Feryad-ı dalgadır parazit
Mühendis-i cereyan gözüne
Sahib-i hendese dertli
Tatbik uymaz teorisine
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?
Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…
Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı. Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”
Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde. "Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor? Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor. İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı. Elimizde ...
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur... Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili. Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze" (Emily Dickinson) Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin... I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi. Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti. Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/
90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca... “çoolaabenito marianna luiz albertooo…” Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur, Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…
Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil… Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık… * ** Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”
Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar. Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
-
Paraz’it
31 Eki 08 (15:40) | Sakin Kafa yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
-
Picasso’nun balığı
31 Eki 08 (13:50) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 6 yorum
-
Son zamanlarda sakinkafa’yi bosladigimi hissederekten kendi kendime bunalimlara girmekteydim ki (o kadar da degil de hani, bir yazma istegi de yok degildi hani) yeni memleketime soguklar geldi, evin icine girdik. Yapacak baska bir sey kalmayinca da yazi yazayim bari dedim kendi kendime ve bu yazimda Amerika’nin uzerindeki siyah bulutlardan bahsetmeye karar verdim.
-
Birisi “Şiir” mi dedi?
31 Eki 08 (2:42) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Bunu her yere yazıyorum: Adorno isimli bir felsefeci (kendisine böyle hitap ettiğim için ahirette yakama yapışabilir emin değilim) demiş ki, “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz!”. Bilmeyenler için: Auschwitz bilinen en büyük Nazi toplama kampı. İşte Adorno nam kişi diyor ki, kötülük bu kadar net ve sistemli bir biçimde ortaya çıkmışken naif, hisli, coşkulu, romantik bir duruş yani şiir imkansızdır.
Tabi ki Adorno’yu eleştirenler olmuştur. Ama ben bunu her yere yazmaya, her konuştuğuma anlatmaya çalışıyorum. İleride entelektüel doygunluğa ulaşınca vazgeçeceğim bu tarz laflardan da şimdilik idare edin işte (hınzırca bir cümle oldu, maksadım Nohut’un içini gıcıklandırmak). Şimdi efendim şiir denilmişken bu güzide sitede, illa ki Türkiye’nin bir şiir cenneti olmasından da bahsetmek gerekiyor. Başta anlattığım hadise paralelinde bunu anlamaya çalışacağız.
-
Sakinkafa.com yeni yazı tipi
30 Eki 08 (17:13) | Sakin Kafa yazdı | Editörden | 3 yorum
Şu an sakinkafa.com‘un yazı stilini aşağıdaki şekilde ayarladım. Göremeyenler ctrl+f5 yapabilirler.
font-size:12px;
font-family:helvetica;
color:#333;
line-height: 24px;Başka fikirleriniz varsa ya şimdi söyleyin, ya da sonsuza kadar susun.
Amaç: En okunaklı hale erişmek. Araştırmak yerine, önce kendi gözlerime sonra da ziyaretçilerimizin gözlerine güvenmeyi tercih ettim :)
-
44′ten 1, 54′ten 2, 69′dan 3, 84′ten 4 almak
30 Eki 08 (9:49) | Nohut yazdı | Okul Hayatı | 4 yorum
Ortason’un devamını merakla beklediğimiz ortaokul günlüğüne özenip benim de ortaokul zamanlarımdan yazasım geldi. Ortaokul zamanlarımda yaşadığım en kahredici anlarımdan bahsedeceğim.Bilirsiniz 5′lik not sisteminin çizelgesinde 44′e kadar 1, 45-54 arası 2, 55-69 arası 3, 69-84 arası 4, 85-100 arası 5′tir. Ve bu çizelge bazen garip cilveler oynar size. Ortaokul hayatım boyunca nedense başıma çok gelmiş bir olay vardır ki, sürekli 1 puanla bir üstteki notu kaçırırdım. Bu hadise moralimi ciddi manada bozardı. Liseyi rahat bir okulda okusam da, ortaokulum gayet disiplinliydi. Lisede hocam 1 puan arttırıverin notumu deseniz, anlaşıyla karşılanırdınız. Ancak ortaokul yıllarımda bu bir hayaldi.
