sakinkafaatari oyunları

  1. Işık hızında Sakin Kafa

    Hey millet, sakinkafa.com severler falan!

    Serverımızı çok kaliteli bir hostingçinin serverlarına taşıdık :) (Kim olduğunu pek yakında söyleyeceğiz)

    Acayip hızlı oldu site. Keyifle gezin.

    Yazarlar, siz de bol bol yazın. Eski çileli veyavaş günlere son!


  2. Yıldız Tilbe Foeva

    Yıldız Tilbe’nin sevdikçe sevesi geliyor insanın, şarkısını söylerken, vücudunu dansa kaptırması, sesini müziğe kaptırması ve artık yorumculuktan çıkıp müziğin bir parçası haline alması beni çok heyecanlandırır.

    Her ne kadar Yıldız Tilbe karşıtı bir savaş açılmış olsa da sitemizde ben gene de Yıldız Tilbe’yi seviyorum.

    Vedat Özdemiroğlu da bazen çok konuşuyor. Ya şimdi arkasından dedikodu yapmış gibi mi olduk. İnşallah okur da, yüzüne söylemiş olurum. Ama Vedat Özdemiroğlu da bazen 1 espri için 2 kağıt yazı yazıyor. Espri de pek güzel çıkmıyor. Bazen de çok laf geveliyor. Bir de kelime oyunları falan yapıyor ya. Mesela Atatürk: Halkını sever; Tayyip Erdoğan, Hulk’ı izler. Gibi espriler buluyor. Off be Vedat Abi diyesim geliyor. Böyle insanın gözünün içine soka soka espri mi yapılır. Yap sen espriyi arada biz anlarız. Öff ya içim sıkıldı. Nohut, Sakinkafa’da yazar, Sakinkafa, Sakinkafa’da Nohut’u yazar.

    Ayasophia, Kültür yazısı yazar, Mor Paspas, Kültürlüye yazı yazar. Höy be höy!!


  3. Yabancı görünümlü şarkılar

    Şu an kulaklığımda Arapça bir şarkı var. Güney Kore’li yönetmenin Bin Jip filminden Natacha Atlas’ın seslendirdiği ‘Gafsa’ parçası. Sağolsun ayasophia hatırlattı, dinliyorum birkaç gündür. Yanında da Makedonca ‘Jarnana’ isimli şarkı iyi gidiyor. Elveda Rumeli dizisinde çalınıyor ve bir önceki şarkıdaki hüznü tamamen değiştirebiliyor. Bilmediğim dillerde şarkılar dinlemek daha çok hoşuma gidiyor. Araştırsam bulurum ne söylediklerini, anlamlarını öğrenirim. Ama sözcükleri kendimce anlamlandırmak daha özgür kılıyor beni. Şarkılar önce yabancı gibi dolaşıyor ortalıkta ama sonra içimdeki bir hücreyle nefes alıp veriyor. Şarkı ve hisleri tamamen bana ait oluyor, aramızda sağlam bir köprü oluşuyor.

    Güney Kore’den devam edecek olursak ‘Wonder Girls’ diye bizim çıtır kızlar hesabı bir grup var ‘Tell me’ isimli bir şarkılarıyla. Şarkının ya da grubun adının İngilizce olmasına


  4. Nohut Bey’in yazısına koyduğu Yıldız Tilbe fotoğrafını gördükçe içim gıcıklanıyor ve o yazının aşağılara gerilemesi ve yavaş yavaş mazinin karanlık sularına gömülmesi için birşeyler yazmak istiyorum. Ne yazsam bilemiyorum. Mesela Nohut’la şu anda Persiapolis’i izliyorduk. (İhtiyaç molası verdik).  Film gerçekten çok güzelmiş. Alın size film eleştirisi. Evet Persia Polis çok güzel herkes izlesin lütfen. Film dediysek, animasyon film yani. Ama kendine has bir film olmuş. Nevi şansına benazir. Görüyorsunuz ki, Yıldız Tilbe yazısı gitsin diye yapmayacağım şey yok. Vedat Özdemiroğlu esprisi yaptım. Kendisi bir gün bizi okursa diye buraya not düşüyorum:

