Bazen kendimi 19. yüzyıl Osmanlı’sında sanıyorum. Sorunlarımız en nihayetinde benzerdir diyorum. Öfkeleniyorum tıpkı o zamanki insanlar gibi. “Biz bir zamanlar, Avrupa’yı titretirdik. Heyhât şimdi sıkıştık şu gündelik sıradan hayatımıza.” Oysa ki ancak cılız tarih kitaplarında okumuştum anlı şanlı tarihimizi. O dönemin entelleri gibi düşünüyorum; “Bu Frenk milletlerinden alalım treni ama vagonlara kadın erkek karışık binerse halimiz nice olur?” Ve benzeri bir sürü soruya hâlâ cevap üretemeyişimize yanıyorum. Bir türlü uyuşamadığımız bir medeniyetle karşı karşıya oluşumuzu hatırlıyorum. Uyuşmak zorundaymışız gibi, o elbiseyi her daim giymemiz lazımmış gibi, giyemezsek çıplak kalacakmışız gibi… Namık Kemal gibi öfkeleniyorum bazen, Ziya Paşa gibi… Hatta yer yer Mehmet Akif gibi. Cemil Meriç gibi, Tevfik Fikret gibi…
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
-
Öfkeyi kaybetmek…
30 Tem 09 (22:32) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
-
Nazara geldim, kurşun döktürücem
29 Tem 09 (17:59) | mor paspas yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Kesin kurşun döktürmem lazım. Artık geldi geldi tak etti. Son bir aydır o kadar yoğun, karmaşık ve hareketli yaşıyorum ki. Bir gün sonrasının planını bile yapamıyorum. Sürekli her şey değişiyor, bir aksilikler oluyor, yeni bir işler yükleniyor. Gece yattığım yataklar her gün değişebiliyor ve ben daha yeni yastığıma alışamadan bir başka odada buluyorum kendimi. Bugün balıklarımla beraber araba servisindeyken –evet radyatörü patlattım- gelen geçen güldü. Doktora yetişmeye çalışırken kaldırıma hafif bir sürtünmeden radyatörün nasıl delindiğini ve bana 1 milyar küsur hasar çıkarttıklarını anlayamadım. Arabada poşette bekleyen balıklarımı aldım ve klimalı bekleme odasında beklemeye başladım. Elinde bir poşetle iki balık görmeye alışkın olmayan yurdum insanlarına da tek tek açıklamalar yaptım. Bekledim, bekledim. Karnım acıktı, tost yedim. Bu radyatör çok muazzam bir parçaymış. Sipariş verdiler, iki gün sonra gelecekmiş. Ben de bavulumdan 2-3 parça bi kıyafet aldım ve balıklarımı da elime alarak arabama –ki benim arabam değil yasal olarak- elveda diyerek yola çıktım. Servisin yakınlarında oturan kuzenime balıklarımı bıraktım. Şimdi bir tencerenin içinde korku dolu bir şekilde sağa sola
-
Metrobüs’ten birkaç ayrıntı
28 Tem 09 (23:00) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum
Malum İstanbullular için “yeni” bir araç şu Metrobüs. Fotoğrafta görüldüğü gibi heybetli değil aslında, yukarıdan bakıldığında o da bir “araç” neticede. Kurulumu oldukça hızlı olduğu için, tramvay yahut metro yerine tercih edilmişti. Ben de iş yerime yakın bir ulaşım aracı olduğu için kullanıyorum zaman zaman. O nedenle her gördüğümde ilginç şeyler geliyor aklıma… Şimdilik en belirgin olanları paylaşıyorum. Belki ileride, daha “ince” ayrıntılarına vakıf olabilirim. Otobüsten pek farkı yok gibi görünse de, aslında cidden ilginç bir yol aracı.
