
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
-
Ekşi Gözlük 3: Noel Baba
30 Eyl 09 (16:33) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
-
Popüler Kültürden İkonlar 4: Coca-Cola
30 Eyl 09 (0:14) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 16 yorum
Her şişeden aynı tadı alabilmek mucizevi bir şey olsa gerek diye düşünmüştü herkes. Seri üretim denilen sihirbaz şapkasının içinden hep aynı tavşan çıkıyordu ve insanlar bu salt matematiksel güzelliğin büyüsüne kapılmıştı. Seri üretimin aslında insanları “aynılaştırmak” için bir araca dönüştüğünü tespit etmek her zamanki gibi sosyal bilimcilere düştü. Zaten bu sosyal bilimciler Amerikan filmlerindeki polislere benzerler. Olaydan sonra gelip bütün delillerle birlikte suçu ve suçluyu aydınlatırlar, fakat asla mağdurlar aydınlanmaz. Onlar hep kurgunun içindeki rollerine mahkum kalırlar. Ölenleri geri getirmeyen, yahut onlara başka bir “rol” biçmeyen teoriler de hep güdük kalmaya devam etmiştir. Almanların tezgahından (bu kelime çok anlamlı) geçmiş Yahudiler üzerinden yazılan tonlarca sayfa, aslında ölen Yahudileri ebedî bir cehennemin figürlerine dönüştürüyordu.
-
Akıp giden hayata uzaktan bir bakış
29 Eyl 09 (22:07) | maynuşya yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Uzun süredir hayatımın rutin halinden kopup başka yollara budaklandığını gözlemliyorum. Öylesine bir gözlem ki bu olayın tamamen dışında kalıp daha kendimle bile paylaşamadığım soğuklukta bir şey. Şimdiye kadar sizinle de paylaş-a-mamamın sebebi de bu sanırım.Ama şimdi “haaazırım” -sünger bob gibi vurguladığımı hayal edin-
Evet hazırım.1) Bugün asansörde kaldım. 4. kattan inerken birden durdu, korku içinde alarma bastım, diğer düğmelere bastım, kapıya vurdum. Hiçbir tepki yok. Basılacak bir yer kalmadı. Kalbim çok hızlı atıyor, nefes alamıyordum sanki. Hemen beni uğurlayan arkadaşımı aradım, “güvenliğe haber veriyorum korkma” dedi. Sonra birileri kapıyı zorlamaya başladı. Yaklaşık 3-4 dakika sonra kurtarıldım. Aman yarabbi. Hani o kapalı yer korkusu
-
Gündelik Hayat Yanılgıları
29 Eyl 09 (11:27) | maya lilithowsky yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Hepimize oluyordur sanırım ya da en azından bana çok sık oluyor. Karamsar ve de hayata karşı inançsız biri olmama rağmen gündelik işlerde umudumu hiç kaybetmiyor, her yeni gün aynı yanılgılara düşmeyi yineliyorum. Zaman zaman sinir bozukluğu yaratsa da aslında yapılması gerekenleri yapmamı ve de rutinin ilerlemesini de sağlıyor bu durum, aksi takdirde iyice vurdumduymaz, evini belediyenin temizlediği, bitlerini maymunların ayıkladığı biri olur çıkarım.
Şimdi bu yanılgılar, bu durumlar nedir bir bakalım.
-
Tower of Hanoi
29 Eyl 09 (9:29) | faith no more yazdı | Afacan Köşe | 12 yorum
Kaç zamandır bir eğlence dalgası ortamı sarmış, madem öyle alın buyrun, bu da çok eğlenceli, tam mühendislere göre matematiksel bir oyun, bayıltan eğlence için resme tıklayın….
-
Dişe Dokunur Yazılar-2 Meyveli Kek (Elimizin Hamuruyla)
29 Eyl 09 (0:01) | ayine yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Gecenin bir vakti yapmaya niyetlendiğim ve size birazdan tarifini vereceğim meyveli kek, beni yıllar yıllar önce üniversitede ikinci yılımda, çoğu ikinci el eşyalarla kurduğumuz mütevazi öğrenci evimize götürdü.Teknik resim sınıfımdan bir arkadaşım misafir olmuştu o gün bize. Ödevleri yetiştirebilmek için sabahlayacaktık. Gecenin bir vakti kek yapmaya karar verdim ben. Arkadaşım yurtta kalıyordu, böyle ev yapımı bişeyler ikram etmek lazımdı değil mi?
