sakinkafaatari oyunları

  1. Sevgili yazar arkadaşlar, öncelikle hepimizin baryamını kutlarım. sevgili Floridian, sen eğer hala Amerikalardaysan, senin baryamını 2 kere kutlarım. Ailenden uzak baryam geçirdiğin için üzülürüm senin adına, şefkat duyarım. Yazarlarımızdan 2 şey isticem:
    1)Sitemize yazı koyarken lütfen, wordde yazıp copy paste yapmayın. Word içerisindeki bazı kodlarda yazıyla beraber kopyalanıyor. Not defteri kullanabilirsiniz, ya da direkt yazı yazma panelinde yazın. (google için böyle yapmanız daha iyi olur)
    2)Fotoğrafları, küçültüp koyalım. Yani orijinal boyutuyla, anasayfada göründüğü boyutu aynı olsun. Fotoşopta ya da başka bir programda fotorafın boyutunu küçültelim, sonra koyalım. Anasayfada küçük görünüp üzerine tıklayınca kocaman olmasın.


  2. Amerika’da Bayram Arefesi

    Yurtdisinda yasiyorsaniz, interneti acip, icinizdeki buruklugu gidermek icin (ya da belki de daha da artirmak icin) o site senin bu site benim dolasmak belki de o kadar makul bir cozum degildir bayram arefesinde. Bilemiyorum. Ancak haber sitelerinde, forumlarda, yorumlarda gorunenler her zaman buruklugu daha da artirici oluyor(mus) insanin zihninde, gonlunde. Bak iste bunu biliyorum.

    Gazetenin birinde, yazarlardan birisi, bir programda, gectigimiz yil vefat eden annesi hakkinda sorulan bir soruya


  3. Pazar-ertesi Gününün Zorluğu

    Yoğun bir haftanın yorgunluğunu attıktan sonra tekrar hafta başına gelmek hiç güzel gelmez insana. Gerçi ben pek dinlenemiyorum. Çünkü dershanem pazar, cumartesi, perşembe günleri olduğu için dinlenmek bize  yani öğrencilere haram gibi bir şey. Ama yine de pazartesi günü geldiği zaman sinir oluyorum.

    Eskiden yani ilkokuldayken pazartesi benim için daha bir eziyet gelirdi. Akşam erkenden yatıcaksın da sabah kalkıcan ohooo uzun iş. Bir de kalkınca sinirli oluşum beni bile sinir ederdi. Şuan da aynı şeyler oluyor da o kadar değil. Alıştık artık. Pek uyuyamadığım için. Sabah kalkıp okula gidip eve geri dönünce insanda yorgunluk diz boyunu aşıyor böyle olunca da insan pek ders çalışmak istemiyor. Ama mecburi diyorum ve başlıyorum ders çalışmaya.


  4. Geçen gün, kuzenlerimle bir film izliyorduk. Belki izleyeniniz olmuştur. Tipik bir “yarım kalan işini tamamlamaya gelen ruh” eksenli romantik komedi filmi idi “Just Like Heaven – Cennet Gibi”. Filmde doktor bir hanım ablamız var. Filmin başında, bu esas kızın ne kadar işkolik olduğunu göstermek için kızın hastanedeki yoğun bir günü özetleniyor.

    İşte efendim tam bu kısmı izlerken, doktor kızın yoğunluğuna refleks olarak “doktorların da işi zor” deyiverdim. Sonra da, kabahatini bilen çocuk gibi, kuzenlerime döndüm mahçup mahçup. Gülüyorlardı. Ben de peşine bir tane daha laf patlattım “Türk film izlerse”.

    Anca laf. Bu sırla yaşamak istemedim. İtiraf ettim. Huzurluyum artık. Diğer yazar arkadaşlarımıza sesleniyorum. Bu yazı dizisini kendim için başlatmıyorum sadece. Biliyorum ki siz de “anca laf” ediyorsunuz sık sık :) Katılın efendim.


