
Anaokulu öğrencisi Ezgi, annesine okuldaki üst sınıfları şikayet ediyor :)
“-Anne biz büyüklere saygılı oluyoruz, peki ama neden onlar bize hiç sevgili olmuyor?”
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
30 Kas 09 (23:48) | ayine yazdı | Afacan Köşe | 1 yorum

Anaokulu öğrencisi Ezgi, annesine okuldaki üst sınıfları şikayet ediyor :)
“-Anne biz büyüklere saygılı oluyoruz, peki ama neden onlar bize hiç sevgili olmuyor?”
30 Kas 09 (17:16) | maynuşya yazdı | Çözüm merkezi | 8 yorum
“Ne gerek var, biliyorsun ya” cümlesini kurar bu insanoğlu. Ama bir türlü “seni seviyorum” demez. Bu öyle “özür dilemek” gibi tam çıkacakken yutulan bir söz değildir. Bu söz o kişi için “aslında hiç yoktur”, olmamıştır.
Sadece oyuncak maymunların ıslıktan sonra çıkardığı “I love you” sesini bilir. Ki onun da anlamını bilmez. Maymunun önünden geçer gider sadece.
Bu insanoğlu birisi ona ‘seni seviyorum’ dediğinde o güzel insanın yüzüne şapşal şapşal bakar. Sonra da karşısındakinin sustuğunu görünce aklına nihayet bir kıvılcım düşer.
‘Ne dedi lan bu, ne demek istedi acep’
‘Acaba iyi bir şey mi bu söylediği’
‘Peki şimdi niye sustu, ne bekliyo lan bu benden, ne demeliyim şimdi ben’ diye geçirir.
Ama aklı ermez. Erişemez. “Seni seviyorum” diyemez. Sonunda karşısındaki beklemekten sıkılır, dayanamaz.
“Eee sen bir şey demeyecek misin? “
“Ne deyim ki?”
“Yani sen
30 Kas 09 (17:00) | Resul Balay Olmak yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
İnsanı yaman çelişkilerin kucağında maymuna çeviren bir durumdur. Günlerden herhangi birinde, gideceğiniz yere gidebilmek için binmişsinizdir minibüse. Elinizi cebinize atıp -bu nasıl bir fiyakaysa- yapabilmek için fiyakanızı, en büyük paranızı vermişsinizdir şoföre. Bilemem orda alımlı bir ahu mu görmüşsünüzdür, yoksa gaza mı gelmişsinizdir bilinmeyen bir sebeple.
Ancak işte gerilim tam da bu parayı uzattıktan sonra başlayacak, parayı verdikten sonra geçen her saniye sizin için üzeri gerilimle soslanmış bir aksiyona dönecektir. Parayı verip döndükten sonra kendi içinize, o insanın ruhunu delik deşik eden acaba soruları yapışacaktır narin zihninize.
“Acaba” diyeceksinizdir.”acaba lan, acaba ya gelmezse?”
Bu incitici sorgulama anlarına dayanamayacak kendinizi farklı meşgalelerle meşgul etmek için
27 Kas 09 (0:06) | maynuşya yazdı | Çözüm merkezi | 4 yorum
Bazı kilit kelimeler var. Gelir gelir tam boğazından çıkacakken içeri kaçar saklanır. Yutarsın. Çiğnemeden hem de. Löp diye oturur midene. Zaten ardından sindirim sistemine dahil olmaz. Orada midende öylece kalır. Kaskatı. Hep seninle yaşar. Yanına benzerleri gelir. Hepsi “söylenemeyen sözler dağı”nı oluşturur. Dağ büyür sonra sana “reflü, gastrit, sivilce, karın ağrısı, migren” gibi hoş darbelerle saldırır.
“Özür dileyememek” midedeki dağın en önemli hammaddesidir. O insan birçok kelimeyle iç içe yaşar, konuşur da konuşur. Bol bol söylenir. Konu yaptığı bir hataya gelince değişen bir şey olmaz. Hatta daha bol şekilde söylenmeye devam eder. Ama hakkını yemeyelim çok titiz bir insanoğludur bu, konuşurken tabu kelimeleri kesinlikle kullanmaz.
26 Kas 09 (23:53) | Resul Balay Olmak yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum

Her ne kadar saçma sapan bir düşünce gibi görülse de hemen her erkek bünyenin en az bir kere içine düştüğü düşünceler yumağıdır. Sanki her uzun otobüs yolculuğu bir aşk serüveni, bir aşk başlangıcı olmak zorundaymış gibi uzun otobüs yolculuklarına garip bir heyecanla başlar söz konusu bünye. Ancak kişi otobüse ilk adım attığında çalışan radarlar otobüste hiç de dikkate değer bir bayan olmadığını tespit ettikten sonra hayal kırıklığı yaşasa da asla kaybetmez ümidini. Erkek kişi mola vermek için durulan yerlerde, terminallerde hep diğer otobüsün kızlarının daha güzel olduğu, o otobüsün kızlarının direkt teklif ettiği düşüncesiyle yer bitirir kendini. Bu ümitle molalarda kabız gibi terminal ya da tesis içinde dolaşılır, acaba iş çıkar mı sorgulamasıyla karşılaşılan her hatun bünyenin

