Feryad-ı dalgadır parazit
Mühendis-i cereyan gözüne
Sahib-i hendese dertli
Tatbik uymaz teorisine
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
-
Paraz’it
31 Eki 08 (15:40) | Sakin Kafa yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
-
Picasso’nun balığı
31 Eki 08 (13:50) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 6 yorum
-
Son zamanlarda sakinkafa’yi bosladigimi hissederekten kendi kendime bunalimlara girmekteydim ki (o kadar da degil de hani, bir yazma istegi de yok degildi hani) yeni memleketime soguklar geldi, evin icine girdik. Yapacak baska bir sey kalmayinca da yazi yazayim bari dedim kendi kendime ve bu yazimda Amerika’nin uzerindeki siyah bulutlardan bahsetmeye karar verdim.
-
Birisi “Şiir” mi dedi?
31 Eki 08 (2:42) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Bunu her yere yazıyorum: Adorno isimli bir felsefeci (kendisine böyle hitap ettiğim için ahirette yakama yapışabilir emin değilim) demiş ki, “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz!”. Bilmeyenler için: Auschwitz bilinen en büyük Nazi toplama kampı. İşte Adorno nam kişi diyor ki, kötülük bu kadar net ve sistemli bir biçimde ortaya çıkmışken naif, hisli, coşkulu, romantik bir duruş yani şiir imkansızdır.
Tabi ki Adorno’yu eleştirenler olmuştur. Ama ben bunu her yere yazmaya, her konuştuğuma anlatmaya çalışıyorum. İleride entelektüel doygunluğa ulaşınca vazgeçeceğim bu tarz laflardan da şimdilik idare edin işte (hınzırca bir cümle oldu, maksadım Nohut’un içini gıcıklandırmak). Şimdi efendim şiir denilmişken bu güzide sitede, illa ki Türkiye’nin bir şiir cenneti olmasından da bahsetmek gerekiyor. Başta anlattığım hadise paralelinde bunu anlamaya çalışacağız.
-
Sakinkafa.com yeni yazı tipi
30 Eki 08 (17:13) | Sakin Kafa yazdı | Editörden | 3 yorum
Şu an sakinkafa.com‘un yazı stilini aşağıdaki şekilde ayarladım. Göremeyenler ctrl+f5 yapabilirler.
font-size:12px;
font-family:helvetica;
color:#333;
line-height: 24px;Başka fikirleriniz varsa ya şimdi söyleyin, ya da sonsuza kadar susun.
Amaç: En okunaklı hale erişmek. Araştırmak yerine, önce kendi gözlerime sonra da ziyaretçilerimizin gözlerine güvenmeyi tercih ettim :)
-
44′ten 1, 54′ten 2, 69′dan 3, 84′ten 4 almak
30 Eki 08 (9:49) | Nohut yazdı | Okul Hayatı | 4 yorum
Ortason’un devamını merakla beklediğimiz ortaokul günlüğüne özenip benim de ortaokul zamanlarımdan yazasım geldi. Ortaokul zamanlarımda yaşadığım en kahredici anlarımdan bahsedeceğim.Bilirsiniz 5′lik not sisteminin çizelgesinde 44′e kadar 1, 45-54 arası 2, 55-69 arası 3, 69-84 arası 4, 85-100 arası 5′tir. Ve bu çizelge bazen garip cilveler oynar size. Ortaokul hayatım boyunca nedense başıma çok gelmiş bir olay vardır ki, sürekli 1 puanla bir üstteki notu kaçırırdım. Bu hadise moralimi ciddi manada bozardı. Liseyi rahat bir okulda okusam da, ortaokulum gayet disiplinliydi. Lisede hocam 1 puan arttırıverin notumu deseniz, anlaşıyla karşılanırdınız. Ancak ortaokul yıllarımda bu bir hayaldi.
