Aktivite adamı bungee jumping yapıyor
Önceleri sadece sözü geçerken dinlerdik büyüklerimizden. Bungee Jumping diye bişey varmış abi, adamlar kendilerini 100 metreden atıyolarmış aşağı, çok heyecanlıymış Türkiyeye gelse de biz de yapsak. Sonra sonra televizyonlarda yurtdışı Tv kanallarından , internetten alınmış görüntüler sulanıp sabunlanıp gözümüzün içine sokuldu anahaber bültenlerinin magazin parçacıklarında bungee jumping.
Sonra biz büyüdük, yurtdışında ne varsa gecikmeli de olsa ülkemize geldiği gibi o da girdi günlük hayatlara. Standlar kuruldu, vinçler getirildi, başladı ülkemiz gençleri bu çılgın aktiviteyi yapmaya. Aktivite adamıyız dedik verdik halka heyecanı . Bungee jumping yapmayan adamdan aktivite adamı olmaz dedik biz de denemeliydik.
Alanyada teninden havluyla geçtikten sonra hiç silmemişcesine damla damla ...
Oynasa da, oynamasa da efsane: Şeytan Rıdvan
Zaferlerdense, büyük zaferlere gidilen yoldaki şanssız başarısızlıklar akılda daha çok kalıyor. Yıllar önce bir halı saha maçında kornerden gelen topa ceza sahasının epey dışından rövaşata-vole karışımı vuruş yapmıştı bir arkadaşım. Top direkte patlamıştı. O zaman içim çok gitmişti, bu harika vuruş gol olmalıydı diye düşünmüştüm. Maç sonrası değerlendirmelerde ise, birisinin söylediği söz aklımdan hiç çıkmadı. Aslında direkte patlaması daha iyi oldu, artık o vuruş hiç unutulmaz. Evet, bakın hala o vuruşu unutmamışım, nereden baksanız 8-10 sene geçmiştir. Rıdvan'ın hikayesi de böyle bir hikaye işte...
Çok yetenekli, insan üstü bir hıza, seriliğe sahipti Rıdvan. Aniden hızlanır, sonra aniden durur, sonra tekrar hızlanır, ...
Zaman söylemenin incelikleri
"Bi saniye", "Bi dakka", "İki dakka", "3-5 dakka"
Evet bunlar konuşma arasındaki zaman birimlerimizdir. Birisi bir şey uzatmanızı istedi mesela, ama başka bir şeyle uğraşıyorsunuz, "Bi saniye" dersiniz... Şunu uzatır mısın diyene, "İki dakka" denilmez, ayıptır, onu umursamamaktır. "Bi saniye" dersiniz, gerekirse 2 dakika sonra uzatırsınız farketmez. Ama "iki dakka" diip, 1 saniye sonra uzatsanız bile karşı tarafa büyük saygısızlık olur.
Mesela tepenizde arkadaşınız size bir şey anlatıyor, ama kafanız başka yerde... O zaman ona "Bi dakika bekler misin?" dersin. Oradaki arkadaşınıza da "bi saniye" denilmez. Ayıptır, günahtır.. Bi saniyelik bi işin varsa bırakıp onu dinlemelisin. Halbuki "bi dakka" diince. Arkadaşım dur ...
Sensible Soccer
O zamanlar ne Fifa vardı, ne de CM. Bilgisayar oyuncuları futboldaki hünerlerini Sensible Soccer'da gösterirlerdi. 2 disketten oluşan (2.88 mb) bu futbol klasiğini oynamak ustalık işiydi. Top sürerken, top ayağınızdan çıkar, şut çektikten sonra joystick'i kendinize doğru çekip aşırtma vuruşlar yapar, topa vurduktan sonra joystick'le sağa ya da sola falso verirdiniz. (bu falsolar ve aşırtma vuruşlar pek çok jostickimin kırılmasına mal olmuştu) İlk Sensible Soccer oyunu Amiga için çıkmıştı, ben de o oyunla bilgisayar oyunu dünyasına girmiştim. Oyunda tek Türk takımı olarak Galatasaray vardı. Tanju'lu, Hayrettin'li, Uğur'lu kadrosuyla Türkiye'yi temsil ederdi oyunda.
Sensible Soccer sonra SWOS (Sensible World of Soccer) ...
Moment bildiğinin farkında olmayan Rasim Usta
En azından lise mezunu olan her sayısalcı arkadaş bilir ama momenti bilmeyenler için kısa bir özet geçecek birazdan Rasim Usta. Ama bundan önce, dersleri yaşamdan kopuk birer ütopya veya sopsoyut kavramlar bütünü olarak bizlere sunan hocalarımıza biraz değinmek isterim.
