sakinkafaatari oyunları

  1. 2008 Geçip Gidiyorken

    Adettendir, yıl biterken, gazetelerde televizyonlarda dergilerde hep bir “bu yıl neler oldu bitti” tarzında haberler yapılır. Herkes bir kulağından tutar meselenin, tabi olan biten de o kadar hızla olup bitmiştir ki, hiçbir şey tam hakkıyla hatırlanamaz. Zaten birileri istatistik yapmışlar, Türkiye’de medya hafızamız 22 günmüş efendim. Bu durumda, 22 gün öncesini zar zor hatırlayan insanlar olarak, 2008 yılında neler olduğunu yahut ne gibi gündemlerle meşgul olduğumuzu hatırlamak da hep cazip gelmiştir. Nostalji duygusunun, yeni yıl aromalı bir yeniden sunumudur esasında bu da, aslında ne yapıldığını ben hiçbir zaman anlamamışımdır. Hani günü 24 saate bölmek gibi ilginç bir hastalığın neticesidir bence. 2008 geçti gidiyor işte, geride bıraktığı bir şey yok. Kim demiş, yıllar insanlara bir şeyler bırakır diye? Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası kadar yapaydır yani.


  2. Nihavend Makamı, günümüzün en çok kullanılan makamları arasındadır. Beş komalık si bemol ve mi bemol arızaları vardır. Bir önceki yazıda verdiğim tablodan bakılarak daha iyi anlaşılabilir. Bu arızaların batı müziğinde de bulunmasından mıdır, seyrindeki benzerlikten midir bilinmez, batı müziğini anımsatır. Belki de günümüzde çok kullanılır olmasının sebebi, batı müziğine alışmış kulaklarımızın bu seyre daha yatkın olmasıdır.

    Romantik ve hüzünlü bir makam olarak bilinir, ki bana da öyle geliyor. Yalnız, notaların seyrinin tizden pese ve pesten tize gidişinin(çıkıcı-inici seyirli)


  3. Yeni ve dev bir yazı dizisi daha

    Şimdiye kadar Türk Sanat Müziği hakkında çok şey söylendi. Bu söylenenler Türk Müziği’ni yakından tanıyan ve yapısını bilen insanlar için bir şeyler ifade edebildi. Fakat onu tanımayan, bilmeyen insanlar için “laf” tan öteye gidemedi. Oysa ben isterdim ki, Türk Müziği bilgisi “Nasıl Geçti Habersiz” den öteye gidemeyen insanlar da bize ortak olsun, müziğimizi daha çok kişi tanısın. Tanıdıkça sevsin, sevdikçe dinlesin. Bu sebeple


  4. 1. Çinko ve Tombala

    Şu yılbaşı denen zımbırtının sevilecek tek yanı bana ‘tombala’ oynamayı hatırlatması. Öyle yeşiller kırmızılar bıdı bıdı noel geyikleri uçup gitsin. Bu devirde noel babaya inananların başına ne geldiği müstehcen bir fıkra ile de belirtilmiş. Lakin şimdi söylemeye gerek yok, inanıyorum ki bu yazıyı okuyanlar öyle şeylere kanmazlar. O şişko kırmızı beyaz adam gelip sizin şöminenizden-ki kimin şöminesi var- hediye mediye atmaz. Bilirsiniz, kostümü ticari kaygılardan öteye gidemez.

    Sevimli bir tombala yazısı yazmaya çalışırken yine içimdekileri biraz döküp konuyu saptırma yolları aradığımı düşünmeyin. Konumuz ‘Tombala’ :)

    Tombala, İtalyanca ‘Tombola


  5. Yasak listesi

    Yeni Sakinkafa ceza kanununa göre;

    • Dergilerde ya da televizyon programlarında “bunları biliyor muydunuz?” diye bir bölüm olması;
    • Ebeveynlerin çocukları için “bizimki zeki ama çalışmıyor” demesi;
    • Öğrencilerin sınavdan çıktıktan sonra, “çok kötü geçti” diye dövünmesi;
    • Antin kuntin bir şey yaptıktan sonra, kendini ödüllendiriyorum diyerek çikolata falan yenmesi;
    • Alternatif gençliğin “Orhan Gencebay, Müslüm Gürses dinlerim ben ağbi” diyerek özgürlükten prim yapmaları…

    yasaklanmıştır.


