
Güzellik ve çirkinlik konusunda öteden beri “gözün”, insana oynadığı hep şöyle bir oyun vardır; “güzel olan iyidir, çirkin olan kötüdür.” Göz bu oyunda doğrudan aklı da kısıtladığı için aksini düşünmek biraz zordur. Daha çok reklam dünyasında iş gören “güzel olan iyidir” stereotipini -bu genellemeyi- altüst eden, tarihte “femme fatale” (kötücül kadın) diye bilinen bir kadın tiplemesi vardır. Eşsiz güzelliğiyle erkeği baştan çıkaran, kendine kul köle haline getirdikten sonra da istediğini vermeyip avucunda oynatan, bir nevi süründüren hatta öldüren kadın modelidir. Çok güzel olduklarından ve o masum çekiciliğin ardına sığındıklarından, tuzaklarına düşmemek zordur. Uç noktada durdukları için gözlerinizi büyüterek bakarsınız ve inanmak istemezsiniz. “Kıskanmak” filmindeki Seniha gibi hem çirkin hem de kötü olmak, durumu çok daha kabul edilebilir bir kulvara sokuyor ve Seniha’yı pek de yadırgamamıza izin vermiyor, oysa bu bahsettiğimiz femme fatale kadın imgesinin etki alanı çok daha büyük. Çünkü aklı ve gözü perdeleyen güzellik ve saf görünümüyle kadın bütün kozunu kullanabiliyor, böylelikle güzellik kadının elinde bir güç simgesine dönüşebiliyor. Bu kadınların, genel imajın dışında çok farklı bir yerde durduğu da kesin ve işte bunlardan biri de Judith.
bugün 0, toplam 75 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- femme fatale tarzı
- holofernes mitoloji
- dünyayı değiştiren kadınlar salome
- güzellik ve çirkinlik
- gustav klimt judith holifernes




Ridley Scott’ın yönettiği American Gangster için “Zenci Godfather” yakıştırması yapılmıştı. Filmin bir “baba” hikayesi olması dışında, her iki filmde de ortak olan şu yön var sadece: “Baba”lar istemeseler de girdikleri bu yolda, prensiplerini çiğnemek durumunda kalıyorlar. Ömürleri de bunun pişmanlığı ile son buluyor çoğunlukla. Bu nedenle de “dönüşüm” filmleri kategorisine giriyor benim açımdan. Karakterlerin, yaşadıkları olaylara bağlı olarak yaşadıkları dönüşümü oldukça düz bir üslupla ve güçlü imgelerle anlatması bir yana, bazı diyaloglarıyla insana “ulaaaan!” dedirtiyor. Ben ne zaman, “ulaaaan!” derim? Uzunca bir zamandır farkedemediğim bir şeyi farkettiğimde.

Kadim zaman tespitleri, yakın gelecek tahminleri\beklentileri\planları içeren insanın gençlik döneminin haritası. Hikaye 14 yaşında başlar. Çocukluğun oradan oraya koşturan, kırsa da dökse de en iyi ihtimal bir sille ile işin içinden çıkabileceği ama içerisinde zerre parçası kalmayan umursamaz tavırları vücut üzerine yapılan fikir mesailerinden sonra artık gençlik çağına adım atıldığının müjdeleyicisidir. Tam da buradan sonra kritik yaşlar 17, 21 (REDD’e selam ederim), 24, 27, 30 ve 35′tir. Her biri kendi içerisinde alengirli, her birinin dönüm noktası bir o kadar sancılı ama insanın öğrenebileceği kadar öğrendiği, eğlenebileceği kadar eğlendiği ve her zaman hasretle anacağı çağlarıdır.
Beş gündür tatilimin keyfini sürüyorum. Dört ay boyunca stresin hasını yaşayıp, sürekli sürekli ders çalışmanın zorunluluğunu yaşamış biri olarak çok da hakettim bunu. Afyonkarahisar Dinar’da kardeşim “ortason” ile kendi çapımızda bir tatil geçiriyoruz. Kendi çapımızda derken, gerçekten, tam manasıyla kendi çapımızda bir tatildeyiz. .gif)


Şiirler, hikayeler ve masallar okudum.