-
Minik bir yaraydın oysa…
28 Tem 09 (12:27) | mor paspas yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Şuramda parmaklarımın arasında minnacıktın. Biraz önce baktım, gitmişsin. Belki arada yazarsın, kızarıp kaşınırsın. Gittiğin yerlerden kart atarsın, belli mi olur sigarayı bile bırakırsın belki. Sıcacık, çarşaf gibi denizlere girersin, kumlanır ayakların, saçlarına karıncalar girer.Ve ben akarken gülümserim uzaktan. Parantez içini doldururum tüm artıklarla. Bir türlü kapanmayan, göbekleri kocaman parantezlerim olur. Arada yorulurum, su içerim, karnım acıkır, çişim gelir, başıma güneş geçer. Yatıp uyumak isterim, kırık yatakların bana bahşettiği uyku kadar dinlenmek. Küçük köpişlerle minik bisküvimi paylaşıp yoluma devam ederim. Arkamdan bakarlar, bavulumun bir köşesine takılıp benimle gelmek isterler. Umutsuz bakışlarıma kulaklarını düşürerek karşılık verirler.
Bir ağacın gölgesinde oturur ağlarım belki. Toz kaçmıştır merak etme, peçetenin ucuyla çıkartırım. Gözlerim kızarır, yanar ama iyi olur. Rüzgar eser, yağmur yağar, arılar bal yapar,
-
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
27 Tem 09 (17:18) | segah yazdı | Bilim ve Teknoloji | 9 yorum
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
-
Haftasonu keyfi
27 Tem 09 (15:24) | kurbaga prenses yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum

Bu hafta sonunu kendime ayırmaya karar verdim. Plansız ve zamansız, o an ne yapmak istiyorsam onu yapacaktım. Akşamdan saati kurmayacak, sabah bana şu saatte kalk diyen hiçbir şey olmayacaktı. Canım istediğinde uyanacak, zaman kavramını yitirecektim. Düşüncesi bile daha akşamdan çok mutlu etmişti beni.
Sabah uyandığımda saate bakmadığım için kaçta kalktığımı bilmiyorum, ama güneşin yaklaşık kırk-kırkbeş derecelik bir açıyla odama girdiğini varsayarsak yaklaşık on-onbir civarıydı. (saati düşündüğüm için kendime kızdım.) Telefonlarımı kapattım. Kimse ulaşamasın bugün bana. Aslında şu cep telefonlarının kişisel özgürlüğümüzü ne kadar da kısıtladığını farkettim. Her arandığımızda bulunmak zorundayız sanki. Cevap vermek istemeyebilirim, o anda o kişiyle iletişim kurmak istemeyebilirim. (3G çok fazla yaygınlaşmaz umarım, nerde ve ne yaptığımızı da görecekler ve insanlar yeni yalan metodları geliştirmek zorunda kalacaklar:))
-
Kediysem, kediyim…
27 Tem 09 (13:55) | MelkeDe yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Günlerdir yazmamışım. Aman Allah’ım sanki aylardır uyuyorum… Hayata yeni geri döndüm. Hatta o kadar yeni ki, kendimi mağara duvarlarına resim çizmek gibi estetik bir ilkellik arasında buluyorum. Minicik, 1 haftalık bir tatilin ardından akılda kalan pek az şeyden birinin kum olduğunu bilmek ne kötü. Oysa birlikte tatil yaptığım arkadaşım öyle dikkatli, öyle titiz bir insan ki, benim her bir gözeneğim kum taneleriyle örtülüyken onun ayakkabılarının içinde bile bir tanecik kum yoktu.
-
Ölüm Kaçınılmaz Bir Başlangıç
26 Tem 09 (18:07) | hybrid yazdı | Hayattan Detaylar | 7 yorum
İşe giderken her sabah şehrin biraz dışında kalan mezarlığı görüyorum ve de ölümü düşünerek güne başlıyorum.
