
yazan: byesc
Monte Kristo Kontu en az iki kere okudugum favorim olan klasiklerden. Kardeslerimle okumaya doyamadigimiz, orasini burasini didikledigimiz eserlerden biri. Haliyle daha Ezel dizisi ortaya cikmadan yayilan ‘Monte Kristo esintili bir dizi cekiliyormus’ soylentilerine kayitsiz kalamadim. Okumayanlar icin hikayenin sonuna dair ipucu vermeden kitabi ozetleyecek olursak:
Edmon Dantes isimli genc, iyi yurekli bir denizciyi anlatiyor Monte Kristo Kontu. Ortacag Fransa’sinda Napolyon doneminde geciyor. Edmon gemide kaptan yardimciligina yukseldigi, sevgili nisanlasi ile evlenecegi dugun gununde bilmedigi bir nedenle tutuklanarak If satosuna hapsedilir.
bugün 0, toplam 38 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- monte kristo kontu i
- Monte Kristo Kontu
- monte kristo kontu kitabı karakterleri
- if şatosu
- monte kristo kontu kitap nerede satiliyor

Ocak ayında güney İspanya’ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz.
Aristo’nun şehri (polis) şimdiki haliyle bir çeşit kasabadır aslında. Antik Yunan’daki şehir devletlerde, bugünkü anlamda bir şehirlilik yoktur. Yine de kendi devirlerine göre, köylerden farkı ticaret, şehirler/uluslar arası iletişim ve işlenmiş bir malzemeyi ikinci kez işlemeye dayalı bir üretimdir çoğunlukla. Bunu, bugün de yaşadığımızı söylemek mümkün. Güncel Marxistler’in pek sevdiği şekilde söylersek; “Geç Kapitalizm” bir de buna ‘finans’ denilen meseleyi ekleyerek, para üzerinden para kazanma ve üretimin ‘sanallaşmasına’ yol açmayı eklemiş. Bütün bunları düşününce, “şehir” Faust’ta Goethe’nin şeytanla özdeşleştirdiği bir olguya doğru gidiyor. Nasıl ki Fransız köylülerinin savaş açtığı aristokrasi aynı zamanda kültür ve sanatı motive ediyordu; şehir de öyledir. Ruha hitap eder… 
Geçen sene bu zamanlar ablamları ziyarete gitmiştim birkaç günlüğüne. Kutlu doğum haftasına denk gelmişti, ertesi gün de kandil.
Önceki hafta annemler İstanbul’a geldiğinde yaptığım ve kusur bulmakta pek mahir sevgili babamdan bile tam not alan yemeğin hazırlaması kolay mı kolay.
Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil… 
Efendim, çok ilginç bir dönemdir. 1700 lü yıllarda Sir Isaac Newton’un F=ma ile ünlenmiş klasik fizik’in temellerini atmasının üzerinden yaklaşık iki asır geçmiştir. Gel zaman git zaman, gözle görülebilir boyuttaki nesnelerle alakalı fizik kanunları keşfedilmiş, bir de üstüne üstelik; ışık’ın yapısı, elektrik ve manyetik alanlarının birbiri ile olan alakası Maxwell tarafından 1860’lı yıllarda formülize edilmiştir. Tüm bu gelişmelerin üstüne, birçok kişide “fizik ile alakalı bulunabilecek herşey bulundu, bundan sonra uğraşmaya gerek yok” ortak kanısı hâkim olmuş, fizik PhD’si yapmaya yeltenen bir çok tıfıl’a da, “ne işin var da fizik doktorası yapıyorsun, git karnını doyurabileceğin başka bir iş yap” denmiştir. Düşünün öyle bir zaman dilimi. 

Bu ayki Birikim Dergisi’nin konusu oldukça ilgi çekici. Eğer bir kitaplığınız varsa, mutlaka edinin ve arşivinize koyun. Çünkü zaman zaman işe yarayacak güzel makaleler var içinde. Benim bu kadar ilgimi çekmesinin nedeni, derginin başlığındaki “Sol ve İlahiyat” ibaresinden çok, içerideki makalelerde Marx’ın, Rosa Luxemburg’un, Lenin’in ve bilumum devrimci abilerin/ablaların din üzerine söylediklerini ihtiva ediyor olması. Çünkü bugüne kadar pek de ortalarda görünmeyen pasajlardı onlar. Bilhassa, Marx’ın “Din afyondur.” lafını bilir herkes de, o cümlenin öncesinde söylediği, “Din, bu dünyanın genel teorisi, ahlâki müeyyidesi, yegâne tamamlayıcısı, teselli ve mazeretin evrensel temelidir.” şeklindeki cümlelerini ve devamında, “Dine karşı mücadele, dolaylı olarak ruhanî aroması din olan dünyaya karşı mücadeledir.” ifadesini bilmez. 












