Öncelikle dinleme parçası: Mor ve Ötesi – Uyan (Canım kardeşim, bak senin ellerinde hayatımız…)
“Mor ve Ötesi Solculuğu” diye bir kavram var. Onlardan değilim çok şükür. Lakin bazı şarkıları oldukça iyidir. Özellikle de bu “Uyan” ismindeki. Hani uyanmak özellikle Marksist literatürde “bilinçlenmek” manasına kullanılır, yahut teolojik anlamda “diriliş” içindir. Fakat oldukça basit bir biçimdeki sözlük anlamı ile ilişkili bu yazı. Fiziksel olarak uykudan uyanmak meselesi ile ilgili birkaç gündür yaşadıklarımı geçmişteki tecrübelerim ile buluşturmak niyetindeyim. Hani yazıya bir girsem “Aaa evet, ben de aynen böyle oluyorum” diyeceksiniz. Ben de daha ne kadar Cem Yılmaz’a öykünebilirim onu göreceğim. Bir girebilsem yazıya…




Tatil deyince aklıma nedense hiç 5 yıldızlı oteller, çılgın animasyonlar, gece hiç bitmeyen dans şölenleri falan gelmiyor. Ben de mi rahatsızlık? Yok, yok ben de değil. Zaten bir rahatsızlık yok ortada. Herşey insanın zevkleri, ilgileri ve yetiştiği ailenin alışkanlıklarından temelli.
“2005 yılında Bekir ve Hasan .ok isimli grubu kurdular sonra gruba Osman’ı solo gitara, Sinan’ı bas gitara ve Onur’u davula dahil ettiler.. Sonra vokal Bekir gruptan ayrıldı yerine Mümtaz’ı aldılar ve bir kaç ay sonra grup dağıldı (nasıl lan hemen mi?) Mümtaz, Osman, Bekir ve Onur Sinan’la çalışmalarına son verip onun yerine Tayfun’u saksafona İskender Paydaş’ı klavyeye aldılar sonra dayanamadılar klasik gitara Kayahan’ı vokale de Tarkan’ı getirdiler. Sonra Osman’la Kayahan kavga edince Kayahan gruptan ayrıldı ve yerini Berk’e bıraktı. Bu sefer de Berk ” abi ben Öykü’den başkasıyla çalışmam” deyince Tarkan gruptan uzaklaştırıldı yerine Öykü getirildi. Artık grup son halini almış gibi gözüküyordu fakat prova için stüdyoya girildiğinde grupta 2 adet ana vokal olduğunu gördüler bunun üzerine geri vokalde yer almak istemeyen Mümtaz gruptan ayrılıp kariyerine solo olarak devam etmeye başladı.
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen “Kanka naber sesleri yükselir”. Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir “Kanka 50 Kuruş verir misin?” der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması için. Yok desen de o anlar ya da çok yakın arkadaşınsa cebine eliyle dıştan değdirir. “Bu ne hani yoktu yalancı” der gülerek. Sen de “Al lan hadi al be bitirdin lan beni” dersin. 

Siz de üzüldünüz mü benim gibi? “Keşke bitmeseydi” diye geçti mı içinizden?
Sene 1999. Ben henüz 12 yaşındayım. Düşünün henüz âşık olmamışım. David Fincher çıldırıyor ve Edward Norton’la Brad Pitt’i aynı filmde, hem de ismi Fight Club olan bir filmde oynatmaya karar veriyor. Aynı sene (Galiba Amerika’da esen bir rüzgâr bunlara sebep oldu) Wachowski biraderler, The Matrix‘i bitiriyorlar. Bu iki filmin aynı sene çıkması kadar diyalektiğe imân ettirici bir hadise yoktur kanımca dünya üzerinde. Ying-Yang bile halt etmiş o derece.
Amberin Zaman Vs. Balçiçek Pamir
Sevgili sakinkafa okuru, daha önce belirttiğim gibi, bir süredir sakintema wordpress temasını yazmaktayız. Ve artık sakintemaya geçmeye karar verdik.
Ortaokul-lise dönemlerinde annelerinin “asi” kızları, yıllar geçip de başka şehirlerde yaşamaya başlayınca, annelerini çağrıştıran her şeyde telefona sarılıp “canım annecim” le başlayan cümleler kurmaya başlıyorlar. Misal turşucudan turşu aldıktan sonra, özenerek yaptığı kek kabarmayınca, “bir kuş sütü eksik” açık büfe kahvaltılarda dahi annelerinin kızartmalarını anınca…