    Sayın Vedat Özdemiroğlu,

    Gerçekten yazılarınızdan sizin çok eğlenceli ve sempatik bir abi olduğunuzu anlayabiliyorum. Ama esprileriniz gerçekten bazen harbiden çok kötü oluyor. Kelime oyunlarını bıraksanız artık keşke.

    Abi oha ya, resim gitsin diye yazı yazalım dedik, arada Vedat Bey’e ne sözler ettik. Utanıyor muyum kendimden peki? Yok abi, utanmıyorum. Harbiden bazı espriler gerçekten beni zorluyor. Ama o parti kurdukları yaşanmış hikaye çok güzeldi. O yüzden kendisinden hep parti kurmasını isterim. Arada bir de parti düzenlemesini. (Yaa nasıl oluyormuş?)


  5. Tuhaf şarkı sözleri ve müzik

    Bazı şarkıların nakaratlarında vardır bu tuhaf söz öbekleri…

    Linko linko şişeler… Denir mesela coşarak…

    Dongi dongi der Çelik bir köşeden haykırarak.

    Ne denilmek istediğini anlamayız, ama melodiyle yuttururlar bize söz öbeğini.

    Zerrin Özer’in efsane bir şarkısı vardı; nakaratında: “E ne olmuş yani?” derdi. Ama öyle bir söylerdi ki; “Enolmşani” derdi. Ben bunu bir müddet, Erol Şani gibi bir isim söylüyor sanıyordum.


  6. Maalesef Alıştığımız Şeyler…

    1. Youtube hala kapalı, fakat bir şekilde başbakandan, internet kafelerde ömür çürüten gençlere kadar herkes girebiliyor. Fakat resmi olarak dünyanın en popüler video paylaşım sitesinin kapalı kalmasının ülkece verdiği zararı hiç düşünmedik ve alıştık. Evet, artık pek kimse sallamıyor Youtube’un kapalı olmasını…


  7. Vanminut T-shirt (Bir RTE Markası)

    İşte bir fenomenin popüler kültüre vurduğu damga: Vanminut T-shirtleri. Arkadaşın biri bu “one minute” daha çok su götürür demiş, vanminut diye t-shirt yapmış. Altına da sloganı dayamış “daha da olsa gelmem”.


  8. İşsizsin sen işsiz kal!

    70000 memur alıyorlar. Seçimden önce bir parmak bal. Tabii öyle herkesin ağzı tatlanmayacak. 235 veteriner alınırken 8 gıda mühendisi alınıyor. Neden? Tarım Bakanı Mehdi Eker’in veteriner olmasıyla bir ilgisi olabilir mi? Herkes kolunun uzandığı yere kadar kahraman. Veterinerler ne kadar ilgililer, bilgililer? Gıda mühendisleri de bakanla meslektaş ve fikirdaş olma hasretiyle işe girebilecekleri günün hayaliyle yaşıyorlar.

    Konuyu özele indirmek belki bizi objektif olmaktan uzaklaştırır. Mesele sadece veteriner-gıda mühendisi çatışması değil. Vurgulamak istediğim başarıyla kırmayı başardığımız ‘işsizlik rekoru’. 2001 krizi bize işsizliğin ne vahim olduğunu öğretti. 2004 yılında da 2 milyon 830 bin ile dumanı güzelce tüttürdük. 2008 yılının sonundaki değerlere göre de


