sakinkafaatari oyunları

  1. Program Konuğu Şarkıcı

    studyodaki-konuklarYeni albüm çıkarmış canımın içi. Beyaz gömlek, koyu kravat ve koyu yelek giymiş. Pis sakalı ve gözlükleri ruhumu okşuyor adeta. O kadar heyecanlı ki her söze şarkılarından bir dize, olmadı bir beyitle cevap veriyor. Atasözü bilmiş yeni şarkılarının sözlerini.

    İnsanlar onu 90lardan hatırlıyor. O zaman çok harika bir slow-pop şarkı patlatmış. Ne zaman şarkıya durmak istese, stüdyodaki konuklarımız o şarkıyı söylemesini istiyor. O ise yeni şarkılarını halka duyurmanın çabası ve heyecanı içersinde. Stüdyodaki konukları yönlendirmek üzre programın sunucusu ortaya atlıyor ve yeni şarkılarının da çok güzel olduğunu anlatmaya çalışıyor. Sonra rejimize dönüp 4 numaralı şarkıyı çalmasını işaret ediyor başparmağını kapatarak.


  2. Cigarette_by_ang3llor3Böyle bir anım yok. Hiç olmadı. Eğer reenkarnasyon diye bir şey yoksa da hiç olmayacak.

    Bugün bir inşaatta okul formasıyla bir çocuğun sigara içtiğini gördüm. Lacivert kravatını çekiştirip yağmur damlalarına doğru üflüyordu dumanını. İnşaatın üst katında çalışanlara da görünmemeye özen gösteriyordu. Elindeki defterlerin ıslanmaması için de özen gösteriyordu ve ceketinin içinde tutuyordu. Hem ayrıca bir inşaatta sigara içerek “büyüklerinin” görmemesine de özen gösteriyordu. Öyle böyle değil pek bir özenli idi bu çocuk.

    Kimileri de öğle aralarında okulun arka bahçesinde sigara içer. Hatta cephaneyi de oralara bir yere taşın-ağacın-duvarın arkasına doğru saklar. Okul tuvaletinde sigara içenler de çıkar. Ama bu


  3. cumhurbaskanligiUzun zaman önce takılmıştı gözüme Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarının soyadlarının bir ortak özelliği olduğu. Ülkemizde 11 Cumhurbaşkanı, 30 başbakan(59hükümet) görev yapmış ve yapıyor, kimileri kısa süreli kimileri ise senelerce bu ülkeyi yönetmiş.

    İşin siyasi yönüne bakmaksızın, bu seçilen büyüklerin hepsinin seçildikleri dönemde, dönemin ikonları oldukları, birçok kimse tarafından çocuklarına bu ikonların isimlerini koyup, bu ikonların resimlerini evlerine ofislerine asacak kadar çok sevildiklerini görüyoruz.


  4. İTEF ve TÜYAP

    tuyapArkadaşlar malum kitapseverlerin heyecan günü yaklaşıyor. 28.İstanbul Kitap Fuarı; 31 Ekim ve 8 Kasım 2009 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi – Beylikdüzü’nde yurt içi ve yurt dışından 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla gerçekleşecek.

    Uluslararası etkinliklerin yanı sıra söyleşi, panel, şiir dinletisi, atölye ve çocuk aktiviteleriyle birlikte 297 etkinlik düzenlenecek imiş. Ayrıntılı bilgi için:


  5. İşyeri Günlüğü

    office_coffee_mug-p168329127376091070qjye_400-300x300 Bugün yarım gün çalışıyoruz, malumunuz.


  6. aydınlanmaThomas Hobbes’u tanırsınız belki. Kendisinin en meşhur cümlelerinden birisi “homo homini lupus” idi. Bunu birilerinden almış olabilir de, teorisinin özüne koyması galiba “liberal sosyal düzen” tarihi içinde ilklerdendir. Kuzey Aydınlanması diyebileceğimiz bu liberal sosyal devletçilik anlayışı, bir anlamda insanın insanın kurdu olduğu “gerçeğine” dayanıyor. Evet, Hobbes denen zât-ı muhterem insanların serbest bırakıldığında birbirini yiyen kurtlara dönüşeceğini ve bu nedenle de düzeni sağlayacak bir “devlet” varlığına gerek olduğunu buyurmuş yüzyıllar evvel. Bunu destekleyen çokça görüş belirtilmiş o yıllarda ve Kuzey Aydınlanması dediğim, İngiliz-Fransız modeli böylece ortaya çıkmış. Bu modele göre, insanlar bu kadar güvensiz varlıklar olduğundan düzeni koruyacak bir şeylere ihtiyaç mutlaka vardır. Madem bu ihtiyaç muhakkak, öyleyse bu güvenlik sistemini gelin el birliği ile sağlayalım demiştir pek çoğu (misal David Hume, J.J. Rousseau).


