
Anaokulu öğrencisi Ezgi, annesine okuldaki üst sınıfları şikayet ediyor :)
“-Anne biz büyüklere saygılı oluyoruz, peki ama neden onlar bize hiç sevgili olmuyor?”
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
30 Kas 09 (23:48) | ayine yazdı | Afacan Köşe | 1 yorum

Anaokulu öğrencisi Ezgi, annesine okuldaki üst sınıfları şikayet ediyor :)
“-Anne biz büyüklere saygılı oluyoruz, peki ama neden onlar bize hiç sevgili olmuyor?”
30 Kas 09 (17:16) | mor paspas yazdı | Çözüm merkezi | 7 yorum
“Ne gerek var, biliyorsun ya” cümlesini kurar bu insanoğlu. Ama bir türlü “seni seviyorum” demez. Bu öyle “özür dilemek” gibi tam çıkacakken yutulan bir söz değildir. Bu söz o kişi için “aslında hiç yoktur”, olmamıştır.
Sadece oyuncak maymunların ıslıktan sonra çıkardığı “I love you” sesini bilir. Ki onun da anlamını bilmez. Maymunun önünden geçer gider sadece.
Bu insanoğlu birisi ona ‘seni seviyorum’ dediğinde o güzel insanın yüzüne şapşal şapşal bakar. Sonra da karşısındakinin sustuğunu görünce aklına nihayet bir kıvılcım düşer.
‘Ne dedi lan bu, ne demek istedi acep’
‘Acaba iyi bir şey mi bu söylediği’
‘Peki şimdi niye sustu, ne bekliyo lan bu benden, ne demeliyim şimdi ben’ diye geçirir.
Ama aklı ermez. Erişemez. “Seni seviyorum” diyemez. Sonunda karşısındaki beklemekten sıkılır, dayanamaz.
“Eee sen bir şey demeyecek misin? “
“Ne deyim ki?”
“Yani sen
30 Kas 09 (17:00) | Resul Balay Olmak yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
İnsanı yaman çelişkilerin kucağında maymuna çeviren bir durumdur. Günlerden herhangi birinde, gideceğiniz yere gidebilmek için binmişsinizdir minibüse. Elinizi cebinize atıp -bu nasıl bir fiyakaysa- yapabilmek için fiyakanızı, en büyük paranızı vermişsinizdir şoföre. Bilemem orda alımlı bir ahu mu görmüşsünüzdür, yoksa gaza mı gelmişsinizdir bilinmeyen bir sebeple.
Ancak işte gerilim tam da bu parayı uzattıktan sonra başlayacak, parayı verdikten sonra geçen her saniye sizin için üzeri gerilimle soslanmış bir aksiyona dönecektir. Parayı verip döndükten sonra kendi içinize, o insanın ruhunu delik deşik eden acaba soruları yapışacaktır narin zihninize.
“Acaba” diyeceksinizdir.”acaba lan, acaba ya gelmezse?”
Bu incitici sorgulama anlarına dayanamayacak kendinizi farklı meşgalelerle meşgul etmek için
29 Kas 09 (20:34) | MelkeDe yazdı | Bilgi Davarcığı | 0 yorum
Eskiden, ama çok çok eskiden, Copernicus gezegenlerin bir şekilde Güneş etrafında döndüğü kanaatine vardı. Sağolsun varolsun. Ondan sonra gelenler de çalıştılar, azim ettiler daha başka bir sürü şeye vardılar. Birileri bir şeylere vardıktan sonra Kepler tarafından toplanan bu bilgiler geliştirildi.
Bilenler bilirler, Kepler yasaları vardır. Yörünge bir elipstir, eşit sürelerde eşit alanlar taranır ve bir devir için geçen süre, boyutun üç bölü ikinci kuvvetiyle orantılıdır. Kepler ortaya attığı bu zımbırtılarla gezegenlerin Güneş çevresindeki hareketlerini tam anlamıyla açıkladı. Fakat, gezegenlerin hareketlerini açıklama eylemini yeterli göremeyenler bu defa da gezegenleri hareket ettiren şeyi merak edip arama gayretine düştüler. Ve vardıkları sonuç şu oldu:
27 Kas 09 (0:06) | mor paspas yazdı | Çözüm merkezi | 4 yorum
Bazı kilit kelimeler var. Gelir gelir tam boğazından çıkacakken içeri kaçar saklanır. Yutarsın. Çiğnemeden hem de. Löp diye oturur midene. Zaten ardından sindirim sistemine dahil olmaz. Orada midende öylece kalır. Kaskatı. Hep seninle yaşar. Yanına benzerleri gelir. Hepsi “söylenemeyen sözler dağı”nı oluşturur. Dağ büyür sonra sana “reflü, gastrit, sivilce, karın ağrısı, migren” gibi hoş darbelerle saldırır.
“Özür dileyememek” midedeki dağın en önemli hammaddesidir. O insan birçok kelimeyle iç içe yaşar, konuşur da konuşur. Bol bol söylenir. Konu yaptığı bir hataya gelince değişen bir şey olmaz. Hatta daha bol şekilde söylenmeye devam eder. Ama hakkını yemeyelim çok titiz bir insanoğludur bu, konuşurken tabu kelimeleri kesinlikle kullanmaz.
26 Kas 09 (23:53) | Resul Balay Olmak yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum

Her ne kadar saçma sapan bir düşünce gibi görülse de hemen her erkek bünyenin en az bir kere içine düştüğü düşünceler yumağıdır. Sanki her uzun otobüs yolculuğu bir aşk serüveni, bir aşk başlangıcı olmak zorundaymış gibi uzun otobüs yolculuklarına garip bir heyecanla başlar söz konusu bünye. Ancak kişi otobüse ilk adım attığında çalışan radarlar otobüste hiç de dikkate değer bir bayan olmadığını tespit ettikten sonra hayal kırıklığı yaşasa da asla kaybetmez ümidini. Erkek kişi mola vermek için durulan yerlerde, terminallerde hep diğer otobüsün kızlarının daha güzel olduğu, o otobüsün kızlarının direkt teklif ettiği düşüncesiyle yer bitirir kendini. Bu ümitle molalarda kabız gibi terminal ya da tesis içinde dolaşılır, acaba iş çıkar mı sorgulamasıyla karşılaşılan her hatun bünyenin

Ilkokula gidiyordum. Babam o zamanlar mesaiye kaldigi icin beraber izleyememistik o tarihi maci. cocuk aklimla mac sirasinda hic yerimden kalkmamak icin maca 5 dakika kala tuvalet ihtiyacim olmamasina ragmen, tuvalete gitmis, susama ihtimalime binaen de bir bardak suyu devrilmeyecek bir uzakliga yerlestirip mac saatini beklemeye koyulmustum. Hala hatirlarim o tarihi Manchester United-Galatasaray (3-3) macini ve 15 gun sonrasinda Ali Sami Yen’deki 0-0′lik beraberlik ve sonrasinda babamla zafer turuna cikisimizi. Hatirimda kalan, Galatasarayliligimin baslangici Feldkamp ve Hollmanli o yillara dayanir.
25 Kas 09 (2:10) | herangibiri yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum

Sevinmemek heyecanlanmamak elde değil! Hani çok sevdiğiniz bir yazarın gazetedeki köşesini sabırsızlıkla okur, ertesi günkü yazısını da büyük bir sabır örneğiyle beklersiniz ya! Aynen öyle bekliyorum 1.İstanbul Edebiyat festivalini!
İçinde yok yok diyerek abartmak bir yana bir samimiyet havası sezdim aralıkta bizi bekleyen bu sürprizde. Adı üstünde ‘Edebiyat Mevsimi’ ismi gibi umarım bizlerin içini ısıtacak bu kışa girerken. Bu güzel heyecanla birlikte bakalım programda neler var!
7 Aralık pazartesi günü sabah 09.00′da başlayacak olan 1.İstanbul Edebiyat Festivali 13 Aralık tarihine kadar sürecek. 50’den fazla yazarın katılacağı festivalin koordinatörlüğünü ise Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı A. Ali Ural üstleniyor.
Açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılacağı festivalin mekanı: Sultanahmet’teki tarihi Kızlarağası Medresesi İstanbul Kültür Merkezi.
25 Kas 09 (2:05) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Bilinenin aksine, Sigmund Freud filozof değildi. Sosyal bilimci hiç değildi. Avrupa’nın politik tarihi dersinde okumuş olsak da hazreti, Freud politika ile net bir biçimde ilgilenmemişti. Marx’la ne kadar yakındı pek bilemiyorum. Lakin, onu Marxist söylemin tam ortasına getirip koyan Frankfurt Okulu denen, bir grup Alman Yahudisi amcadır. Bunlar, Freud’un temelde insan psikolojisine dair söylemlerini alıp Marx’ın toplumsal tezleriyle harmanlamışlardır ve ortaya 1960 sonrası Marxism’i çıkmıştır. Oysa ki özünde Freud, tarihe ve edebiyata ilgi duyan bir psikiyatristtir. Hastlarından edindiği gözlemlerle, hem psikiyatri bilimine katkıda bulunmuş, hem de edebiyat, felsefe ve tarihle ilgili değişik kuramlar ortaya atmıştır. Hz. Musa ve Yahudiler üzerine, ya da Shakespeare metinleri üzerine yazdıkları ölümünden yıllar sonra akademiye dahil edilmiştir.
24 Kas 09 (17:45) | faith no more yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum

Çizgi roman seversiniz sanırım ben de severim, özellikle takip ettiğim çoğu karakterin yaratıcısı olan Marvel yayınevi sitesinde hoş bir uygulama gördüm geçenlerde sitesine girdiğimde.Bu uygulama ile sevdiğimiz karakterlerin serilerinde yer alan yardımcı karakterler ve diğer ana karakterlerle olan bağlantıları evire çevire inceleyebiliyoruz, hikayelerini öğrenebiliyoruz. Ben birkaç gündür oynayıp duruyorum, Meraklısıysanız bir inceleyin.
Marvel Universe Connections
22 Kas 09 (15:42) | Resul Balay Olmak yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum

