Babaannem, babamı Ramazan ayı içerisinde doğurduğu için ismine Kadir demiş. Küçükken isimlerin birer anlamı olabileceğini hiç düşünmezdim. Sonradan fark ettiğim bu gerçekle birlikte, anlamını bilmediğim bir isme sahip herkese soruyorum isimlerinin anlamını. Kadir: Her şeye gücü yeten. Eskiler, bir insana Kadir denmesinin hürmetsizlik olacağını düşünmüşler ve Abdülkadir (Kadir olanın kulu) demişler. Ama gene de yaygın bir isim Kadir. Aynı zamanda Kur’an’da bir sureye de bu isim verilmiş ve o surede “Kadir gecesi” anlatılmış…
bugün 0, toplam 8 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- isim ramazan yazıları


Aşkı ‘vahiy gibi inecek kardeşim’ havalarında tanımlayan bendeniz, kendi adıma yanılmadığımı gördüm. İçim içime sığmıyor Sakinkafa. Neyse sayın okuyucu, bunları neden yazdığımı bile bilmiyorum. (o derece be abi) Kendimle konuşur gibiyimdir belki de şu an. Ya da gerçekten sizinle (seninle) konuşuyorumdur. Ne var ki bence bu harika bir duygu. Yani sizin bu yazdıklarımı okumanız. Ben şu an aklı bir karış havada gezen bir genç olarak bilgisayarın başına geçtim ve içimden ne gelirse (ki affınıza sığınarak hiç düşünmeden) yazıyorum. Ve bu yazdıklarımı siz orada okuyorsunuz. Belki de benim gibi heyecanlanırsınız, eğer gençliğinizi geride bırakmışsanız geriye dönüp gülümsersiniz o şapşal hallerinize…


Ramazan ayında gün, ikiye bölünür. Sahurdan iftara geçen süre, oruçtur. Gündüz gibi, aydınlıktır. Ve fakat bir o kadar da çetrefilli. Malum oruç, sadece yemekten içmekten kesilmek değil, bütün duyu organlarının dünyevî gıdalardan uzak tutulması meselesi. Çok güzel bir kokuyu uzun uzun, tadına vara vara içine çekmek de, orucu zedeler. Gözler, haramdan daha da uzakta tutulmalıdır. Hal böyle olunca, Ramazan ayının üzerinde daha çok düşünülmesi gereken kısmı -bence- iftarla sahur arasıdır. Bir nevi gece…
Sahur, belki de Müslüman olmayanın anlaması en zor şeylerden birisi. İmsaktan önce kalkıp, bir şeyler atıştırmak, belki gece namazı kılmak, ailecek, arkadaşlarla ya da tek başına, oturup gecenin sona erdiği, ilk şafağın attığı o vakte dek beklemek. Geceyi giderken uğurlamak gibi bir şey. İnsan o vakitte neden kalkıp da yemek yeyip, su içer ki? 


Seviyorum böyle birden fazla anlama gelen tabirleri. Hem söyleyenin zekasını gösteriyor, hem de dinleyenin zihnine jimnastik yaptırıyor. Bu arada fark ettim de, “beyin jimnastiği” çok materyalistçe (halbuki ben romantik bir idealistim, öhöm öhöm) bir kelimeymiş. Her neyse, işbu satırlar oruçlu bir bünyeden çıktığı için duygusalım biraz. Öyle ki, az önce eve doğru çıkarken, “Amma acıkmışım yahu” dedim kendi kendime. Şimdi de evde iftar vaktini beklerken, aklımda dönüp duran bu yazıyı tamamlayayım dedim. Ne diyordum? Şehr-i Ramazan… Çift anlamlı bir tabir işte. Bir yandan zamana, bir yandan mekana işaretli. “Şehr” kökü Arapça’da “ay” manasına gelirken, aynı zamanda “şehir” anlamına da gelebiliyor. Bu durumda, İstanbul’da yaşayan bendeniz gibi gezebiliyorsanız etrafı biraz, Ramazan’ın hem bir ay, hem de bir ay boyunca değişen bir “şehir” olduğunu farkedebilirsiniz.











