Evet, evet yazmalıyım! Aklımda öyküler dolaşıyor sürekli. Fatih Camii’nin köşe başlarında duran kediler ve dilenciler üzerine… Camii tuvaletinde sürüp giden garip hayat üzerine… İnşaat halindeki camiyi artık kanıksamış mahalleli üzerine… Bir başka konu da şu: Meşhurları bir araya getirmek ve onlara çöpçatanlık yapmayı kendine vazife edinmiş ruh sefili bir adamın vereceği büyük parti hakkında bir öykü. Sabahtan itibaren geleceğini düşündüğü önemli isimleri tek tek arayıp akşamki partiye hazırlık yapar. Ve… Büyük Parti aslında büyükçe bir karnavaldır ki herkes kendisini görür. Çırılçıplak, müstehcen ve pornografik bir “an” yakalanır orada; tamamen mecazi anlamda bu kelimeler, erotik hikayeler yazmaya hevesli değilim. Lakin yaşadığımız dünya sizce de çok “müstehcen” değil mi?
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
-
-
Green Grass
26 Nis 10 (23:52) | ayine yazdı | Tanıtım Köşesi | 1 yorum

“Green Grass“, “ölürsem kabrime gel, isterim“in ecnebicesi bir nevi. Cibelle, Tom Waits ‘ten daha mı güzel söylüyor ne…
-
“vehmetmek”
23 Nis 10 (18:17) | ayine yazdı | Bilgi Davarcığı | 0 yorum

Çok daha geniş ve derin manalar içerdiğini düşünüyorken, sözlüklerde yalnız ve sadece “yersiz korkuya kapılmak, evhamlanmak” olarak karşılık bulan “vehmetmek” için çok şükela bir tarif yapmışlar efendim:
“varsaymak, oluşuna inanmak-oluşuna inanmaya kendisini mecbur bırakmak, ne kadar şahsından kaynaklı ne kadar
-
Neyin sahibiyiz?
23 Nis 10 (9:56) | başkaparmak yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
İyi bir üniversitede okuduğun için mi gurur duyuyorsun,
Dershaneye gönderebilecek bir ailede hayata gelmişken?
Dünyada doğan her yüz çocuktan
Sadece üçü senin gibi bir aileye sahipken?
-
Cinsiyetler arasındaki asimetrik namus anlayışı
22 Nis 10 (21:04) | başkaparmak yazdı | Gönül İşleri | 7 yorum
Örneğin üniversitenin ‘önde’ gelenlerinden olan ve birçok ‘önde’ gelen kızıyla çıkmış olan bir erkeğin “özgür kızlar” nezdinde kıymeti artarken, aynı pozisyondaki bir bayana karşı “özgür” yada “gelenekçi” erkeklerin bakışı her daim negatif olmakta. Ben üniversite yıllarımda iken yan masadan kulak misafiri olduğum Cafe-Dorm muhabbetlerinde bir araya gelmiş “özgür” bayanların bir erkek öğrenci ismini zikrederek “çok güzel öpüşüyormuş” demeleri ve bunu o erkeği yücelten bir vasıf gibi görmeleri esasen asimetrik namus anlayışının bir sebebinin de kadınların bu yanlış talepleri ve yanlış yüceltmeleri olduğunu gösteriyor.
-
yeni başlayanlar için Hollanda 1 : bisiklet
21 Nis 10 (22:28) | kirpininmordikeni yazdı | Sakin Turizm | 5 yorum
“yeni baslayanlar icin hollanda” cinsi kitaplarda anlatilan tipik hollanda kültürünü kendi gözlemlerimle anlatmak istiyorum size. [aslinda "tipik" kavramina çek eleştirel yaklaşırım. monolitik ve homojenize eden yaklaşımları sevmem. her kültürün içinde değişik alt türler barındırdığını düşünürüm. ama yazi gereği ben de özcü bir çizgi izliyorum, uyarmadi demeyin.]
