sakinkafaatari oyunları

  1. Öfkeyi kaybetmek…

    namkkemalam0Bazen kendimi 19. yüzyıl Osmanlı’sında sanıyorum. Sorunlarımız en nihayetinde benzerdir diyorum. Öfkeleniyorum tıpkı o zamanki insanlar gibi. “Biz bir zamanlar, Avrupa’yı titretirdik. Heyhât şimdi sıkıştık şu gündelik sıradan hayatımıza.” Oysa ki ancak cılız tarih kitaplarında okumuştum anlı şanlı tarihimizi. O dönemin entelleri gibi düşünüyorum; “Bu Frenk milletlerinden alalım treni ama vagonlara kadın erkek karışık binerse halimiz nice olur?” Ve benzeri bir sürü soruya hâlâ cevap üretemeyişimize yanıyorum. Bir türlü uyuşamadığımız bir medeniyetle karşı karşıya oluşumuzu hatırlıyorum. Uyuşmak zorundaymışız gibi, o elbiseyi her daim giymemiz lazımmış gibi, giyemezsek çıplak kalacakmışız gibi… Namık Kemal gibi öfkeleniyorum bazen, Ziya Paşa gibi… Hatta yer yer Mehmet Akif gibi. Cemil Meriç gibi, Tevfik Fikret gibi…


  2. Nazara geldim, kurşun döktürücem

    jjKesin kurşun döktürmem lazım. Artık geldi geldi tak etti. Son bir aydır o kadar yoğun, karmaşık ve hareketli yaşıyorum ki. Bir gün sonrasının planını bile yapamıyorum. Sürekli her şey değişiyor, bir aksilikler oluyor, yeni bir işler yükleniyor. Gece yattığım yataklar her gün değişebiliyor ve ben daha yeni yastığıma alışamadan bir başka odada buluyorum kendimi. Bugün balıklarımla beraber araba servisindeyken –evet radyatörü patlattım- gelen geçen güldü. Doktora yetişmeye çalışırken kaldırıma hafif bir sürtünmeden radyatörün nasıl delindiğini ve bana 1 milyar küsur hasar çıkarttıklarını anlayamadım. Arabada poşette bekleyen balıklarımı aldım ve klimalı bekleme odasında beklemeye başladım. Elinde bir poşetle iki balık görmeye alışkın olmayan yurdum insanlarına da tek tek açıklamalar yaptım. Bekledim, bekledim. Karnım acıktı, tost yedim. Bu radyatör çok muazzam bir parçaymış. Sipariş verdiler, iki gün sonra gelecekmiş. Ben de bavulumdan 2-3 parça bi kıyafet aldım ve balıklarımı da elime alarak arabama –ki benim arabam değil yasal olarak- elveda diyerek yola çıktım. Servisin yakınlarında oturan kuzenime balıklarımı bıraktım. Şimdi bir tencerenin içinde korku dolu bir şekilde sağa sola


  3. Metrobüs’ten birkaç ayrıntı

    metrobus41Malum İstanbullular için “yeni” bir araç şu Metrobüs. Fotoğrafta görüldüğü gibi heybetli değil aslında, yukarıdan bakıldığında o da bir “araç” neticede. Kurulumu oldukça hızlı olduğu için, tramvay yahut metro yerine tercih edilmişti. Ben de iş yerime yakın bir ulaşım aracı olduğu için kullanıyorum zaman zaman. O nedenle her gördüğümde ilginç şeyler geliyor aklıma… Şimdilik en belirgin olanları paylaşıyorum. Belki ileride, daha “ince” ayrıntılarına vakıf olabilirim. Otobüsten pek farkı yok gibi görünse de, aslında cidden ilginç bir yol aracı.


  4. Minik bir yaraydın oysa…

    yara2Şuramda parmaklarımın arasında minnacıktın. Biraz önce baktım, gitmişsin. Belki arada yazarsın, kızarıp kaşınırsın. Gittiğin yerlerden kart atarsın, belli mi olur sigarayı bile bırakırsın belki. Sıcacık, çarşaf gibi denizlere girersin, kumlanır ayakların, saçlarına karıncalar girer.

    Ve ben akarken gülümserim uzaktan. Parantez içini doldururum tüm artıklarla. Bir türlü kapanmayan, göbekleri kocaman parantezlerim olur. Arada yorulurum, su içerim, karnım acıkır, çişim gelir, başıma güneş geçer. Yatıp uyumak isterim, kırık yatakların bana bahşettiği uyku kadar dinlenmek. Küçük köpişlerle minik bisküvimi paylaşıp yoluma devam ederim. Arkamdan bakarlar, bavulumun bir köşesine takılıp benimle gelmek isterler. Umutsuz bakışlarıma kulaklarını düşürerek karşılık verirler.

