Bazı köşe yazarları uyarıyor: “Bu durum karşısında kahrolmalıyız!” Durumun ne olduğunun şimdi ve bu yazı boyunca bir önemi yok, bu biline. Yahut bir başka TV figürü, “Dün gece tarihî bir andı, sevgili izleyiciler. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyor. O “an” nedir, ne değildir, o da mühim değil. Böylesi büyük cümleler kurmayalı, kurduğum zaman da mide ağrısı yaşayalı, kendimden utanalı uzun zaman oldu. “Hayatımda aldığım en önemli karar…” diyordum mesela eskiden. “Senden daha fazla sevemem kimseyi…” demişimdir. “Sen benim en iyi dostumsun, hep de öyle kalacaksın!” derken yüreğim sızlamamıştır. Oysa o kadar hızla değişen bir dünyada yaşıyoruz ki; bazı şeylerin sabit kalabilmesinin, değişimlerin ve dönüşümlerin bu kadar belirgin bir şekilde ortaya çıkmasının imkânı yok. Gene de konuşuyoruz, peki neden?
bugün 0, toplam 1 defa okundu...




Herkes ölür. Kimi bir kurşunla, kimi yolda başına düşen bir taşla… Kimine araba çarpar. Kimi bir binanın tepesinden atar kendini. Bıçakla, jiletle ya da neşterle kesilir kiminin damarları. Bazısı suda boğulur yahut ateşte yanar. Kalp kriziyle de ölen olur, bağırsak düğümlenmesiyle de, apandisit patlamasıyla da… Tıp geliştikçe, ölüm sebeplerinin çeşitlendiğini görüyoruz yalnızca. Teşhis biçimleri artıyor, tedavi imkanları yerinde sayıyor; hiç! Ölümün bir tedavisi yok, evet. Ölümler ancak belli bir zamana denk geldiğinde anlamlı oluyor. Ölüm bir mücadelenin parçası olduğunda manaya dahil ediliyor. Oyunda bir merhaleye dönüşüyor. Ölenler için değil gene; ölenler için aslında bitiyor oyun da, mücadele de. Ölüp gidenler, ölüp gittikleriyle kalıyorlar. Kimse onları artık gerçekten algılayamaz hale geliyor. En güzeli de bu değil mi; artık konuşamasın insanlar ki, onlarla ilgili nihaî hükümler verebilelim. Değişmesinler… 
Ortaçağ Avrupa’sı nedense beni fazla heyecanlandırdı hep. Genelde pek sevilmez bu çağ. Ortada kilise dışında hiç bir şey yok, hiçbir farklı görüş barındırılmamış denerek bakılır. Çünkü bu dönem, muhafazakarlığın en üst noktasıdır Avrupa tarihinde. Ancak, bir şeyi ne kadar yasaklarsanız ve bastırırsanız, onun dışavurumu da aklınıza gelmeyecek kadar olağanüstü olabiliyor. Bu baskıyı azaltmak adına insanlar bambaşka yollara başvuruyorlar ve onların dehalarına hayran kalabiliyorsunuz. Zaten, tabir yerindeyse şuan ki icatlarımızın çoğunun kökenleri bu dönemlere ait. Bu dönemin beni daha çok ilgilendiren yönü de mitoslar, mucizeler ve hurafeler. Bir de Arthur’dan müphem bu çağa taşınmış şövalyelik kurumu.