-
Hayır gelmeyecek gelin tipleri (1.1.3)
21 Nis 10 (18:04) | başkaparmak yazdı | Gönül İşleri | 0 yorum
İyi bir eşte bulunması gereken temel vasıflardan birisinin de iyi bir anne olması gerektiğini daha öncesinde belirtmiştik. (1.1.1) İyi bir anne güne erken başlar, iyi bir anne üşengeç değildir. (1.1.2) İyi bir anne bunların yanında aynı zamanda sabırlı olmalıdır. “Eskiden asker kişiye gönderilen mektuba üç ayda cevap alınırken, şimdi gönderilen bir SMS mesajına 5 dakika içinde cevap vermediği için sevgililer birbirlerinden ayrılabiliyorlar. Teknolojinin ve modern hayatın hızı karşısında eriyip biten sabrımız ise günümüz ilişkilerini en çok zora sokan sebeplerden birisi olmaya başladı.”
-
Hayır gelmeyecek gelin tipleri (1.1.2)
20 Nis 10 (9:00) | başkaparmak yazdı | Gönül İşleri | 5 yorum
Milyon doları olan insan da gününün büyük bir kısmını çalışmakla geçirmekte, günlük yevmiyesi 50 lira olan da gününün büyük bir kısmını çalışmakla geçirmektedir. Demek ki çalışmaktaki amaç sadece ihtiyacı karşılamak olamaz, zira hiçbir insanın günlük ihtiyacı milyon doları bulamaz. Milyon doları olan insanın da gününün çoğunluğu çalışarak geçirmesini insanın çalışmaya ve boş durmamaya yönelik doğasıyla açıklamak daha uygun olur.
-
Mağdurun -hiç bitmeyen- haklılığı üzerine
16 Nis 10 (18:14) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 3 yorum
Küçükken Hıncal Uluç olmak istediğim gibi, lise ve üniversite yıllarımda da “düşünce suçu” nedeniyle hapse girmek istemişimdir. Zaman zaman, “Üniversite bitiyor… Düşünce suçundan hapse girsem, birkaç sene yatsam içeride. Bu arada beni destekleyen insanlar çıkar. İçeriden de yazarım sağa sola. Düşüncelerim hiç yoktan değerlenir…” dediğim oldu. Hıncal Uluç’a karşı duyduğum tuhaf sempatiden farklı değil burada işleyen mekanizma. Ama benim hikayem, Fight Club’da anlatılan hikayelerden çok farklı değil efendim. Geç kapitalizm dediğimiz çağın, artık bıktıran klişelerine boğulmuşluğun bir dışavurumu…
-
Hayır gelmeyecek gelin tipleri (1.1.1)
15 Nis 10 (16:59) | başkaparmak yazdı | Gönül İşleri | 14 yorum
Bilgisayar almak istediğimizde tüm seçenekleri önümüze koyar, ucuz fiyata iyi bir bilgisayar almaya çalışırız. Hatta bilgisayar mühendisi arkadaşlar varsa onlara da danışırız. Ya da araba alacağımız zaman mutlaka bir ustaya götürüp kilometresinin doğru mu, daha önce kazasının veya değişen parçasının olup olmadığını araştırırız. Bir arabayı en fazla 5 yıl, bir bilgisayarı ise en fazla 3 yıl kullanırız. Halbuki bir ömür paylaşacağımız eşimizi seçerken başka konularda gösterdiğimiz titizliği pek de göstermeyiz. Araba almayı düşünen birisi en az 10 arabayı gözden geçirdiği halde, evlenmeyi düşünen birisi elinden kaç numuneyi geçirmiştir ki? Gerçi konu insan olunca gözden geçirme, kilometre testi yaptırma, seçenekleri yan yana koymak pek mümkün olmuyor. Ama, iyi ekmeği mıncıklamadan seçmenin bir yöntemi olduğu gibi, iyi eşi de mıncıklamadan seçmenin kolay yolları mevcut. Bu yazımızda ilk önceliğimize bakalım…
-
Rıdvan Dilmen’in NTV Spor’daki programını izliyor musunuz bilmiyorum. Özellikle Ntvspor’da NTV’dekinden daha rahat oluyor Rıdvan.
