Bazen kendimi 19. yüzyıl Osmanlı’sında sanıyorum. Sorunlarımız en nihayetinde benzerdir diyorum. Öfkeleniyorum tıpkı o zamanki insanlar gibi. “Biz bir zamanlar, Avrupa’yı titretirdik. Heyhât şimdi sıkıştık şu gündelik sıradan hayatımıza.” Oysa ki ancak cılız tarih kitaplarında okumuştum anlı şanlı tarihimizi. O dönemin entelleri gibi düşünüyorum; “Bu Frenk milletlerinden alalım treni ama vagonlara kadın erkek karışık binerse halimiz nice olur?” Ve benzeri bir sürü soruya hâlâ cevap üretemeyişimize yanıyorum. Bir türlü uyuşamadığımız bir medeniyetle karşı karşıya oluşumuzu hatırlıyorum. Uyuşmak zorundaymışız gibi, o elbiseyi her daim giymemiz lazımmış gibi, giyemezsek çıplak kalacakmışız gibi… Namık Kemal gibi öfkeleniyorum bazen, Ziya Paşa gibi… Hatta yer yer Mehmet Akif gibi. Cemil Meriç gibi, Tevfik Fikret gibi…
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
-
Öfkeyi kaybetmek…
30 Tem 09 (22:32) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
-
Nazara geldim, kurşun döktürücem
29 Tem 09 (17:59) | maynuşya yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Kesin kurşun döktürmem lazım. Artık geldi geldi tak etti. Son bir aydır o kadar yoğun, karmaşık ve hareketli yaşıyorum ki. Bir gün sonrasının planını bile yapamıyorum. Sürekli her şey değişiyor, bir aksilikler oluyor, yeni bir işler yükleniyor. Gece yattığım yataklar her gün değişebiliyor ve ben daha yeni yastığıma alışamadan bir başka odada buluyorum kendimi. Bugün balıklarımla beraber araba servisindeyken –evet radyatörü patlattım- gelen geçen güldü. Doktora yetişmeye çalışırken kaldırıma hafif bir sürtünmeden radyatörün nasıl delindiğini ve bana 1 milyar küsur hasar çıkarttıklarını anlayamadım. Arabada poşette bekleyen balıklarımı aldım ve klimalı bekleme odasında beklemeye başladım. Elinde bir poşetle iki balık görmeye alışkın olmayan yurdum insanlarına da tek tek açıklamalar yaptım. Bekledim, bekledim. Karnım acıktı, tost yedim. Bu radyatör çok muazzam bir parçaymış. Sipariş verdiler, iki gün sonra gelecekmiş. Ben de bavulumdan 2-3 parça bi kıyafet aldım ve balıklarımı da elime alarak arabama –ki benim arabam değil yasal olarak- elveda diyerek yola çıktım. Servisin yakınlarında oturan kuzenime balıklarımı bıraktım. Şimdi bir tencerenin içinde korku dolu bir şekilde sağa sola
-
Metrobüs’ten birkaç ayrıntı
28 Tem 09 (23:00) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum
Malum İstanbullular için “yeni” bir araç şu Metrobüs. Fotoğrafta görüldüğü gibi heybetli değil aslında, yukarıdan bakıldığında o da bir “araç” neticede. Kurulumu oldukça hızlı olduğu için, tramvay yahut metro yerine tercih edilmişti. Ben de iş yerime yakın bir ulaşım aracı olduğu için kullanıyorum zaman zaman. O nedenle her gördüğümde ilginç şeyler geliyor aklıma… Şimdilik en belirgin olanları paylaşıyorum. Belki ileride, daha “ince” ayrıntılarına vakıf olabilirim. Otobüsten pek farkı yok gibi görünse de, aslında cidden ilginç bir yol aracı.
-
Minik bir yaraydın oysa…
28 Tem 09 (12:27) | maynuşya yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Şuramda parmaklarımın arasında minnacıktın. Biraz önce baktım, gitmişsin. Belki arada yazarsın, kızarıp kaşınırsın. Gittiğin yerlerden kart atarsın, belli mi olur sigarayı bile bırakırsın belki. Sıcacık, çarşaf gibi denizlere girersin, kumlanır ayakların, saçlarına karıncalar girer.Ve ben akarken gülümserim uzaktan. Parantez içini doldururum tüm artıklarla. Bir türlü kapanmayan, göbekleri kocaman parantezlerim olur. Arada yorulurum, su içerim, karnım acıkır, çişim gelir, başıma güneş geçer. Yatıp uyumak isterim, kırık yatakların bana bahşettiği uyku kadar dinlenmek. Küçük köpişlerle minik bisküvimi paylaşıp yoluma devam ederim. Arkamdan bakarlar, bavulumun bir köşesine takılıp benimle gelmek isterler. Umutsuz bakışlarıma kulaklarını düşürerek karşılık verirler.
