sakinkafaatari oyunları

  1. Paraz’it

    Feryad-ı dalgadır parazit
    Mühendis-i cereyan gözüne
    Sahib-i hendese dertli
    Tatbik uymaz teorisine


  2. Picasso’nun balığı


  3. Amerika’nin basina gelen en buyuk dert

    Son zamanlarda sakinkafa’yi bosladigimi hissederekten kendi kendime bunalimlara girmekteydim ki (o kadar da degil de hani, bir yazma istegi de yok degildi hani) yeni memleketime soguklar geldi, evin icine girdik. Yapacak baska bir sey kalmayinca da yazi yazayim bari dedim kendi kendime ve bu yazimda Amerika’nin uzerindeki siyah bulutlardan bahsetmeye karar verdim.


  4. Birisi “Şiir” mi dedi?

    Bunu her yere yazıyorum: Adorno isimli bir felsefeci (kendisine böyle hitap ettiğim için ahirette yakama yapışabilir emin değilim) demiş ki, “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz!”. Bilmeyenler için: Auschwitz bilinen en büyük Nazi toplama kampı. İşte Adorno nam kişi diyor ki, kötülük bu kadar net ve sistemli bir biçimde ortaya çıkmışken naif, hisli, coşkulu, romantik bir duruş yani şiir imkansızdır.

    Tabi ki Adorno’yu eleştirenler olmuştur. Ama ben bunu her yere yazmaya, her konuştuğuma anlatmaya çalışıyorum. İleride entelektüel doygunluğa ulaşınca vazgeçeceğim bu tarz laflardan da şimdilik idare edin işte (hınzırca bir cümle oldu, maksadım Nohut’un içini gıcıklandırmak). Şimdi efendim şiir denilmişken bu güzide sitede, illa ki Türkiye’nin bir şiir cenneti olmasından da bahsetmek gerekiyor. Başta anlattığım hadise paralelinde bunu anlamaya çalışacağız.


  5. Sakinkafa.com yeni yazı tipi

    Şu an sakinkafa.com‘un yazı stilini aşağıdaki şekilde ayarladım. Göremeyenler ctrl+f5 yapabilirler.

    font-size:12px;
    font-family:helvetica;
    color:#333;
    line-height: 24px;

    Başka fikirleriniz varsa ya şimdi söyleyin, ya da sonsuza kadar susun.

    Amaç: En okunaklı hale erişmek. Araştırmak yerine, önce kendi gözlerime sonra da ziyaretçilerimizin gözlerine güvenmeyi tercih ettim :)


  6. Ortason’un devamını merakla beklediğimiz ortaokul günlüğüne özenip benim de ortaokul zamanlarımdan yazasım geldi. Ortaokul zamanlarımda yaşadığım en kahredici anlarımdan bahsedeceğim.

    Bilirsiniz 5′lik not sisteminin çizelgesinde 44′e kadar 1, 45-54 arası 2, 55-69 arası 3, 69-84 arası 4, 85-100 arası 5′tir. Ve bu çizelge bazen garip cilveler oynar size. Ortaokul hayatım boyunca nedense başıma çok gelmiş bir olay vardır ki, sürekli 1 puanla bir üstteki notu kaçırırdım. Bu hadise moralimi ciddi manada bozardı. Liseyi rahat bir okulda okusam da, ortaokulum gayet disiplinliydi. Lisede hocam 1 puan arttırıverin notumu deseniz, anlaşıyla karşılanırdınız. Ancak ortaokul yıllarımda bu bir hayaldi.


  7. Tekrarlayıp durduğum isim: Savrasenko

    Bazı isimleri hayalimden, ya da kimsenin duymadığını bildiğim yerlerde kendi kendime tekrarlayıp dururum. Lise dönemlerinde Predrag Drobnjak, Danilovic, Bodiroga gibi basketbolcuların isimlerini tekrarlardım. Sadece isimlerini söylemiyorsun tabi, bunu bir spiker edasıyla söylüyorsun. Vurgulu vurgulu, böyle heyecanlı heyecanlı. Evet hala bunu yapıyorum, ve bugün de aklıma takılan bir başka basketbolcu, Savrasenko.

