Yeni yıl geldi. Aman ne de güzel. Pek mutlu olduk. Bir sene daha yaşlandığımıza öyle çok sevindik ki ‘seneye görüşürüz’ esprileri yapmaktan alıkoyamadık kendimizi. Ve ben bir İtalyan’ın yemek yapıyor oluşunu izlerken sokaklarda dolanan Noel baba kıyafetli zibidileri anımsıyorum teker teker… Havanın soğuk oluşundan ötürü henüz yeni yeni çözünen parmaklarımı anca hissedebiliyorum. Ve bir kez daha lanet ediyorum Yılbaşı durumlarına.
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
-
-
Adettendir, yıl biterken, gazetelerde televizyonlarda dergilerde hep bir “bu yıl neler oldu bitti” tarzında haberler yapılır. Herkes bir kulağından tutar meselenin, tabi olan biten de o kadar hızla olup bitmiştir ki, hiçbir şey tam hakkıyla hatırlanamaz. Zaten birileri istatistik yapmışlar, Türkiye’de medya hafızamız 22 günmüş efendim. Bu durumda, 22 gün öncesini zar zor hatırlayan insanlar olarak, 2008 yılında neler olduğunu yahut ne gibi gündemlerle meşgul olduğumuzu hatırlamak da hep cazip gelmiştir. Nostalji duygusunun, yeni yıl aromalı bir yeniden sunumudur esasında bu da, aslında ne yapıldığını ben hiçbir zaman anlamamışımdır. Hani günü 24 saate bölmek gibi ilginç bir hastalığın neticesidir bence. 2008 geçti gidiyor işte, geride bıraktığı bir şey yok. Kim demiş, yıllar insanlara bir şeyler bırakır diye? Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası kadar yapaydır yani.
-
Türk Müziği Makamları (1-Nihâvend)
30 Ara 08 (3:17) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 0 yorum
Nihavend Makamı, günümüzün en çok kullanılan makamları arasındadır. Beş komalık si bemol ve mi bemol arızaları vardır. Bir önceki yazıda verdiğim tablodan bakılarak daha iyi anlaşılabilir. Bu arızaların batı müziğinde de bulunmasından mıdır, seyrindeki benzerlikten midir bilinmez, batı müziğini anımsatır. Belki de günümüzde çok kullanılır olmasının sebebi, batı müziğine alışmış kulaklarımızın bu seyre daha yatkın olmasıdır.
Romantik ve hüzünlü bir makam olarak bilinir, ki bana da öyle geliyor. Yalnız, notaların seyrinin tizden pese ve pesten tize gidişinin(çıkıcı-inici seyirli)
-
Yeni ve dev bir yazı dizisi daha
30 Ara 08 (2:13) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 6 yorum
Şimdiye kadar Türk Sanat Müziği hakkında çok şey söylendi. Bu söylenenler Türk Müziği’ni yakından tanıyan ve yapısını bilen insanlar için bir şeyler ifade edebildi. Fakat onu tanımayan, bilmeyen insanlar için “laf” tan öteye gidemedi. Oysa ben isterdim ki, Türk Müziği bilgisi “Nasıl Geçti Habersiz” den öteye gidemeyen insanlar da bize ortak olsun, müziğimizi daha çok kişi tanısın. Tanıdıkça sevsin, sevdikçe dinlesin. Bu sebeple
-
1. Çinko ve Tombala
29 Ara 08 (14:13) | mor paspas yazdı | Ikonografi 90'lar | 2 yorum
Şu yılbaşı denen zımbırtının sevilecek tek yanı bana ‘tombala’ oynamayı hatırlatması. Öyle yeşiller kırmızılar bıdı bıdı noel geyikleri uçup gitsin. Bu devirde noel babaya inananların başına ne geldiği müstehcen bir fıkra ile de belirtilmiş. Lakin şimdi söylemeye gerek yok, inanıyorum ki bu yazıyı okuyanlar öyle şeylere kanmazlar. O şişko kırmızı beyaz adam gelip sizin şöminenizden-ki kimin şöminesi var- hediye mediye atmaz. Bilirsiniz, kostümü ticari kaygılardan öteye gidemez.Sevimli bir tombala yazısı yazmaya çalışırken yine içimdekileri biraz döküp konuyu saptırma yolları aradığımı düşünmeyin. Konumuz ‘Tombala’ :)
-
Yasak listesi
29 Ara 08 (12:49) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Yeni Sakinkafa ceza kanununa göre;
- Dergilerde ya da televizyon programlarında “bunları biliyor muydunuz?” diye bir bölüm olması;
- Ebeveynlerin çocukları için “bizimki zeki ama çalışmıyor” demesi;
- Öğrencilerin sınavdan çıktıktan sonra, “çok kötü geçti” diye dövünmesi;
- Antin kuntin bir şey yaptıktan sonra, kendini ödüllendiriyorum diyerek çikolata falan yenmesi;
- Alternatif gençliğin “Orhan Gencebay, Müslüm Gürses dinlerim ben ağbi” diyerek özgürlükten prim yapmaları…
yasaklanmıştır.