  7. İlimde Fani Olmak

    puzzle_flickrLisede, nevi şahsına münhasır felsefe hocamız o bayık anlatımıyla her “feylesof”un “mutlak gerçek şudur” babında tezlerini anlattığında, adamların kafa yormaktan biraz “uçmuş” olduklarını düşünürdük biz “sayısalcı” bünyeler. Sokrates, Platon’dan sonra şimdi hatırlayamadığım bir başkasının “mutlak gerçek sayılardır”ını duyduğumuzda, “yuh artık, bu saçmalıkları dinleyeceğimize iki öss sorusu çözsek” mırıldanmaları…

    Yıllar yıllar sonra,  hadiselerde “mantık”tan ziyade “hikmet” arar olmaya başladıktan sonra duyduğum bir ifade ile, lisede belki hocamın da künhüne varmadan sözünü ettiği algıyı anlamış bulundum: “fenâ fi’l-ilm” yani efendim, “ilimde fani olmak”.

    Yani ki insanın gördüğü şeyi kendi ilmi, kendi bakışı, kendi renkleri ile görmesi, algılaması.


  8. Beyoğlu Beyoğlu

    beyoglu193018hlYakınlarda vizyona girecek filmlerden birisi de Altın Portakal’da yarışan Bornova Bornova isimli eser. Bu ikilimeleri çok seviyorum galiba, hele ki film ya da kitap isimleriyse bunlar. Mesela çok meşhur “çevirmenlerimiz” Woody Allen’ın son filmi Vicky, Christina, Barcelona’yı tutup “Barcelona Barcelona” diye çevirdiler. Bir de buna yakın Berlin in Berlin diye, Cem Özer ve Hülya Avşar’ın oynadığı “devrimci” filmimiz vardı. Zaten bu “şunu yaparsak kesin modern oluruz, böyle edince devrim oldu” triplerinin de kendi içinde apayrı bir sıkıcılığı var. Lakin herkes, hepimiz düşünüyoruz bu garabete. Bir şeyi “ileri” bir medeniyet olmak için yapma gayretimizde hiç eksilme olmuyor. Tam da “medeniyete” muhtaç olduğumuz şu dar zamanlarda, Beyoğlu’nda gezinirken aklıma esen birkaç şeyden bahsedeyim dedim.


  9. cayYetiştirmemiz gereken bir rapordan dolayı neredeyse her gün araziye çıkmak zorunda olduğumuz, hemen her gün mesaiye kaldığımız, bitmediğinde eve ödevler getirdiğimiz, yani ki ‘ofisce’ excel’den nefret ettiğimiz ve gündüz incelediğimiz binaların gece rüyalarımıza girdiği bu çalışmanın ikinci haftasında bir eğlence bulduk “acil yetiştirilecek” onca iş-güç arasında kendimize. 

    Ofise getirdiğimiz envai çeşit bitki-çiçek, velhasılı kelam “ot”lardan her defasında değişik kombinasyonlar deneyerek “kış çayı” yapıp içiyoruz.


  10. Hayat zor. Bunu biliyoruz. Ama beni bu zorluklardan kurtaran bir şey var. Kuzenlerle oturmak, muhabbet etmek, çayımı yudumlamak, cipsimi yemek.

    Hayat hep zor. Gelecekte bir gün bambaşka coğrafyalara çekebilir hayat bizi. Birbirimizden ayrılabilir, hatta bazı süreçlerde birbirimizi unutturabilir. Ama yaşananlar asla unutulmaz. Tatlı tatlı kalır hafızalarda…


  11. Ekim Ayı Etkinlik Rehberi

    vladstudio_musicispower_1024x768Kültür A.Ş.nin bu ayki kültür sanat ajandasından gözümüze çarpanları paylaşmak isteriz efendim.

    Ekim ayının son haftası içinde gerçekleştirilecek olan konserlere katılım ücretsiz imiş. 