    Bir ağacın gölgesinde oturur ağlarım belki. Toz kaçmıştır merak etme, peçetenin ucuyla çıkartırım. Gözlerim kızarır, yanar ama iyi olur. Rüzgar eser, yağmur yağar, arılar bal yapar,


  5. devridaimÇocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.


  6. Ölüm Kaçınılmaz Bir Başlangıç

    mezar-taslariİşe giderken her sabah şehrin biraz dışında kalan mezarlığı görüyorum ve de ölümü düşünerek güne başlıyorum.
    İnsan hayatının bir minyatürü olan “bir gün“e ölümü düşünerek başlamak biraz ilginç oluyor. Ee…tamam korkunç da denebilir. Her sabah yeniden doğuyoruz, dünya koşuşturmasından sora gün bitiyor, ömrümüzden bir gün eksiliyor ve ölümün kardeşi uykuya dalıyoruz. Daha doğma aşamasında ölüm çıkıyor karşıma bu mezarlıkla. Sonra düşünüyorum…
    Osmanlı zamanında mezarlıklar şehrin içinde olurmuş. Yaşayanlar ölüleriyle iç içeymiş ve de hala onları içlerinde hissederlermiş. Sürekli ölümü görünce insanlar bir süre sonra alışıyorlardır ölüme, daha bi hazır hissediyorlardır, gerçeği daha kolay kabullenip ona göre yaşıyorlardır herhalde.


  7. Ayran üzerinden bir genelleme

    Çok kısa bir haber verip kaçıyorum sevgili okurlar.

    Bir gözlemim var. Bunu benden önce yapan oldu mu emin değilim. Mesele şu: Eğer ki kola ya da meyve suyu gibi içecekleri “pipet” ile içerseniz, normalden (bardaktan direk ağızla içildiği durum) daha kısa sürede bitiyor. Fakat ayranı pipet ile içerseniz, tam tersi olup normalden daha yavaş bitiyor.

    Bu gözlemimin, özellikle yemekle beraber bir şeyler içerken çok işe yarayacağını düşünüyorum. Malum devir tasarruf devri, öyle bir dürümle, hamburgerle, kebapla, spaghetti’yle falan birden fazla içecek içmeyin :)


  8. Sırt çantası ile “Lost” olmak

    lost-backpackYeni başladığım işimden ötürü sırtımda çanta geziniyorum İstanbul sokaklarında. “Lost” izlerken her daim özenirdim o adamların sırt çantasını alıp Ada’yı keşfetmelerine. Tak, kader önüme serdi bu fırsatı.

    Öncelikle iğrenç ayrıntılar vereceğim. Deodorant kullanmazsanız, bir süre sonra kokarcaya dönüşebilirsiniz. Ada’da bu sorun nasıl çözülüyordu, şimdi daha çok merak ediyorum. Ayrıca güneşin altında o kadar yürüyünce, ıslaklık oranı sürekli artıyor ve en ufak rüzgarın bile öldürücü sonuçları olabiliyor.

    Tropikal adada böyle sorunlar olmaz tabi, ama yine de nefes alıp vermenin bir süre sonra zorlaşması hususunda, hiçbir karakterin “Servet Çetin sümkürmesi” yapmaması ilgi çekici (Ben de sokak ortasında yapmıyorum tabi, ama en azından arada merkeze dönüyorum, elimi yüzümü yıkayıp açılıyorum). Gelelim hoş ayrıntılara…


  9. To_Be_Close_by_bievalhirfotoSabahları gıy gıy şarkılarla güne başlanır. Uyanık ve ayakta gibi gözüksen de aslında ruhun halen uyuyordur ve sen kendini güne hazırlarken geçiş aşamasındayken bu şarkılar sana yardımcı olur. Evden çıkarken türküler, klasik müzikler, damar şarkılar gibi geneline “slow” müzik dediğimiz ninni kıvamında ve sözlerinin çok önemli olmadığı ve hatta bazen İsmail Y.K.’nın bile araya sıvışmasının söz konusu olacağı ve fark edilmeyeceği yavaş şarkılar dinlenir. Tabi ipod şarkı listesinde kimin İsmail Y.K. şarkısı var onu da bilemem ama geçen gün bindiğim dolmuşta tam 6 kere art arda “bomba bomba, 90-60-90…..” diye bir şeyler dinledim ve 7. kere başa sardığında şarkı kendimden geçmiş bir şekilde kendimi dışarı atmıştım ve kalan yolu yürüyerek tamamlamaya çalışıyordum.

