sakinkafaatari oyunları

  1. Eylül üzerine…

    L0042_herbst_blaetter

    “Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları
    Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.”

    Böyle der Yahya Kemal Beyatli “Eylül Sonu” adli siirinde.

    Bir ay, bir mevsim baslangici bukadar mi cok sözler yazdirir insanlara… Ne siirler yazilir, ne sözler söylenir Eylül üzerine…

    Her mevsimin ayri bir özelligi, güzelligi olsa da, sonbahar mevsimi hüzünle özdeslestirilir. Bosuna mi “Hazan mevsimi” denir adina? Bastan basa melankolidir Eylül…
    Bu yüzden daha bir yogundur duygular, daha bir sairanedir sözler…


  2. Facebook’ta Grup Kur”ma”

    facebook_picSevgili okurlar,

    Birçoğunuzun bildiği gibi son zamanlarda Facebook’ ta gruplar çoğalmakta. Her şeyle ilgili bulabilirsiniz. Nohut abinin dediği gibi yok ağzıyla kuş tutan, yok ölmek isteyen, yaşamak isteyen kıvamında uydurma şeylerle ilgili gruplar kurulmakta. Mesela benim şimdi aklıma şişe geldi ben şimdi “şişenin çasurçusur sesine gıcık olanlar xD” diye grup mu kurmam mı lazım?! Şu “xD” işini de anlamış değilim.

    Arkadaşım Türk olduğumuzu bu kadar belirtmenin manası ne yani anlayamıyorum. Yani demek istediğim tamam Türk’üz abartırız da niye bu kadar abartıyoruz affedersiniz b.k.nu çıkartıyoruz. Arkadaşım toplumda tanınmak istiyorsan veya birine kendini göstermek istiyorsan onun msnini al konuş ya da facebook’un sohbet bölümünden konuş. Bu kadar kendini kanıtlama çabbası niye?! Ben de bir facebook kullanıcısıyım. Tamam ben de ilk başlarda paylaştım grupları. Ama baktım bu işin b.k.nu çıkardılar ben de paylaşmamaya başladım. Bazen paylaşıyorum. Bir iki tane falan. Artık da paylaşmamaya karar verdim. En son dün paylaştım 2 tane ve bitti :)


  3. Haberin Yok Ölüyorum

    MetamorphosisÖN NOT: Uzun zaman önce yazdığım bir yazı… Ufak değişikliklerle burada da paylaşmak istedim…

    Başlık bir şarkı adı ama neredeyse şarkıdan hiç bahsetmeyeceğim. Yaşlı amcaların/teyzelerin dediği gibi, bir apartmanda yalnız yaşayan bir adam/kadın ölse, kokusu duyulana kadar kimsenin haberi olmaz, demek istiyorum. Yaşlı amcalar/teyzeler, bütün yaşlılıklarını bu tür endişelerle geçiredursunlar, hayat çok hızlı akıp gitmekte. Bulutların havada devinimini izlediniz mi hiç? Bir keresinde kartal şekline girmişti bulutlar. Fotoğrafını da çektim. Çok güzeldi. Peki hiç bulutlardan fal baktınız mı? Mesela, kartal şeklini gördüğümde, düşmanlarıma karşı gözü pek olacağımı hissettim. Fal da bir nevi histir zaten. Bazen deve çıkar bu fallarda. Kısmet demektir. Halen Arap etkisi devam etmektedir kültürümüz üzerinde. Bol bol yağmur yağsın da, camdan bakan Arap kızlarını bir bir camdan atalım. Hayır aslında sevmediğim şey Araplık yahut Arap kızı değil… Bir başkası olmak, İngiliz olmaya uğraşırken de sakıncalı.


  4. ayak“Yürüdüm dur dedi Tanrı / Yaşanacak neler kaldı? / Anlat dedi, ne anladın…”*

    Uzun yürüyüşler yapardım eskiden. Şimdilerde eskisi kadar sık olmuyor maalesef. Akşam havanın karanlığı olgunlaştığında evden çıkar, kimi zaman bir “elif” çizer gibi dümdüz gider gelir, kimi zaman oradan oraya yolu dolaştıra dolaştıra gezerdim. Nihayet başladığım noktaya geri dönmenin teoride yaptığım işi sıfırladığını bilsem de, her yolculuk işlerdi içimde bir şeyleri. Belki de bu nedenle, cama üfleyenleri, çekiçle demir dövenleri, kuyumcuları, tahtanın veya mermerin “fazlasını alan” ustaları, oymacıları, kakmacıları, mürekkep işçileri hattatları… çok sevdim. İşin içinde sabır varsa, o bir “yolculuk” oluyor aslında. Zaman içre bir dönüşümün ufak “darbelerle” olması da sanırım sabırlı yolun metodunu açıklıyor. Zamanı nefes gibi içine çekip, ardından ağır aksak bir musîki gibi dışına üflemek demekti. Hasılı, her adımda bir çekiç darbesi yediğimi hissediyordum.