    İsimlerini tekrarlayıp durduğuna bakmayın, pek bir şey bildiğimden değil adam hakkında, oyun stilini falan da beğenmiyorum. Hatta koskoca Savrasenko’nun ismini Savresenko diye bağırıyordum, demin internette bakınca öğrendim Savra olduğunu. Adamın da ne oynadığı takımı biliyordum, ne mevkisini, ne boyunu posunu.


  8. Statpress vs. Google Analytics

    Olayın çok fazla teknik boyutuna değinmeden, bir wordpress eklentisi olan statpress’ten bahsetmek isterim.

    Yaşanmış bir hikaye:

    Nohut, sakinkafa.com’un ziyaretçi istatistiklerini takip etmemiz için Statpress eklentisinin kurulmasını istedi ve eklenti kuruldu. Gerçekten Google Analytics’e göre farklı sonuçlar veriyordu. Google Analytics’in 1000 dediğine, Statpress 2000 diyordu yaklaşık. Sonra Aktivite Adamı‘nın engin bilgilerine arz ettim hususu (bu arada büyük nimet google‘da araştırmak aklıma gelmedi). Veritabanı temelli sayaçlar siteyi yavaşlatır, gelen spiderları da tekil ziyaretçi olarak algılaması işten değildir deyiverdi. Sonra da, internetten bir kaç makale bulup gösterdi. O makalelerde de aynıları yazıyordu. Ben yine üşendiğim için ingilizce döküman arayışına girmeyeceğim. Yaşadığım yetti zaten.

    Sakinkafa.com’da aynı anda hem statpress hem analytics çalışırken, ben hep analytics’ten takip ettim. Statpress’in gösterdiği


  9. Kitap önerisi: Satranç

    Kitapçıda adını önceden duyduğum incecik, ucuz bir kitap görünce kaçırmak istemedim ve aldım Stefan Zweig’ın yazmış olduğu Satranç’ı. Pek çok filme, hikayeye konu olmuştur satranç. “Innocent Moves” bunlar arasında kendime en yakın bulduğum, yalın, kendi halinde bir Amerikan filmi olarak, duygulandırmıştır beni. Zweig’ın “Satranç”ı ise o kadar naif görünmüyor.

    Hikayeyi anlatmayayım okumadıysanız diye düşünüyorum da, çok da anlatasım var.:)

    Hikaye 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından,


  10. İş yaparken, Çalışırken falan…

    İş yaparken bazen acayip odaklanıyorum. Deli gibi yazıyorum çiziyorum. Birkaç saat sonra o odaklanma hali son buluyor. Ve ben ne yapacağımı biliyorum. Entel ve kültürel kaygılarımdan sıyrılıyorum, açıyorum bir Ziynet Sali – Zordur Oğlum, açıyorum bir İsmail YK, patlatıyorum bir Fatih Ürek – Bi kere de He de.

    Ben de biliyorum, insan popüler & lümpen kültürün esiri olmadan eğlenebilir. Ama arada insanın garip şeylerle kendisine şok vermesi iyidir çalışırken.

    Çalışırken Dinlediğim Şok(layıcı) Parçalar:
    1) Ziynet Sali – Zordur Oğlum


  11. En başarılı bulduğum 4 başarı

    1) Susmayı bilmek

    2) Konuşmayı bilmek

    3) Durmayı bilmek

    4) Gitmeyi bilmek

    bi de galatasarayın uefa kupasını alması.


  12. Ne zaman bir yerde (ki o yer TV’dir) Sandra Bullock ‘lu bir film görsem, o filme on dakikamı ayırırım. Sandra Bullock benim için Müjdat Gezen gibidir. Olanca yeteneksizliğine rağmen, emek ve azmiyle takdire şayandır.