Bir ağacın gölgesinde oturur ağlarım belki. Toz kaçmıştır merak etme, peçetenin ucuyla çıkartırım. Gözlerim kızarır, yanar ama iyi olur. Rüzgar eser, yağmur yağar, arılar bal yapar,
-
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
27 Tem 09 (17:18) | segah yazdı | Bilim ve Teknoloji | 9 yorum
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
-
Ölüm Kaçınılmaz Bir Başlangıç
26 Tem 09 (18:07) | hybrid yazdı | Hayattan Detaylar | 7 yorum
İşe giderken her sabah şehrin biraz dışında kalan mezarlığı görüyorum ve de ölümü düşünerek güne başlıyorum.
İnsan hayatının bir minyatürü olan “bir gün“e ölümü düşünerek başlamak biraz ilginç oluyor. Ee…tamam korkunç da denebilir. Her sabah yeniden doğuyoruz, dünya koşuşturmasından sora gün bitiyor, ömrümüzden bir gün eksiliyor ve ölümün kardeşi uykuya dalıyoruz. Daha doğma aşamasında ölüm çıkıyor karşıma bu mezarlıkla. Sonra düşünüyorum…
Osmanlı zamanında mezarlıklar şehrin içinde olurmuş. Yaşayanlar ölüleriyle iç içeymiş ve de hala onları içlerinde hissederlermiş. Sürekli ölümü görünce insanlar bir süre sonra alışıyorlardır ölüme, daha bi hazır hissediyorlardır, gerçeği daha kolay kabullenip ona göre yaşıyorlardır herhalde.
-
Ayran üzerinden bir genelleme
24 Tem 09 (23:05) | ayasophia yazdı | Bilgi Davarcığı | 4 yorum
Çok kısa bir haber verip kaçıyorum sevgili okurlar.
Bir gözlemim var. Bunu benden önce yapan oldu mu emin değilim. Mesele şu: Eğer ki kola ya da meyve suyu gibi içecekleri “pipet” ile içerseniz, normalden (bardaktan direk ağızla içildiği durum) daha kısa sürede bitiyor. Fakat ayranı pipet ile içerseniz, tam tersi olup normalden daha yavaş bitiyor.
Bu gözlemimin, özellikle yemekle beraber bir şeyler içerken çok işe yarayacağını düşünüyorum. Malum devir tasarruf devri, öyle bir dürümle, hamburgerle, kebapla, spaghetti’yle falan birden fazla içecek içmeyin :)
-
Sırt çantası ile “Lost” olmak
24 Tem 09 (22:53) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Yeni başladığım işimden ötürü sırtımda çanta geziniyorum İstanbul sokaklarında. “Lost” izlerken her daim özenirdim o adamların sırt çantasını alıp Ada’yı keşfetmelerine. Tak, kader önüme serdi bu fırsatı.Öncelikle iğrenç ayrıntılar vereceğim. Deodorant kullanmazsanız, bir süre sonra kokarcaya dönüşebilirsiniz. Ada’da bu sorun nasıl çözülüyordu, şimdi daha çok merak ediyorum. Ayrıca güneşin altında o kadar yürüyünce, ıslaklık oranı sürekli artıyor ve en ufak rüzgarın bile öldürücü sonuçları olabiliyor.
Tropikal adada böyle sorunlar olmaz tabi, ama yine de nefes alıp vermenin bir süre sonra zorlaşması hususunda, hiçbir karakterin “Servet Çetin sümkürmesi” yapmaması ilgi çekici (Ben de sokak ortasında yapmıyorum tabi, ama en azından arada merkeze dönüyorum, elimi yüzümü yıkayıp açılıyorum). Gelelim hoş ayrıntılara…
-
İşe/okula gidip gelirken ipod şarkı listesi
24 Tem 09 (16:55) | maynuşya yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum
Sabahları gıy gıy şarkılarla güne başlanır. Uyanık ve ayakta gibi gözüksen de aslında ruhun halen uyuyordur ve sen kendini güne hazırlarken geçiş aşamasındayken bu şarkılar sana yardımcı olur. Evden çıkarken türküler, klasik müzikler, damar şarkılar gibi geneline “slow” müzik dediğimiz ninni kıvamında ve sözlerinin çok önemli olmadığı ve hatta bazen İsmail Y.K.’nın bile araya sıvışmasının söz konusu olacağı ve fark edilmeyeceği yavaş şarkılar dinlenir. Tabi ipod şarkı listesinde kimin İsmail Y.K. şarkısı var onu da bilemem ama geçen gün bindiğim dolmuşta tam 6 kere art arda “bomba bomba, 90-60-90…..” diye bir şeyler dinledim ve 7. kere başa sardığında şarkı kendimden geçmiş bir şekilde kendimi dışarı atmıştım ve kalan yolu yürüyerek tamamlamaya çalışıyordum.Sabahları dolmuşta/otobüste/metroda oturuyorsanız ne mutlu size. Bir de cam kenarındaysanız. Hele bir de deniz kenarından gidiyorsanız –yuh artık- uykudan ayık hale geçişiniz biraz uzayabilir. Son zamanlarda kadife sesli Şevval Sam’dan vazgeçemiyorum. Yanına Mia Doi Todd, Regina Spektor, Pinhani gibi yumuşak sesler iyi gidiyor. Ama dediğim gibi
-
Turistik Bir Konuşma
24 Tem 09 (13:35) | persephone yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Varlığından çoğu kez bihaber olduğum tatil günlerim yok mu, işte öyle bir gün İstanbul kazan ben kepçe dolaşırken karşımda bu kez Bulgaristan’ı gördüm ve bir iki lafladık işte.