  5. Mızraplı tanbur taksimleri bana bağlamayı hatırlatır. Sanki bağlamayla uzun hava çalınıyormuş gibi. Notalar arasında yumuşak geçişler yapan, titreye sallana karara ulaşan uzun mu uzun bir sapa sahip bir sazdır tanbur. Kopuzun gelişmiş şekli olduğunu söyleyenlerin yanında antik çağdan günümüze değişerek gelmiş bir saz olduğunu söyleyenler de vardır. Tanbur, yalnızca Türkiye’de kullanılma ünvanını taşıyan tek sazdır. Ayrıca Türk Müziği’nin ses sistemini perdeler üzerinde göstermesi açısından da oldukça önemlidir.


  6. Birlikte büyüdüğüm kuzenlerimden M. Bey’in eski zamanlardan birşey anlattığında, genelde konuşmanın başında söylediği bir söz vardır “Sene bindokuzyüz çift sıfır”. Severim bu tabiri. Tam tarihi hatırlamadığım için ben de öyle diyeceğim…

    Sene bin dokuz yüz çift sıfır… Çocukluk, ergenlik dönemleri falan. Her nesildaşım gibi, sokaktaki asfaltın tozunu alırcasına futbol maçı yapıyoruz. Çift kale… Kaleler taşlarla kurulmuş. Çoğu zaman olduğu gibi yine üst ve arka sokağımızda oturan mahalleden arkadaşlarımızı yeniyoruz. Ben defansta duruyorum tabiki.


  7. Şu resimdeki arkadaşı görüyorsunuz. Nasıl da gülümsemiş. Mevlam yüzünden gülücükleri eksik etmesin. Kimsenin etmesin. Etmesin de, o arkadaş bir çağrı merkezinin reklamıysa neden bu kadar gülüyor. Başka bir yerde mi çalışlıyor acaba aslında.

    Hizmet sektöründe çalıştığınızda aslında büyük markaların, kurumsalım diye bas bas bağıran firmaların var olanı ne kadar abartıp müşteriye ne kadar yağlı ballı sunduklarına tanık oluyorsunuz. Tabiki herkes şirketinin, markasının reklamını güzel yapıp hizmetini, ürününü en iyi şekilde pazarlamak ister. Ama bütün çağrı merkezlerini


  8. Fırtınada uçan çatı

    Yaklaşık 15 senedir İstanbul’ da yaşıyorum. Ben 2,5 yaşımdayken gelmişiz İstanbul’a. Anlayacağınız kendimi bildim bileli İstanbul’dayım. Yeni geldiğimiz yıllarda haliyle köy ağzıyla konuşuyormuşum (hatırlamıyorum o yılları). Martıların tepemizden bağırarak geçtiği bir gün Sakin kafa abime ”Sakin kafa abi martıla alıyalamı?” (Sakin kafa abi martılar ağlıyorlar mı?) diye bir soru sormuşum. Sakin kafa abimde orada bulunanlara dediğimi tercüme etmek zorunda kalmış.


  9. Espri en büyük savunma mekanizmasıdır.
    Genel olarak karşı tarafa kendini iyi hissettirdiği söylenir esprinin ama asıl fonksiyonu espri alıcısının yaşamsal faaliyetlerini sekteye uğratmaktır.

    Bir temsili resimde bunu anlatmak gerekirse..


  10. Türk Müziği’nde Makamlar

    Türk müziği’nde eserler seslerin türüne ve bu seslerin oluşturduğu dizilere göre makamlara ayrılır. Ses dediğim de burda notadır yani. Makam deyince benim aklıma bemol, diyez falan gelir. Bunlar var tabi ama, bunların dışında bir eserin makamını belirleyen bir çok kıstas vardır. Bunlardan bazılarını biliğim kadarıyla paylaşmaya çalışayım;

    Durak: adı üstünde duraktır bu. Eserin bittiği ses neyse durağı o olmuş olur. Pek fazla önemli değilmiş gibi düşünebilirsiniz, ne olcak yani sadece bir nota diyebilirsiniz ama hiç öyle değil.


