
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
-
Ekşi Gözlük 3: Noel Baba
30 Eyl 09 (16:33) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
-
Popüler Kültürden İkonlar 4: Coca-Cola
30 Eyl 09 (0:14) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 16 yorum
Her şişeden aynı tadı alabilmek mucizevi bir şey olsa gerek diye düşünmüştü herkes. Seri üretim denilen sihirbaz şapkasının içinden hep aynı tavşan çıkıyordu ve insanlar bu salt matematiksel güzelliğin büyüsüne kapılmıştı. Seri üretimin aslında insanları “aynılaştırmak” için bir araca dönüştüğünü tespit etmek her zamanki gibi sosyal bilimcilere düştü. Zaten bu sosyal bilimciler Amerikan filmlerindeki polislere benzerler. Olaydan sonra gelip bütün delillerle birlikte suçu ve suçluyu aydınlatırlar, fakat asla mağdurlar aydınlanmaz. Onlar hep kurgunun içindeki rollerine mahkum kalırlar. Ölenleri geri getirmeyen, yahut onlara başka bir “rol” biçmeyen teoriler de hep güdük kalmaya devam etmiştir. Almanların tezgahından (bu kelime çok anlamlı) geçmiş Yahudiler üzerinden yazılan tonlarca sayfa, aslında ölen Yahudileri ebedî bir cehennemin figürlerine dönüştürüyordu.
-
Akıp giden hayata uzaktan bir bakış
29 Eyl 09 (22:07) | mor paspas yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Uzun süredir hayatımın rutin halinden kopup başka yollara budaklandığını gözlemliyorum. Öylesine bir gözlem ki bu olayın tamamen dışında kalıp daha kendimle bile paylaşamadığım soğuklukta bir şey. Şimdiye kadar sizinle de paylaş-a-mamamın sebebi de bu sanırım.Ama şimdi “haaazırım” -sünger bob gibi vurguladığımı hayal edin-
Evet hazırım.1) Bugün asansörde kaldım. 4. kattan inerken birden durdu, korku içinde alarma bastım, diğer düğmelere bastım, kapıya vurdum. Hiçbir tepki yok. Basılacak bir yer kalmadı. Kalbim çok hızlı atıyor, nefes alamıyordum sanki. Hemen beni uğurlayan arkadaşımı aradım, “güvenliğe haber veriyorum korkma” dedi. Sonra birileri kapıyı zorlamaya başladı. Yaklaşık 3-4 dakika sonra kurtarıldım. Aman yarabbi. Hani o kapalı yer korkusu
-
Gündelik Hayat Yanılgıları
29 Eyl 09 (11:27) | maya lilithowsky yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Hepimize oluyordur sanırım ya da en azından bana çok sık oluyor. Karamsar ve de hayata karşı inançsız biri olmama rağmen gündelik işlerde umudumu hiç kaybetmiyor, her yeni gün aynı yanılgılara düşmeyi yineliyorum. Zaman zaman sinir bozukluğu yaratsa da aslında yapılması gerekenleri yapmamı ve de rutinin ilerlemesini de sağlıyor bu durum, aksi takdirde iyice vurdumduymaz, evini belediyenin temizlediği, bitlerini maymunların ayıkladığı biri olur çıkarım.
Şimdi bu yanılgılar, bu durumlar nedir bir bakalım.
-
Tower of Hanoi
29 Eyl 09 (9:29) | faith no more yazdı | Afacan Köşe | 12 yorum
Kaç zamandır bir eğlence dalgası ortamı sarmış, madem öyle alın buyrun, bu da çok eğlenceli, tam mühendislere göre matematiksel bir oyun, bayıltan eğlence için resme tıklayın….
-
Dişe Dokunur Yazılar-2 Meyveli Kek (Elimizin Hamuruyla)
29 Eyl 09 (0:01) | ayine yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Gecenin bir vakti yapmaya niyetlendiğim ve size birazdan tarifini vereceğim meyveli kek, beni yıllar yıllar önce üniversitede ikinci yılımda, çoğu ikinci el eşyalarla kurduğumuz mütevazi öğrenci evimize götürdü.Teknik resim sınıfımdan bir arkadaşım misafir olmuştu o gün bize. Ödevleri yetiştirebilmek için sabahlayacaktık. Gecenin bir vakti kek yapmaya karar verdim ben. Arkadaşım yurtta kalıyordu, böyle ev yapımı bişeyler ikram etmek lazımdı değil mi?
