Trt’nin müzik arsivini dinlemek istemez misiniz, mesela kütüpanede ders çalisirken, is yerindeyken, ya da evde toz alirken yemek yaparken falan? (zihnimde böyle çok net mekan-aktivite kategorileri var, elestirmeyin lütfen.)
İstersiniz degil mi? (istemezseniz yazinin devamini okumaniza gerek yok.)
O zaman size bir muzik kumbarasi verelim..
bugün 0, toplam 49 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- müzik kumbarası
- angliski tipler
- reklam zemini
- MÜZİK REKLAM ZEMİNİ
- trt müzik kumbarasi dinle


Bugün yine televizyonda izlediğim bir haberdeki alt yazı dikkatimi çekti: “Başbakan Erdoğan: Kimse Libya üzerinden petrol hesabı yapmasın!” Küresel sermayenin suyuna giden, uluslararası platformda Türkiye’yi güçlü kılmaya çalışayım derken uluslararası rantın temeli olan bankacılık, faiz ve borsa sistemini küresel sermayenin kucağına bırakan bir başbakandan haz etmesem de; bazen kendi bulunduğu noktadan devlet nezaketini kaybetmeden söylediği sözlerin altını çizmekte ve hakkını vermekte fayda olduğunu düşünüyorum. Aslında ifadesi çok net. Kimsenin Libya üzerinden petrol hesabı yapmamasını isterken gördüğü bir gerçek var: Küresel aktörler, Afrika’da ve Ortadoğu’daki diğer hiçbir ülkedeki ayaklanmayla Libya’daki kadar ilgilenmiyor. Ortadoğu’da onlarca diktatör varken gözünü Irak’a dikmesi ve aşırı dinci birçok yapılanma varken askerlerini Afganistan’a göndermesi, batının asıl amacı hakkında bizlere çok iyi fikirler veriyor.
Tefekküre daldığım ve toplamda bakıldığında hiçbir iş yapmadığım bir günün sonrasında eve gitmek için taksiye bindim. Yüzümden çaresizlik ve umutsuzluk akıyordu. Bağımsız olduğunu iddia eden bir ülkede bindiğim taksi şöförüne “Sovyetski Maskovski köşesi” dedim. “Garaşsızlık” (Bağımsızlık) caddesinden geçerken ülkedeki herkesin yaptığı gibi Rusça konuşmaya çalıştı. “Ruski bilmiyorum. Angliski veya Tureski konuş” dedim. Türk olduğumu anladıktan sonra hemen torpido gözüne elini attı. Oradan bir ajanda çıkardı. “Bunları oğlum yazmış, Türkçe yazmış, ben anlamıyorum. Ne diyor bir anlatsana” dedi. Okudum. Ağladım. Ümitsizliğimin zirve yaptığı bir günde bana gönderilen bu mesaj çok manidardı. 
Türkiye’deki gelişmeleri şu anda uzaktan takip ediyorum. Aslında CNN Türk izlemek çok da tercihim değil. Fakat gurbette iken televizyon kanalı tercihiniz çok da önemli olmuyor. Çünkü izleyebileceğiniz kanalların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Seçenekleriniz içinde birkaç ciddiyetsiz televizyon kanalı, birkaç da müzik kanalı var. Bu nedenle ehven-i şer olarak CNN Türk izlemek zorunda kalıyorum. Bugün de mecburen bu televizyon kanalını izlerken Cüneyt Özdemir’in Libya Röportajı ile karşılaştım. Bu röportajı izlerken, küresel aktörlerin manipülasyon araçlarından birisi olan CNN’in Türkiye şubesi CNN Türk’ün korkunç manipülasyonuna da tanık oldum.
Sanal bilgisayar son yıllarda bilgisayar teknolojilerinde ortaya çıkmış yeni bir kavram. Asıl anlamı şu; bilgisayar içinde bilgisayar. Bu nasıl oluyor? Elinizde gerçek bir bilgisayar var (işlemcisi, belleği, diski) ve siz bu bilgisayar içinde istediğiniz miktarda sanal bilgisayar yaratıyorsunuz. Her bir sanal bilgisayar, kendisinin gerçekten bir işlemcisi, belleği ve diski olduğunu zannediyor. Sanal bilgisayarların birisine Linux, diğerine Windows işletim sistemi yüklüyorsunuz ve bunlar eş zamanlı olarak birbirine karışmadan çalışabiliyor. Burada ilginç olan, oluşturulmuş sanal bilgisayarın kendisini gerçek bir bilgisayar zannetmesi. Halbuki gerçek bilgisayar, kendi işlemcisinin bir kısmını, altındaki sanal bilgisayarlara paylaştırıyor. Aynı şekilde bellek ve diskinin de bir kısmını sanal bilgisayarlara paylaştırıyor. Fakat altta çalışan sanal bilgisayarlar bunun hiç farkında olmadan kendilerini gerçek bilgisayarda çalışıyor zannediyorlar. Biz de öyle olabilir miyiz? 



Daha öncelerde “Nanoakışkanlarla Isı Transferi İyileştirmesi” konulu bir projede çalışacağımdan bahsetmiştim. Şubat ayı başından beri de projeyle uğraşıyorum, iki sene sürecek inşallah.