İnsan hayatının bir minyatürü olan “bir gün“e ölümü düşünerek başlamak biraz ilginç oluyor. Ee…tamam korkunç da denebilir. Her sabah yeniden doğuyoruz, dünya koşuşturmasından sora gün bitiyor, ömrümüzden bir gün eksiliyor ve ölümün kardeşi uykuya dalıyoruz. Daha doğma aşamasında ölüm çıkıyor karşıma bu mezarlıkla. Sonra düşünüyorum…
Osmanlı zamanında mezarlıklar şehrin içinde olurmuş. Yaşayanlar ölüleriyle iç içeymiş ve de hala onları içlerinde hissederlermiş. Sürekli ölümü görünce insanlar bir süre sonra alışıyorlardır ölüme, daha bi hazır hissediyorlardır, gerçeği daha kolay kabullenip ona göre yaşıyorlardır herhalde.
-
Ayran üzerinden bir genelleme
24 Tem 09 (23:05) | ayasophia yazdı | Bilgi Davarcığı | 4 yorum
Çok kısa bir haber verip kaçıyorum sevgili okurlar.
Bir gözlemim var. Bunu benden önce yapan oldu mu emin değilim. Mesele şu: Eğer ki kola ya da meyve suyu gibi içecekleri “pipet” ile içerseniz, normalden (bardaktan direk ağızla içildiği durum) daha kısa sürede bitiyor. Fakat ayranı pipet ile içerseniz, tam tersi olup normalden daha yavaş bitiyor.
Bu gözlemimin, özellikle yemekle beraber bir şeyler içerken çok işe yarayacağını düşünüyorum. Malum devir tasarruf devri, öyle bir dürümle, hamburgerle, kebapla, spaghetti’yle falan birden fazla içecek içmeyin :)
-
Sırt çantası ile “Lost” olmak
24 Tem 09 (22:53) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Yeni başladığım işimden ötürü sırtımda çanta geziniyorum İstanbul sokaklarında. “Lost” izlerken her daim özenirdim o adamların sırt çantasını alıp Ada’yı keşfetmelerine. Tak, kader önüme serdi bu fırsatı.Öncelikle iğrenç ayrıntılar vereceğim. Deodorant kullanmazsanız, bir süre sonra kokarcaya dönüşebilirsiniz. Ada’da bu sorun nasıl çözülüyordu, şimdi daha çok merak ediyorum. Ayrıca güneşin altında o kadar yürüyünce, ıslaklık oranı sürekli artıyor ve en ufak rüzgarın bile öldürücü sonuçları olabiliyor.
Tropikal adada böyle sorunlar olmaz tabi, ama yine de nefes alıp vermenin bir süre sonra zorlaşması hususunda, hiçbir karakterin “Servet Çetin sümkürmesi” yapmaması ilgi çekici (Ben de sokak ortasında yapmıyorum tabi, ama en azından arada merkeze dönüyorum, elimi yüzümü yıkayıp açılıyorum). Gelelim hoş ayrıntılara…
-
İşe/okula gidip gelirken ipod şarkı listesi
24 Tem 09 (16:55) | mor paspas yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum
Sabahları gıy gıy şarkılarla güne başlanır. Uyanık ve ayakta gibi gözüksen de aslında ruhun halen uyuyordur ve sen kendini güne hazırlarken geçiş aşamasındayken bu şarkılar sana yardımcı olur. Evden çıkarken türküler, klasik müzikler, damar şarkılar gibi geneline “slow” müzik dediğimiz ninni kıvamında ve sözlerinin çok önemli olmadığı ve hatta bazen İsmail Y.K.’nın bile araya sıvışmasının söz konusu olacağı ve fark edilmeyeceği yavaş şarkılar dinlenir. Tabi ipod şarkı listesinde kimin İsmail Y.K. şarkısı var onu da bilemem ama geçen gün bindiğim dolmuşta tam 6 kere art arda “bomba bomba, 90-60-90…..” diye bir şeyler dinledim ve 7. kere başa sardığında şarkı kendimden geçmiş bir şekilde kendimi dışarı atmıştım ve kalan yolu yürüyerek tamamlamaya çalışıyordum.Sabahları dolmuşta/otobüste/metroda oturuyorsanız ne mutlu size. Bir de cam kenarındaysanız. Hele bir de deniz kenarından gidiyorsanız –yuh artık- uykudan ayık hale geçişiniz biraz uzayabilir. Son zamanlarda kadife sesli Şevval Sam’dan vazgeçemiyorum. Yanına Mia Doi Todd, Regina Spektor, Pinhani gibi yumuşak sesler iyi gidiyor. Ama dediğim gibi
-
Turistik Bir Konuşma
24 Tem 09 (13:35) | persephone yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Varlığından çoğu kez bihaber olduğum tatil günlerim yok mu, işte öyle bir gün İstanbul kazan ben kepçe dolaşırken karşımda bu kez Bulgaristan’ı gördüm ve bir iki lafladık işte.
