Çok yaygın bir kullanım alanı olan tef, bazı yerlerde def diye de anılabilir. Ritim sazlar içinde sesi en çok çıkan ve dolayısıyla ritimi en çok belirleyici olandır. Günümüzde uygulanmasa da, eskiden fasıllarda tefi çalan sazende orkestrayı ve koroyu yönetirmiş. Yani, Batı Müziği’nden müziğimize geçmiş şef kavramının Türk Müziği’ndeki karşılığı tefi çalan sazendedir.
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
-
Türk Müziği Sazları (11-Tef)
29 Oca 09 (1:37) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 0 yorum
-
Yarım erkekler
28 Oca 09 (15:47) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Korku, utanç, sadakat
Cesaret, tınmazlık, o açmış ben bakarımcılık (bunu özetliyen bi kelime bulamadım)
Üsttekiler kadınlara, alttaki erkeklere uygun gibi duruyor.
Duyarlı olma hali genelde kadınlar etrafında örgülendiği için, erkeklerin kendilerine has duyarlılıkları genelde es geçilir. Şair, yazar, yönetmen vs. vs. olanlar müstesna erkek öküzdür çünkü. Duygular kadınlara mahsustur. Erkek cinsel organının peşine koşturur, dünyayı çok takmaz, korkuları, zayıflıkları pek yoktur. Öyle çalışır yaşar işte, arada duygulanırsa da içer, nara atar, kolunu jiletler, duvara kafa atar ya da adam döver..
-
İlk Nefesim : Kdz. Ereğli
28 Oca 09 (14:09) | maynuşya yazdı | Ikonografi 90'lar | 0 yorum
Lacivert sana çok yakışıyor. Her an coşabilme enerjini içine saklayarak sakin sakin bakıyorsun. Hep böyle masum muydun sen? Arada beyazlıklarla gülümsüyorsun. Köpüklerin parlıyor. Balıkların zıplıyor sürü halinde. Martılar yuva yapıyor bacalarına. Yüksek fırınların çalışıyor tüm gücüyle.Az önce girerken içine şaşırdım trafik yoğunluğuna, kalabalık sokaklarına, jeep’lerle dolu yollarına, yeni dükkanlarına, yeni sitelerine. Kapanan işyerleri, fabrikada grev söylentileri, gözaltına alınan ergenekoncular… Öylece bakakaldım, ekose eteğimin savrulduğu kaldırımlar buralar mıydı? Güzelliği ne kadar hızlı harcıyorduk, tükeniyordu temiz hava ve ben gün geçtikçe neden daha çok özlüyordum martı çığlıklarını?
İlk kez hava doluyor ciğerlerime, çarpık çurpuk yürüyorum, okumaya başlıyorum. Sivilcelerim çıkıyor, küsüyorum. İlk aşkla buluşuyorum, gül yaprakları dökülüyor tenime…
Hayat, senin lacivertinle beyazın arasında öylesine temiz. Annemin koynu
-
Halı Saha Geyikleri
27 Oca 09 (15:51) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
İşte fütursuzca oynanan bir erkek oyunu size: Halı Saha Maçı!Ne var canım halı saha işte, deyip geçmeyiniz. Kendine göre ritüelleri, olurları, olmazları olan bir habitattır halı saha.
Maddeler halinde yazıyorum. Ayağınızı denk alın!
1. Ben en son 1,5 sene önce halı saha maçı yaptım abi: Ne zamandır oynamadığını baştan söyler ki, sonra oyunda koşamayınca falan arkadaşları laf ederse, “abi ben demiştim, kondisyon sıfır” cevabını verebilsin…
2. Beyler küfür yok! : Oyunda biri sinirlenip küfür ettiğinde aramızdaki en babacanımızın ortaya atılıp çıkardığı sestir.
-
Türk Müziği Sazları (10-Darbuka)
27 Oca 09 (15:32) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 0 yorum
Türk Müziği aslında huzura götüren ve insanı iç dinginliğine eriştiren bir müziktir. Bu yüzdendir ki, bizim geliştirdiğimiz ritim sazları olan kudüm, bendir çok kullanılır. Yalnız, arada bir felekten bir gece çalmak isteyenler biraz olsun dinginliği bir kenara koyarlar. Araplardan bize gelmiş olan darbukayı, kıvrak parmak hareketleri ile neşeye dönüştürmesini bilirler.Türk Müziği’nin bayık atmosferini oldum olası sevmeyen insanlarınsa elinden düşmeyen bir enstrumandır darbuka. Diğer sazların nağmeleriyle uyum içinde insanları çoşturur durur bu kişiler.
-
Daha da Hasta Olabilmek için!