-
Bazı isimleri hayalimden, ya da kimsenin duymadığını bildiğim yerlerde kendi kendime tekrarlayıp dururum. Lise dönemlerinde Predrag Drobnjak, Danilovic, Bodiroga gibi basketbolcuların isimlerini tekrarlardım. Sadece isimlerini söylemiyorsun tabi, bunu bir spiker edasıyla söylüyorsun. Vurgulu vurgulu, böyle heyecanlı heyecanlı. Evet hala bunu yapıyorum, ve bugün de aklıma takılan bir başka basketbolcu, Savrasenko.İsimlerini tekrarlayıp durduğuna bakmayın, pek bir şey bildiğimden değil adam hakkında, oyun stilini falan da beğenmiyorum. Hatta koskoca Savrasenko’nun ismini Savresenko diye bağırıyordum, demin internette bakınca öğrendim Savra olduğunu. Adamın da ne oynadığı takımı biliyordum, ne mevkisini, ne boyunu posunu.
-
Statpress vs. Google Analytics
28 Eki 08 (16:26) | Sakin Kafa yazdı | Çözüm merkezi | 4 yorum
Olayın çok fazla teknik boyutuna değinmeden, bir wordpress eklentisi olan statpress’ten bahsetmek isterim.Yaşanmış bir hikaye:
Nohut, sakinkafa.com’un ziyaretçi istatistiklerini takip etmemiz için Statpress eklentisinin kurulmasını istedi ve eklenti kuruldu. Gerçekten Google Analytics’e göre farklı sonuçlar veriyordu. Google Analytics’in 1000 dediğine, Statpress 2000 diyordu yaklaşık. Sonra Aktivite Adamı‘nın engin bilgilerine arz ettim hususu (bu arada büyük nimet google‘da araştırmak aklıma gelmedi). Veritabanı temelli sayaçlar siteyi yavaşlatır, gelen spiderları da tekil ziyaretçi olarak algılaması işten değildir deyiverdi. Sonra da, internetten bir kaç makale bulup gösterdi. O makalelerde de aynıları yazıyordu. Ben yine üşendiğim için ingilizce döküman arayışına girmeyeceğim. Yaşadığım yetti zaten.
Sakinkafa.com’da aynı anda hem statpress hem analytics çalışırken, ben hep analytics’ten takip ettim. Statpress’in gösterdiği
-
Kitap önerisi: Satranç
28 Eki 08 (10:38) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 1 yorum
Kitapçıda adını önceden duyduğum incecik, ucuz bir kitap görünce kaçırmak istemedim ve aldım Stefan Zweig’ın yazmış olduğu Satranç’ı. Pek çok filme, hikayeye konu olmuştur satranç. “Innocent Moves” bunlar arasında kendime en yakın bulduğum, yalın, kendi halinde bir Amerikan filmi olarak, duygulandırmıştır beni. Zweig’ın “Satranç”ı ise o kadar naif görünmüyor.Hikayeyi anlatmayayım okumadıysanız diye düşünüyorum da, çok da anlatasım var.:)
-
İş yaparken, Çalışırken falan…
27 Eki 08 (16:25) | Sakin Kafa yazdı | İş yaşamı | 4 yorum
İş yaparken bazen acayip odaklanıyorum. Deli gibi yazıyorum çiziyorum. Birkaç saat sonra o odaklanma hali son buluyor. Ve ben ne yapacağımı biliyorum. Entel ve kültürel kaygılarımdan sıyrılıyorum, açıyorum bir Ziynet Sali – Zordur Oğlum, açıyorum bir İsmail YK, patlatıyorum bir Fatih Ürek – Bi kere de He de.
Ben de biliyorum, insan popüler & lümpen kültürün esiri olmadan eğlenebilir. Ama arada insanın garip şeylerle kendisine şok vermesi iyidir çalışırken.
Çalışırken Dinlediğim Şok(layıcı) Parçalar:
1) Ziynet Sali – Zordur Oğlum
-
Oh ne güzel barajlar doluyor..
27 Eki 08 (10:41) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 8 yorum
Dün Sakinkafa’yla Kadıköy’de yoğun yağmura yakalandık. Anlayacağınız donuma kadar her yerim ıslandı. Eve dönerken ıslanmaktan bitap düşmüştük. Üzerimizdekiler ağırlaşmıştı. Artık su birikintilerinden kendimi korumaya çalışmıyordum ben mesela. Sakinkafa ise hala bir umut çok ıslanmamaya çalışıyordu.Yağmur sırasında, yaptığımız muhabbette, ikimizinde yağmur yağarken barajların dolmasına sevindiğimizi öğrendik.
-
En başarılı bulduğum 4 başarı
25 Eki 08 (18:00) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
1) Susmayı bilmek
2) Konuşmayı bilmek
3) Durmayı bilmek
4) Gitmeyi bilmek
bi de galatasarayın uefa kupasını alması.
