sakinkafaatari oyunları

  1. istankk1Efendim meydanlara bu harika ikilem ile geri dönüyorum. Hatta bir üçlem yarattım. Helikopterimle pırpır iniverdim. Son günlerin reklamlarında duyduğumuz bıyıklı mı, bıyıksız mı gibi çok önemli soruların yanına bir tane de ben ekliyorum. ‘Gitsek gitsek Ankara’ya nasıl gitsek?’ Ya da Ankara’daki yurttaşlarımızın diyeceği gibi ‘Gitsek gitsek İstanbul’a nasıl gitsek?’ Otobüsle mi, uçakla mı, trenle mi?

    Merak etmeyin olayı çözümleyeceğiz. Hiç üzülmeyin, kafanızı karıştırmayın, sakince arkanıza yaslanın ve okumaya devam edin. Öncelikle tren ile başlayalım. Trenler entellerin biricik mekanı, çuf çuf nostalji olayı, tıngır mıngır raydan gelen sesler, yeşil ovalar, tüneller, vagonun camının her an kırılacak gibi çırpınması falan filan. Vaktiniz bolsa her zaman öncelikli tercih trenler olabilir. Ankara’ya gelen ve İstanbul’a devam eden birkaç ekspres var. Kimisi 8 kimisi 9-10 saat sürüyor. Ya da bol


  2. pet_semataryÇok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi “Evil Dead” oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki “Hayvan Mezarlığı” filmini izleyene kadar.


  3. Sedat Balkanlı

    sedat-balkanliUfakcıktım o zamanlar, Sedat Balkanlı, Saffet Sancaklı ile beraber kornerleri, yan topları gole çevirirdi. Defans oyuncusuydu gerçi Sedat ancak bonustan goller kazandırırdı takımına hava toplarından. Çocukken gol atan futbolcuyu seversin en çok, en iyi onlardır senin gözünde. Ben de hava toplarının bu usta ismini çok iyi bir futbolcu olarak belleğime kazımışım. Allah rahmet eylesin…


  4. Basit yaşamak

    basit1Bazen çocukların dünyasına, onların o sade, basit ve tek olasılıklı dünyasına öyle imreniyorum ki. Hayat onlar için bir hem oyun kadar eğlenceli hem de iki kere iki kadar net ve basit. Beş yaşındaki cimcime yeğenime telefonda soruyorum;
    -Sezin’ cim napiyorsun?
    Tabi beş yaşındaki bir çocuk için soru yeterince açık ve anlaşılır olmadığından dolayı önce ufak bir duraklama yaşıyor. “hım….” düşünüyor ve soruya biraz daha açıklık getirmek için bu kez kendisi soruyor;
    - Şu anda mı?”


  5. Ev alma , komsu al

    Hayatimizin disinda gibi görünen,  ama aslinda hayatimizin bir parcasi olan ve hep yanyana yasadigimiz insanlar… komsular, komsularimiz.

    Ilginctir bazen onlarla yasadiklarimiz. Olumlu, olumsuz…bazen varliklariyla bizi mutlu eden, bazense “keske olmasaydilar” bile dedirten insanlar.

    Ve bu insanlarla ayni anda, aslinda birbirimize bazen fiziksel olarak dokunabilecek kadar yakin bir mesafede olup, ama iki kita arasindaki mesafeden daha uzak bir mesafemiz vardir.

    Hani su Can Yücel’in “En uzak mesafe” siirinde dedigi  gibi:

    En Uzak mesafe ne Afrika’dir

    Ne Cin,

    Ne Hindistan,

    Ne Seyyareler,

    Ne yildizlar geceleri isildayan…

    En uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini
    anlamayan…..


  6. Sanatçının Kibri, Hepimizin Egosu

    egoSakin Kafa Bey sağolsunlar, İbrahim Tatlıses örneği üzerinden, sanatçının “ufak dağları ben yarattım” duruşuna parmak soktu. Bendeniz de uzun zamandır bu mevzu üzerine düşündüğüm için, biraz açayım istedim. Zaten boş vakti bol olan bohem bir insan olduğum için de, paso düşünüyorum aklıma gelenleri. Nohut bilir. Neyse işte, sanatçı adamın, yahut mesela bir akademisyenin, televizyondaki kimselerin kibirli olması hususunda bir şeyler söylemek istiyorum. Zira bu mevzu da, halk masum, sanatçı bütün günahı üstlenen kimse değil bence. Yahut “halk seviyesi” denilen şey, illa ki bir seviye düşürme durumu değil.