Ilkokula gidiyordum. Babam o zamanlar mesaiye kaldigi icin beraber izleyememistik o tarihi maci. cocuk aklimla mac sirasinda hic yerimden kalkmamak icin maca 5 dakika kala tuvalet ihtiyacim olmamasina ragmen, tuvalete gitmis, susama ihtimalime binaen de bir bardak suyu devrilmeyecek bir uzakliga yerlestirip mac saatini beklemeye koyulmustum. Hala hatirlarim o tarihi Manchester United-Galatasaray (3-3) macini ve 15 gun sonrasinda Ali Sami Yen’deki 0-0′lik beraberlik ve sonrasinda babamla zafer turuna cikisimizi. Hatirimda kalan, Galatasarayliligimin baslangici Feldkamp ve Hollmanli o yillara dayanir.
25 Kas 09 (2:10) | herangibiri yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum

Sevinmemek heyecanlanmamak elde değil! Hani çok sevdiğiniz bir yazarın gazetedeki köşesini sabırsızlıkla okur, ertesi günkü yazısını da büyük bir sabır örneğiyle beklersiniz ya! Aynen öyle bekliyorum 1.İstanbul Edebiyat festivalini!
İçinde yok yok diyerek abartmak bir yana bir samimiyet havası sezdim aralıkta bizi bekleyen bu sürprizde. Adı üstünde ‘Edebiyat Mevsimi’ ismi gibi umarım bizlerin içini ısıtacak bu kışa girerken. Bu güzel heyecanla birlikte bakalım programda neler var!
7 Aralık pazartesi günü sabah 09.00′da başlayacak olan 1.İstanbul Edebiyat Festivali 13 Aralık tarihine kadar sürecek. 50’den fazla yazarın katılacağı festivalin koordinatörlüğünü ise Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı A. Ali Ural üstleniyor.
Açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılacağı festivalin mekanı: Sultanahmet’teki tarihi Kızlarağası Medresesi İstanbul Kültür Merkezi.
25 Kas 09 (2:05) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Bilinenin aksine, Sigmund Freud filozof değildi. Sosyal bilimci hiç değildi. Avrupa’nın politik tarihi dersinde okumuş olsak da hazreti, Freud politika ile net bir biçimde ilgilenmemişti. Marx’la ne kadar yakındı pek bilemiyorum. Lakin, onu Marxist söylemin tam ortasına getirip koyan Frankfurt Okulu denen, bir grup Alman Yahudisi amcadır. Bunlar, Freud’un temelde insan psikolojisine dair söylemlerini alıp Marx’ın toplumsal tezleriyle harmanlamışlardır ve ortaya 1960 sonrası Marxism’i çıkmıştır. Oysa ki özünde Freud, tarihe ve edebiyata ilgi duyan bir psikiyatristtir. Hastlarından edindiği gözlemlerle, hem psikiyatri bilimine katkıda bulunmuş, hem de edebiyat, felsefe ve tarihle ilgili değişik kuramlar ortaya atmıştır. Hz. Musa ve Yahudiler üzerine, ya da Shakespeare metinleri üzerine yazdıkları ölümünden yıllar sonra akademiye dahil edilmiştir.
24 Kas 09 (17:45) | faith no more yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum

Çizgi roman seversiniz sanırım ben de severim, özellikle takip ettiğim çoğu karakterin yaratıcısı olan Marvel yayınevi sitesinde hoş bir uygulama gördüm geçenlerde sitesine girdiğimde.Bu uygulama ile sevdiğimiz karakterlerin serilerinde yer alan yardımcı karakterler ve diğer ana karakterlerle olan bağlantıları evire çevire inceleyebiliyoruz, hikayelerini öğrenebiliyoruz. Ben birkaç gündür oynayıp duruyorum, Meraklısıysanız bir inceleyin.
Marvel Universe Connections
22 Kas 09 (15:42) | Resul Balay Olmak yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum

Bazı bazı benim de yaptığım ve anlamlı bir mana yükleyemediğim durumdur. Artık her neyse bir şeyler satın almak için ya da herhangi bir sebeple elinize aldığınız bozuk para düşmüş ve siz derin bir kararsızlığın içine yuvarlanmışsınızdır.
Yalnız olsanız üzerine kapaklanacağınız paraya, etraftaki insanları sağdan sağdan keserek bakarak daha bir tereddütle yaklaşacak ve bir an önce karar vermek zorunda hissedeceksinizdir kendinizi. Ne acı… Tam bir panik anıdır yaşayacağınız.
Bu kararsızlığınız uzadıkça içinde sersemlediğiniz gel gitler sizi daha da ümitsiz yapacak ve paraya pike yaptığınızda insanların hakkınızda “vay cimri ayıya bak 3 kuruş için yerde akrobasi yapıyor” deyip sadistçe kahkahalar atacağını hayal edeceksinizdir.
22 Kas 09 (15:34) | herangibiri yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Uzun bir ayrılıktan sonra gecenin bir vakti aniden yazmak, nasıl desem bilmiyorum böyle nasip imiş işte… Daha ilk cümleden sıkıntılı başladığımın farkındayım, cümlenin öğeleriyle bol bol içli dışlı olmanın bir felaketi olur mu?
Garip belki tatlı bir duygu hiç tanımadığınız insanların ve yine dünya gözüyle hiç karşılaşmadığınız insanların sayfasına dimağına ortak olmak…Ama yine de ezel tanışıklığının ya da ne bileyim irrasyonel bir şekilde ruhun bir şeylere bürünme ihtiyacı belki… Evet uzun bir aralıktan sonra bunu fark ettim… Ama şunu da fark ettim ki kapı hiç kapanmamış!
Zaten kapanmasın da, belki ara sıra rüzgar sallasın dursun kapanacak gibi olsun. Canımız isteyince de sonuna kadar açalım, bir sakinlik dolsun… Bilmem işte
21 Kas 09 (16:12) | segah yazdı | Hayattan Detaylar, Okul Hayatı | 0 yorum
Dinlemekten büyük keyif aldığım ve ondan çok yararlı bilgiler öğrendiğim hocam, bir konu hakkında konuşmayı bitirdiğinde hep aynı cümleyi kurar:”What questions do you have? (Ne gibi sorularınız var?)”. Bu cümle kalıbı dikkatimi çekmişti. Diğer hocaların tercih etmediği bir cümle kalıbı. İnsanı soru sormaya zorlanmış gibi hissettiren.
Bu hafta içinde bir derste, konu soru sormak üzerine açılmışken
21 Kas 09 (13:38) | Ortason yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
Haksızlık
Irak’ta ağlayan çocuklar var,
Onların da hakları var.
Ama ne soran ne sayan var,
Menfaat peşinde koşanlar var.
Aristo’dan bahsedeyim de biraz gündem okuması yapalım istiyorum. Malum, Antik Yunan’da ülke kavramı yoktu, yerine şehirler (polis) vardı. Her şehrin de bir “düzeni” olmalıydı. Aristo’nun “demokrasi” anlayışı, her kafadan bir ses çıkması, yani “kaos” idi. O dönemlerde görülen en yaygın yönetim biçimi bugün “dikta rejimi” (tyranny) dediğimiz şeydi. Tek kişinin hakimiyeti söz konusuydu. Bilimin ve sanatın geliştiği bazı şehirlerde ise, “oligarşi” hâkimdi. Güç, bir grup insan arasında paylaşılırdı. Aristo, şehrin “meclis” denilen yerine halkın katılımını önemser, hatta katılmayanlara para cezası verilmesini öngörürdü. Buna, “Atina demokrasisi” derlerdi. Bu düzende, kadınlar ve köleler hâlen “görünür” kitle değilse de, neticede ortak karar alma mekanizması gelişmişti.
20 Kas 09 (23:53) | maynuşya yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Tüketiyoruz.
Çünkü tükeniyoruz.
Tükenmez kalem var. Ama insan modeli çıkmadı daha. Ki çıksa bile o da lafta kalır çünkü tükenmez kalem de tükeniyor. Herkes bunu bilse de yine de ısrarla ona “tükenmez kalem” diyor. Aslında bir ümit sadece. Belki bu sefer tükenmez diye umutla tekrarlıyoruz aynı kelimeyi.
“Bana şu tükenmez kalemi uzatsana” gibi.
Ama kahretsin ki o kalemden bile önce “birbirimizi” tüketiyoruz. Çoğu zaman da hiç farkına varmadan. Ya da mürekkep akıp giderken öylece bakarken. Sonra tükendiğinin farkına varınca sadece yüklem içeren cümleler kuruyoruz.
“Bitti”
“Gitti” gibi.
Filhakika hiç böyle olmayacak sanıyoruz. O insanoğluna hislerimiz hep aynı kalacak. Ama
Son bir kaç senede, hayatımda annemden, babamdan, öğretmenimden yemediğim azarı, fırçayı Kemalist arkadaşlardan yedim sağolsunlar. Facebook’ta bol (!)’li video paylaşımlar, vatandan kovmalar, gerici, yobaz, Amerikan uşağı, köpek… gibi hakaretlere uğramalar gani… İlla bana direkt bir şey söylenmesi gerekmiyor tabi. Bazen hakaretler ortaya atılıyor. Tanımadığım insanlardan da var, arkadaşım olanlar da… Sürekli bir video paylaşımı ve mesaj aktarma hali içerisinde Kemalistler. Kendilerini ifade etmeleri güzel tabi, ancak asabilikleri bir dönem ülkücülerini bile geride bırakır nitelikte.