sakinkafaatari oyunları

  1. Takvimlerden haberin yok mu…

    6yllarakpgiderbd2

    Her yilbasi geldiginde ayni sorulari sorariz kendimize: Ne cabuk gecti yine bir yil daha? Yine mi yilbasi geldi? Nasil geciyor zaman yahu… Ya da herkesin birbirine sordugu en önemli soru: “Yilbasinda naapcan?”

    Nedense hep bir hüzün cöker insanin üzerine, duygusallasir (en azindan benim icin öyle). Sonucta diger günlerden bir farki yok aslinda, ama belli bir tarih oldugu ve belli dönemin de sonu oldugu icin, o seneyle birlikte gidenlerin ardindan bakar kaliriz, hatirlariz…O yilin, ileride hep adi gecebilir cünkü, senesiyle hatirlariz hep: “95 senesini hic unutamiyorum, benim icin cok kötü bir yildi” , ya da “86 cok güzeldi”. O birtek yilin icine neler sigar bazen, ne hatiralar vardir. Bazense hatirlamak istemeyiz; dolayisiyla yeni baslayan yila baglariz umutlarimizi. Bir ‘umut günü’dür aslinda yilbasi…


  2. Diyar – ı Yürek

    hasanpasa_hani2-diyarbakir-fot.nejatsaticiHasbi insanların coğrafyasıymış Diyarbakır. İçimde, bunu yeni öğrenmiş olmanın sızısı…
    “Bir iş için” günübirlik olarak bir heyetle gittiğimiz bu ilimizde, daha önce yine aynı vesileyle gittiğim yerlerle kıyas kabul etmeyecek ölçüde bir ev sahipliği sergileniyor. Hani “Yediğin içtiğin sana kalsın, gördüklerini anlat.” denir ya, ben de o hesaba uyarak ev sahipliği derken, işin yeme-içme kısmından değil, yazının başlığına diyar ı yürek ifadesini koydurtan o samimi, o fedakar insanların gün boyunca sergilediği yaklaşımdan bahsediyor olacağım.
    Samimiyet bahsi önemli, zira Diyarbakır’ın da içinde bulunduğu bölgenin sorunlarını bitirme, en azından asgari düzeye indirme işine soyunan aktörlerin şu gerçeği kendilerine serlevha ederek harekette bulunmaları gerek; zekanın samimiyet karşısında şansı yoktur. Danışmanlarla, “akil” olan-olmayan insanlarla, “kötü” olan


  3. Vazgeçmek üzerine…

    wings of windsKonuşmayı ve yazmayı çok seviyorum, evet. Okumayı ve dinlemeyi de seviyorum. Gün boyunca tonlarca bilgi zihnime çarpıp duruyor bu yüzden. Binlercesi de ağzımdan akıp gidiyor. Bu trafiğin ortasında, insanlar bir “ben” görüyordur muhtemelen. Lâkin, ben sanki saydam bir cam’mış gibi, öylece duruyorum. Hiçbir bilgi, “ben”i heyecanlandırmıyor. Her şey sanki olması gerektiği gibi oluyor da; ben öylece durup izliyorum gibi. Dostlar ediniyorum; arkadaşlıklar ekleniyor hayatıma, bazıları aradığını bulamıyor “ben”de; ben hiçbir şey aramadığımdan, her biri “farklı” bir şeyler katıyor bana. Kiminden bir şarkı, bir şiir, bazısından ilginç hikayeler, kimisinden bir cümle; hayatın kendisi aslında. Bu “başka hayatlar” çoğu zaman gelip geçiyor; ben kırıp dökmeden, incitmeden, mümkün mertebe üzmeden, devam etmeye çalışıyorum yaşamaya.


  4. biliyorum hiçbir zaman söyliyemicem Elmo!!

    con te partiro/Andrea Bocelli

    quando sono solo
    sogno all’orizzonte
    e mancan le parole,
    si lo so che non c’e` luce
    in una stanza quando manca il sole,
    se non ci sei tu con me,
    su le finestre
    mostra a tutti il mio cuore
    che hai acceso,
    chiudi dentro me
    la lace che
    hai incontrato per strada,


  5. lcohenNihayet geldi bu şarkıyı yazmanın vakti. Çünkü şarkıda da dediği gibi “the end of december…/aralığın sonu” geldi çattı. Her ne kadar şarkıdaki diğer imgelere uyamasam da (mesela, sabahın dördünde ve Clinton Caddesi’nde yazmak da isterdim) zamanıdır sanırım Leonard Cohen bahsini açmanın.