    Sabahları dolmuşta/otobüste/metroda oturuyorsanız ne mutlu size. Bir de cam kenarındaysanız. Hele bir de deniz kenarından gidiyorsanız –yuh artık- uykudan ayık hale geçişiniz biraz uzayabilir. Son zamanlarda kadife sesli Şevval Sam’dan vazgeçemiyorum. Yanına Mia Doi Todd, Regina Spektor, Pinhani gibi yumuşak sesler iyi gidiyor. Ama dediğim gibi


  10. Turistik Bir Konuşma

    Varlığından çoğu kez bihaber olduğum tatil günlerim yok mu, işte öyle bir gün İstanbul  kazan ben kepçe dolaşırken karşımda bu kez Bulgaristan’ı gördüm ve bir iki lafladık işte.  

    Olay yeri bir kez daha dönüş yolum Sultanahmet’ti – aslında bu kadar sık gitmezdim  ama buna sebep oradaki yeni tanıdığım bir kitapçıyla başlayan dostluğumuzdur – saat akşam dokuz civarı kendimle yarım kalan sohbete dalmış önümü bile göremeden yürürken yanımdan geçen sonradan fark ettiğim sarışın, uzun boylu bir adam durdurdu ve saati sordu, oysa telefonu elindeydi! –ben sadece bizim Türkler yapıyor bu densizliği derken hop önümde  Bulgar  bir turist– neyse efendim artık saat mevzusu bitince dolayısıyla beklediğim diğer sualler gelmeye başladı


  11. mikrodalgaEvet sevgili okuyucu, bu da oldu. Mikrodalgada çarşaf kuruttum. İster tam bir Türk zekası deyin, ister tam bir saçmalık… Ben bunu da yaptım ya artık heralde şu hayattan beklediğim fazla bir şey kalmamıştır.

    Önce biraz korktum yanar falan diye. Google’da da küçük bir araştırma yaptım ama sonuç bulamadım pek. Ben de %60′ta 4 sefer 2 dakika tuttum. Tabi yıkar yıkamaz yapmadım bunu. Önce 1-2 saat balkonda rüzgarda durdu. Nemini de mikrodalgayla almaya çalıştım anlayacağınız.


  12. Re-aktion

    dave carroll

    Bazı insanların kafası farklı çalışıyor, sinirlenmeleri de tepkileri de başka türlü oluyor.

    Misal, Kanadalı müzisyen Dave Carroll, bir Amerikan  havayolu firması ile yolculuk yaparken bagaj görevlilerinin kırdığı gitarı için ilginç bir “intikam planı” hazırlamış.

    Kendisi için manevi değeri olan gitarını kırdıklarını iddia eden sanatçı, havalimanında şirket temsilcileriyle konuşmaya çalışmış, lakin şirket hiçbir sorumluluk kabul etmemiş, zararını tazmin edebilmek için şirketin peşinde 9 ay koşmasına rağmen hiçbir sonuç elde edememiş.


  13. ilginc700hu2 Küçükken hayal gücüm çok genişmiş. Ben çok dışarı çıkan, çok çizgi film izleyen ve çok bilgisayar oynayan nesillerin birleşimi konumundayım. Sebebi: Ben çok dışarı çıktım küçükken ve çok top oynadım, mesela Ninja Kaplumbağları, Şirinleri hatta Arı Maya’yı bile izledim, Şu an olduğu gibi de bilgisayar çok oynuyorum. Ben hepsinden az da olsa tattım. Bence bu da o kadar kötü bir şey değil. Çünkü bu bence hayal gücümün gelişmesini + yönde etkiledi.


  14. Aktivite Adamı Senelik Update

    Biliyorum uzunca süredir yazmadım, yazamadım zamanım yoktu falan gibi dünya yalanı muhabbetlere girmicem. Yorgundum, yorgunum, daha fazla yorulmak da istemiyorum.


  15. Komedyen Duruşları

    komedyenŞuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde… İşte kabına sığmayan, komedyen budur…


  16. Neler Oluyor Bize

    Yine batıl inançlar sardı dört bir yanımı.. Tamam baykuş yok, tamam kara kedi yok, tamam sol taraftan kalkmadım, sol ayakla basmadım..

    -“Ayrıntılara takılmak istemem ama elimde değil”

    Evet, şimdi kim bilir kimlerlesin..

    Ben burada hangi taraftan kalktım acaba, acaba Allah’ım bu sefer kimden üzüntü yiyeceğim, acaba annem yine kalk o şeytanın önünden der mi diye düşüncelerin en dibindeyken.. ‘Ah’ diyorum, hem de “he”yi öyle bir hırıltılı çıkarıyorum ki asla yorgun değil!!  Böyle kanırta kanırta, böyle kanaya kanaya.. Böyle işte ‘lütfen gel lütfen gel’ diye..