-
Sandra Bullock bir TV filmi oyuncusudur
25 Eki 08 (15:43) | Sakin Kafa yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Ne zaman bir yerde (ki o yer TV’dir) Sandra Bullock ‘lu bir film görsem, o filme on dakikamı ayırırım. Sandra Bullock benim için Müjdat Gezen gibidir. Olanca yeteneksizliğine rağmen, emek ve azmiyle takdire şayandır.Bakın dikkat ettiyseniz Sandra Bullock çok kötü bir oyuncudur falan demiyorum (ama yeteneksiz diyorum). Ama iyi oyuncudur da demiyorum. Ben ne diyorum? O bir Hollywood, o bir sinema emektarıdır, Sandra Bullock her filmiyle ses getirmiştir. Ama fısıltı şeklinde bir ses. Ama yine de yıllarca o düşük sesi getire getire dünyamızda bir yere sahip olmuştur. Televizyonda her hafta bir filmi döner Sandra Bullock’un. Evet, o tam bir TV filmi oyuncusudur.
-
Kadınlar kötüdür 2: Duyarlı erkeklerin bana çağrıştırdıkları
25 Eki 08 (12:23) | Nohut yazdı | Gönül İşleri | 0 yorum
“Kadın erkek konusunda, kadın tarafını anlamaya çalışan adamlar, bana sevgililerine ya da potansiyel sevgili olabileceklere yaranmaya çalışıyor gibi görünür.”, der Peter Van Andrea. “Ayasophia hariç tabi” diye de ekler.:) Ya da kadınların bu pozitif muhabbet etme potansiyelinden faydalanmak için de böyle bir şeyler yapmak istiyor olunabilir. Ve bunu da pek bilinçli yaptıklarını düşünmüyorum, erkek olma dürtüleri onları böyle bir noktaya sürüklüyor bence, bu sürüklemeyi de başka kelimelerle kapatmaya çalışıyorlar gibi geliyor. Tabi bu kapatma süreci de bilinçli bir süreç değil. Bütün bunların bilincinde olan bir tek sen mi varsın nohut kafa?! hehe evet sanırım öyle:)
İşte bu da subjektif ve taraflı değerlendirlemelerimin 2.ci yazısıdır. Bitmiştir.
-
Hapishaneden Kaçış Yok!
25 Eki 08 (4:42) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 1 yorum
Dil hapishanesi demiş vatandaşın birisi. Dilin kuralları, söyleniş biçimi, üslup… gibi kavramlar bizi sınırlandırıyormuş ve tam manada özgürlük için yahut dosdoğru otantik düşünce için ondan da kurtulmak lazımmış. Bunu diyeni bir temiz dövmek lazım esasında. Fakat kendisi ün yapmış ve dokunulmazlık mertebesine erişmiş olduğundan, şimdilik bir şey yapmıyoruz. Fakat elimizle bir şey yapamadığımıza dilimizle yapacağız. O da olmazsa, küserim. Ki bu da insanlığımın en düşük mertebesidir. Bakalım bu yazıda mevzu bahis amcaya bir şey yapamazsam, nihayet küseceğim.
Efendim, dil dediğimiz hadise, doğuştan karşımıza konan bir hadisedir. Malum Müslümanlığı ağır basan bir toplumda yaşamaktayız ve yeni nesillerde azalsa dahi, şu anda düşünebilen (çocuk düşünemez efendim!) nesil genel itibariyle gözlerini açtıktan çok kısa bir süre sonra kendi ismini duyar kulağında.
-
Kadınlar Kötüdür 1: Karı Dırdırı, as a phenomena
24 Eki 08 (13:53) | Nohut yazdı | Gönül İşleri | 2 yorum
Feminizmin stereotipleştirmeye dair getirdiği eleştirilerinin, cinsiyetlere dair genellemelerin bizleri seksist yapacağının bilincinde olup, derim ki;Bir fenomen olarak, “Karı Dırdırı”:
Daha yeni bir feminist arkadaşımın da en sevmediği sesin “Karı Dırdırı” sesi olduğunu duymam, Cem Yılmaz’ın erkeklerin yalan söyleyemeyip, kadınların oluk oluk yalanı bir çırpıda söylemesine dair stant up gösterisinde canlandırdığı sahne, ve başımdan geçen bir tartışma, “Karı Dırdırı” konseptini daha iyi algılamamı sağladı.

















