sakinkafaatari oyunları

  1. Monte Kristo Kontu Ezel’i Dover

    If Satosu
    Monte Kristo Kontu en az iki kere okudugum favorim olan klasiklerden. Kardeslerimle okumaya doyamadigimiz, orasini burasini didikledigimiz eserlerden biri. Haliyle daha Ezel dizisi ortaya cikmadan yayilan ‘Monte Kristo esintili bir dizi cekiliyormus’ soylentilerine kayitsiz kalamadim. Okumayanlar icin hikayenin sonuna dair ipucu vermeden kitabi ozetleyecek olursak:
    Edmon Dantes isimli genc, iyi yurekli bir denizciyi anlatiyor Monte Kristo Kontu. Ortacag Fransa’sinda Napolyon doneminde geciyor. Edmon gemide kaptan yardimciligina yukseldigi, sevgili nisanlasi ile evlenecegi dugun gununde bilmedigi bir nedenle tutuklanarak If satosuna hapsedilir.


  2. elhamraOcak ayında güney İspanya’ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz.


  3. Tüp Bebek Nasıl Yapılır – 1

    tup

    Uzun bir aradan sonra tüm Sakinkafa ailesine tekrar selam ederim.

    Yaklaşık bir aydır eşimle birlikte memleketimizin güzide bir üniversite hastanesine sabah 08:00 da intikal edip öğleden sonra ikiye kadar beklemek mecburiyetinde bulunmamız ve ikamet ettiğim şehirde olmamam nedeniyle siteye giremedim. Ancak gelip gördümki sakinkafa da değişen bir şey yok… Yine sakin bir kafa eşliğinde yazılmış nefis yazılar.

    Neyse gelelim bu yazının kaleme alınma sebebine…


  4. köyAristo’nun şehri (polis) şimdiki haliyle bir çeşit kasabadır aslında. Antik Yunan’daki şehir devletlerde, bugünkü anlamda bir şehirlilik yoktur. Yine de kendi devirlerine göre, köylerden farkı ticaret, şehirler/uluslar arası iletişim ve işlenmiş bir malzemeyi ikinci kez işlemeye dayalı bir üretimdir çoğunlukla. Bunu, bugün de yaşadığımızı söylemek mümkün. Güncel Marxistler’in pek sevdiği şekilde söylersek; “Geç Kapitalizm” bir de buna ‘finans’ denilen meseleyi ekleyerek, para üzerinden para kazanma ve üretimin ’sanallaşmasına’ yol açmayı eklemiş. Bütün bunları düşününce, “şehir” Faust’ta Goethe’nin şeytanla özdeşleştirdiği bir olguya doğru gidiyor. Nasıl ki Fransız köylülerinin savaş açtığı aristokrasi aynı zamanda kültür ve sanatı motive ediyordu; şehir de öyledir. Ruha hitap eder…


  5. Hepimiz “Bollywood”uz!

    Aishwarya_&_Madhuri_dola_re_dola.24420519_std

    Son günlerde bol bol film izliyorum. Bazen kafami dagitmak icin en iyisi bu oluyor.
    Nekadar romantik komedi varsa, hepsini izlemisimdir artik sanirim.

    Bugün birtane de “Bollywood” filmi izleyeyim dedim, demekle kalmayip izledim de anasini satiim. Tam 3, 5 sa-at!! Pes deyin, yuh deyin, cüs deyin, oha deyin, ne derseniz deyin efenim, hepsi uygundur bu duruma. Okadarcik argo hintli kizinda da olur artik.

    Icinizde hic izleyen oldu mu bilmiyorum bu filmi: “In guten wie in schweren Tagen”. Yani “Iyi günde, kötü günde” oluyor sanirim türkcesi. Isimden hersey anlasiliyor zaten, film baslamadan evvel 15-20 paket mendili hazirlamak farzdir. Filmin yorum sayisini görünce bir sitede (digerlerinden cok cok fazlaydi ve üstelik hep olumlu yorumlar) iyice merak ettim, üstelik cogunluk hep Alman’lar yazmis. Bir de okadar duygusal degildir denir hep onlar icin, herseye hemen “kitschig” yakistirmasi yaparlar, hicte bile!


  6. 3958868280_2b6bcd6bceGeçen sene bu zamanlar ablamları ziyarete gitmiştim birkaç günlüğüne. Kutlu doğum haftasına denk gelmişti, ertesi gün de kandil.
     
    Biz de miniklerle beraber odalarını süsledik, hazırlık yaptık. Kandil akşamı da pasta kestik, “Peygamberimizin doğum günü” idi çünkü. Hem bu oda süsleme kısmı hem pasta kesme filan çok hoşlarına gitmişti. Ve son dilimini yerken, hayatta olmayan birinin doğum gününü kutluyor oluşumuzu ancak farkeden Serdar’dan günün sorusu geldi: “-Ama Ayine Teyze, Peygamberimiz’in yaşı yok ki!”


  7. evet üç şey.. öyle lambadan çıkan cin, kuyudaki dev, kaf dağının ardındaki padişah yada sihirli aynanın “dile benden ne dilersen” sorusuna cevap olacak cinsten üç dilek değil.. çok basit ve -tabiri caizse- adi dilekler bunlar. hemen gerçekleşebilecek cinsten, olağanüstü güçlere ihtiyaç duymayanından..


  8. balıkÖnceki hafta annemler İstanbul’a geldiğinde yaptığım ve kusur bulmakta pek mahir sevgili babamdan bile tam not alan yemeğin hazırlaması kolay mı kolay.