27 Oca 09 (15:17) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Bugün dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyandım sevgili okur. Başımın kopacak gibi ağrıyor olması ve öksürürken boğazlarımın yırtılacak gibi olması beni dayanılmaz bir acı içine sokuyordu. Sonra farkettim ki ben böyle vahşi kelimelerle kendime acıdıkça ağrım katmerleniyor. Adeta kafama çekiçle vuruyorlarmış gibi oluyor. İşte ben böyle düşündükçe, söylendikçe iyice kafam sanki ortadan ikiye yarılıyormuş gibi oluyor.
Şakalar birer yanlara, hasta olduğunda, kendini iyice hasta eden bir yapımız var genel olarak. Kendimize acımayı seviyoruz.
Kalktım duş aldım açılayım diye, ağrılarım geçmedi ve hala çok şiddetli, ama bir yerimin kopmadığını da farkettim. Sanki kafama çekiçle vuruyorlarmış gibi…
-
VPEK5: Prison Break Bitsin Artık
26 Oca 09 (8:50) | Sakin Kafa yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum
Prison Break izleyenler bilirler. Dizinin 1. 2. ve 3. sezon bölümleri ne kadar da heyecan kasırgasıydı. Dizinin ruhuna uygun şekilde sürekli adrenalin pompalanıyordu her sahnede.
1. sezon Fox River cezaevinde geçmişti. Herşeyin başlangıç noktasıydı Fox River. Michael Scofield ve arkadaşları her yere delik açmak ve açtıkları delikleri farkettirmemek zorundaydı. Nitekim başardılar, Allah’ın izniyle kaçtılar.
-
Basliktan da anlasilabilecegi uzere, 4 gun once yemin edip gorevine baslayan Obama yonetiminin Bush yonetiminden ortalama olarak ne farklarinin “olabilecegi” uzerine bir yazi yazmaya karar verdim bugun haberleri izlerken. Amerika’yla ilgili cesitli sehir efsaneleri vardir. Her ne kadar Avrupa ya da Orta Dogu gibi yakin komsularimiz hakkinda bir miktar bilgiye sahip olabilsek de Amerika bizim icin her zaman uzakta olan, flu olarak gozuken ve uc-bes genel gecer bilgiden baska pek bir sey bilmedigimiz bir “super guc” olmaktan oteye pek gecemez. Lost’la ilgili yazisinda Ayasophia’nin da degindigi gibi (ki o konuda da garip hipotezler gelistirmedim degil), millet olarak pratik zekamizi konusturmusuz; muhabbet ortamlarinda bu konu denk geldiginde lal kalmamak icin cok genel ifadelerle Amerika’yi bile tanimlamisiz mis gibi.
-
Lost bitiyorken…
22 Oca 09 (21:29) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
Lost isimli çılgın dizi yeniden başladı sevgili izleyiciler. Dünya televizyon tarihine adını altın harflerle yazdıran bu dizi, 5. sezonu ile verdiği 9 aylık aranın ardından yeniden dün gece yayınlandı. Tabi internetin böylesine yaygın bir ağ kurduğu dünya gençleri arasında dizinin asıl muhabbeti bugün başladı. Zira internet üzerinden paylaşılan dizi, ancak bu sabah düşüverdi ortamlara. Peki nedir bu Lost’u bu kadar popüler yapan? Diğer taraftan da eleştirel televizyon izleyicisini bile kendine bağlayan etkenler neler? Bugüne kadar yayınlanmış bölümleri 2 defa izlemiş ve fakat hala 5. sezon bölümlerini izlememiş olan bendeniz, şimdi meseleyi masaya yatıracağım.
-
Doksan, ay pardon Naynti
21 Oca 09 (18:14) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Anlamadığım bir nokta var ey sevgili okur. Neden İngilizce bir pasaj (pasaj nasıl bir kullanım yahu) okurken tüm kelimeleri rahatlıkla, aynı bir Amerikalı gibi aksanlı söylüyor (ya da en azından öyle okuduğumuzu sanırken), sıra sayıları okumaya gelince birden duraksıyoruz veya hiç de duraksamadan Türkçesi’ni okuyup geçiyoruz?
Sesli veya sessiz okurken ben hep karşılaşıyorum bu durumla. Bir ben miyim? Yoksa herkes böyle mi? Herkes böyleyse neden böyle? Nasıl bir yazı oldu bu böyle! Bitişşşşş…
Bu konudakini eğiliminizi bilmiyorsanız test edin:
You proved that change can happen. You built an unprecedented grassroots organization in all 283 towns that brought a record number of people into…
-
Paketi hiç açılmayan oyuncaklar (?)
