Sevgili yazar arkadaşlar, öncelikle hepimizin baryamını kutlarım. sevgili Floridian, sen eğer hala Amerikalardaysan, senin baryamını 2 kere kutlarım. Ailenden uzak baryam geçirdiğin için üzülürüm senin adına, şefkat duyarım. Yazarlarımızdan 2 şey isticem:
1)Sitemize yazı koyarken lütfen, wordde yazıp copy paste yapmayın. Word içerisindeki bazı kodlarda yazıyla beraber kopyalanıyor. Not defteri kullanabilirsiniz, ya da direkt yazı yazma panelinde yazın. (google için böyle yapmanız daha iyi olur)
2)Fotoğrafları, küçültüp koyalım. Yani orijinal boyutuyla, anasayfada göründüğü boyutu aynı olsun. Fotoşopta ya da başka bir programda fotorafın boyutunu küçültelim, sonra koyalım. Anasayfada küçük görünüp üzerine tıklayınca kocaman olmasın.
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
-
-
Amerika’da Bayram Arefesi
30 Eyl 08 (9:55) | floridian yazdı | Gündem, Hayattan Detaylar | 0 yorum
Yurtdisinda yasiyorsaniz, interneti acip, icinizdeki buruklugu gidermek icin (ya da belki de daha da artirmak icin) o site senin bu site benim dolasmak belki de o kadar makul bir cozum degildir bayram arefesinde. Bilemiyorum. Ancak haber sitelerinde, forumlarda, yorumlarda gorunenler her zaman buruklugu daha da artirici oluyor(mus) insanin zihninde, gonlunde. Bak iste bunu biliyorum.Gazetenin birinde, yazarlardan birisi, bir programda, gectigimiz yil vefat eden annesi hakkinda sorulan bir soruya
-
Pazar-ertesi Gününün Zorluğu
29 Eyl 08 (18:01) | Ortason yazdı | Okul Hayatı | 6 yorum
Yoğun bir haftanın yorgunluğunu attıktan sonra tekrar hafta başına gelmek hiç güzel gelmez insana. Gerçi ben pek dinlenemiyorum. Çünkü dershanem pazar, cumartesi, perşembe günleri olduğu için dinlenmek bize yani öğrencilere haram gibi bir şey. Ama yine de pazartesi günü geldiği zaman sinir oluyorum.Eskiden yani ilkokuldayken pazartesi benim için daha bir eziyet gelirdi. Akşam erkenden yatıcaksın da sabah kalkıcan ohooo uzun iş. Bir de kalkınca sinirli oluşum beni bile sinir ederdi. Şuan da aynı şeyler oluyor da o kadar değil. Alıştık artık. Pek uyuyamadığım için. Sabah kalkıp okula gidip eve geri dönünce insanda yorgunluk diz boyunu aşıyor böyle olunca da insan pek ders çalışmak istemiyor. Ama mecburi diyorum ve başlıyorum ders çalışmaya.
-
Anca Laf -1- Bunların da işi zor…
29 Eyl 08 (4:47) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Geçen gün, kuzenlerimle bir film izliyorduk. Belki izleyeniniz olmuştur. Tipik bir “yarım kalan işini tamamlamaya gelen ruh” eksenli romantik komedi filmi idi “Just Like Heaven – Cennet Gibi”. Filmde doktor bir hanım ablamız var. Filmin başında, bu esas kızın ne kadar işkolik olduğunu göstermek için kızın hastanedeki yoğun bir günü özetleniyor.İşte efendim tam bu kısmı izlerken, doktor kızın yoğunluğuna refleks olarak “doktorların da işi zor” deyiverdim. Sonra da, kabahatini bilen çocuk gibi, kuzenlerime döndüm mahçup mahçup. Gülüyorlardı. Ben de peşine bir tane daha laf patlattım “Türk film izlerse”.
Anca laf. Bu sırla yaşamak istemedim. İtiraf ettim. Huzurluyum artık. Diğer yazar arkadaşlarımıza sesleniyorum. Bu yazı dizisini kendim için başlatmıyorum sadece. Biliyorum ki siz de “anca laf” ediyorsunuz sık sık :) Katılın efendim.