  5. Gelmiş Geçmiş En İyi 11

    klinsmannBir arkadaşımla muhabbet ettik. Dünya tarihinin en iyi 11′ini çıkarmak için. İzlediğimiz oyuncular arasından tabi. Şöyle bir karma çıktı. Siz de kendi karmanızı yazın efendim.. 4-4-2′de kurduk takımımızı.

    Buffon,

    Nesta, Mattheus, Roberto Carlos, Cannavaro,

    Zidane, Ryan Giggs, Mark Overmars, Maradona,

    Messi, Klismann…


  6. Yücel Çakmaklı’yı Uğurlarken

    minyeli-abdullahBiri hakkın rahmetine uğurlandığında hani sorar imam, cenaze alayına: Merhumu nasıl bilirdiniz?

    Yücel Çakmaklı üstadı da uğurlamış bulunuyoruz. Kendisi  kalender şahsiyetlerden biriydi, ama biz kimseye ‘uğurlar ola’ demeden kıymet bilmiyoruz, yazık bize. Çünkü her şey bitince kıymete biniyor, sonlanınca.


  7. Nüfus Cüzdanı Çıkartmak

    nufus-mudurluguHiç bu kadar kolay olmamıştı…

    Sistemin aksaklıklarından dem vurmayı çok severiz, ancak arada sırada düzelmiş bazı şeylerden bahsedersek en azından insanlara biraz moral olur. Kaybolmuş olan nüfus cüzdanımı çıkartmak için nüfus müdürlüğüne gittim. Beklediğimin aksine ne bir sırayla karşılaştım ne de asık suratlı bir memurla. 9′da gittim nüfus dairesine.


  8. Star Haber Çılgınlığı

    star-haberGeçenlerde işsizlik oranları açıklandı malumunuz. %13.8 gibi bir oran çıkmıştı. Star Haber, hükümetle biraz kavgalı, benim izlenimim öyle en azından. Tamam 13.8 başarılı bir oran değil, kutlama falan yapsınlar demiyorum da, düşmüş işsizlik oranı haberini nasıl verdiler dersiniz?


  9. resim001Yönetmen: Emir Kusturica

    Fevkalade keyifli, komedi ve birazcık dram karışımı eğlenceli bir Kusturica filmi. Tadını çıkararak keyfinizce izleyin sevgili sakinkafalar.

    Her şeyden önce filmin müzikleri fıkır fıkır, yerinde duramıyorsun izlerken. Hatta şimdi indirmeye çalışıyorum internetten daha sonra da bolca dinlemek için. Sırbistan yapımı olsun o kadar oynaklık =) Çingeneler Zamanı’nı izleyen varsa Kusturica’nın müzikler konusunda çok titiz ve başarılı olduğunu görmüştür.

    Dedesi ve ineği Cvetka ile köyde yaşayan Tsane başrol oyuncumuz. Dedesinin vasiyeti üzerine şehre inip ineğini satmalı ve bir resim almalı. Ayrıca dönerken de kendine bir eş getirmeli. Dedesine verdiği bu sözü tutmak için


  10. Bir üniversiteli güzellemesi

     Evet, bütün genellemeler yanlıştır ki zaten bu yazı da yanlış(!) olsun için yazılmıştır. Ama ‘bütün genellemeler yanlıştır’ da bir genellemedir. Yani, her şey doğrudur.

    A. Dumas’ı bu seferlik es geçip hatta tamamen yok sayıp, Aristo’nun tümevarım teorisine oturan bir yazı yazmış , hipotezler oluşturup onlar üzerinden tümüne varmış olalım.

    Üniversiteli biri olarak düşünelim şimdi kendimizi, hep beraber. Sırayla tıkandığımız yere kadar gidelim.

    *Okey taşları gibi, her birimiz önce bir dökülüyoruz ortalığa;

    Döküldüğümüz yer üniversite ve biz sadece olayın şokundayız.


  11. Şehr-i Ramazan

    ramazan2003-022Seviyorum böyle birden fazla anlama gelen tabirleri. Hem söyleyenin zekasını gösteriyor, hem de dinleyenin zihnine jimnastik yaptırıyor. Bu arada fark ettim de, “beyin jimnastiği” çok materyalistçe (halbuki ben romantik bir idealistim, öhöm öhöm) bir kelimeymiş. Her neyse, işbu satırlar oruçlu bir bünyeden çıktığı için duygusalım biraz. Öyle ki, az önce eve doğru çıkarken, “Amma acıkmışım yahu” dedim kendi kendime. Şimdi de evde iftar vaktini beklerken, aklımda dönüp duran bu yazıyı tamamlayayım dedim. Ne diyordum? Şehr-i Ramazan… Çift anlamlı bir tabir işte. Bir yandan zamana, bir yandan mekana işaretli. “Şehr” kökü Arapça’da “ay” manasına gelirken, aynı zamanda “şehir” anlamına da gelebiliyor. Bu durumda, İstanbul’da yaşayan bendeniz gibi gezebiliyorsanız etrafı biraz, Ramazan’ın hem bir ay, hem de bir ay boyunca değişen bir “şehir” olduğunu farkedebilirsiniz.