O saatte markete gidip malzemeleri aldık, hazırladık ve pişmek üzre fırına verdik. Biz “efsane” Asaf Hocamızın tasarı geometri ödevlerine dalmışken, burnumuza gelen yanık kokusuyla mutfağa koştuk. Güzelim kekimiz neredeyse tamamen yanmıştı. Benim üzüldüğümü görünce, arkadaşım yanık yerlerini kesip kalanını yiyebileceğimizi söyledi. Biz de yuvarlak tepsinin orta kısmını ayırdık, yenilebilir olarak. Kek o kadar yanmıştı ki, tepside kalan kısmı çıkardığımızda, tekerlek gibi olan bu çerçevenin içinden bakıp şakalaştığımızı hatırlıyorum. Şimdi yazarken bile çok gülüyorum, o günkü halimizi tahmin edersiniz :)
-
Super Mario Rampage
28 Eyl 09 (22:54) | Sakin Kafa yazdı | Afacan Köşe | 0 yorum
Çocukluğumuzun Mario’su tüfekli formatıyla, kaplumbağalara dehşet saçıyor. Niye bilmiyorum, ama her zaman olduğu gibi mario kaplumbağalara ve böcüklere karşı…
-
Ryu’nun Hayat Hikayesi
28 Eyl 09 (20:38) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 9 yorum
Oyunda yönetiyoruz bari hayat hikayesini de bilelim Ryu’nun.Street Fighter ailesinin baş karakterlerindendir Ryu ve belki de en “cool” olanıdır. Derin bir hali vardır, Ryu’nun. “Aduket!” “Hooryuken!” “Zapdapduket!” diye bağırışları çocukluğumda unutamadığım seslerdi. Atari salonunda dev ekranda Street Fighter oynayan çocukları izler, bu oyunu oynamaya korkardım. Büyük bir sorumluluk gibi gelirdi oynamak ve o bağırışlar beni de korkuturdu.
İşte bu korkutucu bağırışların baş aktörü Ryu’du. Blanca denilen vampirden bile daha korkutucuydu bağırışlarıyla. Peki sesine yansıyan bu kinin sebebi neydi?
-
Ekşi Gözlük -2-: Ağlayan Çocuk
28 Eyl 09 (13:24) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 9 yorum

-
Ekşi Gözlük -1- (Escher’in Elleri)
28 Eyl 09 (12:04) | Nohut yazdı | Kültürel Köşe | 12 yorum
Selamlar, bu benim bir internet projemdi. Ekşisözlüğe bu kadar rağbet olduğunu görünce, ekşisözlük çakması ne yapabilirim diye düşünmüş ve “Ekşi Gözlük” diye bir şey uydurmuştum. Ekşi Sözlükteki entrylerin yerini burada görseller alıyor. İnsanlar görselin altına, görselin ona ne çağrıştırdığını, ne anlam ifade ettiğini yazıyorlar. Fikir bu kadar. Tırıt bir fikir farkındayım.

İlk görselimiz Escher’den aşina olduğumuz bir resim. Bilmem fikir tutar mı? Bilmem yorumlar ardı sıra gelip, görsele yeni bir açıdan bakmamızı sağlar mı?
-
Beyoğlu Sahaf Festivali başladı…
27 Eyl 09 (21:02) | ayasophia yazdı | Tanıtım Köşesi | 3 yorum

Sahaf yoktu doğup büyüdüğüm şehirde. Vardı da, genelde ÖSS kitapları ve eski dini kitaplar satardı. Dostoyevski’nin bir kitabını ilk kez o tozlu raflardan alıp okuyanlara imrenmişimdir o nedenle biraz da. Kitapçılara büyük paralar dökmüşümdür bir de. Babam, kredi kartı ekstralarına baktığında, “oğlum biraz az oku” derdi. Böyle olunca alışıyor insan o rafine kitapçılardan kitap almaya. Hâlen ne zaman bir kitapçıya girsem, cebim hafifliyor. Fakat artık bir de sahaflar var. İstanbul’un değişik yerlerinde keşfedilmeyi beşleyen saklı dükkanlardır pek çoğu.
-
Süper Baba’nın Alim’i
27 Eyl 09 (13:15) | Nohut yazdı | Ikonografi 90'lar | 7 yorum
Efsane dizi Süper Baba’da herkes kendisinden bir parça buluyordu.Genç kızlar Zeynep’in özgürlük çabalarıyla aralarında özdeşlik kurardı heralde. Küçük kızlarda o minik Payende Çizmeci’nin oynadığı kızla belki aralarında bir bağ kurmuştur. Onlar beni ilgilendirmiyordu. Beni ilgilendiren “Alim”di. O benim ve arkadaşlarımın Süper Baba’daki parçasıydı.
