sakinkafaatari oyunları

  1. Konkoleza Kayz ve Ben…

    Sürekli mesajlar, elektronik postalar, telgraflar vb tüm iletişim cihazlarından şahsıma ulaştırabilecekleri objeler alıyorum okurlarımdan. Telefonlarım susmuyor vallahi.

    Odamda oluşturduğum dört köşeli kara delik etrafında döne döne dururken yürütücüm (menajer yazınca sevgili bilgisayarım uyardı beni. ‘Onu yazma bunu yaz!’ dedi Ben de tavsiyesine uydum. İyi ettim, iyi.)  dürtüyor beynimi. Yok efenim neymiş artık bir cevap vermek lazımmış bu çağrılara. Halk merak ediyormuşmuşmuş. Yine böyle bir gün yürütücüm beni uyandırma hevesiyle dürterken mıyıldayarak uyandım.


  2. 12 Maymun isimli güzide filmi izlemişseniz eğer, bu Cassandra Kompeksi dediğim hadiseye aşinasınız demektir. Şimdi efendim, olay kaba taslak şöyledir: Mitolojide tanrılar malum biraz eğlence seviyorlar, Cassandra isimli bir hatun kişiye gelecekte olan şeyleri fısıldıyorlar. Bu hatun kişi de kalkıp insanlara anlatıyor gelecekte neler olacağını. Fakat tanrılar diğer insanlara da inanmamalarını fısıldıyorlar. Bu durumda, Cassandra geleceği bilen fakat inanılmayan bir yalancı çoban hükmüne dahil oluyor. Sanırım delirerek ölüyor.


  3. Yemin ederim

    Çocukluğumun yarısı söylenenlere inanmamakla, diğer yarısı da inanmadığım şeylere inanmak için karşı tarafa yemin ettirmeye çalışarak geçti dersem fazla abartmış olmam.

    Kültürümüze mi işlemiş bilmiyorum, her türlü yalanı da söylesek, “yemin et” dediği zaman karşı taraf, yalan yere yemin edemeyiz, kem küm etmeye başlarız. Tabi hazır yalanı da uydurmuşuz, bütün o kurmaca da boşa gitsin istemeyiz tabi. Eee o zaman ne yapılır, en alçakça yola başvurulur.


  4. Şiir Ziyafeti 5: Masam

    Yazılma Zamanı: 3.sınıf

    MASAM

    Masam sende yemek yerim,
    Ders çalışırım sende.
    Seni oyun oynarken
    Kullanırım masam.


  5. Günümüzde bazı meslekler yüceltildikçe yüceltiliyor, tabulaştırılıyor. Tiyatrocular mesela. Tamam çok zengin müreffeh bir hayat sürmüyorlar belki ama, manevi olarak o kadar şişiriliyorlar ki… Eninde sonunda yaptıkları iş sahnede bir karakteri canlandırmak. Bu da bir emek işidir, bir çalışmadır, yetenektir eyvallah ama sonuçta marangozluktan şundan bundan pek de farkı yoktur aslında. Bir meslektir, çalışırsın, yaparsın. “Aydınlık Türkiye’nin aydınlık insanı” “Büyük düşünce insanı” “Parlak bir zihin” falan değilsindir. Başka tiyatro metinlerini okumak, üzerine konuşmak sizi aydın, her konuda görüşü alınması gereken vs. biri yapmaz aslında. Basbayağı teknik bir iştir tiyatro.


  6. Ben Bir Rüya Gördüm!

    Rüya Tabircisi

    Merhaba gönül dostları. Bu hafta da sevgili, pek değerli okurlarımdan gelen onlarca elektronik postayı cevaplamaya, rüyalarını yorumlamaya çalıştım. Onlarca elektronik posta geldi evet. Peki öyleyse neden ben bu kadar az ve cuzi sınırlarda rüyalardan oluşan bir yazı yayınlıyorum? Bilmiyorum. Ama cidden onlarca posta, mektup vb geliyor okurlarımdan(!). Valla ya. Çok ciddiyim. Öyle böyle değil yani. Başlıyoruz, hadi bakalım hayırlısı.