Olay yeri bir kez daha dönüş yolum Sultanahmet’ti – aslında bu kadar sık gitmezdim ama buna sebep oradaki yeni tanıdığım bir kitapçıyla başlayan dostluğumuzdur – saat akşam dokuz civarı kendimle yarım kalan sohbete dalmış önümü bile göremeden yürürken yanımdan geçen sonradan fark ettiğim sarışın, uzun boylu bir adam durdurdu ve saati sordu, oysa telefonu elindeydi! –ben sadece bizim Türkler yapıyor bu densizliği derken hop önümde Bulgar bir turist– neyse efendim artık saat mevzusu bitince dolayısıyla beklediğim diğer sualler gelmeye başladı
-
Mikrodalga Fırında Çarşaf Kurutmak
24 Tem 09 (0:53) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 9 yorum
Evet sevgili okuyucu, bu da oldu. Mikrodalgada çarşaf kuruttum. İster tam bir Türk zekası deyin, ister tam bir saçmalık… Ben bunu da yaptım ya artık heralde şu hayattan beklediğim fazla bir şey kalmamıştır.Önce biraz korktum yanar falan diye. Google’da da küçük bir araştırma yaptım ama sonuç bulamadım pek. Ben de %60′ta 4 sefer 2 dakika tuttum. Tabi yıkar yıkamaz yapmadım bunu. Önce 1-2 saat balkonda rüzgarda durdu. Nemini de mikrodalgayla almaya çalıştım anlayacağınız.
-

Bazı insanların kafası farklı çalışıyor, sinirlenmeleri de tepkileri de başka türlü oluyor.
Misal, Kanadalı müzisyen Dave Carroll, bir Amerikan havayolu firması ile yolculuk yaparken bagaj görevlilerinin kırdığı gitarı için ilginç bir “intikam planı” hazırlamış.
Kendisi için manevi değeri olan gitarını kırdıklarını iddia eden sanatçı, havalimanında şirket temsilcileriyle konuşmaya çalışmış, lakin şirket hiçbir sorumluluk kabul etmemiş, zararını tazmin edebilmek için şirketin peşinde 9 ay koşmasına rağmen hiçbir sonuç elde edememiş.
-
Hayal Gücü Küçükken Çok Büyüktür
23 Tem 09 (13:16) | Ortason yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Küçükken hayal gücüm çok genişmiş. Ben çok dışarı çıkan, çok çizgi film izleyen ve çok bilgisayar oynayan nesillerin birleşimi konumundayım. Sebebi: Ben çok dışarı çıktım küçükken ve çok top oynadım, mesela Ninja Kaplumbağları, Şirinleri hatta Arı Maya’yı bile izledim, Şu an olduğu gibi de bilgisayar çok oynuyorum. Ben hepsinden az da olsa tattım. Bence bu da o kadar kötü bir şey değil. Çünkü bu bence hayal gücümün gelişmesini + yönde etkiledi.
-
Aktivite Adamı Senelik Update
23 Tem 09 (13:12) | Aktivite Adamı yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Biliyorum uzunca süredir yazmadım, yazamadım zamanım yoktu falan gibi dünya yalanı muhabbetlere girmicem. Yorgundum, yorgunum, daha fazla yorulmak da istemiyorum.
