-
Bazı isimleri hayalimden, ya da kimsenin duymadığını bildiğim yerlerde kendi kendime tekrarlayıp dururum. Lise dönemlerinde Predrag Drobnjak, Danilovic, Bodiroga gibi basketbolcuların isimlerini tekrarlardım. Sadece isimlerini söylemiyorsun tabi, bunu bir spiker edasıyla söylüyorsun. Vurgulu vurgulu, böyle heyecanlı heyecanlı. Evet hala bunu yapıyorum, ve bugün de aklıma takılan bir başka basketbolcu, Savrasenko.İsimlerini tekrarlayıp durduğuna bakmayın, pek bir şey bildiğimden değil adam hakkında, oyun stilini falan da beğenmiyorum. Hatta koskoca Savrasenko’nun ismini Savresenko diye bağırıyordum, demin internette bakınca öğrendim Savra olduğunu. Adamın da ne oynadığı takımı biliyordum, ne mevkisini, ne boyunu posunu.
-
Statpress vs. Google Analytics
28 Eki 08 (16:26) | Sakin Kafa yazdı | Çözüm merkezi | 4 yorum
Olayın çok fazla teknik boyutuna değinmeden, bir wordpress eklentisi olan statpress’ten bahsetmek isterim.Yaşanmış bir hikaye:
Nohut, sakinkafa.com’un ziyaretçi istatistiklerini takip etmemiz için Statpress eklentisinin kurulmasını istedi ve eklenti kuruldu. Gerçekten Google Analytics’e göre farklı sonuçlar veriyordu. Google Analytics’in 1000 dediğine, Statpress 2000 diyordu yaklaşık. Sonra Aktivite Adamı‘nın engin bilgilerine arz ettim hususu (bu arada büyük nimet google‘da araştırmak aklıma gelmedi). Veritabanı temelli sayaçlar siteyi yavaşlatır, gelen spiderları da tekil ziyaretçi olarak algılaması işten değildir deyiverdi. Sonra da, internetten bir kaç makale bulup gösterdi. O makalelerde de aynıları yazıyordu. Ben yine üşendiğim için ingilizce döküman arayışına girmeyeceğim. Yaşadığım yetti zaten.
Sakinkafa.com’da aynı anda hem statpress hem analytics çalışırken, ben hep analytics’ten takip ettim. Statpress’in gösterdiği
-
Kitap önerisi: Satranç
28 Eki 08 (10:38) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 1 yorum
Kitapçıda adını önceden duyduğum incecik, ucuz bir kitap görünce kaçırmak istemedim ve aldım Stefan Zweig’ın yazmış olduğu Satranç’ı. Pek çok filme, hikayeye konu olmuştur satranç. “Innocent Moves” bunlar arasında kendime en yakın bulduğum, yalın, kendi halinde bir Amerikan filmi olarak, duygulandırmıştır beni. Zweig’ın “Satranç”ı ise o kadar naif görünmüyor.Hikayeyi anlatmayayım okumadıysanız diye düşünüyorum da, çok da anlatasım var.:)
-
İş yaparken, Çalışırken falan…
27 Eki 08 (16:25) | Sakin Kafa yazdı | İş yaşamı | 4 yorum
İş yaparken bazen acayip odaklanıyorum. Deli gibi yazıyorum çiziyorum. Birkaç saat sonra o odaklanma hali son buluyor. Ve ben ne yapacağımı biliyorum. Entel ve kültürel kaygılarımdan sıyrılıyorum, açıyorum bir Ziynet Sali – Zordur Oğlum, açıyorum bir İsmail YK, patlatıyorum bir Fatih Ürek – Bi kere de He de.
Ben de biliyorum, insan popüler & lümpen kültürün esiri olmadan eğlenebilir. Ama arada insanın garip şeylerle kendisine şok vermesi iyidir çalışırken.
Çalışırken Dinlediğim Şok(layıcı) Parçalar:
1) Ziynet Sali – Zordur Oğlum
-
En başarılı bulduğum 4 başarı
25 Eki 08 (18:00) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
1) Susmayı bilmek
2) Konuşmayı bilmek
3) Durmayı bilmek
4) Gitmeyi bilmek
bi de galatasarayın uefa kupasını alması.
-
Sandra Bullock bir TV filmi oyuncusudur
25 Eki 08 (15:43) | Sakin Kafa yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Ne zaman bir yerde (ki o yer TV’dir) Sandra Bullock ‘lu bir film görsem, o filme on dakikamı ayırırım. Sandra Bullock benim için Müjdat Gezen gibidir. Olanca yeteneksizliğine rağmen, emek ve azmiyle takdire şayandır.Bakın dikkat ettiyseniz Sandra Bullock çok kötü bir oyuncudur falan demiyorum (ama yeteneksiz diyorum). Ama iyi oyuncudur da demiyorum. Ben ne diyorum? O bir Hollywood, o bir sinema emektarıdır, Sandra Bullock her filmiyle ses getirmiştir. Ama fısıltı şeklinde bir ses. Ama yine de yıllarca o düşük sesi getire getire dünyamızda bir yere sahip olmuştur. Televizyonda her hafta bir filmi döner Sandra Bullock’un. Evet, o tam bir TV filmi oyuncusudur.