    İyi uykular, tatlı rüyalar.


  7. Atom bombamı kaybettim, hükümsüzdür

    Şaka mı yapıyor birileri. BBC’nin gizli araştırmasına göre 1968 yılında düşen uçakta olan 4 nükleer bombadan 1 tanesi bulunamamış. Şu an Grönland’da buz kütlesinin altında 40 yıllık yüzüşüne devam ediyor. Atom bombası avcıları gidip bulup şöyle diyebilir.

    “Denizde bulunan mal bulanındır. Vermicem işte benim bombam, evimin duvarına asıcam.”

    Dese hakkıdır. Bir şey diyemeyiz. Ama atom bombası tüccarlarına söylenecek o kadar çok şey var ki… ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, kazadan sonra bombaların imha edildiğini açıklamış. ‘Söylenilen hiçbir şeye inanmamak lazım’ geleneğini sürdürmek lazım. Bu uçak


  8. Sabır la bu! Avea’dan kontör kartı almışsınız, kazımışsınız, yüklemek için aradınız 9333′ü. Belki aceleniz var, ya da hararetli bir tartışmanın tam ortasındaydınız telefonda, kontör bitti kesildi, siniriniz geçmeden kaldığınız yerden devam etmek istiyorsunuz. 9333′te bir abla çıkar başlar konuşmaya:


  9. Sany Ericssan

    “Abi yuh” diye başlamak istiyorum bu yazıma. Aslında yazıyı da, markanın ruhuna uygun şekilde milliyetten hürriyetten falan kopyalamak lazımdı ama tabiki sakinkafa.com’da öyle şey olmaz.

    Çinliler’e dur diyecek yok mu a gurban? Helal olsun mu desek, haram olsun mu bilemiyorum. Nasıl bir adam bunlar diye haykırasım var çok pis.

    Bazen düşünüyorum,

    1. Çinliler bu taklit ürünler yerine, kaliteli ürünler


  10. Cem Yılmaz Uçak Aldı

    Cem Yılmaz uçak almadı. Şaka olsun diye yazdım. Benim aklıma şey geldi, çalışırken TRT FM dinliyorum. Oradaki programcı arkadaş, konuklarına Neden Tiyatro? Neden Yazarlık? falan diye sorup duruyor. Ben hep, artık TRT çalışanları bu soruyu sormazlar Cem Yılmaz pis dalga geçti diye düşünürdüm ama adamlar yılmamışlar. (Bu arada aklım sıra espri yapıyorum resimlerle farkettiniz mi?)


  11. “Eşkıya” filmi ile birlikte Türk Sineması tekrar canlandı. Bu benim görüşüm de değil sadece, yaygın görüş. Onu takip eden güzel başka filmler de kondu ortaya. Derken dandik film sanayimiz de gelişti (Keloğlan (Erbil’in oynadığı), Maskeli Beşler, Destere, Çılgın Dersane falan), dandik filmler kategorisinden sıyrılan komedi filmleri de oldu, misal G.O.R.A, Organize İşler. Recep İvedik ise yoğun tartışmalar altında yerini bulamadı. Dandik film miydi, komedi filmi mi? Farketmez. O da öyle işte.


  12. Kardeşini Seç

    Bir yardımlaşma sitesi var. www.kardesinisec.com

    Bu öyle para toplayan bir dernek falan değil. İhtiyacı olan öğrencilerin isimleri ve adresleri yazıyor. Çocukların boy, kilo, yaş ve aile durumlarıyla ilgili bilgiler veriliyor. Sen de kardeş bekleyenlerden bir tanesini seçiyorsun.

