Bazen kendimi 19. yüzyıl Osmanlı’sında sanıyorum. Sorunlarımız en nihayetinde benzerdir diyorum. Öfkeleniyorum tıpkı o zamanki insanlar gibi. “Biz bir zamanlar, Avrupa’yı titretirdik. Heyhât şimdi sıkıştık şu gündelik sıradan hayatımıza.” Oysa ki ancak cılız tarih kitaplarında okumuştum anlı şanlı tarihimizi. O dönemin entelleri gibi düşünüyorum; “Bu Frenk milletlerinden alalım treni ama vagonlara kadın erkek karışık binerse halimiz nice olur?” Ve benzeri bir sürü soruya hâlâ cevap üretemeyişimize yanıyorum. Bir türlü uyuşamadığımız bir medeniyetle karşı karşıya oluşumuzu hatırlıyorum. Uyuşmak zorundaymışız gibi, o elbiseyi her daim giymemiz lazımmış gibi, giyemezsek çıplak kalacakmışız gibi… Namık Kemal gibi öfkeleniyorum bazen, Ziya Paşa gibi… Hatta yer yer Mehmet Akif gibi. Cemil Meriç gibi, Tevfik Fikret gibi…
bugün 0, toplam 5 defa okundu...


Malum İstanbullular için “yeni” bir araç şu Metrobüs. Fotoğrafta görüldüğü gibi heybetli değil aslında, yukarıdan bakıldığında o da bir “araç” neticede. Kurulumu oldukça hızlı olduğu için, tramvay yahut metro yerine tercih edilmişti. Ben de iş yerime yakın bir ulaşım aracı olduğu için kullanıyorum zaman zaman. O nedenle her gördüğümde ilginç şeyler geliyor aklıma… Şimdilik en belirgin olanları paylaşıyorum. Belki ileride, daha “ince” ayrıntılarına vakıf olabilirim. Otobüsten pek farkı yok gibi görünse de, aslında cidden ilginç bir yol aracı. 
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili. 
Yeni başladığım işimden ötürü sırtımda çanta geziniyorum İstanbul sokaklarında. “Lost” izlerken her daim özenirdim o adamların sırt çantasını alıp Ada’yı keşfetmelerine. Tak, kader önüme serdi bu fırsatı.
Evet sevgili okuyucu, bu da oldu. Mikrodalgada çarşaf kuruttum. İster tam bir Türk zekası deyin, ister tam bir saçmalık… Ben bunu da yaptım ya artık heralde şu hayattan beklediğim fazla bir şey kalmamıştır.
Küçükken hayal gücüm çok genişmiş. Ben çok dışarı çıkan, çok çizgi film izleyen ve çok bilgisayar oynayan nesillerin birleşimi konumundayım. Sebebi: Ben çok dışarı çıktım küçükken ve çok top oynadım, mesela Ninja Kaplumbağları, Şirinleri hatta Arı Maya’yı bile izledim, Şu an olduğu gibi de bilgisayar çok oynuyorum. Ben hepsinden az da olsa tattım. Bence bu da o kadar kötü bir şey değil. Çünkü bu bence hayal gücümün gelişmesini + yönde etkiledi. 











