sakinkafaatari oyunları

  1. Türk Müziği Sazları (11-Tef)

    Çok yaygın bir kullanım alanı olan tef, bazı yerlerde def diye de anılabilir. Ritim sazlar içinde sesi en çok çıkan ve dolayısıyla ritimi en çok belirleyici olandır. Günümüzde uygulanmasa da, eskiden fasıllarda tefi çalan sazende orkestrayı ve koroyu yönetirmiş. Yani, Batı Müziği’nden müziğimize geçmiş şef kavramının Türk Müziği’ndeki karşılığı tefi çalan sazendedir.


  2. Yarım erkekler

    Korku, utanç, sadakat

    Cesaret, tınmazlık, o açmış ben bakarımcılık (bunu özetliyen bi kelime bulamadım)

    Üsttekiler kadınlara, alttaki erkeklere uygun gibi duruyor.

    Duyarlı olma hali genelde kadınlar etrafında örgülendiği için, erkeklerin kendilerine has duyarlılıkları genelde es geçilir. Şair, yazar, yönetmen vs. vs. olanlar müstesna erkek öküzdür çünkü. Duygular kadınlara mahsustur. Erkek cinsel organının peşine koşturur, dünyayı çok takmaz, korkuları, zayıflıkları pek yoktur. Öyle çalışır yaşar işte, arada duygulanırsa da içer, nara atar, kolunu jiletler, duvara kafa atar ya da adam döver..


  3. İlk Nefesim : Kdz. Ereğli

    Lacivert sana çok yakışıyor. Her an coşabilme enerjini içine saklayarak sakin sakin bakıyorsun. Hep böyle masum muydun sen? Arada beyazlıklarla gülümsüyorsun. Köpüklerin parlıyor. Balıkların zıplıyor sürü halinde. Martılar yuva yapıyor bacalarına. Yüksek fırınların çalışıyor tüm gücüyle.

    Az önce girerken içine şaşırdım trafik yoğunluğuna, kalabalık sokaklarına, jeep’lerle dolu yollarına, yeni dükkanlarına, yeni sitelerine. Kapanan işyerleri, fabrikada grev söylentileri, gözaltına alınan ergenekoncular… Öylece bakakaldım, ekose eteğimin savrulduğu kaldırımlar buralar mıydı? Güzelliği ne kadar hızlı harcıyorduk, tükeniyordu temiz hava ve ben gün geçtikçe neden daha çok özlüyordum martı çığlıklarını?

    İlk kez hava doluyor ciğerlerime, çarpık çurpuk yürüyorum, okumaya başlıyorum. Sivilcelerim çıkıyor, küsüyorum. İlk aşkla buluşuyorum, gül yaprakları dökülüyor tenime…

    Hayat, senin lacivertinle beyazın arasında öylesine temiz. Annemin koynu


  4. Halı Saha Geyikleri

    İşte fütursuzca oynanan bir erkek oyunu size: Halı Saha Maçı!

    Ne var canım halı saha işte, deyip geçmeyiniz. Kendine göre ritüelleri, olurları, olmazları olan bir habitattır halı saha.

    Maddeler halinde yazıyorum. Ayağınızı denk alın!

    1. Ben en son 1,5 sene önce halı saha maçı yaptım abi: Ne zamandır oynamadığını baştan söyler ki, sonra oyunda koşamayınca falan arkadaşları laf ederse, “abi ben demiştim, kondisyon sıfır” cevabını verebilsin…

    2. Beyler küfür yok! : Oyunda biri sinirlenip küfür ettiğinde aramızdaki en babacanımızın ortaya atılıp çıkardığı sestir.


  5. Türk Müziği Sazları (10-Darbuka)

    Türk Müziği aslında huzura götüren ve insanı iç dinginliğine eriştiren bir müziktir. Bu yüzdendir ki, bizim geliştirdiğimiz ritim sazları olan kudüm, bendir çok kullanılır. Yalnız, arada bir felekten bir gece çalmak isteyenler biraz olsun dinginliği bir kenara koyarlar. Araplardan bize gelmiş olan darbukayı, kıvrak parmak hareketleri ile neşeye dönüştürmesini bilirler.

    Türk Müziği’nin bayık atmosferini oldum olası sevmeyen insanlarınsa  elinden düşmeyen bir enstrumandır darbuka. Diğer sazların nağmeleriyle uyum içinde insanları çoşturur durur bu kişiler.