  6. En güzel okul anısı yarışması için bize gönderilen ikinci okul anısını yayınlamaktan kıvanç duyarız

    Bilgilendirme: 28 Aralık 2008 itibariyle 18 okul anısı mevcut. 100 olunca yarışma tamamlanacaktır.

    Üstün Özdemir isimli okurumuzun okul anısı:


  7. Evet sevgili yazarlarımız, başlıktan da anlayabileceğiniz gibi, Kaffa Lympics Olimpiyatları başlamıştır ve ilk konusu “Dünya tarihindeki ilk Trip Atma Olayı”nın hikayesini uydurmak ve yazmaktır.

    Katılım Şartları ve Kurallar:

    1. Kaffa Lympics Olimpiyat kurallarının hepsi geçerlidir.

    2. Yazarlar yarışma yazılarını 4 Ocak 2009 Pazar günü yayınlarlar veya o tarihe zamanlarlar. (O gün başka yazı yayınlanmayacak)


  8. Kaffa Lympics Yazar Olimpiyatları

    Küçüklüğü “Gerçek Kötüler” in LAFF-A-LYMPICS‘i kazanmasını beklemekle geçenler! Bir macerayı yeniden hortlatıyoruz. Sakinkafa.com yeni bir yarışma organizasyonuna daha imza atıyor: Kaffa Lympics Yazar Olimpiyatları.

    Laffa Lympics’teki gibi çeşitli abudik gubidik yarışmalar olmayacak ne yazık ki (en azından şimdilik). Yazılarla yarışacağız. Her ay 1 konu belirlenecek ve o konuda yarışma yapılacak.

    Yarışma Kuralları:

    1. Her yazar her yarışmaya sadece 1 yazı ile katılır.


  9. İsrail’in Filistine Saldırısı

    Hamas terörist bir örgüttür. Peki devletler terörist olamazlar mı? Terörist faaliyetler gösteremezler mi? Sivil katliamıyla devlet korunur mu, olunur mu? İsrail Devleti modern çağın en büyük terörist oluşumu olabilir mi? Olmaya mı çalışıyor? 2 sene önce Lübnan’da yaptığı sivil katliamını, senelerdir Filistin’de yürüttüğü soykırım politikasını dünya kınayıp durup izleyecek mi? Bir devlet nasıl bir çocuk yuvasını vurabiliyor? Neden dünya buna engel olmuyor, olamıyor?

    İsrail Devleti gibi, Hamas da İsrailli sivillerin canını alma hakkını nasıl kendine buluyor?  Dünya neden bu savaşın ırk veya dinle ilgisi olmadığını anlamıyor? Politik askeri çekişmelerin sonuçlarına neden sivil halklar katlanıyor? Bunlara katlanmaya alışan halklar nasıl bir nefret, düşmanlık ve savaş kültürüyle donanıyor?


  10. Vizontele’de çok sevdiğim bir sahnede, Belediye Başkanı Nazmi Bey, televizyona büyülenmiş gibi bakarken, Siti Ana sorar: “Bu nedir?” Nazmi Bey kendinden emin söyler: “Vizontele. Dünyayı evimize getirecek.” Siti Ana hiç bozmadan: “Sebep?”. İşte televizyon denen hadisenin, özellikle 90′lardan itibaren özel kanallarla ve uydu yayını ile dünyayı evimize getirmesi meselesi, şu sıralar en çok futbolda ilginç geliyor. Son senelerde, İngiltere Premier ligin olağanüstü çıkışı, İspanya futbolunun göz dolduran yıldızları, İtalyan liglerinin mücadelesi… Almanya’da Hoffenheim mucizesi… Hepsi bir anda evimize geliyorken, bizim Turkcell Süper Lig’de olan bitenler can sıkıcı olabiliyor. Hani neredeyse yüzyıldır meşhur olan “geri kalmışlık” hadisesine futboldan bir bakış oluyor resmen. Muasır ligler seviyesine çıkmak gibi bir ideal kafamda belirmeye başlamadı desem, yalan olur.