Olay yeri bir kez daha dönüş yolum Sultanahmet’ti – aslında bu kadar sık gitmezdim ama buna sebep oradaki yeni tanıdığım bir kitapçıyla başlayan dostluğumuzdur – saat akşam dokuz civarı kendimle yarım kalan sohbete dalmış önümü bile göremeden yürürken yanımdan geçen sonradan fark ettiğim sarışın, uzun boylu bir adam durdurdu ve saati sordu, oysa telefonu elindeydi! –ben sadece bizim Türkler yapıyor bu densizliği derken hop önümde Bulgar bir turist– neyse efendim artık saat mevzusu bitince dolayısıyla beklediğim diğer sualler gelmeye başladı
-
Mikrodalga Fırında Çarşaf Kurutmak
24 Tem 09 (0:53) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 9 yorum
Evet sevgili okuyucu, bu da oldu. Mikrodalgada çarşaf kuruttum. İster tam bir Türk zekası deyin, ister tam bir saçmalık… Ben bunu da yaptım ya artık heralde şu hayattan beklediğim fazla bir şey kalmamıştır.Önce biraz korktum yanar falan diye. Google’da da küçük bir araştırma yaptım ama sonuç bulamadım pek. Ben de %60′ta 4 sefer 2 dakika tuttum. Tabi yıkar yıkamaz yapmadım bunu. Önce 1-2 saat balkonda rüzgarda durdu. Nemini de mikrodalgayla almaya çalıştım anlayacağınız.
-

Bazı insanların kafası farklı çalışıyor, sinirlenmeleri de tepkileri de başka türlü oluyor.
Misal, Kanadalı müzisyen Dave Carroll, bir Amerikan havayolu firması ile yolculuk yaparken bagaj görevlilerinin kırdığı gitarı için ilginç bir “intikam planı” hazırlamış.
Kendisi için manevi değeri olan gitarını kırdıklarını iddia eden sanatçı, havalimanında şirket temsilcileriyle konuşmaya çalışmış, lakin şirket hiçbir sorumluluk kabul etmemiş, zararını tazmin edebilmek için şirketin peşinde 9 ay koşmasına rağmen hiçbir sonuç elde edememiş.
-
Hayal Gücü Küçükken Çok Büyüktür
23 Tem 09 (13:16) | Ortason yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Küçükken hayal gücüm çok genişmiş. Ben çok dışarı çıkan, çok çizgi film izleyen ve çok bilgisayar oynayan nesillerin birleşimi konumundayım. Sebebi: Ben çok dışarı çıktım küçükken ve çok top oynadım, mesela Ninja Kaplumbağları, Şirinleri hatta Arı Maya’yı bile izledim, Şu an olduğu gibi de bilgisayar çok oynuyorum. Ben hepsinden az da olsa tattım. Bence bu da o kadar kötü bir şey değil. Çünkü bu bence hayal gücümün gelişmesini + yönde etkiledi.
-
Aktivite Adamı Senelik Update
23 Tem 09 (13:12) | Aktivite Adamı yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Biliyorum uzunca süredir yazmadım, yazamadım zamanım yoktu falan gibi dünya yalanı muhabbetlere girmicem. Yorgundum, yorgunum, daha fazla yorulmak da istemiyorum.
-
Komedyen Duruşları
23 Tem 09 (11:22) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 8 yorum
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde… İşte kabına sığmayan, komedyen budur…
-
Neler Oluyor Bize
22 Tem 09 (16:15) | herangibiri yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Yine batıl inançlar sardı dört bir yanımı.. Tamam baykuş yok, tamam kara kedi yok, tamam sol taraftan kalkmadım, sol ayakla basmadım..
-“Ayrıntılara takılmak istemem ama elimde değil”
Evet, şimdi kim bilir kimlerlesin..
Ben burada hangi taraftan kalktım acaba, acaba Allah’ım bu sefer kimden üzüntü yiyeceğim, acaba annem yine kalk o şeytanın önünden der mi diye düşüncelerin en dibindeyken.. ‘Ah’ diyorum, hem de “he”yi öyle bir hırıltılı çıkarıyorum ki asla yorgun değil!! Böyle kanırta kanırta, böyle kanaya kanaya.. Böyle işte ‘lütfen gel lütfen gel’ diye..
