21 Oca 09 (12:21) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Neden yapıldığını bilmediğim birşey var. Yani aslında biliyorum da anlam veremiyorum diyelim.E-bay, gittigidiyor gibi sitelerde açık arttırma usulüyle satılan eski oyuncaklar görüyorum hep. Oyuncaklar daha ambalajlarından hiç çıkarılmamış… Koleksiyoncusun, anladık. Ama oynamayacaksan dokunamayacaksan neden aldın o oyuncağı be adam. He, bana dersen ki ben yatırımcıyım, şimdi alıyorum paketinden hiç çıkarmıyorum ki değeri düşmesin ve 10-20 sene sonra o oyuncağı satacağım, o zaman seni anlarım. Ama madem yatırımcısın, neden bu yatırımı oyuncağa yapıyorsun. Gerçekten çok mu karlı?
-
Okul anılarına devam
21 Oca 09 (10:25) | Sizden Gelenler yazdı | Afacan Köşe | 0 yorum
Okul anıları gelmeye devam ediyor. 100 okul anısı olduktan sonra, anılar değerlendirilip 100 kontör ve 1 yıllık Kumbara dergisi aboneliği hediyeleri sahiplerini bulacak. Gelenlerin bir kısmını sitemizde yayınlıyoruz. Yayınladıklarımız dışında da bir hayli okul anısı birikti.
Bu okul anısı da Yunus Emre Mutlu arkadaşımızdan geliyor:
“Ortaokulda sınıf masasının sandalyesi süngerdi ve sevgili(!) öğretmenimiz sülfettin
bulut nam-ı değer sülfirik asit(H2SO4) =)) sünger koltuğun tam ortasındaki yırtık
yerindeki boşluğa panodan aldığım iğneyi koymuştum hoca “AHH”sesiyle kalkıp kızmıştı
kim diye sorduğunda ben cevap vermemiştim =))”
-
Muhabbet Kuşu Resmi
19 Oca 09 (21:38) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum
-
Siyah Atlı Prens
19 Oca 09 (10:09) | Sizden Gelenler yazdı | Okul Hayatı | 0 yorum
Lise dönemimde çok sessiz bir çocuktum. Bazı öğretmenlerin hoşuna gider, bazı öğretmenlerde de bu kadar sesiz olmam merak uyandırırdı. Sıranın en arkasında oturuyorum yanımdaki arkadaşım durmadan konuşuyordu. Bana birşey sordu ben de cevap verdim. O anda da benim hep sesizliğimi merak eden öğretmenim “arka taraf çay kahve ister misiniz?” dedi. Sıra arkadaşım: Yok hocam ben kahvaltı alayım. Bugün okula geç kaldım da dedi.Öğretmenin hep gözü üstümdeydi bana sık sık soruyor senin bir sorunun mu var diye. Ya sesiz olmak suç mu? Birgün veli toplantısında teyzeme bu çocuğun problemleri var demiş. Problem falan yok sadece suç, dersi sessiz dinlemem.
-
Senden Korkulur
19 Oca 09 (9:59) | Sizden Gelenler yazdı | Okul Hayatı | 0 yorum
Aydın Benli isimli okurumuzun okul anısı:
Orta okulu dışarıdan bitirmeye başladım. Sınavlar oluyordu ben de bulmacayı çok severdim hep bulmaca çözerdim heryerde. Bir gün okula gittik, sınav olacaktı. Dışarda iki kız bana yaklaşıyor ve benimle tanışıyorlar meğersem onlar benim çok zeki olduğumu sanıyorlar bulmaca çözdüğüm için. Neyse sınıflara girdik sıralara oturduk. Yine o kızlar yanıma geldiler. Biri sağıma biri de soluma oturdular. Neyse sınav başladı soruların cevaplarını arıyoruz. Onlar bana bakıyor mal mal, ben onlara. Yahu benim kafam çalışmaz bunlara. Boşuna bana bakıp durmayın… Neyse kızlardan kurtuldum, yine ertesi gün sınav olacağız.
-
1. Kaffa Lympics: “İlk trip atma”
18 Oca 09 (19:42) | Sakin Kafa yazdı | Editörden | 14 yorum
Bir yarışma yaptık, ne tarih kuralına uyduk ne bişey :). Olsun zamanla herşey. Eskiden böyle bir blog da yoktu mesela… Neyse efendim, yarışma konumuz tarihteki ilk trip atma olayının hikayesini yazmaktı. 4 yazar yarışmaya katıldı. Hepsi de ilk üçe girdi.
Veeeeee mor paspas 8 puanla birinci oldu. Kendisini canı gönülden kutluyoruz
1. Bir Pire ve Bir Yabancı yazar: mor paspas
2. Elma ve Elma ve Trip & Yüce Hakanımız Yumulu Han ve Prenses Mucit Julia

