    Aslında her şey güzel gidiyordu bu sene başında. Fenerbahçe, Avrupa şampiyonu olmuş İspanya’nın hocasıyla anlaşmıştı. Nereden baksanız, önemli bir olay.


  11. Annem, her zaman söyler(di): Saat kaç oldu, hala yatmadın mı? / Ödevini yaptın mı? / Okumanı yaptın mı? / Testlerini çözdün mü? / Sütünü içtin mi?

    Annelik müessesesinin soru ve istekleri evrenselmiş efendim. Buyrun seyre:


  12. Okul anısı yarışmasına katılımlar devam ediyor.

    Şimdiye kadar pek çok arkadaşımız anı yolladı sağolsunlar. Hepsini okumak da çok eğlenceli. Bize ilk yollanan anıyı sitemizde yayınlıyoruz. Yarışma 100 anı gelinceye kadar devam edecek, hala yarışmamıza katılabilir, hediye kontör, ya da dergi aboneliği kazanabilirsiniz.

    Murat Çokseyrek isimli arkadaşımızın anısı:


  13. Yönetmen : Marc Forster

    Senaryosu Afgan yazar Khaled Hosseini’nin romanından alınmış. Taliban rejiminin Afganistan’a gelmesinin ardından Amerika’ya kaçan Amir’in ve Afganistan’da kalan arkadaşı Hasan’ın hayatını anlatıyor.

    Beraber uçurtma uçurup, harika gösteriler sunuyorlar. Etkileyici, insanın gözüne toz kaçıran sahneler çoğunlukta. Filmi yalnız izlesem kesin hüngür hüngür ağlardım, fakat sevgili kuzenlerimle beraber olduğumdan üç-beş küçük çığlık attım o kadar. Bir de ben heyecanlı sahnelerde konuşmadan duramam. “Hadi oğlum,


  14. Cem Yılmaz Meselesi

    Yetmişlerde, gazete yazarları köşelerinde çıkıp “Bilmemne Sorunsalı” başlıklı makaleler yazarlarmış. Tabi “sorunsal” sol bir kelime iken, sağ muadili de “mesele” imiş. Benim sağ ve solla bir ilişiğim yok ama, meseleyi hep daha çok sevmişimdir. Mesel kelimesine yakın olduğu için galiba. Meselin de masalla ilişkisini severim ayrıca. Neyse, etimolojik bir giriş olsun niyetim yoktu ama aklıma gelmişken yazıvereyim. Son günleri oldukça meşgul eden Arog filmi de devreye girmişken, bir Cem Yılmaz olayını masaya yatırmak lazım. Sosyal bilimci eldivenimi takıp, mevzuya girişiyorum. (Nohut’un komedyen gözlüklerine karşılık, benim de sosyal bilimci eldivenlerim var. Neden eldiven diye sormayın…)


  15. Memleketten gelip Harem otobüs garında indiniz, Üsküdar’a doğru sahilden ilerlerken karaya vurmuş iki gemi görürsünüz. ‘NO SMOKING’ yazan iki tane tanker gemisi. Tüm ‘No Smoking’ yazan gemiler tanker mi diye soracak olursanız, evet öyledir sevgili okur. Gemilerimizin adı Geylan Bey ve Transpetrol II. Bu gemiler Kasım ayındaki şiddetli lodostan dolayı Harem’de bağlı haldeyken halatlarını koparıp karaya vurmuşlar. Zaten cezalılarmış ve son nefeslerini de böylece vererek İstanbul’un çöplüğüne bir metal yığını olarak süzülmüşler. Harem sahilindeki cesetleri henüz kaldırılmadı, neyi bekliyorlar, hep öyle mi kalacak bilmiyorum. Belki de diyorum ki bir ‘ibret


  16. Tayyip Erdoğan-Baykal-Bahçeli Afişi

    Minibüste giderken dün, gözüm bilboarddaki bu afişe takıldı. Anlamaya çalıştım, arkamı dönüp görmeye çalıştım ama çok geçti..

    Çok şaşırmıştım doğru olduğuna inanamamıştım. “Hedefimiz, yerel yönetimlerde %50 kadın aday!” ibaresini okuyabilmiştim ve 3 liderin gülerek, gayet samimi poz verdiğini algılayabilmiştim.