Bir fencimiz vardı ortaokul-lisede, nasıl ezberlettiyse, "velocity is the rate of change of position in a fixed direction" demişti bize. Sanırım orta ikinci sınıftık. Sanki bir iş başarmış gibi de, ara ara velocity'nin tanımını sorar, ezberlenmiş cümleleri tekrar tekrar duymaktan garip bir zevk duyardı. Bu cümleyi öğretti ve bütün sene yattı desem yeridir. Kişisel hiçbir garezim yoktur kimseye ama bana sorarsanız bana ...
Profil Resimleri Neler Söyler?
Sumakonthemanti(doğru yazabildim sanırım)nin yazısında, ufoyu msn’de profil resmi olarak ekleyenler olduğunu okuyunca, profil resimleriyle alakalı nette geçenlerde gördüğüm bi yazı geldi aklıma. Üşenmedim, çevirdim efendim :)
resim: bulanık
ne düşünülmesi isteniyor: sanatsal yönü olan biri
gerçek: sivilceli bir yüze sahip
resim: japon çizgi film karakteri
ne düşünülmesi isteniyor: eksantrik, sıra dışı. belki Japon
gerçek: bilişimci
resim: çok yakın çekim, kırpılmış.
ne düşünülmesi isteniyor: gizemli
gerçek: şişman
resim: elinde içki şisesi ile
ne düşünülmesi isteniyor: eğlenmeyi seven
gerçek: alkolik, alkol almıyorken çekilmiş hiç fotoğrafı yok.
resim: farklı açılardan çekilmiş, yüzün tam olarak görünmediği
ne düşünülmesi isteniyor: sıra dışı. Ya da süper model.
gerçek: itici, çirkin ve bu şimdiye kadarki en iyi fotoğrafı.
resim: sevimli çizgi film karakterleri
ne ...
‘Adam Olacak Çocuk’lar adam oldu mu?
İtiraf edelim: Hepimiz çocukken bir kez olsun o programa çıkmayı istemişizdir. Uzun saçlı, uzun bıyıklı o adam bize sorular sorsun, biz de cevap verelim ya da vermeyip susalım ya da orada öylece durup onun ışıl ışıl gözlerinden cevapları yakalayalım. Gri saçlarını savura savura oradan oraya koşuşturan Barış Abi'yle birlikte annelerin izlediği o programda, mikrofonun arkasında duruyor olmak... işte çocukluk hayalim.
Programın ismi 7'den 77'ye. Herkes bilir o programı. Adam Olacak Çocuk bir de, bölümün adı. Adam olacak çocuk kendini belli edermiş derler, işte Barış Manço da o çocukları oraya çıkartıp hepsine 10 puan verdirip, her çocuğu bir kez de olsa şampiyon ...
Işıklı çocuk ayakkabıları…
Bugün florya sahilinde gezinirken, çocuğun birine acayip özendim. Normal ayakkabısı vardı çocuğun, fakat ufak bir hamle ile patene dönüşebiliyordu. Bunu görünce de hemen çocukluğumun ışıklı ayakkabıları geldi aklıma. Topuklarına basınca kırmızı ışıkları yanan ve akşam gezmelerinde ilgi çekme vesilesine dönüşen o acayip ayakkabılardan hiç olmamıştı bende. Fakat benimkiler daha büyüktü o zamanlar. Bir ayağımda kocaman bir saat, diğerinde de pusula vardı ayakkabımın. İlkokulda imece usulü işlediğimiz o derslerden birinde "pusulası olan var mı?" sorusuna ayakkabımı göstererek yanıt vermiştim mesela.
Işıklı ayakkabılar bir nesli büyüttü evet. Küçük çocuklar bu teknik hareketi sihirli bir hamle gibi görüp özendiler. Kırmızı ışığın bir an onları ...
Yanlış giden nedir Best?
Yetenek bir çeşit Allah vergisidir, Sonradan kazanılmaz. O sizin içinizde bir yerlerdedir. Ancak üzerine gider, doğru kullanırsanız, gelişerek olgunluğa ulaşır. İşte bazı insanlar bu yetenekle dünyaya geliyor, fakat geliştirmeyi değil onu son damlasına kadar tüketmeyi seçiyor. George Best’ de bunlardan sadece biri.