  9. Tek hecelik hayatlar

    Evde bulduğu yuvarlağımsı her şeyi kafasının üzerine koyarak simit satmaya çalışan ve ‘itçiii’ diye bağıran bir kuzenim var. Sevindiği zamanlar ‘ya yaaa ya yaaa’ diye çığlıklar atıyor. Geçen gün parkta sallanırken tüm çocukları bu muhteşem sesiyle hipnotize etti. Onun dışında kimseden ses çıkmıyordu, en sonunda yaklaşık 3 yaşlarında bir kız ‘Anane, bu ne diyor?’ diye sordu. Yaşlı teyze geniş bir gülümsemeyle bana bakarak ‘Kardeş şarkı söylüyor yavrum’ dedi. Ben de ona gülümsedim ve ‘ya yaa, ya yaa’ naraları bize fon oldu.

    Eve geldiğimizde benim pilates yapışımı taklit etmeye başladı zilli. Önce bir paspas buldu yaydı yere, sonra popo üstü bıraktı kendini. Kollarını sağa sola sallamaya başladı. Nefes alıp verişimi de ‘öff, öff’ sesiyle taklit etmeyi başardı. İlerleyen günlerde de


  10. Bu yazı geçen akşam Age of empires the conquerors expansion pack’te, Arena map’te canlarını veren 5 yiğit kumandana adanmıştır.

    Hayır efendim, buraya “a recorded game” videosu izlemeye geldiyseniz kapı dışarı. Ben gerçek bir savaşı, gerçek bir efsane gibi anlatacağım…

    Güneşli bir Arena Map’in 5 yiğit komutanı, o gün ordularını ölüme sürdüler. Cataprachtların ayak seslerine ritim tutan Briton’un kaleden çıkan Elit okçularının ateşli okları, “range”i içinde kalan tüm mahlukata memat saçıyordu. Saçıyordu ama bu savaş nasıl başlamıştı?

    5 yiğit komutan vardı bir zamanlar… 3′ü Byzantines ırkından, 2’si adanın soğuk sularından Britonlar. Briton’un 2 yiğit kumandanı o gün savaş alanına bir tarih yazmak için çıkmışlardı, ama Byzantines’in üç büyük imparatoru pes edecek cinsten yiğitler değillerdi.

    Giant bir Arena Map’te başlıyordu işte savaş. Ama ondan önce Town Center’dan bol bol işçi basmalı, Market’ten ticaret arabaları yapıp parayı götürmeliydi. Ticaret yollarını güvende tutmanın tek bir yolu vardı. Ticaret yollarını kalın surlarla çevirmek ve düşmanın olası suikastlerine engel olmak.


  11. O.Çocukları (2008)

    Yönetmen: Murat Saraçoğlu

    Harika bir senaryo. Sevgili Sırrı Süreyya Önder, tebrikler. Adın gibi ne güzel bir senaryo yazmışsın, uzunca şiir gibi yumuşak akan. Beynelmilel gibi. Filmin bitmesini hiç istemiyor insan. O devam etsin, biz ekran karşısında oturup kocaman gözlerle izlemeye hazırız.

    Sevgili Demet Akbağ, benim biricik Feriştah’ım. Seni her yerde seviyorum. ‘Olur mu çocuklar ben hep evdeyim’ derkenki deli tavrını da seviyorum. Bu filmdeki rolün de hakkını vermişsin. Gözyaşlarını taa içine saklamış, hatta göz pınarlarını inatla kurutmuş, güçlü olmak zorunda bırakılmış bir kadını görüyoruz. Özgü Namal da iyiydi. (Biri bu kadını durdursun, şimdiye kadar 9 filmde oynamış. Uçuyor). Çocuk oyunculara ise bayıldım. Doğal oyunculuklarıyla afacanlıklar sergiliyorlar. Onları izlemek çok eğlenceli ve umutlandırıcı.

