Geçen gün yemek yiyorduk bir arkadaşla. Önümüzde bir tabak çilek. İrili ufaklı. Afiyetle yemeğimizi yedikten sonra, çilekten ilk tadan o oldu. Yüzünü ekşitti. “Eskiden tadı olurdu bu çileklerin. Hormonlar yüzünden…” diye başladı anlatmaya. Çilek bahçelerinden, aromalardan, eskilerden, köylerden, şehirleşmeden, zamanın ruhundan… hemen her şeyden bahsettik. Çilekler yine de mideye inmişti. Gerçekten de, plastik bir tadı vardı sanki. Maksat, çilek yemekti. “Görüntü” tamdı aslında. Çileğe benzeyen bir şey vardı elimde ve yaptığım eylemin adı da “çilek yemek”ti. Ama çok açıktı, bir şey eksikti. Çileğin “çilek gibi” olmamasından başka bir şey: Koku…
bugün 0, toplam 10 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- fırat terlik
- çilek kokulu çizgi film
- hayko cepkin günaydın
- kafa kokusu




(Önbilgi: İnternette yemek tarifleri vs bakarken ilginç bir tarife rastladım. Ve sizinlede paylaşmak istedim.O zaman şöyle bir giriş yapıyorum)
Nohut çok büyük bir insan. Kesinlikle çok büyük bir insan. Hatta Nirvana’ya erdiğini bile düşünüyorum şu an.Nedeni ise şöyle efendim ben bu YGS, LYS stresi deyip bocalarken bir erkek arkadaşım oldu. Sonrası malum. (bkz: salağın sonu malum)
Bir suredir yazmak istedigim mevzuulardan biriydi bu sokagin gizli kelimeleri, sifreleri. Aklima birer ikiser gelip kaybolanlardan bunlar da. Belki de seri olur aklima geldikce yazarsam. Iki tanesiyle baslayalim simdilik. Bugunku yazida kuytuda tinerciyle ya da kabadayi grubuyla karsilasirsaniz yapmaniz gerekenlerle baslayip, sonrasinda bir alisveris klasigine donecegiz: Tiko para ve bizim babamiz da esnaf soz gruplarinin kullanimiyla nasil bir alisveriste en az %24 oraninda bir indirim alabileceginizi tartisacagiz.
Her şeyle her şey ilintili gibi gelir bazen. O sarı arabanın sokağın köşesinden geçmesiyle, ağzımdan dökülen bir yalnızlık ayetinin alakasını kurarım sözgelimi. Oysa, birbiriyle zamanda ve mekanda çakışan bu tuhaf rastlantı, ağzımdan dökülen sözden çok, sarı arabanın farlarını fark edişimdeki örtük bilinçlilik halindendir. Bir başka deyişle, aslında ben biliyorumdur oradan sarı arabanın geçeceğini de, acele edip dilimden bir yalnızlık ayeti dökmüşümdür. Ha bir de yağmur yağarsa işler değişir… 
Kafka’ya olan aşkımı daha öncede haykırmıştım.