1960-1970 döneminde İngiliz futboluna damgasını vurmuş, aslen İrlandalı bir futbolcuydu George Best. Zamanın Manchester United teknik direktörüne bir telefon geliyor ve “Galiba 15 yaşında bir dahi buldum.” deniyordu. Nitekim 17 yaşında bu takımda oynamaya başlayacak, takımın 7 numara efsanesini başlatan isim olacaktı. 1963-1972 yılları arasında kırmızı şeytan olarak mücadele verdi, ta ki 27 yaşında bu klüpten kovulana dek. Kovulma ...
Efsane oyun Volfied
Bilgisayar ile ilk tanışmam “volfied” adlı “seni sevmeyen ölsün” sloganını hakkıyla taşıyan oyunun varlığı ile oldu. O vakitler sevgili kuzenlerimizin evine güle oynaya giderdik. Çünkü tüm sülalede sadece onların evinde bilgisayar vardı. Bayram olsun, kandil olsun, tatil olsun ‘hadi onlara gidelim’ diye başlayan saf hayallerimiz vardı. Dünya harikası olağanüstü bir alet idi. Atari neydi ki onun yanında. Kocaman uzuvları ile heybetli görüntüsünün önünde 4 kişi toplaşıp ‘volfied’ sırası beklerdik. O muazzam klavyeye dokunmadan önce parmaklarımızla masada alıştırma yapardık.
Bilgisayar = Volfied demekti. Daha sonraki zamanlarda da oyunlardan boş kaldıkça önce ‘paint’ i keşfettik. Sonrası da usulca geldi. İnternetin keşfi ile de ...
Hayat Dersi 2: Yarım Kalan İş
Yarım kalan bir iş, insanın kendine olan güvenini sarsan en önemli şeydir bence.
Yarım kalan iş, insanın sırtında kocaman bir kamburdur, evde biriktirip dökmediği çöptür, kokar canını sıkar.
Yarım kalan iş, insanın tüm öngörülerini kapatır, ya da umutsuzluktan başka şey göstermez ilerisi için.
Yarım kalan iş, zaman geçtikçe elin gitmediği bir hal alır.
Yarım kalan işleri bitirmek lazımdır. Ne kadar eskiden de kalmış olsa bitirmek lazımdır. Yoktur insana huzur, yarım kalan işler yüzünden. Bir yerinden yeniden başlamak lazımdır, içine dalınca da güzel geliverir hem.
Bulaşıkları yıkadıktan sonra insanın içini bir huzur kaplar ya, işte o huzuru hissedersin yarım kalan işi bitirince. Zaten yıkanmamış bulaşık da yarım ...
Acidci misin? Metalci mi?
Herşey bir sabah okula giderken duvarda gördüğüm tebeşirle yazılmış şu sloganla başladı "asilik asalettir , acid ise rezalettir" yanında da smiley üstüne kurukafa çizilmişti.
Ben ortaokul sıralarında başladığım metal serüvenine ilk günlerin heyecanıyla tam gaz devam ediyordum. Ama aynı anda gizlice technotronic vb. de dinlediğim oluyordu. Fakat gördüğüm bu slogan bana artık bir yol seçmem gerektiğini bangır bangır bağırmaktaydı. Kim yazmıştı ? neden yazmıştı? hem acid hem metal dinlesek ne olurdu? O küçük yaşlarda beni günlerce düşündürdü. Bunu yazan kimdi hedef ben miydim ? İçime giydiğim metallica tişörtüm beni buna karşı muska gibi korur muydu? O tişört ki 12 yaşındaki bendenizin okul ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir.
Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)…
Bu yontemlerden birisini sectiginizde, eger ki evinizde oturmus, bilgisayari kurup arkadaslarinizla toplanmissaniz, Turkiye’deki ortamdan tek fark Ali Sami Yen’de isiklar yanmis, gece maci yapilirken gunduz vakti maci izliyor olusunuzdur. Onun disinda guzel bir ambiyans tutturulabilir.
Bir de mac sonrasi var tabi. ...
Küçüklüğün Muhteşem Hafifliği
Bum bum bum
daldan hop dala uçtum
sonunda bir dala kondum
nedir bu daldaki durum
OOO OOoo oooo
Uğruna ölünesi, dinlendiği için de intihar edilesi, hop hop hop hoplatası, kurtlandırası, kurtlandırdığı gibi kurtları döktüresi eskice, yamalıca bir çocukluk şarkısı... Seden Gürel’den tekrar tekrar nefret ettirebilitesi de var üstelik. (Nefret edenler için) .