-
Bir okul anısı daha: GS-Nöşatel Maçı
28 Ara 08 (23:39) | Sizden Gelenler yazdı | Okul Hayatı | 0 yorum
En güzel okul anısı yarışması için bize gönderilen ikinci okul anısını yayınlamaktan kıvanç duyarız
Bilgilendirme: 28 Aralık 2008 itibariyle 18 okul anısı mevcut. 100 olunca yarışma tamamlanacaktır.
-
1. Kaffa Lympics Olimpiyatları: Dünya tarihindeki ilk Trip Atma Olayı
28 Ara 08 (22:50) | Sakin Kafa yazdı | Editörden | 0 yorum
Evet sevgili yazarlarımız, başlıktan da anlayabileceğiniz gibi, Kaffa Lympics Olimpiyatları başlamıştır ve ilk konusu “Dünya tarihindeki ilk Trip Atma Olayı”nın hikayesini uydurmak ve yazmaktır.Katılım Şartları ve Kurallar:
1. Kaffa Lympics Olimpiyat kurallarının hepsi geçerlidir.
2. Yazarlar yarışma yazılarını 4 Ocak 2009 Pazar günü yayınlarlar veya o tarihe zamanlarlar. (O gün başka yazı yayınlanmayacak)
-
Kaffa Lympics Yazar Olimpiyatları
28 Ara 08 (21:34) | Sakin Kafa yazdı | Editörden | 1 yorum
Küçüklüğü “Gerçek Kötüler” in LAFF-A-LYMPICS‘i kazanmasını beklemekle geçenler! Bir macerayı yeniden hortlatıyoruz. Sakinkafa.com yeni bir yarışma organizasyonuna daha imza atıyor: Kaffa Lympics Yazar Olimpiyatları.Laffa Lympics’teki gibi çeşitli abudik gubidik yarışmalar olmayacak ne yazık ki (en azından şimdilik). Yazılarla yarışacağız. Her ay 1 konu belirlenecek ve o konuda yarışma yapılacak.
Yarışma Kuralları:
-
İsrail’in Filistine Saldırısı
28 Ara 08 (16:54) | Sakin Kafa yazdı | Gündem | 12 yorum
Hamas terörist bir örgüttür. Peki devletler terörist olamazlar mı? Terörist faaliyetler gösteremezler mi? Sivil katliamıyla devlet korunur mu, olunur mu? İsrail Devleti modern çağın en büyük terörist oluşumu olabilir mi? Olmaya mı çalışıyor? 2 sene önce Lübnan’da yaptığı sivil katliamını, senelerdir Filistin’de yürüttüğü soykırım politikasını dünya kınayıp durup izleyecek mi? Bir devlet nasıl bir çocuk yuvasını vurabiliyor? Neden dünya buna engel olmuyor, olamıyor?
İsrail Devleti gibi, Hamas da İsrailli sivillerin canını alma hakkını nasıl kendine buluyor? Dünya neden bu savaşın ırk veya dinle ilgisi olmadığını anlamıyor? Politik askeri çekişmelerin sonuçlarına neden sivil halklar katlanıyor? Bunlara katlanmaya alışan halklar nasıl bir nefret, düşmanlık ve savaş kültürüyle donanıyor?
-
Turkcell Süper Ligi Seyrediyorum Gözlerim Kapalı
27 Ara 08 (23:50) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Vizontele’de çok sevdiğim bir sahnede, Belediye Başkanı Nazmi Bey, televizyona büyülenmiş gibi bakarken, Siti Ana sorar: “Bu nedir?” Nazmi Bey kendinden emin söyler: “Vizontele. Dünyayı evimize getirecek.” Siti Ana hiç bozmadan: “Sebep?”. İşte televizyon denen hadisenin, özellikle 90′lardan itibaren özel kanallarla ve uydu yayını ile dünyayı evimize getirmesi meselesi, şu sıralar en çok futbolda ilginç geliyor. Son senelerde, İngiltere Premier ligin olağanüstü çıkışı, İspanya futbolunun göz dolduran yıldızları, İtalyan liglerinin mücadelesi… Almanya’da Hoffenheim mucizesi… Hepsi bir anda evimize geliyorken, bizim Turkcell Süper Lig’de olan bitenler can sıkıcı olabiliyor. Hani neredeyse yüzyıldır meşhur olan “geri kalmışlık” hadisesine futboldan bir bakış oluyor resmen. Muasır ligler seviyesine çıkmak gibi bir ideal kafamda belirmeye başlamadı desem, yalan olur.Aslında her şey güzel gidiyordu bu sene başında. Fenerbahçe, Avrupa şampiyonu olmuş İspanya’nın hocasıyla anlaşmıştı. Nereden baksanız, önemli bir olay.
