Nohut’un son yatırım müjdesi, uzun vadede sakinkafa.com üzerinden yatırım yapmak isteyenleri heyecanlandırdı. Haberlerin medyada doğrulanması ve yatırım gurularının bu haberlere dayanarak planlar yapmaya başlaması da, kısa süre sonra sitenin “kazan-kazan” stratejisinin tutacağını gösteriyor.
bugün 0, toplam 3 defa okundu...




Adem ve Havva cennetten arza ilk gönderildiklerinde, ikisi de birbirinden ayrı, uzak birer ülkede açmışlardı gözlerini. Yıllar sonra, dualarının neticesinde affedilip, birbirlerini bulduklarında sevinememişlerdi bile. Cezalıydılar çünkü. Pişmandılar. Dünya onlar için daha zor, daha çetrefilli bir sınavın başladığı yerdi artık. Cennetteki onca güzelliği bırakıp, yalnızca “merak” yüzünden şeytanın oyununa katılıp, o yasak meyveyi yediklerinde Tanrı’nın sözünden çıkmışlardı. Artık yeniden masum olamazlardı, bir kere lekelenmişler, bir kere çırılçıplak kalıp utanmışlardı…
Ölü Ozanlar Derneği’ni izleyen herkesin hafızasında, sol elle diş fırçalamaya çalışan öğrenciler yer tutuyordur muhtemelen. Onların bu tuhaf çabası, aslında bugüne kadar yaşadıkları tek-yönlü hayattan kurtulma hamlesi olarak görülüyordu. Bunu onlara öğreten, gayet tipik bir İngiliz ismine sahip hocaları John Keating’di. Bu ufacık farklılık, zamanla farklı kararlar alabilme cesaretini kazanmayı getiriyordu galiba. Bu filmden yıllar sonra, bir Fransız filmi olan Sınıf’ta (Entre Les Murs, 2008 Palme D’or ödüllü) çok kültürlü bir ortamda öğretmenlik yapmaya çalışan, tipik Fransız ismine sahip François Marin’di. Onun sınıfında, neredeyse “rastgele” denilebilecek bir karma mevcuttu. John Keating, ne kadar İngiliz kültürünün aşırı düzenleyici etkisini, rastgelelikle kırmaya çalışıyorsa, François Marin de, bu rastgelelikle oluşmuş ‘sınıf’ı bir arada tutmaya çalışıyordu. 

Üç arkadaş oturuyoruz: X, Y ve ben. Y, yakın zamanda aşık olduğunu hissettiği, ancak bunu hissettirmekte geciktiği için sevdiği kadın bir başkasıyla nişanlanan bir dost. X ve ben, biraz da onu dinlemek için bir aradayız. X’in hayata bakışındaki rasyonelliği bildiğimden, özellikle davet ettim. Ben, çoğunlukla yaraya derinlik katmakla meşhurum etrafta. Pek umut verici değildir, tesellilerim. Y’nin derdini dinliyoruz. Aslında az çok vakıfız konuya ama son bir kez, yeni kelimelerle anlatmasını bekliyoruz hikayesini. X’in yüzünde, daha önce görmediğim bir perde var. O da, üzülmüş belli ki duruma. Y’nin sevdiği kadının hiçbir suçu yok, ben biliyorum. Y de biliyor aslında… Derken X sazı alıyor eline…
Kimi nedenlerle, ülkenin tartışmasız en çok yağış alan, dünyanın da bu konuda ön sıralarında yer aldığını düşündüğüm ve baba ocağımın bulunduğu yöreye kısa bir seyahat halindeyim.