  11. 40 yılda 1 teknik bir şey yaptım kendi halimde bari reklamımı yapayım da şanım yürüsün. Evet genelde bilgisayarla ilgili ne sorunum olursa birilerine halletiririm, elimi hiç bulaştırmam. Norton kullanıyordum antivirüs programı olarak, ama kullananlar bilir pek yavaşlatır bu program bilgisayarımızı. Programı silmek istedim, ancak ne başlat/start menüsünde uzantısını görebildim, ne program ekle kaldırda Norton görülüyordu. Hatta C’den direk silmeyi bile kabul etmiştim sorun çıkarsa çıksın diye, ama yok oradan bile silinmedi program, hata verdi.


  12. Köpek korkumu nasıl yendim?

    Efendim benim hayvanlara karşı olan sevgim malumunuz. Başta arı olmak üzere tüm hayvanları severim. Özelliklede köpeklere karşı bambaşka bir sevgi beslerim. Onlarla vakit geçirirkenki mutluluğu başka yerde bulamam. Ev ve çevre ortamı müsait olmadığından dolayı köpek alıp besleyemiyorum. Köpekleri ne kadar çok seviyorsam bir o kadarda korkarım o şirin fakat kimi zaman canavara dönüşen tatlı hayvanlardan.
    Memleketim olan Zonguldak’ta evleri ve de bahçeleri, yabani hayvanlardan korumakla görevli olan 2 adet köpek bulunmakta.


  13. Okulda bize teknik resim dersimizde keycreator diye bir program öğrettiler. Sağdan soldan duyduklarıma göre bu program sanayide hiç de kullanılmayan bir programmış. O zamanlar diyordum, yahu program niye kullanılmıyor şıkır şıkır yapıyorsun herşeyi. Sonra aradan zaman geçti solidworks ile tanıştım. Çizim programı nasıl olurmuş o zaman anladım. Hayat solidworks’çülere güzel! Bir kere keycreator dediğin çizgileri yanyana getirdiğin bir program. Katı modelleme diye bir şey yok. Örnek verelim;


  14. Yolculuk etmeyi çok seven insanlardanım ben de. Yalnız bu yolculuk yerden 2.30 metre yüksekliğinde, içinde iki adet yatağı olan ve  ferah bir ortamsa benim için ayrı bir güzellik kazanır. Anlattığım yer otobüs içi olamaz, takside de yatacak yer yok. Şimdi her şeyi başa alalım. Babam senelerdir şoför olarak işini sürdürmektedir. Babadan oğula geçen bir meslektir şoförlük(bana geçmedi yalnız).

    Yaklaşık 5 sene önce şu anda çalıştığı nakliye firmasına giren babam şehir içi ve şehir dışı nakliyat yapar. Bu şehir dışı içinde Şanlıurfa’ da yer almaktadır. 2 veya 3 sene önce babamla bende gittim Urfa’ ya. Ne yolculuktu ama?


  15. Kemençe deyince aklınıza horon filan gelmesin baştan söyleyeyim. Bu karadeniz kemençesi değil, klasik kemençe. Bunda öyle çok oynanmaz. Genelde insanı hüzünlendirir. Tabi neşeli şeyler çalınmaz değil çalınır ama dokunaklı eserler çalınınca kemençeyle bir başka oluyor bence. Üç teli olan bir sazımızdır kemençe. Tarihte bir çok millet benzerlerini kullanmış, ve şimdi de kullanmaya devam etmekteler. Ne yalan söyleyeyim kim bulmuş etmiş bilmiyorum. Bildiğim bir şey ise kemençenin mızraplı tanbur ile çok iyi gittiğidir.


  16. Çocukluğumun parçası olan markalar

    1) Cheetos: Çizgi filmli reklamı yüzünden, Cheetos kaplanı, Cheetos görünce gözleri yerinden fırlar, titreme gelir, Cheetos’a koştururdu. Hiç öyle eğlenceli bir reklam görmemiştim hayatımda, 5-6 yaşındaydım. O zamanlar videodan film, çizgifilm izlerdik. Reklamlar videoda filmin arasına konulurdu. Hani dvdden birşey izlerken araya reklam girmesini düşünün aynen öyle.