-
Annelik: Global Kültürlü Müessese
26 Ara 08 (17:43) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Annem, her zaman söyler(di): Saat kaç oldu, hala yatmadın mı? / Ödevini yaptın mı? / Okumanı yaptın mı? / Testlerini çözdün mü? / Sütünü içtin mi?
Annelik müessesesinin soru ve istekleri evrenselmiş efendim. Buyrun seyre:
-
Okul anısı yarışmasına ilk yollanan anı
25 Ara 08 (11:00) | Sizden Gelenler yazdı | Okul Hayatı | 1 yorum
Okul anısı yarışmasına katılımlar devam ediyor.
Şimdiye kadar pek çok arkadaşımız anı yolladı sağolsunlar. Hepsini okumak da çok eğlenceli. Bize ilk yollanan anıyı sitemizde yayınlıyoruz. Yarışma 100 anı gelinceye kadar devam edecek, hala yarışmamıza katılabilir, hediye kontör, ya da dergi aboneliği kazanabilirsiniz.
-
The Kite Runner – Uçurtma Avcısı (2007)
24 Ara 08 (16:02) | mor paspas yazdı | Kültürel Köşe | 0 yorum
Senaryosu Afgan yazar Khaled Hosseini’nin romanından alınmış. Taliban rejiminin Afganistan’a gelmesinin ardından Amerika’ya kaçan Amir’in ve Afganistan’da kalan arkadaşı Hasan’ın hayatını anlatıyor.
Beraber uçurtma uçurup, harika gösteriler sunuyorlar. Etkileyici, insanın gözüne toz kaçıran sahneler çoğunlukta. Filmi yalnız izlesem kesin hüngür hüngür ağlardım, fakat sevgili kuzenlerimle beraber olduğumdan üç-beş küçük çığlık attım o kadar. Bir de ben heyecanlı sahnelerde konuşmadan duramam. “Hadi oğlum,
-
Cem Yılmaz Meselesi
23 Ara 08 (2:38) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum
Yetmişlerde, gazete yazarları köşelerinde çıkıp “Bilmemne Sorunsalı” başlıklı makaleler yazarlarmış. Tabi “sorunsal” sol bir kelime iken, sağ muadili de “mesele” imiş. Benim sağ ve solla bir ilişiğim yok ama, meseleyi hep daha çok sevmişimdir. Mesel kelimesine yakın olduğu için galiba. Meselin de masalla ilişkisini severim ayrıca. Neyse, etimolojik bir giriş olsun niyetim yoktu ama aklıma gelmişken yazıvereyim. Son günleri oldukça meşgul eden Arog filmi de devreye girmişken, bir Cem Yılmaz olayını masaya yatırmak lazım. Sosyal bilimci eldivenimi takıp, mevzuya girişiyorum. (Nohut’un komedyen gözlüklerine karşılık, benim de sosyal bilimci eldivenlerim var. Neden eldiven diye sormayın…)
-
İstanbul’la Savaş – İstanbul’a Göç
23 Ara 08 (0:32) | mor paspas yazdı | Gündem | 5 yorum
Memleketten gelip Harem otobüs garında indiniz, Üsküdar’a doğru sahilden ilerlerken karaya vurmuş iki gemi görürsünüz. ‘NO SMOKING’ yazan iki tane tanker gemisi. Tüm ‘No Smoking’ yazan gemiler tanker mi diye soracak olursanız, evet öyledir sevgili okur. Gemilerimizin adı Geylan Bey ve Transpetrol II. Bu gemiler Kasım ayındaki şiddetli lodostan dolayı Harem’de bağlı haldeyken halatlarını koparıp karaya vurmuşlar. Zaten cezalılarmış ve son nefeslerini de böylece vererek İstanbul’un çöplüğüne bir metal yığını olarak süzülmüşler. Harem sahilindeki cesetleri henüz kaldırılmadı, neyi bekliyorlar, hep öyle mi kalacak bilmiyorum. Belki de diyorum ki bir ‘ibret




