-
Türk Müziği Sazları (6-Mızraplı Tanbur)
29 Eyl 08 (0:08) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 3 yorum
Mızraplı tanbur taksimleri bana bağlamayı hatırlatır. Sanki bağlamayla uzun hava çalınıyormuş gibi. Notalar arasında yumuşak geçişler yapan, titreye sallana karara ulaşan uzun mu uzun bir sapa sahip bir sazdır tanbur. Kopuzun gelişmiş şekli olduğunu söyleyenlerin yanında antik çağdan günümüze değişerek gelmiş bir saz olduğunu söyleyenler de vardır. Tanbur, yalnızca Türkiye’de kullanılma ünvanını taşıyan tek sazdır. Ayrıca Türk Müziği’nin ses sistemini perdeler üzerinde göstermesi açısından da oldukça önemlidir.
-
Linç edilmekten kılpayı kurtulduğum an
28 Eyl 08 (4:41) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 8 yorum
Birlikte büyüdüğüm kuzenlerimden M. Bey’in eski zamanlardan birşey anlattığında, genelde konuşmanın başında söylediği bir söz vardır “Sene bindokuzyüz çift sıfır”. Severim bu tabiri. Tam tarihi hatırlamadığım için ben de öyle diyeceğim…
Sene bin dokuz yüz çift sıfır… Çocukluk, ergenlik dönemleri falan. Her nesildaşım gibi, sokaktaki asfaltın tozunu alırcasına futbol maçı yapıyoruz. Çift kale… Kaleler taşlarla kurulmuş. Çoğu zaman olduğu gibi yine üst ve arka sokağımızda oturan mahalleden arkadaşlarımızı yeniyoruz. Ben defansta duruyorum tabiki.
-
Çağrı Merkezi Hikayeleri -5- Çağrı Merkezi İmajı
27 Eyl 08 (3:48) | Sakin Kafa yazdı | İş yaşamı | 4 yorum
Şu resimdeki arkadaşı görüyorsunuz. Nasıl da gülümsemiş. Mevlam yüzünden gülücükleri eksik etmesin. Kimsenin etmesin. Etmesin de, o arkadaş bir çağrı merkezinin reklamıysa neden bu kadar gülüyor. Başka bir yerde mi çalışlıyor acaba aslında.Hizmet sektöründe çalıştığınızda aslında büyük markaların, kurumsalım diye bas bas bağıran firmaların var olanı ne kadar abartıp müşteriye ne kadar yağlı ballı sunduklarına tanık oluyorsunuz. Tabiki herkes şirketinin, markasının reklamını güzel yapıp hizmetini, ürününü en iyi şekilde pazarlamak ister. Ama bütün çağrı merkezlerini
-
Fırtınada uçan çatı
26 Eyl 08 (13:34) | Sizden Gelenler yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Yaklaşık 15 senedir İstanbul’ da yaşıyorum. Ben 2,5 yaşımdayken gelmişiz İstanbul’a. Anlayacağınız kendimi bildim bileli İstanbul’dayım. Yeni geldiğimiz yıllarda haliyle köy ağzıyla konuşuyormuşum (hatırlamıyorum o yılları). Martıların tepemizden bağırarak geçtiği bir gün Sakin kafa abime ”Sakin kafa abi martıla alıyalamı?” (Sakin kafa abi martılar ağlıyorlar mı?) diye bir soru sormuşum. Sakin kafa abimde orada bulunanlara dediğimi tercüme etmek zorunda kalmış.
-
Bomba Esprilerim 9: Uluslararası arenadaki başarım
26 Eyl 08 (1:31) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 3 yorum
Espri en büyük savunma mekanizmasıdır.
Genel olarak karşı tarafa kendini iyi hissettirdiği söylenir esprinin ama asıl fonksiyonu espri alıcısının yaşamsal faaliyetlerini sekteye uğratmaktır.
-
Türk Müziği’nde Makamlar
26 Eyl 08 (1:20) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
Türk müziği’nde eserler seslerin türüne ve bu seslerin oluşturduğu dizilere göre makamlara ayrılır. Ses dediğim de burda notadır yani. Makam deyince benim aklıma bemol, diyez falan gelir. Bunlar var tabi ama, bunların dışında bir eserin makamını belirleyen bir çok kıstas vardır. Bunlardan bazılarını biliğim kadarıyla paylaşmaya çalışayım;Durak: adı üstünde duraktır bu. Eserin bittiği ses neyse durağı o olmuş olur. Pek fazla önemli değilmiş gibi düşünebilirsiniz, ne olcak yani sadece bir nota diyebilirsiniz ama hiç öyle değil.
-
Norton Antivirus’ü silmek, uninstall etmek, yok etmek!
