
Monte Kristo Kontu en az iki kere okudugum favorim olan klasiklerden. Kardeslerimle okumaya doyamadigimiz, orasini burasini didikledigimiz eserlerden biri. Haliyle daha Ezel dizisi ortaya cikmadan yayilan ‘Monte Kristo esintili bir dizi cekiliyormus’ soylentilerine kayitsiz kalamadim. Okumayanlar icin hikayenin sonuna dair ipucu vermeden kitabi ozetleyecek olursak:
Edmon Dantes isimli genc, iyi yurekli bir denizciyi anlatiyor Monte Kristo Kontu. Ortacag Fransa’sinda Napolyon doneminde geciyor. Edmon gemide kaptan yardimciligina yukseldigi, sevgili nisanlasi ile evlenecegi dugun gununde bilmedigi bir nedenle tutuklanarak If satosuna hapsedilir.
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
-
Monte Kristo Kontu Ezel’i Dover
28 Şub 10 (2:43) | byesc yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
-
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
28 Şub 10 (2:23) | kuzeydeki güney insanı yazdı | Sakin Turizm | 3 yorum
Ocak ayında güney İspanya’ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz.
-
Tüp Bebek Nasıl Yapılır – 1
28 Şub 10 (2:01) | yulimeka yazdı | Çözüm merkezi | 4 yorum

Uzun bir aradan sonra tüm Sakinkafa ailesine tekrar selam ederim.
Yaklaşık bir aydır eşimle birlikte memleketimizin güzide bir üniversite hastanesine sabah 08:00 da intikal edip öğleden sonra ikiye kadar beklemek mecburiyetinde bulunmamız ve ikamet ettiğim şehirde olmamam nedeniyle siteye giremedim. Ancak gelip gördümki sakinkafa da değişen bir şey yok… Yine sakin bir kafa eşliğinde yazılmış nefis yazılar.
-
Taşra güzellemesi veya şehr-i şeytan
27 Şub 10 (0:47) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 8 yorum
Aristo’nun şehri (polis) şimdiki haliyle bir çeşit kasabadır aslında. Antik Yunan’daki şehir devletlerde, bugünkü anlamda bir şehirlilik yoktur. Yine de kendi devirlerine göre, köylerden farkı ticaret, şehirler/uluslar arası iletişim ve işlenmiş bir malzemeyi ikinci kez işlemeye dayalı bir üretimdir çoğunlukla. Bunu, bugün de yaşadığımızı söylemek mümkün. Güncel Marxistler’in pek sevdiği şekilde söylersek; “Geç Kapitalizm” bir de buna ‘finans’ denilen meseleyi ekleyerek, para üzerinden para kazanma ve üretimin ’sanallaşmasına’ yol açmayı eklemiş. Bütün bunları düşününce, “şehir” Faust’ta Goethe’nin şeytanla özdeşleştirdiği bir olguya doğru gidiyor. Nasıl ki Fransız köylülerinin savaş açtığı aristokrasi aynı zamanda kültür ve sanatı motive ediyordu; şehir de öyledir. Ruha hitap eder…
-
Hepimiz “Bollywood”uz!
26 Şub 10 (0:57) | dilinkemigi yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum

Son günlerde bol bol film izliyorum. Bazen kafami dagitmak icin en iyisi bu oluyor.
Nekadar romantik komedi varsa, hepsini izlemisimdir artik sanirim.Bugün birtane de “Bollywood” filmi izleyeyim dedim, demekle kalmayip izledim de anasini satiim. Tam 3, 5 sa-at!! Pes deyin, yuh deyin, cüs deyin, oha deyin, ne derseniz deyin efenim, hepsi uygundur bu duruma. Okadarcik argo hintli kizinda da olur artik.
Icinizde hic izleyen oldu mu bilmiyorum bu filmi: “In guten wie in schweren Tagen”. Yani “Iyi günde, kötü günde” oluyor sanirim türkcesi. Isimden hersey anlasiliyor zaten, film baslamadan evvel 15-20 paket mendili hazirlamak farzdir. Filmin yorum sayisini görünce bir sitede (digerlerinden cok cok fazlaydi ve üstelik hep olumlu yorumlar) iyice merak ettim, üstelik cogunluk hep Alman’lar yazmis. Bir de okadar duygusal degildir denir hep onlar icin, herseye hemen “kitschig” yakistirmasi yaparlar, hicte bile!
-
Geçen sene bu zamanlar ablamları ziyarete gitmiştim birkaç günlüğüne. Kutlu doğum haftasına denk gelmişti, ertesi gün de kandil.
Biz de miniklerle beraber odalarını süsledik, hazırlık yaptık. Kandil akşamı da pasta kestik, “Peygamberimizin doğum günü” idi çünkü. Hem bu oda süsleme kısmı hem pasta kesme filan çok hoşlarına gitmişti. Ve son dilimini yerken, hayatta olmayan birinin doğum gününü kutluyor oluşumuzu ancak farkeden Serdar’dan günün sorusu geldi: “-Ama Ayine Teyze, Peygamberimiz’in yaşı yok ki!”
-
şu yalan dünyada değişmesini istediğim üç şey..
24 Şub 10 (13:10) | kirpininmordikeni yazdı | Afacan Köşe, Hayattan Detaylar | 1 yorum
evet üç şey.. öyle lambadan çıkan cin, kuyudaki dev, kaf dağının ardındaki padişah yada sihirli aynanın “dile benden ne dilersen” sorusuna cevap olacak cinsten üç dilek değil.. çok basit ve -tabiri caizse- adi dilekler bunlar. hemen gerçekleşebilecek cinsten, olağanüstü güçlere ihtiyaç duymayanından..
-
Dişe Dokunur Yazılar-4 Fırın Poşetinde Balık
24 Şub 10 (10:12) | ayine yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Önceki hafta annemler İstanbul’a geldiğinde yaptığım ve kusur bulmakta pek mahir sevgili babamdan bile tam not alan yemeğin hazırlaması kolay mı kolay.Malzemeler:
balık (tercihen çupra, kişi başı bir tane)
biraz arpacık soğan
birkaç patates ve havuç
defne yaprağı
tereyağı
-
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…
24 Şub 10 (1:09) | sahidüş yazdı | Hayattan Detaylar | 11 yorum
Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil… Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda olsun.” diyerekten bu şehrin toprağına katarlar.
-
İstiklal’deki kaleydoskop gözlü kız
23 Şub 10 (2:30) | persephone yazdı | Hayattan Detaylar, Sakin Turizm | 7 yorum

İstiklal Caddesi ne kadar yer işgal ediyor hayatınızda, bilmiyorum. Belki farklı şehirlerdesiniz ya da çok daha uzaklarda ve belki hiç görmediniz. Yalnız bir şey var ki, İstiklal Caddesi’ne girmeden beni meşgul eden, terazime ağır basan, ruhuma dokunan çoğu şeyi çözemez hale gelmişim, yeni fark ediyorum. Bazen benim bile fark etmediğim takıntılarım olduğunu söylerlerdi arkadaşlarım. Bazı konulardaki son derece tutucu tavrımı rahatlığıma bakıp hiç mi hiç kestiremez, ani tepkilerimde panik olurlardı.
Geçen gün bir arkadaşımla kahvemizi yudumlarken bana dönüp “her aradığımda İstiklal’deyim diyorsun, benim ruhum daralıyor orada azıcık fazla kalsam, sen yapacak ne buluyorsun?” diyene kadar ben de ne işim olduğunu hiç bilmiyordum.
-
19. yy. Sonu 20. yy. Başında Fizikçi Olmak
21 Şub 10 (14:19) | kuzeydeki güney insanı yazdı | Bilim ve Teknoloji | 6 yorum
Efendim, çok ilginç bir dönemdir. 1700 lü yıllarda Sir Isaac Newton’un F=ma ile ünlenmiş klasik fizik’in temellerini atmasının üzerinden yaklaşık iki asır geçmiştir. Gel zaman git zaman, gözle görülebilir boyuttaki nesnelerle alakalı fizik kanunları keşfedilmiş, bir de üstüne üstelik; ışık’ın yapısı, elektrik ve manyetik alanlarının birbiri ile olan alakası Maxwell tarafından 1860’lı yıllarda formülize edilmiştir. Tüm bu gelişmelerin üstüne, birçok kişide “fizik ile alakalı bulunabilecek herşey bulundu, bundan sonra uğraşmaya gerek yok” ortak kanısı hâkim olmuş, fizik PhD’si yapmaya yeltenen bir çok tıfıl’a da, “ne işin var da fizik doktorası yapıyorsun, git karnını doyurabileceğin başka bir iş yap” denmiştir. Düşünün öyle bir zaman dilimi.
-
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
21 Şub 10 (6:29) | dilinkemigi yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum

“Bir miktar delilik, en kutsal zekadir…..ayirt edebilen göze”
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel… 17. Subat 2008′de kaybettigimiz kadin…
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV’de kendisini ilk gördügümde “e yok artik, ucmus bu!” demistim…Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini… yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür… Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi konusan ve yasayan, cesur, siradisi ve hep kendisi olabilmeyi basaran “deli” kadin…
-
Şiir idealist midir?
20 Şub 10 (17:40) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 5 yorum

Bu ayki Birikim Dergisi’nin konusu oldukça ilgi çekici. Eğer bir kitaplığınız varsa, mutlaka edinin ve arşivinize koyun. Çünkü zaman zaman işe yarayacak güzel makaleler var içinde. Benim bu kadar ilgimi çekmesinin nedeni, derginin başlığındaki “Sol ve İlahiyat” ibaresinden çok, içerideki makalelerde Marx’ın, Rosa Luxemburg’un, Lenin’in ve bilumum devrimci abilerin/ablaların din üzerine söylediklerini ihtiva ediyor olması. Çünkü bugüne kadar pek de ortalarda görünmeyen pasajlardı onlar. Bilhassa, Marx’ın “Din afyondur.” lafını bilir herkes de, o cümlenin öncesinde söylediği, “Din, bu dünyanın genel teorisi, ahlâki müeyyidesi, yegâne tamamlayıcısı, teselli ve mazeretin evrensel temelidir.” şeklindeki cümlelerini ve devamında, “Dine karşı mücadele, dolaylı olarak ruhanî aroması din olan dünyaya karşı mücadeledir.” ifadesini bilmez.
-
Dünyanın En Huzurlu Fıkrası
19 Şub 10 (18:52) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 3 yorum
Dünyanın en huzurlu fıkrasıydı benim için birazdan anlatacağım fıkra. Pek çoğunuz bilirsiniz belki. Hiç komik değildi ve çocukluğumun bir döneminde çok popüler olmuştu. Biri anlattıkça hafif gülümserdim kendimi zorlardım gülmek için gene de içimizden bir fıkra.
-
Türkçe Üzerine
19 Şub 10 (12:39) | axilion yazdı | Gündem, Kültürel Köşe | 5 yorum
Türkçe giderse, Türkiye gider! Yabancı dille eğitim ile Türkiye gider.
Oktay SinanoğluBu beyefendi ne dediğinin, statü sembolü sayılan yabancı dille eğitim veren kurumlarda eğitim almanın Türkiye’nin geleceğini etkileyeceğini söylediğinin farkında mı? Bu konu hakkında yazılmış kitabı olduğuna ve basan yayınevi bulunduğuna göre, farkında olma ihtimalini ve haklı olma ihtimalini ihtiyatlı davranıp elden bırakmamakta fayda var. Bu nedenle iki ihtimali de içine çok girmeden mahalle karıları kavgası tadında değerlendirelim.
-
Müdürlüğü Malum Mahallinden Anlayanlar
18 Şub 10 (14:44) | axilion yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle;
“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:
•Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
•Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
•Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
•Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
















