Çok yaygın bir kullanım alanı olan tef, bazı yerlerde def diye de anılabilir. Ritim sazlar içinde sesi en çok çıkan ve dolayısıyla ritimi en çok belirleyici olandır. Günümüzde uygulanmasa da, eskiden fasıllarda tefi çalan sazende orkestrayı ve koroyu yönetirmiş. Yani, Batı Müziği’nden müziğimize geçmiş şef kavramının Türk Müziği’ndeki karşılığı tefi çalan sazendedir.
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
-
Türk Müziği Sazları (11-Tef)
29 Oca 09 (1:37) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 0 yorum
-
Yarım erkekler
28 Oca 09 (15:47) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Korku, utanç, sadakat
Cesaret, tınmazlık, o açmış ben bakarımcılık (bunu özetliyen bi kelime bulamadım)
Üsttekiler kadınlara, alttaki erkeklere uygun gibi duruyor.
Duyarlı olma hali genelde kadınlar etrafında örgülendiği için, erkeklerin kendilerine has duyarlılıkları genelde es geçilir. Şair, yazar, yönetmen vs. vs. olanlar müstesna erkek öküzdür çünkü. Duygular kadınlara mahsustur. Erkek cinsel organının peşine koşturur, dünyayı çok takmaz, korkuları, zayıflıkları pek yoktur. Öyle çalışır yaşar işte, arada duygulanırsa da içer, nara atar, kolunu jiletler, duvara kafa atar ya da adam döver..
-
İlk Nefesim : Kdz. Ereğli
28 Oca 09 (14:09) | mor paspas yazdı | Ikonografi 90'lar | 0 yorum
Lacivert sana çok yakışıyor. Her an coşabilme enerjini içine saklayarak sakin sakin bakıyorsun. Hep böyle masum muydun sen? Arada beyazlıklarla gülümsüyorsun. Köpüklerin parlıyor. Balıkların zıplıyor sürü halinde. Martılar yuva yapıyor bacalarına. Yüksek fırınların çalışıyor tüm gücüyle.Az önce girerken içine şaşırdım trafik yoğunluğuna, kalabalık sokaklarına, jeep’lerle dolu yollarına, yeni dükkanlarına, yeni sitelerine. Kapanan işyerleri, fabrikada grev söylentileri, gözaltına alınan ergenekoncular… Öylece bakakaldım, ekose eteğimin savrulduğu kaldırımlar buralar mıydı? Güzelliği ne kadar hızlı harcıyorduk, tükeniyordu temiz hava ve ben gün geçtikçe neden daha çok özlüyordum martı çığlıklarını?
İlk kez hava doluyor ciğerlerime, çarpık çurpuk yürüyorum, okumaya başlıyorum. Sivilcelerim çıkıyor, küsüyorum. İlk aşkla buluşuyorum, gül yaprakları dökülüyor tenime…
Hayat, senin lacivertinle beyazın arasında öylesine temiz. Annemin koynu
-
Halı Saha Geyikleri
27 Oca 09 (15:51) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
İşte fütursuzca oynanan bir erkek oyunu size: Halı Saha Maçı!Ne var canım halı saha işte, deyip geçmeyiniz. Kendine göre ritüelleri, olurları, olmazları olan bir habitattır halı saha.
Maddeler halinde yazıyorum. Ayağınızı denk alın!
1. Ben en son 1,5 sene önce halı saha maçı yaptım abi: Ne zamandır oynamadığını baştan söyler ki, sonra oyunda koşamayınca falan arkadaşları laf ederse, “abi ben demiştim, kondisyon sıfır” cevabını verebilsin…
2. Beyler küfür yok! : Oyunda biri sinirlenip küfür ettiğinde aramızdaki en babacanımızın ortaya atılıp çıkardığı sestir.
-
Türk Müziği Sazları (10-Darbuka)
27 Oca 09 (15:32) | segah yazdı | Kültürel Köşe | 0 yorum
Türk Müziği aslında huzura götüren ve insanı iç dinginliğine eriştiren bir müziktir. Bu yüzdendir ki, bizim geliştirdiğimiz ritim sazları olan kudüm, bendir çok kullanılır. Yalnız, arada bir felekten bir gece çalmak isteyenler biraz olsun dinginliği bir kenara koyarlar. Araplardan bize gelmiş olan darbukayı, kıvrak parmak hareketleri ile neşeye dönüştürmesini bilirler.Türk Müziği’nin bayık atmosferini oldum olası sevmeyen insanlarınsa elinden düşmeyen bir enstrumandır darbuka. Diğer sazların nağmeleriyle uyum içinde insanları çoşturur durur bu kişiler.
-
Daha da Hasta Olabilmek için!