    Bakın dikkat ettiyseniz Sandra Bullock çok kötü bir oyuncudur falan demiyorum (ama yeteneksiz diyorum). Ama iyi oyuncudur da demiyorum. Ben ne diyorum? O bir Hollywood, o bir sinema emektarıdır, Sandra Bullock her filmiyle ses getirmiştir. Ama fısıltı şeklinde bir ses. Ama yine de yıllarca o düşük sesi getire getire dünyamızda bir yere sahip olmuştur. Televizyonda her hafta bir filmi döner Sandra Bullock’un. Evet, o tam bir TV filmi oyuncusudur.


  13. “Kadın erkek konusunda, kadın tarafını anlamaya çalışan adamlar, bana sevgililerine ya da potansiyel sevgili olabileceklere yaranmaya çalışıyor gibi görünür.”, der Peter Van Andrea. “Ayasophia hariç tabi” diye de ekler.:) Ya da kadınların bu pozitif muhabbet etme potansiyelinden faydalanmak için de böyle bir şeyler yapmak istiyor olunabilir. Ve bunu da pek bilinçli yaptıklarını düşünmüyorum, erkek olma dürtüleri onları böyle bir noktaya sürüklüyor bence, bu sürüklemeyi de başka kelimelerle kapatmaya çalışıyorlar gibi geliyor. Tabi bu kapatma süreci de bilinçli bir süreç değil. Bütün bunların bilincinde olan bir tek sen mi varsın nohut kafa?! hehe evet sanırım öyle:)

    İşte bu da subjektif ve taraflı değerlendirlemelerimin 2.ci yazısıdır. Bitmiştir.


  14. Hapishaneden Kaçış Yok!

    Dil hapishanesi demiş vatandaşın birisi. Dilin kuralları, söyleniş biçimi, üslup… gibi kavramlar bizi sınırlandırıyormuş ve tam manada özgürlük için yahut dosdoğru otantik düşünce için ondan da kurtulmak lazımmış. Bunu diyeni bir temiz dövmek lazım esasında. Fakat kendisi ün yapmış ve dokunulmazlık mertebesine erişmiş olduğundan, şimdilik bir şey yapmıyoruz. Fakat elimizle bir şey yapamadığımıza dilimizle yapacağız. O da olmazsa, küserim. Ki bu da insanlığımın en düşük mertebesidir. Bakalım bu yazıda mevzu bahis amcaya bir şey yapamazsam, nihayet küseceğim.

    Efendim, dil dediğimiz hadise, doğuştan karşımıza konan bir hadisedir. Malum Müslümanlığı ağır basan bir toplumda yaşamaktayız ve yeni nesillerde azalsa dahi, şu anda düşünebilen (çocuk düşünemez efendim!) nesil genel itibariyle gözlerini açtıktan çok kısa bir süre sonra kendi ismini duyar kulağında.


  15. Feminizmin stereotipleştirmeye dair getirdiği eleştirilerinin, cinsiyetlere dair genellemelerin bizleri seksist yapacağının bilincinde olup, derim ki;

    Bir fenomen olarak, “Karı Dırdırı”:

    Daha yeni bir feminist arkadaşımın da en sevmediği sesin “Karı Dırdırı” sesi olduğunu duymam, Cem Yılmaz’ın erkeklerin yalan söyleyemeyip, kadınların oluk oluk yalanı bir çırpıda söylemesine dair stant up gösterisinde canlandırdığı sahne, ve başımdan geçen bir tartışma, “Karı Dırdırı” konseptini daha iyi algılamamı sağladı.


  16. En sevdiğim 4 yerli roman

    1) Saatleri Ayarlama Enstitüsü

    2) Puslu Kıtalar Atlası

    3) Beyhude Ömrüm

    4) Tutunamayanlar (3 numara haricinde liste çok popüler, bu benim gibi birine yakışmıyor. Ayıp.)

    when i was a little child, bir yokluktu Ankara