    Malzemeler:

    balık (tercihen çupra, kişi başı bir tane)
    biraz arpacık soğan
    birkaç patates ve havuç
    defne yaprağı
    tereyağı


  9. istanbulSözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…

    Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…

    * **

    Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda olsun.” diyerekten bu şehrin toprağına katarlar.


  10. istiklal caddesi-

    İstiklal Caddesi ne kadar yer işgal ediyor hayatınızda, bilmiyorum. Belki farklı şehirlerdesiniz ya da çok daha uzaklarda ve belki hiç görmediniz. Yalnız bir şey var ki, İstiklal Caddesi’ne girmeden beni meşgul eden, terazime ağır basan, ruhuma dokunan çoğu şeyi çözemez hale gelmişim, yeni fark ediyorum. Bazen benim bile fark etmediğim takıntılarım olduğunu söylerlerdi arkadaşlarım. Bazı konulardaki son derece tutucu tavrımı rahatlığıma bakıp hiç mi hiç kestiremez, ani tepkilerimde panik olurlardı.  

    Geçen gün bir arkadaşımla kahvemizi yudumlarken bana dönüp “her aradığımda İstiklal’deyim diyorsun, benim ruhum daralıyor orada azıcık fazla kalsam, sen yapacak ne buluyorsun?” diyene kadar ben de ne işim olduğunu hiç bilmiyordum.


  11. sakin sakinEfendim, çok ilginç bir dönemdir. 1700 lü yıllarda Sir Isaac Newton’un F=ma ile ünlenmiş klasik fizik’in temellerini atmasının üzerinden yaklaşık iki asır geçmiştir. Gel zaman git zaman, gözle görülebilir boyuttaki nesnelerle alakalı fizik kanunları keşfedilmiş, bir de üstüne üstelik; ışık’ın yapısı, elektrik ve manyetik alanlarının birbiri ile olan alakası Maxwell tarafından 1860’lı yıllarda formülize edilmiştir. Tüm bu gelişmelerin üstüne, birçok kişide “fizik ile alakalı bulunabilecek herşey bulundu, bundan sonra uğraşmaya gerek yok” ortak kanısı hâkim olmuş, fizik PhD’si yapmaya yeltenen bir çok tıfıl’a da, “ne işin var da fizik doktorası yapıyorsun, git karnını doyurabileceğin başka bir iş yap” denmiştir. Düşünün öyle bir zaman dilimi.


  12. 280776

    “Bir miktar delilik, en kutsal zekadir…..ayirt edebilen göze”

    (Emily Dickinson)

    Aysel Gürel… 17. Subat 2008′de kaybettigimiz kadin…

    I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.

    Cok uzun yillar evvel TV’de kendisini ilk gördügümde “e yok artik, ucmus bu!” demistim…Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini… yargilamamayi ögretti.

    Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür… Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi konusan ve yasayan, cesur, siradisi ve hep kendisi olabilmeyi basaran “deli” kadin…


  13. Şiir idealist midir?

    rembrandt_filozof_medytujacy_16321Bu ayki Birikim Dergisi’nin konusu oldukça ilgi çekici. Eğer bir kitaplığınız varsa, mutlaka edinin ve arşivinize koyun. Çünkü zaman zaman işe yarayacak güzel makaleler var içinde. Benim bu kadar ilgimi çekmesinin nedeni, derginin başlığındaki “Sol ve İlahiyat” ibaresinden çok, içerideki makalelerde Marx’ın, Rosa Luxemburg’un, Lenin’in ve bilumum devrimci abilerin/ablaların din üzerine söylediklerini ihtiva ediyor olması. Çünkü bugüne kadar pek de ortalarda görünmeyen pasajlardı onlar. Bilhassa, Marx’ın “Din afyondur.” lafını bilir herkes de, o cümlenin öncesinde söylediği, “Din, bu dünyanın genel teorisi, ahlâki müeyyidesi, yegâne tamamlayıcısı, teselli ve mazeretin evrensel temelidir.” şeklindeki cümlelerini ve devamında, “Dine karşı mücadele, dolaylı olarak ruhanî aroması din olan dünyaya karşı mücadeledir.” ifadesini bilmez.


  14. Dünyanın En Huzurlu Fıkrası

    tebessumDünyanın en huzurlu fıkrasıydı benim için birazdan anlatacağım fıkra. Pek çoğunuz bilirsiniz belki. Hiç komik değildi ve çocukluğumun bir döneminde çok popüler olmuştu. Biri anlattıkça hafif gülümserdim kendimi zorlardım gülmek için gene de içimizden bir fıkra.


  15. Türkçe Üzerine

    byebyeturkcealfayayinlariiTürkçe giderse, Türkiye gider! Yabancı dille eğitim ile Türkiye gider.
    Oktay Sinanoğlu

    Bu beyefendi ne dediğinin, statü sembolü sayılan yabancı dille eğitim veren kurumlarda eğitim almanın Türkiye’nin geleceğini etkileyeceğini söylediğinin farkında mı? Bu konu hakkında yazılmış kitabı olduğuna ve basan yayınevi bulunduğuna göre, farkında olma ihtimalini ve haklı olma ihtimalini ihtiyatlı davranıp elden bırakmamakta fayda var. Bu nedenle iki ihtimali de içine çok girmeden mahalle karıları kavgası tadında değerlendirelim.


  16. Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle;
    “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.

    Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

    •Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
    •Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
    •Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
    •Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.