  6. Daha da Hasta Olabilmek için!

    Bugün dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyandım sevgili okur. Başımın kopacak gibi ağrıyor olması ve öksürürken boğazlarımın yırtılacak gibi olması beni dayanılmaz bir acı içine sokuyordu. Sonra farkettim ki ben böyle vahşi kelimelerle kendime acıdıkça ağrım katmerleniyor. Adeta kafama çekiçle vuruyorlarmış gibi oluyor. İşte ben böyle düşündükçe, söylendikçe iyice kafam sanki ortadan ikiye yarılıyormuş gibi oluyor.

    Şakalar birer yanlara, hasta olduğunda, kendini iyice hasta eden bir yapımız var genel olarak. Kendimize acımayı seviyoruz.

    Kalktım duş aldım açılayım diye, ağrılarım geçmedi ve hala çok şiddetli, ama bir yerimin kopmadığını da farkettim. Sanki kafama çekiçle vuruyorlarmış gibi…


  7. VPEK5: Prison Break Bitsin Artık

    Prison Break izleyenler bilirler. Dizinin 1. 2. ve 3. sezon bölümleri ne kadar da heyecan kasırgasıydı. Dizinin ruhuna uygun şekilde sürekli adrenalin pompalanıyordu her sahnede.

    1. sezon Fox River cezaevinde geçmişti. Herşeyin başlangıç noktasıydı Fox River. Michael Scofield ve arkadaşları her yere delik açmak ve açtıkları delikleri farkettirmemek zorundaydı. Nitekim başardılar, Allah’ın izniyle kaçtılar.


  8. Basliktan da anlasilabilecegi uzere, 4 gun once yemin edip gorevine baslayan Obama yonetiminin Bush yonetiminden ortalama olarak ne farklarinin “olabilecegi” uzerine bir yazi yazmaya karar verdim bugun haberleri izlerken. Amerika’yla ilgili cesitli sehir efsaneleri vardir. Her ne kadar Avrupa ya da Orta Dogu gibi yakin komsularimiz hakkinda bir miktar bilgiye sahip olabilsek de Amerika bizim icin her zaman uzakta olan, flu olarak gozuken ve uc-bes genel gecer bilgiden baska pek bir sey bilmedigimiz bir “super guc” olmaktan oteye pek gecemez. Lost’la ilgili yazisinda Ayasophia’nin da degindigi gibi (ki o konuda da garip hipotezler gelistirmedim degil), millet olarak pratik zekamizi konusturmusuz; muhabbet ortamlarinda bu konu denk geldiginde lal kalmamak icin cok genel ifadelerle Amerika’yi bile tanimlamisiz mis gibi.


  9. Lost bitiyorken…

    Lost isimli çılgın dizi yeniden başladı sevgili izleyiciler. Dünya televizyon tarihine adını altın harflerle yazdıran bu dizi, 5. sezonu ile verdiği 9 aylık aranın ardından yeniden dün gece yayınlandı. Tabi internetin böylesine yaygın bir ağ kurduğu dünya gençleri arasında dizinin asıl muhabbeti bugün başladı. Zira internet üzerinden paylaşılan dizi, ancak bu sabah düşüverdi ortamlara. Peki nedir bu Lost’u bu kadar popüler yapan? Diğer taraftan da eleştirel televizyon izleyicisini bile kendine bağlayan etkenler neler? Bugüne kadar yayınlanmış bölümleri 2 defa izlemiş ve fakat hala 5. sezon bölümlerini izlememiş olan bendeniz, şimdi meseleyi masaya yatıracağım.


  10. Doksan, ay pardon Naynti

    Anlamadığım bir nokta var ey sevgili okur. Neden İngilizce bir pasaj (pasaj nasıl bir kullanım yahu) okurken tüm kelimeleri rahatlıkla, aynı bir Amerikalı gibi aksanlı söylüyor (ya da en azından öyle okuduğumuzu sanırken), sıra sayıları okumaya gelince birden duraksıyoruz veya hiç de duraksamadan Türkçesi’ni okuyup geçiyoruz?