    Şarkının konusu bir erkekten bir diğerine mektup şeklinde özetlenebilir. Eğer ki söyleyeni L.Cohen kabul edersek, mektubu yazdığı adam karısını ayartmış birisi olmuş oluyor. Yani L.Cohen abimiz, en yakın arkadaşıyla karısının ilişkisini öğrendikten baya bir zaman sonra bu mektubu arkadaşına yazıyor. O mektubun girişindeki dostâne hava, ağırlığı daha da arttırıyor. Diyor ki L.Cohen;


  6. Bir hikaye de benim minik yeğenimden :)

    Sülalecek toplanıp çaylar kekler eşiliğinde sohbet ettiğimiz günlerden biriydi, kuzenlerimden Nalan ilk bebeğine hamileydi, herkes üzerine titriyordu. Şehir dışından gelen kuzenim ve 4 yaşındaki minik kızı da o gün bize katılmışlardı. Herkes hamile olan kuzenime bebekle ilgili şeyler soruyor bilgiler paylaşıyordu. Konuyu bi süre dinleyip sürekli Nalan’ın karnını inceleyen yeğen, kocaman açtığı gözleriyle bombayı patlattı :

    -Nalan teyze senin karnında ne var böyle kocaman ?

    -Bebek var tatlım.

    -NEEE! Nalan Teyze Yoksa Sen Bebeğini Mi Yuttun ???!!!


  7. Soldan Saga: (Yanilmiyorsam) Enver Sedat, Kaddafi ve Hafiz Esad

    Soldan Saga: (Yanilmiyorsam) Enver Sedat, Kaddafi ve Hafiz Esad

    Muammer Kaddafi Libya’da darbe yaptiginda henuz 27 yasindaydi. Kral Idris’i devirip basa gecmesi 1969 yilinda gerceklesmisti. Simdilerde Libya liderliginde tamamladigi 40 yil o zamanlar gelismekte olan ulkelerde sikca gerceklesen darbeler goze alindiginda cok da gercekci gozukmuyordu muhtemelen. Turkiye ve Necmettin Erbakan’la olan iliskilerinden taniyoruz biz kendisini daha cok. Ancak onun darbeciligi enteran bir hikayeye dayaniyor.


  8. Stephen Hawking’in akıl uçuklatacak bir başka konuşması. Kainat nasıl başladı? Hayat nasıl başladı? Yalnız mıyız? gibi soruları nasıl cevaplayacağımızı tartışıyor Hawking. Altyazıyı Türkçe seçebiliyorsunuz (view subtitles’tan).


  9. Başkaparmak’tan Aforizmalar -6

    Bağışlamayı bileceksin ki Mevla ‘bağışlayan’ sıfatını sana göstersin…


  10. Kapalı yazmak / açık yazmak

    yazmakİlkokulda “yazmak” hiç aklımda yoktu. Hatta kompozisyon derslerinde, “işsizlik” konusunda yazılar yazan manyaklar vardı sınıfta; buna rağmen hiç öyle dertlerim olmamıştı. Sadece bir şiir yazmıştım, o da bir şarkıdan esinlenerek. Ortaokulda, sonraları, şiir ve deneme yazmaya başladım. Orta-3′teki yıllık ödevim, Cemil Meriç’in Jurnal (2cilt) kitabından esinlendiğim bazı makaleler yazmaktı. Hep hayıflanırım o yazıları kaybettiğime. O ödevden bir makaleyi bir tanıdığıma gösterdiğimde, bana yerel bir dergide yazmayı teklif etmişti. İnsan deneme yazarken daha “açık” olabiliyordu sanırım. Sonra lise yıllarında ilk kez öykü formatında şeyler yazmaya koyuldum. Deneme yazmayı içselleştirerek bir nevi “içe yolculuk” yapmaya başladım. Oradan dışarı taşanları da karakterlerin sırtına yükleyerek bir şeyler karalıyordum. Öykülerimi yakınımda, sevdiğim insanlara okuttuğum için de “esaslı eleştiriler” alamadım hiç.