O saatte markete gidip malzemeleri aldık, hazırladık ve pişmek üzre fırına verdik. Biz “efsane” Asaf Hocamızın tasarı geometri ödevlerine dalmışken, burnumuza gelen yanık kokusuyla mutfağa koştuk. Güzelim kekimiz neredeyse tamamen yanmıştı. Benim üzüldüğümü görünce, arkadaşım yanık yerlerini kesip kalanını yiyebileceğimizi söyledi. Biz de yuvarlak tepsinin orta kısmını ayırdık, yenilebilir olarak. Kek o kadar yanmıştı ki, tepside kalan kısmı çıkardığımızda, tekerlek gibi olan bu çerçevenin içinden bakıp şakalaştığımızı hatırlıyorum. Şimdi yazarken bile çok gülüyorum, o günkü halimizi tahmin edersiniz :)
-
Super Mario Rampage
28 Eyl 09 (22:54) | Sakin Kafa yazdı | Afacan Köşe | 0 yorum
Çocukluğumuzun Mario’su tüfekli formatıyla, kaplumbağalara dehşet saçıyor. Niye bilmiyorum, ama her zaman olduğu gibi mario kaplumbağalara ve böcüklere karşı…
-
Ryu’nun Hayat Hikayesi
28 Eyl 09 (20:38) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 6 yorum
Oyunda yönetiyoruz bari hayat hikayesini de bilelim Ryu’nun.Street Fighter ailesinin baş karakterlerindendir Ryu ve belki de en “cool” olanıdır. Derin bir hali vardır, Ryu’nun. “Aduket!” “Hooryuken!” “Zapdapduket!” diye bağırışları çocukluğumda unutamadığım seslerdi. Atari salonunda dev ekranda Street Fighter oynayan çocukları izler, bu oyunu oynamaya korkardım. Büyük bir sorumluluk gibi gelirdi oynamak ve o bağırışlar beni de korkuturdu.
İşte bu korkutucu bağırışların baş aktörü Ryu’du. Blanca denilen vampirden bile daha korkutucuydu bağırışlarıyla. Peki sesine yansıyan bu kinin sebebi neydi?
-
Ekşi Gözlük -2-: Ağlayan Çocuk
28 Eyl 09 (13:24) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 9 yorum

-
Ekşi Gözlük -1- (Escher’in Elleri)
28 Eyl 09 (12:04) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 12 yorum
Selamlar, bu benim bir internet projemdi. Ekşisözlüğe bu kadar rağbet olduğunu görünce, ekşisözlük çakması ne yapabilirim diye düşünmüş ve “Ekşi Gözlük” diye bir şey uydurmuştum. Ekşi Sözlükteki entrylerin yerini burada görseller alıyor. İnsanlar görselin altına, görselin ona ne çağrıştırdığını, ne anlam ifade ettiğini yazıyorlar. Fikir bu kadar. Tırıt bir fikir farkındayım.

İlk görselimiz Escher’den aşina olduğumuz bir resim. Bilmem fikir tutar mı? Bilmem yorumlar ardı sıra gelip, görsele yeni bir açıdan bakmamızı sağlar mı?
-
Beyoğlu Sahaf Festivali başladı…
27 Eyl 09 (21:02) | ayasophia yazdı | Tanıtım Köşesi | 3 yorum

Sahaf yoktu doğup büyüdüğüm şehirde. Vardı da, genelde ÖSS kitapları ve eski dini kitaplar satardı. Dostoyevski’nin bir kitabını ilk kez o tozlu raflardan alıp okuyanlara imrenmişimdir o nedenle biraz da. Kitapçılara büyük paralar dökmüşümdür bir de. Babam, kredi kartı ekstralarına baktığında, “oğlum biraz az oku” derdi. Böyle olunca alışıyor insan o rafine kitapçılardan kitap almaya. Hâlen ne zaman bir kitapçıya girsem, cebim hafifliyor. Fakat artık bir de sahaflar var. İstanbul’un değişik yerlerinde keşfedilmeyi beşleyen saklı dükkanlardır pek çoğu.
-
Süper Baba’nın Alim’i
27 Eyl 09 (13:15) | Nohut yazdı | Ikonografi 90'lar | 7 yorum
Efsane dizi Süper Baba’da herkes kendisinden bir parça buluyordu.Genç kızlar Zeynep’in özgürlük çabalarıyla aralarında özdeşlik kurardı heralde. Küçük kızlarda o minik Payende Çizmeci’nin oynadığı kızla belki aralarında bir bağ kurmuştur. Onlar beni ilgilendirmiyordu. Beni ilgilendiren “Alim”di. O benim ve arkadaşlarımın Süper Baba’daki parçasıydı.