Aynı yaştaydık Alim’le. Beraber büyüdük. Aynı senede Anadolu Lisesi sınavına girdik, kız arkadaşı yurtdışına gittiği zaman Alim ile beraber ağladım, Galatasaray Lisesi’nde bir çocuk ona sataştığında benim de içimde bir kin oldu, Aikido öğrenip çocuğu dövdüğünde ben de gururla, başım dik yürüdüm.
-
Misafiri Varken Saatlerce Telefonda Konuşan Arkadaş
27 Eyl 09 (0:25) | Nohut yazdı | Hayattan Detaylar | 7 yorum
Bilmem hepinizin başına gelen bir şey midir bu… Çünkü ben bir dönem artık bu durumu o kadar kanıksamıştım ki, herhalde bu işin normali bu diye düşünüyordum.Özellikle sevgilisi olan arkadaşlarımda başıma gelirdi. Adam bizi evine davet etmiş, oturcaz muhabbet edecez ya da topluca oynanan bir oyunun ortasındasınızdır. Sevgilisi arar, haydaaa… Telefonun çalmasıyla arkadaş, çok ciddi bir işe gidiyormuş gibi bir ifade takınır suratına (önemli bir mesele var o yüzden konuşmam gerekiyor ifadesi), birazdan geliyorum ben der (”birazdan” muğlak zaman belirtmelerinden her zaman korkmuşumdur) kaybolur gözlerden ve bir daha ondan haber alamazsınız.
-
İngiltere’nin Ekşi Sözlükleri
27 Eyl 09 (0:00) | persephone yazdı | Kültürel Köşe | 6 yorum
Herkes az çok aşinadır internet sözlüklerine. Tüm ciddiyetiyle kullandığımız Tdk ya da diğer dil sözlüklerinin dışında bir de ‘ekşi sözlük’ ve ikonlarının oluşturduğu bir sözlük grubu var. Bunlar gayet kişisel entrylerin bulunduğu, bir nevi kitaba, ansiklopediye değil de ‘Arkadaşım, sen ne diyosun bu işe?’ denilip karıştırılan sözlükler.Ne de olsa insan, önünde somut bir örnek görmeyi, karşısındakinin tecrübesini, fikrini, yalan yanlış da olsa dinlemeyi, paylaşmayı pek bir sever. Bunu Türklere indirgemek istemiyorum, herkes böyle bir bakıma. Teoriden çok tecrübeyi, yaşanmışlığı önemseriz insan olarak. Ama bu yaşanmışlığa, misal, yerde kanlar içinde yatan adama ‘Acı var mı, acı?’ diye sorabilecek belki de tek millet biziz. Kabul edelim, mübalağa yapmakta hatta densizlikte üzerimize yok.
-
Sonunda…
26 Eyl 09 (21:38) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Sonunda becerdim ve Sagat’ı yenerek kötülüğü evine yolladım. Gördüğünüz gibi ağzı burnu dağıldı kötü kahkahalı adamın. Sakin Kafa’ya özel teşekkür ediyorum, beni şu son zamanlarda bu kadar inatçı yapabilen başka bir şey olmadı. Sabahtan beridir değişik periyotlarda denedim. Kah yendim, kah yenildim. Fakat sonunda 3 oyunu alıp ağzını burnunu kırdım. Oh, ne güzel oldu, rahatladım. Görüntüyü de vereyim ki kanıtım olsun. Ryu’nun hikayesini de okuduktan sonra, bu fotoğraf size daha anlamlı geliyordur artık. Hepimiz Ryu’yuz! Babasının katili olan öz babasını (postmodern adammış vesselam) bulucaz!
-
Şakadan Kavga Edip Kafa Göz Yarma
26 Eyl 09 (17:07) | Ortason yazdı | Afacan Köşe | 6 yorum
Evet yanlış görmediniz. Başlık biraz abartı olsa da abimlerle bizim yaptığımız bu. Küçükken abimlerle değil de daha çok Nohut abiyle şakacıktan kavga ederdik. Herkesin bildiği gibi Nohut abi benle tartışmaya ve beni deli etmeye bayılır:). Nohut abi her bize geldiğinde bir olay olurdu. Belki bana o şakadan dalardı. Ama ben gerçek algılıyıp sinirlenirdim. Genelde bu dalaşmadan ben ağlayarak çıkardım. Mutlaka bir yerime bir şey olurdu. E napıyım ben 5 o 17 yaşındaydı. Cüsse bakımından da güçlüydü. Şimdilerde Nohut abi gelse bile biz pek dalaşmıyoruz. Normal normal oturuyoruz. Tabi artık ben de güçlendim korkuyor benden, napalım?.!(Mihahha:)
