  7. Profil Resimleri Neler Söyler?

    Sumakonthemanti(doğru yazabildim sanırım)nin yazısında, ufoyu msn’de profil resmi olarak ekleyenler olduğunu okuyunca, profil resimleriyle alakalı nette geçenlerde gördüğüm bi yazı geldi aklıma. Üşenmedim, çevirdim efendim :)

    1-blurry

    resim: bulanık
    ne düşünülmesi isteniyor: sanatsal yönü olan biri
    gerçek: sivilceli bir yüze sahip

     

     

    2-anime

    resim: japon çizgi film karakteri
    ne düşünülmesi isteniyor: eksantrik, sıra dışı. belki Japon
    gerçek: bilişimci

     

     

    4-closely-cropped

    resim: çok yakın çekim, kırpılmış.
    ne düşünülmesi isteniyor: gizemli
    gerçek: şişman

     

     


  8. Aklın Bildi Mi?

    pfirat Fırat’ı çok sevdiğim için resmini çizdim. Ona gösterdim ama bana hayaletli adam muamelesi yaptı. Kafasındaki yuvarlakları istedi, bişeyler yapcakmış onla. Tel sandı herhalde.

    Fırat bizim onun hakkında düşündüklerimizi pek takmıyor biliyorum. Ama biz, bizbize takılıyoruz işte. Fırat’ı çok sevenler söylesin bence, niye seviyorsunuz onu? 

    Tahsin misiniz lan yoksa!?


  9. The törkish way of movie

    Insanin kendine gülebilmesine, bir milletin kendisiyle dalga gecebilmesine bayiliyorum.

    Bircok komedyenlerin, komedi filmlerinin, tiyatrolarin yaptigi da bu degil midir zaten? Kendimize ayna tutmak?
    “Iste biz böyleyiz, alem milletiz vesselam” dercesine?

    Örnegin Cem Yilmaz’in Gora filminde yaptigi gibi: “Türkler uzaya gitseydi ne olurdu?”
    Hic bir milletin yapmayacagi, sadece bize özgü davranislar, konusmalar, diyaloglar… hangimiz bunlari görünce tebessüm edip, eglenmiyoruz?

    Ve bu asla kendimizi horlamak, kücük görmek, asagilamak degildir (bazi elestirmenlerin dedigi gibi) …bu mizahtir!

    Belki zaman zaman hepimiz yapariz. Ben bazen bazi yabanci filmleri izlerken, simdi bizim Türkiye’de gecmis olsaydi bu olay, bu filmi biz cekmis olsaydik nasil olurdu diye geciririm icimden. Muzurluk iste. Tabii biraz abartili olurdu aklimdan gecenler.
    Mesela “the sixth sense”…”6.his” (ya da abd(t)ala malum olurmus) filmi. Buyurun:


  10. ufoBu heyecanı yaşanan şey de ne olsa gerek? diye düşünenler varsa kelimlerinin ilk harflerini yanyana koysunlar ve okusunlar. Ne çıkıyor bir bakalım…

    U var evet f var bir de o var.. Evet bu bir UFO! Şu an hepiniz ufo görmüş masum köylü gibi oldunuz eminim. Atalım o yüzümüzdeki şaşkın ifadeyi ve konuya dönelim o zaman. 26 nisan 2009 Hürriyet gazetesinin haberine göre, Antalya’nın Kemer ilçesinde bir adet(!) ufo görülmüş bu ufoyu görenler onun fotoğraflarını çekmiş ,video kaydını yapmış, “msn”lerine profil resmi olarak eklemiş ve Hürriyet’e de bir şekilde ulaştırmışlar bu da haber olmuş. Sitede ufonun boy boy fotoğrafları mevcut. Aslında çok da boy boy denemez ufo tek profilden görüntülenebilmiş o da malumunuz alt kısmından. Fotoğraflara baktığımızda genelde uçan bir daire ile tasavvur edilen ufolar bu kez karşımıza altıgen bir uzay aracıyla çıkmışlar. Ne mutlu bize ki geliyorlar, izliyorlar hatta arada sırada aramızdan birilerini alıp hipnoz yöntemiyle veya başka türlü bir uygulamayla uyutarak çeşitli sorular sorup cevaplarını alınca gerisin geri evimize bırakıyorlar. Peki ne soruyorlar?


  11. ibrahim-tatlises2İbrahim Tatlıses

    Sakinkafa yazarı olaydı da

    Badelerim dolaydı

    Ölüm Allah’ın emri de,

    Ayrılık olmayaydı

    Şappiii

    Ey ahali, ben mi daha soğuğum İbrahim Tatlıses mi?

    Biri desin bana.


  12. vedat-ozdemirogluKadinlar, alis-veris ve cinnet üclüsü” başlığına atıfta bulunuarak özlü söz söylemek istese:
    Kadınlar, alış-veriş ve cinnet suçlusu” derdi.