Aynı yaştaydık Alim’le. Beraber büyüdük. Aynı senede Anadolu Lisesi sınavına girdik, kız arkadaşı yurtdışına gittiği zaman Alim ile beraber ağladım, Galatasaray Lisesi’nde bir çocuk ona sataştığında benim de içimde bir kin oldu, Aikido öğrenip çocuğu dövdüğünde ben de gururla, başım dik yürüdüm.
-
Misafiri Varken Saatlerce Telefonda Konuşan Arkadaş
27 Eyl 09 (0:25) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 7 yorum
Bilmem hepinizin başına gelen bir şey midir bu… Çünkü ben bir dönem artık bu durumu o kadar kanıksamıştım ki, herhalde bu işin normali bu diye düşünüyordum.Özellikle sevgilisi olan arkadaşlarımda başıma gelirdi. Adam bizi evine davet etmiş, oturcaz muhabbet edecez ya da topluca oynanan bir oyunun ortasındasınızdır. Sevgilisi arar, haydaaa… Telefonun çalmasıyla arkadaş, çok ciddi bir işe gidiyormuş gibi bir ifade takınır suratına (önemli bir mesele var o yüzden konuşmam gerekiyor ifadesi), birazdan geliyorum ben der (”birazdan” muğlak zaman belirtmelerinden her zaman korkmuşumdur) kaybolur gözlerden ve bir daha ondan haber alamazsınız.
-
İngiltere’nin Ekşi Sözlükleri
27 Eyl 09 (0:00) | persephone yazdı | Kültürel Köşe | 6 yorum
Herkes az çok aşinadır internet sözlüklerine. Tüm ciddiyetiyle kullandığımız Tdk ya da diğer dil sözlüklerinin dışında bir de ‘ekşi sözlük’ ve ikonlarının oluşturduğu bir sözlük grubu var. Bunlar gayet kişisel entrylerin bulunduğu, bir nevi kitaba, ansiklopediye değil de ‘Arkadaşım, sen ne diyosun bu işe?’ denilip karıştırılan sözlükler.Ne de olsa insan, önünde somut bir örnek görmeyi, karşısındakinin tecrübesini, fikrini, yalan yanlış da olsa dinlemeyi, paylaşmayı pek bir sever. Bunu Türklere indirgemek istemiyorum, herkes böyle bir bakıma. Teoriden çok tecrübeyi, yaşanmışlığı önemseriz insan olarak. Ama bu yaşanmışlığa, misal, yerde kanlar içinde yatan adama ‘Acı var mı, acı?’ diye sorabilecek belki de tek millet biziz. Kabul edelim, mübalağa yapmakta hatta densizlikte üzerimize yok.
-
Sonunda…
26 Eyl 09 (21:38) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Sonunda becerdim ve Sagat’ı yenerek kötülüğü evine yolladım. Gördüğünüz gibi ağzı burnu dağıldı kötü kahkahalı adamın. Sakin Kafa’ya özel teşekkür ediyorum, beni şu son zamanlarda bu kadar inatçı yapabilen başka bir şey olmadı. Sabahtan beridir değişik periyotlarda denedim. Kah yendim, kah yenildim. Fakat sonunda 3 oyunu alıp ağzını burnunu kırdım. Oh, ne güzel oldu, rahatladım. Görüntüyü de vereyim ki kanıtım olsun. Ryu’nun hikayesini de okuduktan sonra, bu fotoğraf size daha anlamlı geliyordur artık. Hepimiz Ryu’yuz! Babasının katili olan öz babasını (postmodern adammış vesselam) bulucaz!
-
Şakadan Kavga Edip Kafa Göz Yarma
26 Eyl 09 (17:07) | Ortason yazdı | Afacan Köşe | 6 yorum
Evet yanlış görmediniz. Başlık biraz abartı olsa da abimlerle bizim yaptığımız bu. Küçükken abimlerle değil de daha çok Nohut abiyle şakacıktan kavga ederdik. Herkesin bildiği gibi Nohut abi benle tartışmaya ve beni deli etmeye bayılır:). Nohut abi her bize geldiğinde bir olay olurdu. Belki bana o şakadan dalardı. Ama ben gerçek algılıyıp sinirlenirdim. Genelde bu dalaşmadan ben ağlayarak çıkardım. Mutlaka bir yerime bir şey olurdu. E napıyım ben 5 o 17 yaşındaydı. Cüsse bakımından da güçlüydü. Şimdilerde Nohut abi gelse bile biz pek dalaşmıyoruz. Normal normal oturuyoruz. Tabi artık ben de güçlendim korkuyor benden, napalım?.!(Mihahha:)
















