Ne zaman memlekete gitsem, neredeyse hiçbir şeyin değişmediğini görerek, ne yalan söyleyeyim, biraz da umutsuzluğa kapılıyorum. Kabul, belediye sürekli orayı burayı yıkıp yerine yeni yapılar kuruyor, minik yeğenim günden güne daha da büyüyor ve ufak kelimelerle konuşmaya çalışıyor. Çiçekçi dükkanındaki çiçekler, her hafta tazeleriyle, büyük saksı bitkileriyse en azından birkaç ayda bir yerlerine gelen yenileriyle yer değiştiriyor. Tamam, “aynı nehirde iki kez yıkanamıyor” insanlar. Ama ben, belli bir yaşın üstündeki insanlardan bahsediyorum: Annemden, babamdan, amcamdan, babaannemden, dedemden… Yaşlanıyorlar muhakkak, hatta ne kadar kendimize itiraf etmekte zorlansak da, ölüme yaklaşıyorlar, tıpkı kendimiz gibi. Yine de, ne zaman memlekete gitsem, onlardan daha hızlı değişiyor olmanın hüznünü yaşıyorum. Günden güne, bazen an-be-an, değişip duruyorum…
bugün 0, toplam 1 defa okundu...


Sevgili okur, bu yazi 2008′de yayinlanmis ‘Einstein and Eddington’ filmi uzerine yazildi ve spoiler icerebilir/icermektedir. En bastan soyleyeyim, sonra kimse alinmasin. (Yaziyi bitirdikten sonra okudum ki full spoiler olmus)