    Sesli veya sessiz okurken ben hep karşılaşıyorum bu durumla. Bir ben miyim? Yoksa herkes böyle mi? Herkes böyleyse neden böyle? Nasıl bir yazı oldu bu böyle! Bitişşşşş…

    Bu konudakini eğiliminizi bilmiyorsanız test edin:

    You proved that change can happen. You built an unprecedented grassroots organization in all 283 towns that brought a record number of people into…


  11. Neden yapıldığını bilmediğim birşey var. Yani aslında biliyorum da anlam veremiyorum diyelim.

    E-bay, gittigidiyor gibi sitelerde açık arttırma usulüyle satılan eski oyuncaklar görüyorum hep. Oyuncaklar daha ambalajlarından hiç çıkarılmamış… Koleksiyoncusun, anladık. Ama oynamayacaksan dokunamayacaksan neden aldın o oyuncağı be adam. He, bana dersen ki ben yatırımcıyım, şimdi alıyorum paketinden hiç çıkarmıyorum ki değeri düşmesin ve 10-20 sene sonra o oyuncağı satacağım, o zaman seni anlarım. Ama madem yatırımcısın, neden bu yatırımı oyuncağa yapıyorsun. Gerçekten çok mu karlı?


  12. Okul anılarına devam

    Okul anıları gelmeye devam ediyor. 100 okul anısı olduktan sonra, anılar değerlendirilip 100 kontör ve 1 yıllık Kumbara dergisi aboneliği hediyeleri sahiplerini bulacak. Gelenlerin bir kısmını sitemizde yayınlıyoruz. Yayınladıklarımız dışında da bir hayli okul anısı birikti.

    Bu okul anısı da Yunus Emre Mutlu arkadaşımızdan geliyor:

    “Ortaokulda sınıf masasının sandalyesi süngerdi ve sevgili(!) öğretmenimiz sülfettin
    bulut nam-ı değer sülfirik asit(H2SO4) =)) sünger koltuğun tam ortasındaki yırtık
    yerindeki boşluğa panodan aldığım iğneyi koymuştum hoca “AHH”sesiyle kalkıp kızmıştı
    kim diye sorduğunda ben cevap vermemiştim =))”


  13. Muhabbet Kuşu Resmi

    Aysun031


  14. Siyah Atlı Prens

    Lise dönemimde çok sessiz bir çocuktum. Bazı öğretmenlerin hoşuna gider, bazı öğretmenlerde de bu kadar sesiz olmam merak uyandırırdı. Sıranın en arkasında oturuyorum yanımdaki arkadaşım durmadan konuşuyordu. Bana birşey sordu ben de cevap verdim. O anda da benim hep sesizliğimi merak eden öğretmenim “arka taraf çay kahve ister misiniz?” dedi. Sıra arkadaşım: Yok hocam ben kahvaltı alayım. Bugün okula geç kaldım da dedi.

    Öğretmenin hep gözü üstümdeydi bana sık sık soruyor senin bir sorunun mu var diye. Ya sesiz olmak suç mu? Birgün veli toplantısında teyzeme bu çocuğun problemleri var demiş. Problem falan yok sadece suç, dersi sessiz dinlemem.


  15. Senden Korkulur

    Aydın Benli isimli okurumuzun okul anısı:

    Orta okulu dışarıdan bitirmeye başladım. Sınavlar oluyordu ben de bulmacayı çok severdim hep bulmaca çözerdim heryerde. Bir gün okula gittik, sınav olacaktı. Dışarda iki kız bana yaklaşıyor ve benimle tanışıyorlar meğersem onlar benim çok zeki olduğumu sanıyorlar bulmaca çözdüğüm için. Neyse sınıflara girdik sıralara oturduk. Yine o kızlar yanıma geldiler. Biri sağıma biri de soluma oturdular. Neyse sınav başladı soruların cevaplarını arıyoruz. Onlar bana bakıyor mal mal, ben onlara. Yahu benim kafam çalışmaz bunlara. Boşuna bana bakıp durmayın… Neyse kızlardan kurtuldum, yine ertesi gün sınav olacağız.


  16. 1. Kaffa Lympics: “İlk trip atma”

    Bir yarışma yaptık, ne tarih kuralına uyduk ne bişey :). Olsun zamanla herşey. Eskiden böyle bir blog da yoktu mesela… Neyse efendim, yarışma konumuz tarihteki ilk trip atma olayının hikayesini yazmaktı. 4 yazar yarışmaya katıldı. Hepsi de ilk üçe girdi.

    Veeeeee mor paspas 8 puanla birinci oldu. Kendisini canı gönülden kutluyoruz

    1. Bir Pire ve Bir Yabancı yazar: mor paspas

    2. Elma ve Elma ve Trip & Yüce Hakanımız Yumulu Han ve Prenses Mucit Julia

    3. Leyla ile Mecnun’un Bilinmeyen Hikayesi .