27 Oca 09 (15:17) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Bugün dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyandım sevgili okur. Başımın kopacak gibi ağrıyor olması ve öksürürken boğazlarımın yırtılacak gibi olması beni dayanılmaz bir acı içine sokuyordu. Sonra farkettim ki ben böyle vahşi kelimelerle kendime acıdıkça ağrım katmerleniyor. Adeta kafama çekiçle vuruyorlarmış gibi oluyor. İşte ben böyle düşündükçe, söylendikçe iyice kafam sanki ortadan ikiye yarılıyormuş gibi oluyor.
Şakalar birer yanlara, hasta olduğunda, kendini iyice hasta eden bir yapımız var genel olarak. Kendimize acımayı seviyoruz.
Kalktım duş aldım açılayım diye, ağrılarım geçmedi ve hala çok şiddetli, ama bir yerimin kopmadığını da farkettim. Sanki kafama çekiçle vuruyorlarmış gibi…
-
VPEK5: Prison Break Bitsin Artık
26 Oca 09 (8:50) | Sakin Kafa yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum
Prison Break izleyenler bilirler. Dizinin 1. 2. ve 3. sezon bölümleri ne kadar da heyecan kasırgasıydı. Dizinin ruhuna uygun şekilde sürekli adrenalin pompalanıyordu her sahnede.
1. sezon Fox River cezaevinde geçmişti. Herşeyin başlangıç noktasıydı Fox River. Michael Scofield ve arkadaşları her yere delik açmak ve açtıkları delikleri farkettirmemek zorundaydı. Nitekim başardılar, Allah’ın izniyle kaçtılar.
-
Basliktan da anlasilabilecegi uzere, 4 gun once yemin edip gorevine baslayan Obama yonetiminin Bush yonetiminden ortalama olarak ne farklarinin “olabilecegi” uzerine bir yazi yazmaya karar verdim bugun haberleri izlerken. Amerika’yla ilgili cesitli sehir efsaneleri vardir. Her ne kadar Avrupa ya da Orta Dogu gibi yakin komsularimiz hakkinda bir miktar bilgiye sahip olabilsek de Amerika bizim icin her zaman uzakta olan, flu olarak gozuken ve uc-bes genel gecer bilgiden baska pek bir sey bilmedigimiz bir “super guc” olmaktan oteye pek gecemez. Lost’la ilgili yazisinda Ayasophia’nin da degindigi gibi (ki o konuda da garip hipotezler gelistirmedim degil), millet olarak pratik zekamizi konusturmusuz; muhabbet ortamlarinda bu konu denk geldiginde lal kalmamak icin cok genel ifadelerle Amerika’yi bile tanimlamisiz mis gibi.
-
Lost bitiyorken…
22 Oca 09 (21:29) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
Lost isimli çılgın dizi yeniden başladı sevgili izleyiciler. Dünya televizyon tarihine adını altın harflerle yazdıran bu dizi, 5. sezonu ile verdiği 9 aylık aranın ardından yeniden dün gece yayınlandı. Tabi internetin böylesine yaygın bir ağ kurduğu dünya gençleri arasında dizinin asıl muhabbeti bugün başladı. Zira internet üzerinden paylaşılan dizi, ancak bu sabah düşüverdi ortamlara. Peki nedir bu Lost’u bu kadar popüler yapan? Diğer taraftan da eleştirel televizyon izleyicisini bile kendine bağlayan etkenler neler? Bugüne kadar yayınlanmış bölümleri 2 defa izlemiş ve fakat hala 5. sezon bölümlerini izlememiş olan bendeniz, şimdi meseleyi masaya yatıracağım.
-
Doksan, ay pardon Naynti
21 Oca 09 (18:14) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Anlamadığım bir nokta var ey sevgili okur. Neden İngilizce bir pasaj (pasaj nasıl bir kullanım yahu) okurken tüm kelimeleri rahatlıkla, aynı bir Amerikalı gibi aksanlı söylüyor (ya da en azından öyle okuduğumuzu sanırken), sıra sayıları okumaya gelince birden duraksıyoruz veya hiç de duraksamadan Türkçesi’ni okuyup geçiyoruz?
Sesli veya sessiz okurken ben hep karşılaşıyorum bu durumla. Bir ben miyim? Yoksa herkes böyle mi? Herkes böyleyse neden böyle? Nasıl bir yazı oldu bu böyle! Bitişşşşş…
Bu konudakini eğiliminizi bilmiyorsanız test edin:
You proved that change can happen. You built an unprecedented grassroots organization in all 283 towns that brought a record number of people into…
-
Paketi hiç açılmayan oyuncaklar (?)