  11. birdsBir çocuğu asla ama asla televizyon seyrederken rahatsız etmeyeceksiniz. Normal zamanda duvarlara tırmanan bu canavarlar, tv karsısında uysal birer kediye dönüşüyorlar. Transa girmişçesine kalıyorlar ekran karşısında saatlerce.

    Yeğenlerimle çoğunlukla telefonla olduğundan iletişimimiz, normalde önce konuşmak için üçü birbiriyle yarışa giriyorken, ah şu kör olasıca televizyon perde oluyor muhabbetimize.


  12. Başkaparmak’tan Aforizmalar -5

    Ne zaman maddi olarak kendimi gucsuz hissetsem aklima rahat yellenebilmek icin 50 bin verebilecek bir bagsur hastasi veya rahat iseyebilmek icin 50 bin verebilecek bir prostat hastasi gelir ve halihazirda 100 binim oldugunu anlarim. Ote yandan neden aklima bu orneklerin geldigi ile ilgili hicbir fikrim yok.


  13. the_girl_in_the_rain_

    Bir kız tanıdım, ne zaman bana baksa, gözlerine bulutlar inerdi. Bir anlam veremezdim.

    Ama, bana ne zaman baksa bulutlanırdı gözleri, ellerim üşüyor derdi. Alırdım ellerini paltomun cebine koyardım. Sanki elleri ona bağlı değildi, hatta hiç bir uzvu, kolayca tutup dokunabilirdin ona, bir tek ”göz”leri vardı, bazen yalnızca “göz” olarak yaşıyor bu kız derdim. Kokuyu, tadı, dokunuşu her şeyi gözleriyle yapıyor. Bundandır ki gözüyle temas kurmadığı biriyle konuştukları sadece yalan olurdu. İnanmazdı çünkü, gözle dokunmadan konuşulan hiç bir şeye zerre inanmazdı. Bunların hepsi ironi görebiliyorsun değil mi?


  14. “Afili Filintalar”

    afili filintalar

    Ortak noktası “yazmak” olan üç okunası adam aynı blogda yazmaya başlıyorlar. Kimler mi?

    Tatlı Rüyalar”dan bildiğimiz Alper Canıgüz; bazı şiirlerini “anna”madığımız ve fakat çekilmiş en iyi Türk filmlerinden diyebileceğimiz “Polis”’in yönetmeni,  “şiddete meyyalim vallahi dertten”  ile “çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen”i ezber eyleten Onur Ünlü, ve son olarak, kitaplarında hem sinemadaki aksiyon ve kurguyu, hem şiirdeki letafeti bulabileceğiniz, on parmağında on marifet Murat Menteş (ki bir röportajında  “kitabında kelimelerle oyun oynayarak, fırlama ifadelere başvurarak can sıkıntını mı gidermeye çalışıyorsun?” sorusuna “kelimeler nimettir, nimetle oyun olmaz.” diyerek beni benden almış, ukalalıkla sevimliliği aynı potada eritmeyi başarmış nev-i şahsına münhasır bir zattır kendileri.)


  15. 4 yasindaki yegenimin anneannesiyle (yani annemle) olan konusmasi aklima geldi sonuncuyu okuyunca;

    Ufaklik: Anne Gulsen nerde?

    Annem: Yok oglum, disarida o simdi. Hem sen annene neden ismiyle hitap ediyorsun? Ayip, annen o senin.

    U: E ayipsa o zaman sen neden ismiyle cagiriyorsun onu?


  16. Bir katkı da benden olsun bu sevimli köşeye.. Bilvesile ayine’ye de göz kırparım.

    Dörtbuçuk Yaşındaki Hayalbaz: Abla, biliyo musun aslında süpermen gerçek?

    Kendini Mantıklı Sanan Abla: Hayır canım, o sadece bir çizgifilm.

    DYH: Hıı hiç de bile, o gerçek bi kerem. Sen bilmiyosuun..