     


  12. Kusma seansları…

    kusmakKusmak çok acayip bir deneyim. Bilmem çok sık yaşıyor musunuz? Maalesef mide sorunlarım yüzünden bende sıklıkla oluyor bu hadise. Soğuksa hava ve yeni yemek yemişsem, mutlaka bir kısmının sindirilmeyeceği mesajı geliyor yukarıya. Yahut bol asitli yiyecekler tüketmişsem, yoğun bir asit bulamacı kusuyorum ardından. Yok yani illa ki dikkatli yemem, midemin keyfine iyi bakmam gerek. Yoksa kontrolü eline geçiriyor. O kadar ki, yemek borusunun yanması bir yana, midede oluşan sancı da insanı kıvrandırıyor. Bu sinirsel bir hastalıkmış, mide kapakçığının tam çalışmamasından olurmuş, bilhassa gazeteci hastalığı imiş (lakin bende meslekten önce başladı). Bütün bunlara rağmen (haftayı bir iki kusma seansı ile geçirebiliyorum mesela) yemek zorunda insan ve bazı vitaminleri meyveden (yani asitli bir yiyecekten) almak durumunda. Bu nedenle de kusmak üzerine epeyce birikim edindim. Paylaşayım istedim…


  13. Bir Bilgeyle Msn Konuşmaları

    Kendine sakladıklarından çok, kendinden sakladıkları acı veriyor insana. Yüzleşmek gerek. Bir anlamı yok görüşmeyi ertelekten başka. Kendiyle konuşması gerek insanın. Etrafında hiç kimse kalmazsa, bir şekilde bir zaman yalnız kalmışsan, seni hayata tutunduracak sensin yine… Duyguların, düşüncelerin, hayata kendine bakışın, yani kontrolümüzde olan en değerli ve en önemli ganimetlerimiz, kalbimiz ve aklımız.


  14. ağaçBugün fark ettim ki, İstanbul’da vakit geçirmeyi sevdiğim mekânlardan çok, aslında oraya varmak için yürüdüğüm yolları seviyormuşum. Misal Çemberlitaş’taki Kahve Dünyası’nın “fondü”sü kadar, oraya giderken Beyazıt’ta Sahaflar Çarşısı’na takılmayı, “iki çizgi canım, ben de öğrenicem yapmasını” deyip para vermeye kıyamadığım “derviş” çizimlerine bakmayı, Divanyolu’nun onca törene “şahit” kaldırımlarında yürüyüp, bir vakit Atik Ali Paşa, bir vakit Nuruosmaniye Camiine uğramayı seviyorum.

    Ya da Çengelköy’deki o minicik cafede sıcak çikolata içmek kadar keyifli değil midir vapurla karşıya geçerken hangi mevsim olursa olsun dışarıda oturup fotoğraf çekmek, sahil boyu yürümek ve Kuleli’nin önünde balık tutanları izlerken üşümek?

    İstanbul, birilerinin  “aşk = f(karanlık)” ını da boşa çıkarıyor.


  15. Saba Tümer ve Kahkahaları

    Saba Tümer’e öncelikle geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. Dün trafik kazası geçirmişti kendisi.

    Cnn Türk’te yaptığı program ve konuklarından çok gecenin bi vakti patlattığı kahkahalarıyla tanıdığım bu insanı gerçekten tebrik ediyorum. Bazen “ulan gerçekten mi gülüyor, yoksa böyle durduk yerde kahkaha patlatma yeteneği var da bizimle kafa mı buluyor, bu bir televizyon oyunu mu yoksa ” diye sormadan da edemiyorum. Her ne şekilde olursa olsun kendisine helal olsun dileklerimi yolluyorum. Allah neşesini daim etsin.


  16. Google Wave Davetiyesi

    google-waveİnternetin nereye doğru gittiğini anlatan bir girişle başlamak isterdim yazıma ama kestirmek gerçekten çok güç. Çünkü bu neredeyse tamamen Google’ın elinde olan bir şey. İnsanların tarayıcının adres çubuğunu bile kullanmadığı ve herşeyi googlelayarak bulduğu bir zamanda bu kaçınılmaz. O yüzden kısaca şu çıkarımı yapabiliriz: İnternet google nereye isterse oraya doğru gider. Tabi twitter, friendfeed, facebook gibi oluşumların da hakkını yemeyelim. Sosyal webin babaları bunlar.

    Ama gelelim görelim ki, Google artık bu konuya da sağlam bir şekilde el attı google wave ile. Projenin mimarlarından Lars Rasmussen; “E-postayı bugün icat etmiş olsaydık, nasıl olmasını isterdik sorusundan yola çıktık” demişti Google Wave için.