sakinkafaatari oyunları

  1. Uyanmak: Bir devrim fikri!

    Öncelikle dinleme parçası: Mor ve Ötesi – Uyan (Canım kardeşim, bak senin ellerinde hayatımız…)

    wakeupneo“Mor ve Ötesi Solculuğu” diye bir kavram var. Onlardan değilim çok şükür. Lakin bazı şarkıları oldukça iyidir. Özellikle de bu “Uyan” ismindeki. Hani uyanmak özellikle Marksist literatürde “bilinçlenmek” manasına kullanılır, yahut teolojik anlamda “diriliş” içindir. Fakat oldukça basit bir biçimdeki sözlük anlamı ile ilişkili bu yazı. Fiziksel olarak uykudan uyanmak meselesi ile ilgili birkaç gündür yaşadıklarımı geçmişteki tecrübelerim ile buluşturmak niyetindeyim. Hani yazıya bir girsem “Aaa evet, ben de aynen böyle oluyorum” diyeceksiniz. Ben de daha ne kadar Cem Yılmaz’a öykünebilirim onu göreceğim. Bir girebilsem yazıya…


  2. Haziranda bir dost: Zezé

    seker-portakaliHer ayın daha başlamadan insan üzerinde bir etkisi var diye düşünüyorum, sabahleyin sağ tarafından kalktın mı der gibi… Yine kendimi böyle böyle sorgularken uzun zamandır elime aklımın takılıp kalacağı, kah hüzünlenip kah sevineceğim ve severek okuyacağım bir kitabın geçmediğine üzülüyordum… Derken… Evet derken…

    Bir sabah ders çıkışı -ki sevdiğim yanı öğleden sonraları dilediğim gibi gezinebilme fırsatımın olmasıydı. Yere serilmiş kitaplardan, tertemiz pırıl pırıl olanlarına kadar küçük ama vefalı dostlarıma yavaş yavaş yaklaşıyordum.

    Sanki masmavi gökyüzünde kaybolmuşum ve bir iniş (!) yolu arıyorum.. Bir değil bin kapı olsa bulutlardan bu benim sevincimi arttırır.. Niye mi? Ayaklarım yere basmıyor da ondan sevgili okur:)


  3. cahitzarifogluBir cumartesi günüydü… Sultanahmet’te tramvaydan inip Ayasofya’yı soluma aldıktan sonra bir iki dakika bakındım etrafa. Eğer saat biraz ilerlemişse her zamanki gibi bir insan cümbüşü karşılıyor sizi, kimi evine kimi amcasına, teyzesine, kimi yurduna, kimi oteline, kimi de Türkiye Yazarlar Birliğine “Cahit Zarifoğlu’nu niçin sevdik?” adlı gözüne bir yerlerde ilişen programa… Yavaştan yürümeye başlamışken birden oraya ilk defa gidiyor olduğumu hatırladım -kulağımda Tears in Heaven bitip yesterday başlayana kadar geçen süre kendime gelmeme yetti- ve yanımdan ilk geçen kişiye sordum eski adı Kızlarağası Medresesi olan gideceğim mekanı.


  4. Tatil Modu

    yaz-tatiliTatil deyince aklıma nedense hiç 5 yıldızlı oteller, çılgın animasyonlar, gece hiç bitmeyen dans şölenleri falan gelmiyor. Ben de mi rahatsızlık? Yok, yok ben de değil. Zaten bir rahatsızlık yok ortada. Herşey insanın zevkleri, ilgileri ve yetiştiği ailenin alışkanlıklarından temelli.

    Bu yaz tatil yapmamın zor olması nedeniyle böyle bir yazı yazarak kendimi teselli etmenin derdinde olduğumu eklemeliyim.


  5. s

     Bir yazısında “edebiyatçıyla evli bir kadın, kader kurbanıdır” demişti Ali Çolak. Dışarıdan o kadar naif, nazik görünen bu adamların, dört duvar içinde nasıl da sinirli, bencil ve huysuz olduklarından bahsetmişti. Eşine ayıracağı vakti,  yazmakla geçirdiği için, “yazı” yahut “şiir”in,  kadın için bir nevi “kuma” olduğundan. (hem erkeğin hem kadının şair olduğu bir birlikteliği varın siz düşünün.)