Bazı bazı benim de yaptığım ve anlamlı bir mana yükleyemediğim durumdur. Artık her neyse bir şeyler satın almak için ya da herhangi bir sebeple elinize aldığınız bozuk para düşmüş ve siz derin bir kararsızlığın içine yuvarlanmışsınızdır.
Yalnız olsanız üzerine kapaklanacağınız paraya, etraftaki insanları sağdan sağdan keserek bakarak daha bir tereddütle yaklaşacak ve bir an önce karar vermek zorunda hissedeceksinizdir kendinizi. Ne acı… Tam bir panik anıdır yaşayacağınız.
Bu kararsızlığınız uzadıkça içinde sersemlediğiniz gel gitler sizi daha da ümitsiz yapacak ve paraya pike yaptığınızda insanların hakkınızda “vay cimri ayıya bak 3 kuruş için yerde akrobasi yapıyor” deyip sadistçe kahkahalar atacağını hayal edeceksinizdir.
22 Kas 09 (15:34) | herangibiri yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Uzun bir ayrılıktan sonra gecenin bir vakti aniden yazmak, nasıl desem bilmiyorum böyle nasip imiş işte… Daha ilk cümleden sıkıntılı başladığımın farkındayım, cümlenin öğeleriyle bol bol içli dışlı olmanın bir felaketi olur mu?
Garip belki tatlı bir duygu hiç tanımadığınız insanların ve yine dünya gözüyle hiç karşılaşmadığınız insanların sayfasına dimağına ortak olmak…Ama yine de ezel tanışıklığının ya da ne bileyim irrasyonel bir şekilde ruhun bir şeylere bürünme ihtiyacı belki… Evet uzun bir aralıktan sonra bunu fark ettim… Ama şunu da fark ettim ki kapı hiç kapanmamış!
Zaten kapanmasın da, belki ara sıra rüzgar sallasın dursun kapanacak gibi olsun. Canımız isteyince de sonuna kadar açalım, bir sakinlik dolsun… Bilmem işte
21 Kas 09 (16:12) | segah yazdı | Hayattan Detaylar, Okul Hayatı | 0 yorum
Dinlemekten büyük keyif aldığım ve ondan çok yararlı bilgiler öğrendiğim hocam, bir konu hakkında konuşmayı bitirdiğinde hep aynı cümleyi kurar:”What questions do you have? (Ne gibi sorularınız var?)”. Bu cümle kalıbı dikkatimi çekmişti. Diğer hocaların tercih etmediği bir cümle kalıbı. İnsanı soru sormaya zorlanmış gibi hissettiren.
Bu hafta içinde bir derste, konu soru sormak üzerine açılmışken
21 Kas 09 (13:38) | Ortason yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum
Haksızlık
Irak’ta ağlayan çocuklar var,
Onların da hakları var.
Ama ne soran ne sayan var,
Menfaat peşinde koşanlar var.
Aristo’dan bahsedeyim de biraz gündem okuması yapalım istiyorum. Malum, Antik Yunan’da ülke kavramı yoktu, yerine şehirler (polis) vardı. Her şehrin de bir “düzeni” olmalıydı. Aristo’nun “demokrasi” anlayışı, her kafadan bir ses çıkması, yani “kaos” idi. O dönemlerde görülen en yaygın yönetim biçimi bugün “dikta rejimi” (tyranny) dediğimiz şeydi. Tek kişinin hakimiyeti söz konusuydu. Bilimin ve sanatın geliştiği bazı şehirlerde ise, “oligarşi” hâkimdi. Güç, bir grup insan arasında paylaşılırdı. Aristo, şehrin “meclis” denilen yerine halkın katılımını önemser, hatta katılmayanlara para cezası verilmesini öngörürdü. Buna, “Atina demokrasisi” derlerdi. Bu düzende, kadınlar ve köleler hâlen “görünür” kitle değilse de, neticede ortak karar alma mekanizması gelişmişti.
20 Kas 09 (23:53) | mor paspas yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Tüketiyoruz.
Çünkü tükeniyoruz.
Tükenmez kalem var. Ama insan modeli çıkmadı daha. Ki çıksa bile o da lafta kalır çünkü tükenmez kalem de tükeniyor. Herkes bunu bilse de yine de ısrarla ona “tükenmez kalem” diyor. Aslında bir ümit sadece. Belki bu sefer tükenmez diye umutla tekrarlıyoruz aynı kelimeyi.
“Bana şu tükenmez kalemi uzatsana” gibi.
Ama kahretsin ki o kalemden bile önce “birbirimizi” tüketiyoruz. Çoğu zaman da hiç farkına varmadan. Ya da mürekkep akıp giderken öylece bakarken. Sonra tükendiğinin farkına varınca sadece yüklem içeren cümleler kuruyoruz.
“Bitti”
“Gitti” gibi.
Filhakika hiç böyle olmayacak sanıyoruz. O insanoğluna hislerimiz hep aynı kalacak. Ama