21 Oca 09 (12:21) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Neden yapıldığını bilmediğim birşey var. Yani aslında biliyorum da anlam veremiyorum diyelim.E-bay, gittigidiyor gibi sitelerde açık arttırma usulüyle satılan eski oyuncaklar görüyorum hep. Oyuncaklar daha ambalajlarından hiç çıkarılmamış… Koleksiyoncusun, anladık. Ama oynamayacaksan dokunamayacaksan neden aldın o oyuncağı be adam. He, bana dersen ki ben yatırımcıyım, şimdi alıyorum paketinden hiç çıkarmıyorum ki değeri düşmesin ve 10-20 sene sonra o oyuncağı satacağım, o zaman seni anlarım. Ama madem yatırımcısın, neden bu yatırımı oyuncağa yapıyorsun. Gerçekten çok mu karlı?
-
Okul anılarına devam
21 Oca 09 (10:25) | Sizden Gelenler yazdı | Afacan Köşe | 0 yorum
Okul anıları gelmeye devam ediyor. 100 okul anısı olduktan sonra, anılar değerlendirilip 100 kontör ve 1 yıllık Kumbara dergisi aboneliği hediyeleri sahiplerini bulacak. Gelenlerin bir kısmını sitemizde yayınlıyoruz. Yayınladıklarımız dışında da bir hayli okul anısı birikti.
Bu okul anısı da Yunus Emre Mutlu arkadaşımızdan geliyor:
“Ortaokulda sınıf masasının sandalyesi süngerdi ve sevgili(!) öğretmenimiz sülfettin
bulut nam-ı değer sülfirik asit(H2SO4) =)) sünger koltuğun tam ortasındaki yırtık
yerindeki boşluğa panodan aldığım iğneyi koymuştum hoca “AHH”sesiyle kalkıp kızmıştı
kim diye sorduğunda ben cevap vermemiştim =))”
-
Muhabbet Kuşu Resmi
19 Oca 09 (21:38) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
-
Siyah Atlı Prens
19 Oca 09 (10:09) | Sizden Gelenler yazdı | Okul Hayatı | 0 yorum
Lise dönemimde çok sessiz bir çocuktum. Bazı öğretmenlerin hoşuna gider, bazı öğretmenlerde de bu kadar sesiz olmam merak uyandırırdı. Sıranın en arkasında oturuyorum yanımdaki arkadaşım durmadan konuşuyordu. Bana birşey sordu ben de cevap verdim. O anda da benim hep sesizliğimi merak eden öğretmenim “arka taraf çay kahve ister misiniz?” dedi. Sıra arkadaşım: Yok hocam ben kahvaltı alayım. Bugün okula geç kaldım da dedi.Öğretmenin hep gözü üstümdeydi bana sık sık soruyor senin bir sorunun mu var diye. Ya sesiz olmak suç mu? Birgün veli toplantısında teyzeme bu çocuğun problemleri var demiş. Problem falan yok sadece suç, dersi sessiz dinlemem.
-
Senden Korkulur
19 Oca 09 (9:59) | Sizden Gelenler yazdı | Okul Hayatı | 0 yorum
Aydın Benli isimli okurumuzun okul anısı:
Orta okulu dışarıdan bitirmeye başladım. Sınavlar oluyordu ben de bulmacayı çok severdim hep bulmaca çözerdim heryerde. Bir gün okula gittik, sınav olacaktı. Dışarda iki kız bana yaklaşıyor ve benimle tanışıyorlar meğersem onlar benim çok zeki olduğumu sanıyorlar bulmaca çözdüğüm için. Neyse sınıflara girdik sıralara oturduk. Yine o kızlar yanıma geldiler. Biri sağıma biri de soluma oturdular. Neyse sınav başladı soruların cevaplarını arıyoruz. Onlar bana bakıyor mal mal, ben onlara. Yahu benim kafam çalışmaz bunlara. Boşuna bana bakıp durmayın… Neyse kızlardan kurtuldum, yine ertesi gün sınav olacağız.
-
1. Kaffa Lympics: “İlk trip atma”
18 Oca 09 (19:42) | Sakin Kafa yazdı | Editörden | 14 yorum
Bir yarışma yaptık, ne tarih kuralına uyduk ne bişey :). Olsun zamanla herşey. Eskiden böyle bir blog da yoktu mesela… Neyse efendim, yarışma konumuz tarihteki ilk trip atma olayının hikayesini yazmaktı. 4 yazar yarışmaya katıldı. Hepsi de ilk üçe girdi.
Veeeeee mor paspas 8 puanla birinci oldu. Kendisini canı gönülden kutluyoruz
1. Bir Pire ve Bir Yabancı yazar: mor paspas
2. Elma ve Elma ve Trip & Yüce Hakanımız Yumulu Han ve Prenses Mucit Julia

