    Şairin, iyi “aşık”, lakin kötü “eş” olduğu söylenegelmişken böyle hep, Haydar Ergülen’in şiirlerinden bildiğimiz/bildirdiği eşi İdil’e yazdığı “Avlular Gazeli”ni okuyunca ta ki, birisinin kendisi için ne ifade ettiği daha güzel anlatılabilir mi diyor insan, “i-dil ba-na av-lu ol!”u hecelerken. Yine başka bi şiirinde “harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm” den daha güzel bir iltifat olabilir mi?

    Haydar Ergülen’i bir kez dinlemiş birinin, onun tevazusundan, nezaketinden, samimiyetinden, “iddiasız”  ama “onurlu” duruşundan etkilenmemesi mümkün değildir.


  6. amator-rock“2005 yılında Bekir ve Hasan .ok isimli grubu kurdular sonra gruba Osman’ı solo gitara, Sinan’ı bas gitara ve Onur’u davula dahil ettiler.. Sonra vokal Bekir gruptan ayrıldı yerine Mümtaz’ı aldılar ve bir kaç ay sonra grup dağıldı (nasıl lan hemen mi?) Mümtaz, Osman, Bekir ve Onur Sinan’la çalışmalarına son verip onun yerine Tayfun’u saksafona İskender Paydaş’ı klavyeye aldılar sonra dayanamadılar klasik gitara Kayahan’ı vokale de Tarkan’ı getirdiler. Sonra Osman’la Kayahan kavga edince Kayahan gruptan ayrıldı ve yerini Berk’e bıraktı. Bu sefer de Berk ” abi ben Öykü’den başkasıyla çalışmam” deyince Tarkan gruptan uzaklaştırıldı yerine Öykü getirildi. Artık grup son halini almış gibi gözüküyordu fakat prova için stüdyoya girildiğinde grupta 2 adet ana vokal olduğunu gördüler bunun üzerine geri vokalde yer almak istemeyen Mümtaz gruptan ayrılıp kariyerine solo olarak devam etmeye başladı.


  7. Kantin De Çok Pahalı Ya

    kantinBizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen “Kanka naber sesleri yükselir”. Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir “Kanka 50 Kuruş verir misin?” der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması için. Yok desen de o anlar ya da çok yakın arkadaşınsa cebine eliyle dıştan değdirir. “Bu ne hani yoktu yalancı” der gülerek. Sen de “Al lan hadi al be bitirdin lan beni” dersin.


  8. Evde sinema keyfi

    ev-sinemasiEvin gündüzleri oturulan salonunu geceleri sinema salonuna dönüştürme çabalarıma gün geçtikçe bir yenisi ekleniyor. Masa başında oturup film izlemek bir işkenceye dönüşünce, insan ister istemez yeni projeler geliştiriyor kendine,tabi evinizde sinema sistemi yoksa… Var diyorsanız ne ala, sizden keyiflisi yok o zaman.

    Saat yarım gibi herkes pür sessizliğe bürünmüşken odalarında,odamdan laptopu kaptığım gibi kendimi salona atıyorum. O saatte ev sakinleri onuncu rüyasını görmeye başlamışsa  ya tek başınıza yada birkaç arkadaşınızla birlikte hoş iki saat geçirme ihtimaliniz büyüyor demektir. O saatte yanlışlıkla odaya biri girdiğinde ne yani burası bizim salon mu şimdi? dedirtebiliyorsanız, değişimden nasibinizi almışsınız demektir. Yalnız artık külkedisindeki gibi bir durum hasıl olduğundan,gün sabahı bulmadan yatağınızda olmanız gerekiyor çünkü uyuyakalmışsanız artık salon balkabağına dönüşmüştür ve bir beyaz yalana ihtiyacınız var demektir…


  9. (Ayasophia’nın 21 Şubat tarihli yazısı)