25 Eyl 08 (13:06) | Nohut yazdı | Çözüm merkezi | 7 yorum
40 yılda 1 teknik bir şey yaptım kendi halimde bari reklamımı yapayım da şanım yürüsün. Evet genelde bilgisayarla ilgili ne sorunum olursa birilerine halletiririm, elimi hiç bulaştırmam. Norton kullanıyordum antivirüs programı olarak, ama kullananlar bilir pek yavaşlatır bu program bilgisayarımızı. Programı silmek istedim, ancak ne başlat/start menüsünde uzantısını görebildim, ne program ekle kaldırda Norton görülüyordu. Hatta C’den direk silmeyi bile kabul etmiştim sorun çıkarsa çıksın diye, ama yok oradan bile silinmedi program, hata verdi.
-
Köpek korkumu nasıl yendim?
25 Eyl 08 (12:00) | Sizden Gelenler yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Efendim benim hayvanlara karşı olan sevgim malumunuz. Başta arı olmak üzere tüm hayvanları severim. Özelliklede köpeklere karşı bambaşka bir sevgi beslerim. Onlarla vakit geçirirkenki mutluluğu başka yerde bulamam. Ev ve çevre ortamı müsait olmadığından dolayı köpek alıp besleyemiyorum. Köpekleri ne kadar çok seviyorsam bir o kadarda korkarım o şirin fakat kimi zaman canavara dönüşen tatlı hayvanlardan.
Memleketim olan Zonguldak’ta evleri ve de bahçeleri, yabani hayvanlardan korumakla görevli olan 2 adet köpek bulunmakta.
-
Keycreator ile solidworks arasındaki fark ne?
24 Eyl 08 (21:45) | segah yazdı | Bilim ve Teknoloji | 8 yorum
Okulda bize teknik resim dersimizde keycreator diye bir program öğrettiler. Sağdan soldan duyduklarıma göre bu program sanayide hiç de kullanılmayan bir programmış. O zamanlar diyordum, yahu program niye kullanılmıyor şıkır şıkır yapıyorsun herşeyi. Sonra aradan zaman geçti solidworks ile tanıştım. Çizim programı nasıl olurmuş o zaman anladım. Hayat solidworks’çülere güzel! Bir kere keycreator dediğin çizgileri yanyana getirdiğin bir program. Katı modelleme diye bir şey yok. Örnek verelim;
-
Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar..
24 Eyl 08 (10:28) | Sizden Gelenler yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Yolculuk etmeyi çok seven insanlardanım ben de. Yalnız bu yolculuk yerden 2.30 metre yüksekliğinde, içinde iki adet yatağı olan ve ferah bir ortamsa benim için ayrı bir güzellik kazanır. Anlattığım yer otobüs içi olamaz, takside de yatacak yer yok. Şimdi her şeyi başa alalım. Babam senelerdir şoför olarak işini sürdürmektedir. Babadan oğula geçen bir meslektir şoförlük(bana geçmedi yalnız).Yaklaşık 5 sene önce şu anda çalıştığı nakliye firmasına giren babam şehir içi ve şehir dışı nakliyat yapar. Bu şehir dışı içinde Şanlıurfa’ da yer almaktadır. 2 veya 3 sene önce babamla bende gittim Urfa’ ya. Ne yolculuktu ama?
-
Türk Müziği Sazları (5-Klasik Kemençe)
23 Eyl 08 (21:00) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum
Kemençe deyince aklınıza horon filan gelmesin baştan söyleyeyim. Bu karadeniz kemençesi değil, klasik kemençe. Bunda öyle çok oynanmaz. Genelde insanı hüzünlendirir. Tabi neşeli şeyler çalınmaz değil çalınır ama dokunaklı eserler çalınınca kemençeyle bir başka oluyor bence. Üç teli olan bir sazımızdır kemençe. Tarihte bir çok millet benzerlerini kullanmış, ve şimdi de kullanmaya devam etmekteler. Ne yalan söyleyeyim kim bulmuş etmiş bilmiyorum. Bildiğim bir şey ise kemençenin mızraplı tanbur ile çok iyi gittiğidir.
-
Çocukluğumun parçası olan markalar
23 Eyl 08 (14:10) | Nohut yazdı | Ikonografi 90'lar | 1 yorum
1) Cheetos: Çizgi filmli reklamı yüzünden, Cheetos kaplanı, Cheetos görünce gözleri yerinden fırlar, titreme gelir, Cheetos’a koştururdu. Hiç öyle eğlenceli bir reklam görmemiştim hayatımda, 5-6 yaşındaydım. O zamanlar videodan film, çizgifilm izlerdik. Reklamlar videoda filmin arasına konulurdu. Hani dvdden birşey izlerken araya reklam girmesini düşünün aynen öyle.
















