1. Batı tarihinde “tek sayı” olan yıllarda önemli gelişmeler oldu. Örnekler: 1848, 1914, 1918, 1968… Tek sayılarda Doğu daha şanslı: 571, 1071, 1453, 1923… O nedenle, Doğu yükselecek, Batı çökecek.
2. 1699 yılında Osmanlı için başlayan gerileme süreci, 2011 yılında bitebilir. 312 sene geçmiş, artık uyanmıştır diye tahmin ediyorum insanlar. En uzun uyudukları tahmin edilen “yedi uyuyanlar” bile 309 sene filan uyumuşlar.
3. Facebook 2004 yılında kuruldu, Twitter 2006′da. Peki sakinkafa.com? 2008′de. Dolayısıyla sırada patlayacak olan sosyal paylaşım sitesi olarak Sakinkafa’yı bir kenara yazın, yatırım yapın.
bugün 0, toplam 4 defa okundu...



Evimizde, okulumuzda, işyerimizde bulunan hemen hemen her makine veya elektronik cihaz için ısı transferi önemlidir. Mesela bilgisayarımızda fan vardır, arabamızda radyatör, buzdolabımızda kondenser vb. Bunlar, sistemin çalışabilmesi için gerekli ısı transferini sağlar bilindiği gibi. Bazı durumlarda, bu ısı transferi hadisesinde iyileştirme yapmak gerekir; hatta çoğu durumda. Mesela, araba radyatörü, içinde yüzey alanını artıran müthiş sistem olmasaydı, arabanın kendisi kadar büyük olabilirdi.
Şu sıralar okulu bitirmek ve iş hayatına ufak ufak giriş yapma telaşındayım. Kalan 24 günlük öğrenciliğimin hakkını vererek inek gibi çalışıyorum. Beş dersim kaldı ve beş dersin sınavları, projeleri, raporları ve ödevleri olduğundan zorlu bir dönem benim için. Aslında düşününce, bölümümdeki 4.5 senenin zaten 3.5 senesi çalışıp durdum. Neyse, okul bitiyor ya, insan ister istemez soruyor kendine.
Rebecca Hall, modern dünyanın güzellik algısını o değiştirebilir. İlk kez The Prestige’de izlediğimde, “Bu kez çirkin bir kadın olsun…” diye düşünmüşlerdir demiştim. Sonra Woody Allen, Penelope Cruz ve Scarlett Johansson’la birlikte rol verdi (Vicky, Cristina Barcelona). Derken, Frost/Nixon filminde çok güzel bir genç kadın olarak tanıtıldı. Son olarak The Town’da Ben Affleck’in aşık olduğu kadını oynadı. Oyunculuğu ve mimikleri bence efsane. Ancak gülerken çarpık dişleri öne çıkıyor. Ağzı baya biçimsiz. Gel gör ki, bence de çok hoş birisi. Demek istediğim, modern güzelliği değiştirebilir ve sıradanlığı yeniden “tercih edilebilir” kıvama getirebilir. Hem yer aldığı yapımlara bakarsak, geleceği de var. Yanılmıyorsam, Christopher Nolan ona Batman’in yeni macerasında rol vermek de istiyor. Bahtı açık olsun, yıldızı parlasın…
Öss, Öğrenci Seçme Sınavı yeni nesil YGS ve LYS falan filan. Ayrıntılara girmenin lüzumu yok. Sadece size bünyemde ve çevremdeki insanlarda gözlemediğim tesirlerini yazmayı uygun buldum. Sonra yine üstünde dururuz. 

“Dünyaya hangi gözlerle bakıyorsanız, öyle görüyorsunuz. Nesnel gerçeklik mi? Onu, yalnızca hissedebilirsiniz asla göremezsiniz. Ben mesela, bazı zamanlar sanki kendi içime çekiliyor ve saçma bir rüyadaymışım gibi hissediyorum. Nesnel gerçekliğin, beni rüyamda kıstırdığını ve oradan çıkamadığımı da. Inception’ı izlediğimde bu kadar yakınlık kurabilmem de bundandı. Sanırım ben de “rüya ajanı” Cobb (Leonardo Dicaprio) gibi, artık uyurken, gerçekten uyanık olduğum hükmüne varabilirim. Bunun iyi yanları şunlar: Korkmuyorsunuz pek, sabır ve tevekkül had safhada, istediğinizde çok hızlı olabiliyorsunuz, her işin bir şekilde yetişeceğine olan azamî itimadınız sizi üretken kılıyor… Kötü yanları: Hiçbir şey hissetmiyorsunuz, hata yapmaktan hiç çekinmiyorsunuz, aşırı-duyguların yakınından bile geçemiyorsunuz. Heyecan yok, stres yok… Lakin his de yok. Gerçek dünyanın, hislere kadar itilmişliği, bir bakıma bu aşırı “öznel” bakışla aranızda bir gerilim oluşturuyor. Pencereler yerinde, aynaların olduğu bir odada hapis olduğunuzu düşünün. Beni belki biraz anlayabilirsiniz…” (Son gördüğü düşünden kalp çarpıntısıyla uyanan Gregor Samsa’nın 21. yüzyılda yaşasaydı not defterine yazacağı pasaj)