Dün medyanın attığı bir başlığı diline doladı Rıdvan. Büyük maçlardan önce teknik direktörleri birbirlerine çarpıştıran alışılagelmiş bir başlık: “Denizli Daum’a Karşı” Rıdvan’ın futbolun takım oyunu olduğunu söyleyip incisini patlatıyor: Başlığa bak, adamlar sanki tavla oynuyor.
-
“Size Baba Diyebilir Miyim?”
15 Nis 10 (9:36) | ayine yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum
Belli belirsiz bir müzik gelince kulağıma ofiste, artık bir ritüel haline gelen “biz de dinleyebilir miyiiiz”e “peki ne açayım” diye sorduğunda, gözlerimi tavana dikip uzun bir “hmm“dan sonra cevap veriyorum müzik arşivi ‘depresif” ya da ‘az depresif’ şarkılardan ibaret arkadaşıma: “sen hangisini istersen“.
-
Bir hayli zamandır yazmıyorum. Konular tükendiği için değil, aklımda onlarcası da duruyor aslında. İş yüküm çok olduğundan da değil esasen, bir şekilde vakit bulup da yazmak için saatlere ihtiyacım yok. Bu arada üstelik, üç beş yazıyı sildim aniden. Tam da yazının ortalarına gelmişken, CTRL-A marifetiyle önce hepsini seçtim yazılanların, ardından da BACK SPACE tuşuyla (Dileyen DELETE’i de kullanabilir; hatta herhangi bir tuş da iş görür kaybolmasına) geriye gittim. Ve aklıma şu anda Cemil Meriç’in “Dostoyevski de gerici” deyişi geldi. İçimde bir türlü yeşermeyen tohumlar geldi bir de. İnsan ne yaparsa yapsın; bahar bütün haşmetiyle önünde büyüse bile bazı tohumlar telef olmaya mahkûm elbette.
-
herkes gibi
13 Nis 10 (1:23) | kirpininmordikeni yazdı | Afacan Köşe | 4 yorum

- saatlerinizi sol bileginize mi takiyorsunuz?
- ikinci cekmeceyi en ustten baslayarak mi buluyorsunuz?
- yolun sagindan mi yürüyorsunuz?
-
Açık Büfe Mutluluk
12 Nis 10 (17:09) | faith no more yazdı | Hayattan Detaylar | 12 yorum
Açık büfe kahvaltı gönül işidir. Hakkını vermek için bu işe gönül vermek gerekir. Birkaç basit yolla sizde bu işin ustası olabilirsiniz. Nasıl mı? Buyrun efendim;
-Minimum 2 kişi gitmek gerekir.
-Alınacak malzemenin dağılımı ve lojistiği güzelce ayarlanmalıdır
-Başlangıç için kaselere göz kararı kahvaltılık tahıllı gevrek ve süt almalıdır…
-
Kardeş değiliz ama Kardeş Gibiyiz…
11 Nis 10 (23:45) | hurmacidede yazdı | Afacan Köşe, Hayattan Detaylar | 4 yorum
Kardeş Değiliz ama Kardeş Gibiyiz !
Hane halkının haftasonu teamüllerini bir kez daha doğrularcasına, sabahı el/ayak sesleri iyice birbirine karışmadan biraz önce, denize nefes mesafesinde bir bankta karşılamışım, değmeyin keyfime. Malumunuz, şehr-i İstanbul her vakit güzel, ne ki güneşi koynuna alır almaz şehrin denizle bir cilveleşmesi var ki, insanı tövbeye getirir. Sonra sonra sabah güzellerimiz, erken koşucularımız, köpek gezdirenlerimiz de birer birer vitrinde yerlerini alıyorlar, bu şehri onlarsız da hayal etmek zor.
