    Şen Ola Düğün için, Şenol’a Düğün

    Umay Umay – Hareket Vakti için, Uzun Uzun Hakaret Vakti

    Tez – Antitez için, Pes Harbi Pes

    Ustalara Saygı Kuşağı için, Ustalara Kaygı Tuzağı

    Bir gün Vedat Özdemiroğlu bunları okursa inşallah bana kızmaz. Büyüğümüz ne de olsa, saygısızlık etmek istemem. Sadece arkasına saklanıp, riskli kelime oyunları oynamak istedim fütursuzca… Bazen beni yaşamdan soğutsan da, şu güleç yüzünle hayata bağlanmamak elde değil.


  13. shoppingGecen gün bir bayan arkadasimla alis verise ciktik.

    Aslinda ben, tövbeliyim demiyeyim de, kolay kolay arkadaslarimla alis verise gitmem,kesinlikle yalniz gitmek isterim almak istedigim birseyler varsa. Hele bu, kiyafet bakmaksa!
    Ama bu sefer arkadasim okadar israr etti ki, kiramadim. (Cok gecerli sebebim vardi, evet. Godfather filmindeki replik gibi “asla geri ceviremeyecegim bir teklif etti”……….cikolata ve cips)

    Daha yoldayken pisman oldum ama is isten gecmisti birkere. Dönüs yoktu. (Hem cipsin yarisi mideme inmisti zaten)

    Hep bahsederim bazen yazilarimda, kadinlarin yüz karasiyim diye. Alis veris yapmaktan nefret ederim. Cok mecbur kalirsam cikarim ve yalniz gitmeyi tercih ederim. Cünkü hedefim bellidir, girerim, alir ve cikarim. Diger hemcinslerimde sonucta alir ve cikarlar ama, tek fark, benim en fazla 1 saatte alip ve cikmamdir ve magaza sayisi 2-3 gecmez. Bir saatten sonra bana afakanlar basar.. bir an evvel bitirmeliyimdir olayi.


  14. Etsiz Çiğ Köfte

    lezzetix-pratix-etsiz-cig-kofte-mb21437_171628_r1İsmail YK’ya maruz kalmama yol açan kasetçi dükkanı artık yerinde yok. Bu iyi haber gibi. Tabi benim açımdan iyi haber. Kasetçi dükkanının yerinde olmaması, sahibi ve ailesi açısından “kötü” haber. Bir çıkış yolu bulabilmelerini diliyorum… Fakat şimdi onun yerinde Etsiz Çiğ Köfte satan ünlü bir marka var. Bilmem kaç bin yıllık lezzet sloganıyla, -bence- acayip leziz bir tadı sunuyorlar. Gerçi şimdilerde çok sayıda bu çiğ köftecilerden türedi. Önceleri sadece ehlinin yaptığı ve özel bir hadise olan çiğ köfte, artık önemli bir pazara sahip ve neredeyse her köşebaşında bulunabiliyor. Gıda ürünleriyle ilgili bir düzenlemeden ötürü de sadece “etsiz” satılabiliyor. Aramızda “Gıda Mühendisi” olanlar var, onlar bizi aydınlatır sanıyorum…


  15. Şen Ola Düğün

    fotograf-galerisi-6911Efenim, bugünki konumuz  (Alamanya) “Türk dügünleri”.

    Ne ilginc bir etkinliktir, anlat anlat bitmez, malzeme hic tükenmez.

    Bilhassa ben bu konu hakkinda cok sey anlatabilirim. Hatta “türk dügünlerinden anlatabilen tecrübeli, yetkili kisi” de sayilabilirim.
    Neden diye sorun? Sordunuz mu? Cünkü:

    1.Vakti zamaninda, takribi milattan kisa bir dönem sonra, kendi dügünümde bulunmustum.Benim de orada bulunmam siddetle tavsiye edildigi icin,”yok ben gelemiicem, o aksam tv de öörövizyon var” deme sansim yoktu tabii (Gercekten de vardi yani ve ozamanlar Eurovision’u kacirmak hic isime gelmiyordu) . Ilk büyük ve önemli tecrübem orada basladi… bazi seylerin de “sonunun  baslangici” idi…ama o bambaska bir konu, burasi yeri degil.


  16. umay-umayŞu sıralar Emre Aydın da söylüyor bu hatıralarımıza sinmiş parçayı. Ama nedense orjinali hep daha güzel geliyor bana. Hatıraları canlandırdığı için olsa gerek. Yok öyle melankolik şeyler değil hatıralardan kastım. Zaten sitede şu sıralar, Kurbağa Prenses’in yasına ağlamaktayız günbegün (Allah kurtarsın sevgili yazarımızı). Ben sizlere daha “sakin” bir yazı okutmak dileğindeyim.