    Ona mektup yazıyorsun.Mektupla beraber kitap, kalem, defter gönderiyorsun. Belki ihtiyacı olan bir şey. Bot, şapka, kazak gibi şeyler. Ama kesinlikle


  13. Unutulmasın istediğim yazılar

    Zaman geçtikçe bazı yazılar yavaş yavaş tozlu raflara kaldırılıyor. Sakinkafa’nın eski yazılarında takılmak son derece eğlenceli geliyor bana. Bazen aha keşke bu yazı şimdi yazılsaydı diyorum. Azıcık kişi girerken siteye yazılmış çok güzel yazılar oluyor, yeterince kişi okumadı bu yazıyı diye elemlere gark oluyorum. İşte 5 tanesini seçtim merak edenlere..

    Yazıların altında alakalı yazılar beliriyor 5 tane, onlara basarak eski yazılarda şuursuzca dolanmak da eğlenceli, aynı zamanda çok güzel yazılar da keşfedebiliyorsunuz.

    sakinkafa.com/linc-edilmekten-kilpayi-kurtuldugum-an/
    sakinkafa.com/bir-devrin-bitisi/
    sakinkafa.com/ulasim-teknolojisinin-son-noktasi-at/
    sakinkafa.com/dev-mehtap-projesi-dunya-ve-ayi-birbirine-baglamak/
    sakinkafa.com/tasarimcilarin-yeni-dostu-paint/


  14. Merak etmeye devam ediyorum

    “Nabza göre şerbet vermek”

    ‘Nabza göre şerbet vermek’ ne demek diye kara kara düşünüyordum. Bilimsel bir veri elde etmek için kan şekeri ile alakalı bir durumdan şüphelenmeye başladım. Baktım beceremedim olayın içinden çıkamadım, olayı örneklerle açıklamaya çalıştım. Daha kolayca oldu ve galiba bir açıklama ile doyurdum bu meraklı beynimi. Düşünmeye taa uzaklardan, atalarımızdan başladım.

    Atalarımız nabza göre şerbet vermekte çok başarılıymış. Yani fısır fısır konuşurlarmış birisi hakkında. Sonra kapı açılır ve


  15. Al Pacino ve Hayatın Anlamı

    al-pacinoAl Pacino için yapılmış en büyük eleştirilerden birisi, hep takım elbiseli ve janti adamları oynadığı, bu nedenle de karakter oyuncusu olarak başarılı olamadığıdır. Şöyle bir filmlerine baktığımızda pek de haksız sayılmaz. Godfather(Baba) serisi, Corlito’s Way, Scarface gibi filmlerde hep bir mafya babasını oynamıştır. Ancak ne oynamak! Godfather’ı saymazsak, diğer iki filmi neredeyse onun seviyesine çıkaracak bir oyunclukla görülmüştür kendisi.

    Bu oyunculuğunu süsleyen, hafızalarda yer etmesine sebep olan yegane şey de, her filmde yaptığı o karizma konuşmalardır herhalde.


  16. Tek’no’loji..!

    Teknoloji yasaklansın istiyorum. Çok ciddi ve kati görüşlere sahibim bu hususta. Yasaklanmasa bile kısıtlansın! Yutup nasıl kapatılıyorsa, teknoloji zımbırtıları da mühürlensin!

    Her bir şeyi öldürüp soyutlaştıran, tüm duyguları da resmen somutlaştırıp amacından şaştıran, varlığı tamamen yalan olup, kavranması da son derece güç görünen bu şey, bu teknoloji, neden böylesine cezp ediyor bizi? Neden içimizde tutarız, büyütürüz bu teknoloji aşkını ki zaten! Bariz bir şekilde özlem, bekleme, umma, merak etme gibi duygu kavramlarının köküne kibrit suyu diye bir sloganı var teknoloji denen manyaklığın. Mektubun ya da bir iki çift güzel mi güzel kelimenin anlamını bir klavye yahut basit bir tuş takımı anlamsızlaştırabilirken, bizim bu görünmez canavarlara bağlılığımız neden?!

    Gıcık oluyorum!