-
Kadınlar kötüdür 2: Duyarlı erkeklerin bana çağrıştırdıkları
25 Eki 08 (12:23) | Nohut yazdı | Gönül İşleri | 0 yorum
“Kadın erkek konusunda, kadın tarafını anlamaya çalışan adamlar, bana sevgililerine ya da potansiyel sevgili olabileceklere yaranmaya çalışıyor gibi görünür.”, der Peter Van Andrea. “Ayasophia hariç tabi” diye de ekler.:) Ya da kadınların bu pozitif muhabbet etme potansiyelinden faydalanmak için de böyle bir şeyler yapmak istiyor olunabilir. Ve bunu da pek bilinçli yaptıklarını düşünmüyorum, erkek olma dürtüleri onları böyle bir noktaya sürüklüyor bence, bu sürüklemeyi de başka kelimelerle kapatmaya çalışıyorlar gibi geliyor. Tabi bu kapatma süreci de bilinçli bir süreç değil. Bütün bunların bilincinde olan bir tek sen mi varsın nohut kafa?! hehe evet sanırım öyle:)
İşte bu da subjektif ve taraflı değerlendirlemelerimin 2.ci yazısıdır. Bitmiştir.
-
Hapishaneden Kaçış Yok!
25 Eki 08 (4:42) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 1 yorum
Dil hapishanesi demiş vatandaşın birisi. Dilin kuralları, söyleniş biçimi, üslup… gibi kavramlar bizi sınırlandırıyormuş ve tam manada özgürlük için yahut dosdoğru otantik düşünce için ondan da kurtulmak lazımmış. Bunu diyeni bir temiz dövmek lazım esasında. Fakat kendisi ün yapmış ve dokunulmazlık mertebesine erişmiş olduğundan, şimdilik bir şey yapmıyoruz. Fakat elimizle bir şey yapamadığımıza dilimizle yapacağız. O da olmazsa, küserim. Ki bu da insanlığımın en düşük mertebesidir. Bakalım bu yazıda mevzu bahis amcaya bir şey yapamazsam, nihayet küseceğim.
Efendim, dil dediğimiz hadise, doğuştan karşımıza konan bir hadisedir. Malum Müslümanlığı ağır basan bir toplumda yaşamaktayız ve yeni nesillerde azalsa dahi, şu anda düşünebilen (çocuk düşünemez efendim!) nesil genel itibariyle gözlerini açtıktan çok kısa bir süre sonra kendi ismini duyar kulağında.
-
Kadınlar Kötüdür 1: Karı Dırdırı, as a phenomena
24 Eki 08 (13:53) | Nohut yazdı | Gönül İşleri | 2 yorum
Feminizmin stereotipleştirmeye dair getirdiği eleştirilerinin, cinsiyetlere dair genellemelerin bizleri seksist yapacağının bilincinde olup, derim ki;Bir fenomen olarak, “Karı Dırdırı”:
Daha yeni bir feminist arkadaşımın da en sevmediği sesin “Karı Dırdırı” sesi olduğunu duymam, Cem Yılmaz’ın erkeklerin yalan söyleyemeyip, kadınların oluk oluk yalanı bir çırpıda söylemesine dair stant up gösterisinde canlandırdığı sahne, ve başımdan geçen bir tartışma, “Karı Dırdırı” konseptini daha iyi algılamamı sağladı.
-
En sevdiğim 4 yerli roman
23 Eki 08 (18:46) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum
1) Saatleri Ayarlama Enstitüsü
2) Puslu Kıtalar Atlası
3) Beyhude Ömrüm
4) Tutunamayanlar (3 numara haricinde liste çok popüler, bu benim gibi birine yakışmıyor. Ayıp.)
when i was a little child, bir yokluktu Ankara

