  12. Dedication (2007)

    dedicationYönetmen: Justin Theroux

    Kıyıda köşede kalmış bu filmi çıkarttım bir yerlerden ve izledim, hiç de fena değildi. Karikatür yazan ve çizen ikiliden Rudy ölüyor ve onun yerine bir çizer aranıyor. Diğer ortak Henry’de rahatsız bir adam, bir sürü abuk sabuk takıntıları var. Örneğin uyurken karnının üzerine kat kat kitapları diziyor. O ağırlık ona güven veriyor. (İlginç bir metot, denemeyi düşünebilirim bazı kırgın gecelerimde. Yok yok vazgeçtim.) Aynı zamanda Henry kaba saba karşısındakini kırmak için, itici olmak için elinden geleni yapıyor. Bu arada filmimizin esas kızı Allison ortaya çıkıyor. Kendisi çizer olarak ortak oluyor. Yavaş yavaş birbirlerine yaklaşıyorlar ve “aşk” uğruna Henry’nin saplantılarını yenme çabası gelişiyor. Daha fazla hikayeyi anlatmayayım o zaman izlemeye gerek olmaz. (Zaten bu yazımdan sonra kaç kişi şu filmi bi izleyim


  13. Muazzez İlmiye Çığ

    muazzez“95 yaşında yaşayan bir tarih”
    “Türkiye’nin tek Sümerolog bilim insanı”
    “Pamuk gibi bir hanımefendi”

    1914 yılında Bursa’da doğdu. 1936’da Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne başladı. Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış tabletleri temizledi, okudu ve yaklaşık 75bin tabletten oluşan “Çiviyazılı Tabletler Arşivi”ni 33 yıl çalıştığı İstanbul Arkeoloji Müzesinde tamamladı.

    Prof. Kramer’in “History Begins at Sumer” adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990′da “Tarih Sümerle Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993′te çocuklara yönelik “Zaman Tüneliyle Yolculuk- Sümerli Ludingirra” kitabını yazdı, ilerlemiş yaşına rağmen ardı ardına eser vermeyi sürdürerek Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan toplam 13 kitap yazdı. Makaleleri “Bilim ve Ütopya” dergisinde yayımlandı.

    Ben daha şu yaşımda 17 yaşımın verdiği enerjiyi arar olmuşken, bu yaştaki bir insanın pırıl pırıl çalışan


  14. Ele Güne Karşı Yapayalnız

    LoveI.Gündüz Rüyası: Uyanamadım

    Şarkıların dili benim dilim olmuşsa ne yapayım! Daha doğrusu, dilimi kaptırmışsam şarkılara…

    Mübarek günler yaklaştıkça Allah’ım bu şarkılar da neyin nesi… Kurtulamıyorum bir türlü!

    şarap sundum Ay’a ben

    evet evet

    ayrılık tattım

    Yoo, son zamanlarda bir ayrılık ya da ne bileyim işte terk edilmedim filan…

    Allah korusun:)

    Ama ne diyo bak şarkın, yani dilin…

    bana aşk lazım aşkta ateş ararım

    Üf abi, yandım yandım…

    II.Seyyah oldum şu alemde öyküler yazdım

    Gözlerinden mektup ellerinden su bekledim durdum ben ne zor yolmuş bu

    Hakkaten beklemek çok zor; yani şöyle bir şey bir sevdiğiniz var, ama o sizi sevmiyor…


  15. Ne Umdum Ne Buldum

    termometreGeçenlerde, yaz okulunda diferansiyel denklemler dersini aldığımı anlattığımda yazıda eksik kalan bir şeyler olduğunu farkettim. Fakat konuya bağlaması zor geldiği için sonra yaparım diye düşündüm. Bu erteleme hareketinden sonra yazmayı unutmak genelde adetimdir ama bu sefer hatırlayıverdim yazayım bari.

    Diferansiyel denklemler, sorulacak çok çeşitli soru tipleri olmadığından, konuyu bütün mantığıyla kafaya oturtmak zorunluluğu bulunmadığından dolayı kolay bir derstir. Bu dersi alan kişiler genelde çok yakınır ama benim düşünceme göre o ufak çalışmayı esirgedikleri için çok zorluk çekerler. Yoksa öyle geçilemeyecek bir ders değil. Fakat, diften önce alınan analiz (calculus) dersleri öğrencilerin gözünü korkuttuğundan


  16. ‘Özlem’ genç, saf, duru, hafif bir kelime, ‘hasret’ kadar yormaz insanı, içine çökmez bir anda. ‘Tahassür’ kadar süründürmez. Bir ışık yakar, kıpır kıpırdır adeta. Zira, ‘özlem’ duyulmak istenilen, tadılası bir duygudur, hasret ise acısı çekilendir, ızdıraplıdır.

    Eskiler, kırgınlara çare olsun diye hani derlermiş,“gidin biraz özleyin birbirinizi, biraz ayrı kalın, bakın göreceksiniz, her şey nasıl düzelmiş.” Sahiden gidilir, özlenilir, gelinir ve kaldığı yerden daha bir aşkla devam edilir, bu sözün sahiciliğine inanılırmış. Hala da bir o kadar inanırız buna.