    İkonografi 90′lar başlığını sakinkafa.com için önerdiğimde aklımdan, 90′lı yıllara damgasını vurmuş fakat 2000′lerin trendi içinde yok olmaya başlamış şeyleri gündeme getirmek vardı. Meselenin ekonomik ve siyasi dönüşüm içinde değil de, kültürel ve sosyal anlamda gerçekleşen değişimler ile daha da gerçekçi bir biçimde anlaşılacağını hep düşünmüşümdür. Zira, ekonomik ve politik değişimler sadece başlangıçtırlar ve hiçbir zaman önünü göremezler. Sonuçlar, kültürel ve sosyal değişimlerle ilgilidir hep. Zira nihayet bütün kağıt işleri, bürokratik göstergeler, istatistik kurumları… hepsi de nihayet gelir ve insanda sonlanır. İnsanın bu kültürel çorba içinden neleri yiyip, neleri yemeyeceği bir şekilde ortaya çıktığında, değişimler daha net ortaya çıkar. İnsanın doğasının, rakamlarla yahut modellemelerle kuşatılamayacağı gerçeğini de anladığımızda, İkonografi 90′lar başlığında yazılan şeylerin aslında sadece o dönemin sürekli değişen şartlarında insanlığa dair alınmış notlar olacağını bir kez daha hatırlatayım.


  10. Elveda Avrupa yakası

    avrupa_yakasigenelSiz de üzüldünüz mü benim gibi? “Keşke bitmeseydi” diye geçti mı içinizden?

    Evet, bitmesi gereken, hatta hiç yayınlanmaması gereken onca şeyler varken TV’de, insanları bukadar eğlendiren, güldüren, çok başarılı bir dizi sona erdi bu hafta. Final, finish, the end.

    İzlediğim nadir dizilerden biriydi. Daha ilk bölümünü izlerken “bu tutar” dedirten, birbirinden başarılı oyuncularıyla, mükemmel mizahıyla, 6 yıl boyunca dilimize takılan sözleriyle, 7 den 77 ye kendini sevdiren, farklı bir diziydi.


  11. Hollywood’da İz Sürmek

    hollywoodSene 1999. Ben henüz 12 yaşındayım. Düşünün henüz âşık olmamışım. David Fincher çıldırıyor ve Edward Norton’la Brad Pitt’i aynı filmde, hem de ismi Fight Club olan bir filmde oynatmaya karar veriyor. Aynı sene (Galiba Amerika’da esen bir rüzgâr bunlara sebep oldu) Wachowski biraderler, The Matrix‘i bitiriyorlar. Bu iki filmin aynı sene çıkması kadar diyalektiğe imân ettirici bir hadise yoktur kanımca dünya üzerinde. Ying-Yang bile halt etmiş o derece.

    The Matrix, postmodern bir İsa Mesih güzellemesi. Batı metafiziğinin temel taşlarından birisi olan “İsa, bizim için kendini feda etti” anlayışının muazzam bir ürünü. Aynı zamanda olağanüstü bir sistem eleştirisi. Kapitalizmin sadece işçileri ezmekle kalmadığını, aynı zamanda bütün insanlığı “imajlar dünyasına” hapsettiğini anlatıyor.


  12. Asker Oldum

    asker_cocuk2Otobüste gördüm fırtınasından sonra birşey yaratmadan olanı yönlendirerek para kazanmaya aç uyanık girişimcilerimiz şimdi de başka bir kanayan yara olan askerlik kurası ve sınav sonuçlarını merak içindeki adaylar adına takip edeceklermiş. Sitedeki yorumlar “alan razı, veren razı” gibi, ayrıca bir başka politikaları da “Her celp döneminde sadece 1000 kişiye hizmet verilecek, 1001. kişiyi üzülerek reddedeceğiz.” O seçkin 1000 kişi arasında olmayı kim istemez değil mi?

    İlginç bir hizmet gerçekten kullanan olur mu bilmiyorum ama yakında askerliğini yapacak yada henüz yapmamış arkadaşlar için, “Askere sizin yerinize gidiyoruz” konulu bir hizmet temennisiyle yazıma son veriyorum.