    80 ihtilalinden sonra siyasi suçlu olan bir ailenin yurt dışına kaçmaya çalışması konu alınıyor. Tartışmalara açık


  12. Nasıl ve Neden Kitap Okunur?

    Sakinkafa.com’un eğitici öğretici yazıları arasında yerini almasını diliyorum şimdiden yazının. Ele verdiğim gibi kendimi, hiçbir yazıyı baştan sona planlı bir şekilde tasarlamıyorum. Bu yazıda şunu yazacağım, bunu yazacağım diye düşündüğüm nadir oluyor. Genelde bir başlıkla yola çıkıp, girizgâhta muhabbet edip, akabinde söylemek istediklerimi sıralıyorum. Ve zannediyorum, içimdeki sakinkafa.com bağ(ım)lılığının sebebi de bu biraz. Herkesin stres dolu hayat şartları içinde yaşadığı bu acayip dünyada, bir “sakin ada” olsun hayatımda demiştim, o minval üzere sitenin gittiğini görmek sevindirici. Nohut Bey, arada huzuru bozsa bile, değişmiyor bu. Güzel yani…


  13. Şu sıralar tatilde olduğum için, evde pineklemek, çıkıp dışarıda dolaşmak, televizyon seyretmek ve kitap okumak dışında pek bir faydalı işim yok. Anneme sorarsanız, yemek yemek en faydalı iş olacaktır fakat iştahım da yok. Babam, geç kalkmamdan ve dolayısıyla geç yatmamdan şikayetçi. Bütün bunları geçiştirebilecek iki tane güzel bahanem olduğu için de, tatil dönemimi dokunulmazlık zırhı içinde geçirebiliyorum. Birincisi uzun zamandır müptelası olduğum mide rahatsızlığım. Evet müptelasıyım efendim, mideme fazlaca yiyecek girdiği anda alarm zilleri çalıyor ve yemekten takriben 20 dk sonra lavabo yolu tutulmak suretiyle boşaltımı tersten yapıveriyorum.


  14. Örgü Che Guevara

    Kırmızı, siyah ve beyaz ipimi aldım. Başladım örmeye. Örgü işi bittikten sonra içine boncuk silikon doldurdum ve annemin yardımıyla da yüz hatlarını işledim. İlk bakışta tanınmasa da evet o ‘Che Guevara’. Hafif kilo almış kardan adam misali =)

    Bir sipariş üzerine bir arkadaşa yapıldı. Hatta şu anda onun için de bir sürpriz bu. Evet sevgili talihliyi açıklıyorum, bu sevimli oyuncağımız gidiyor gidiyor veeee ayasophia’ya gidiyor =)

    Afiyet şeker olsun efendim, baktıkça ve onunla oyunlar oynadıkça beni hatırlamanızı niyaz ederim.

    Ticari ve siyasi olmayan not: Kıyafetlere, bardaklara, duvarlara ve daha bir sürü


  15. Aman Anti-Semitist olmayalım (!)

    Anti Semitist yaftası öyle bir hale geldi ki, İsrail’i, saldırgan

    İsrail politikalarını eleştirmek imkansız neredeyse.

    Özellikle Amerikada…

    İngilizce bilmeyenler için.

    Free Palestine = Özgür Filistin.

    Anti Semitism = Yahudi düşmanlığı gibi bir şey.


  16. Yaşanırcasına rumuzlu arkadaşımızın yolladığı okul anısı:
    “Bursada ortaokuldayım o zaman. Okuldan kaçıp arkadaşım ile stadyuma gittik. Ocak ayıydı kar yağıyordu. Maçın ilk yarısı bittikten sonra taraftarlar kartopu yapıp birbirine atıyordu. Arkadaşım bakmak için kafasını çevirdiğinde bir tane kartopu gözüne geldi. Kazadır olur dedik. Daha iki dakika geçmedi ki arkadaşımın aynı gözüne ikinci kartopu da gelmez mi? İkimizde gülelim mi ağlayalım mı şaşırdık. Bir daha okuldan kaçmaya tövbe edip mor gözüne pansuman yaptırmak için hemen doktora gittik. Benim için unutulmaz bir anı bu…”