.
-
Çocukluğumun parçası olan markalar
23 Eyl 08 (14:10) | Nohut yazdı | Ikonografi 90'lar | 2 yorum
1) Cheetos: Çizgi filmli reklamı yüzünden, Cheetos kaplanı, Cheetos görünce gözleri yerinden fırlar, titreme gelir, Cheetos’a koştururdu. Hiç öyle eğlenceli bir reklam görmemiştim hayatımda, 5-6 yaşındaydım. O zamanlar videodan film, çizgifilm izlerdik. Reklamlar videoda filmin arasına konulurdu. Hani dvdden birşey izlerken araya reklam girmesini düşünün aynen öyle.
