    İşte Türk esnafının yaratıcı gücü… Yürüyün be aslanlarım, kim tutar sizi !!!
    İnadına girip bakacam derseniz asker oldum


  13. mehves-evin-defne-asal-er2Amberin Zaman Vs. Balçiçek Pamir yazımı okuyanlar Türk Gazeteciliğine getirdiğim bakış açısının bir nebze olsun farkındalardır. Evet bugün de 2 farklı ismi eleştireceğim. Mehveş Evin ve Defne Asal Er. Bu güzide gazetecilerimizin de isimleri Amberin Zaman, Balçiçek Pamir’den geri kalmıyorlar. Hatta adeta onlara meydan okuyorlar. Akşam ve Aktüel’deki başarılı çalışmaları bir yana. Bu iki kişi, isimlerindeki bu radikal duruş sayesinde, Türk gazeteciliğinin köşe taşlarını oluşturuyor. Mehveş ismindeki serkeşlik. Asal Er soyadlarındaki kesik kesiklik hangi isimler de var?

    Akşam ve Aktüel’e teşekkürler büyük cesaret örneği gösterip bu gazetecilerle çalıştıkları için.


  14. Sakintema’ya Geçiş

    sakintemaSevgili sakinkafa okuru, daha önce belirttiğim gibi, bir süredir sakintema wordpress temasını yazmaktayız. Ve artık sakintemaya geçmeye karar verdik.

    Sitemiz 22.06.09 gündüz 11:00′den itibaren çalışma halinde olacaktır. Çalışmanın bugün bitmesini arzu ediyor olsak da, 1 hafta süreyle bazı aksaklıklar olabilir. Şimdiden özür diler, bu çalışmaların daha okunaklı ve şık bir site için yapıldığını eklemek isteriz.

    Edit (28.06.2009): Sevgili okurlarımız, daha güzel bir sakintema için uğraşıyoruz. Bu soldaki sakintema’yı değiştiriyoruz gördüğünüz gibi. Bakalım nasıl olacak yeni hali, fikirlerinizi bekliyoruz yine efendim…


  15. Karın ağrısı – Gaz sancısı

    karin agrisiAh minel aşk!
    Sen nesin henüz çözemedim. Lakin şu an konumuz seni tanımlamaya çalışmak gibi afaki sohbetler içermiyor. Konumuz net olarak midede ya da bağırsakta oluşabilen ‘gaz sancısı’. Öyle burun kıvırma sevgili okur. Bu çok mühim konu hakkındaki bu yazıya emek verdiğim için sevgilerinizi bana yollayacaksınız -ya yaa-

    Bu gaz sancısı denen sinsi hastalık hiç ummadığınız bir anda tezahür edebilir. Sakin olmak -olabilmek- en önemli adımdır. Bir maden suyu varsa yakınlarınızda hemen için. Yoksa da gidin alın için. Özellikle mide gazları için birebirdir. Eğer gaz çıkarmanıza yardımcı olmadıysa ayrıca karnınıza ve kasıklarınıza doğru yayılan bir ağrı varsa ilaca başvurmak gerekir. Reklam olsa da olsun sağlık söz konusu diyerek tavsiye edilen hapların isimlerini sizlerle paylaşıyorum. Pankreoflat ya


  16. Dantel Out Kurdele Nakışı In

    kurdeleOrtaokul-lise dönemlerinde annelerinin “asi”  kızları, yıllar geçip de başka şehirlerde yaşamaya başlayınca, annelerini çağrıştıran her şeyde telefona sarılıp “canım annecim” le başlayan cümleler kurmaya başlıyorlar. Misal turşucudan turşu aldıktan sonra, özenerek yaptığı kek kabarmayınca, “bir kuş sütü eksik” açık büfe kahvaltılarda dahi annelerinin kızartmalarını anınca…

    O yıllarda annelerinin öğretmek için gönüllü olmaya heveslendiği “geleneksel el sanatı” dantele burun kıvıran kızlar, yıllar sonra vakitsizlikten şikâyet etseler de, kurdele nakışına merak salıp, bütün bu koşuşturmalar arasında bir yolunu bulup kursa başlayabiliyorlar, hem vakit hem para harcayıp.