Böyle şarkıya çekilen görümsetme(klip) de pek tuhaf haliyle. Bembeyaz aklı paklı çocuklar dolanıp duruyor etrafta. Seden Gürel görünüyor bir yerden. Sanıyorsun ki Seden işi gücü olan, aceleci bir ev kadını hatta bütün bu çocukların annesi; işini yapmaya çalışıyor. Çoluk çocuk tayfası da ayakaltında dolaşıp namına yakışır hareketler sergileme peşinde; nitekim son derece de başarılılar.
1992 ...
Rap ve Hiphop Dünyasında Gezinirken
1995 yılıydı, Cartel müzik piyasasına bomba gibi düştü. Ben ilkokulda olmama rağmen hatırlıyorum, sözleri hala aklımda olan bir şarkıdır. "Gel gel gel, Cartel'e gel" diyordu bir grup Gurbetçi Türk ve Alman "rapper". Ondan önce Türkiye'de Rap müzik lise ve üniversiteli gençlerin dinlediği bir müzikti sadece. Tupac Shakur, Puff Daddy, Run DMC... gibi isimler vardı piyasada. Yabancı kaseti her yerde bulamamanın getirdiği zorluklara rağmen elden ele geçerdi o şarkılar ve insanlar bir şekilde Rap müzikle tanışmıştı. Türkiye'de MTV dinlenme oranının artmasıyla ve Eminem faktörüyle de Rap müziği çoluk çocuk dinlemeye başladık.
Hiphop kültürü denince, insanların aklına hep bol kıyafetler, zincir kolyeler, yamuk ...
Dev Mehtap Projesi: Dünya ve Ayı Birbirine Bağlamak
Proje no : 0001
Projenin adı : Dev Mehtap Projesi
Projenin amacı : Ay ve dünyayı birbirlerine yaklaştırmak.
Gerçeklik payı : %0.0000017 (Her zaman bir olasılık vardır)
Öncelikle ekvatorda yaşayan dünya vatandaşlarını evlerinden barklarından ve yurtlarından tahliye ediyoruz. Neden mi? Anlarsınız birazdan. Sonra Acayip sağlam bir kazık çakıyoruz. Nereye mi? Şuraya:
Sonrasında, aynı şeyi dünyamızın uydusu olan "Ay"a da yapıyoruz. Artık yapılması gereken şey çok basit bu iki kazığa ip bağlıyoruz. Ama öyle bir ip ki bu, kopması, yıpranması imkansız. Süper bi ip yani. İpin kalınlığının çapı 100 metre falan. Uygun şekilde ipleri bağladığımızdan itibaren projemiz hayata geçmiş oluyor. Dünya ve aya, topaç gibi sarılmaya ...
Yolu Susam Sokağı’ndan geçmeyen ölsün
Çocuklara küçük ama faydalı bilgiler veren, eğitici-öğretici bir program olarak hafızalarda yer eden bu yaşama sevinci dolu programla ilgili yazarken, "ya benimsin ya toprağın" arabeskliğine girmek de, bu yazarın yaşadığı coğrafyaya olan vefası olarak algılansın isterim.
Zaten bu uzun cümleyi okuyup da sıkılacaksınız muhtemelen. Ama Susam Sokağı çok eğlenceli bir hatıra olarak çocukluğunuza çağıracak. Yani bu yazıyı okurken, çocukluğunuzda sıkıla sıkıla katlandığınız o aile boyu oturmalara götüreceğim sizleri.
Efendim, mahallede geçen olaylar hariç, geri kalanı ithal edilen bir programdı Susam Sokağı. Gökyüzünde görünce sevindiğiniz o parlak şeyin aslında çoktan sönmüş bir yıldız olduğunu söylemek kötülüğünü yapıyorum. Fakat benim derdim o mahalle ...
Ayarsız Heyecan: Street Hoop
Atari efsanesinden bahsetmiştik daha önce. Yolu atariye düşüp de bu oyunun başında takılı kalmayan yoktur sanırım. Hatta atariye ilk girdiğimizde o ses kalabalığının içinden 'slam dunk' 'hooook shot' 'down town' ' tree point basket' efektlerini hemen seçerdik. Çok ayrıydı bu oyun. Hani o dönemin kuralları olan basket oyunları aksine mahallede 3 e 3 yapılan ve kural koyarken sürekli çuvallanan, koyulan kuralların da bi türlü uygulanamadığı basket maçlarımız gibiydi. Bizdendi. Ama bizden olduğu kadar da hayalperestti aynı zamanda.
Klüp değil, ancak milli takımlarla oynanan bu güzide oyunda farklı milletlerin farklı güçleri vardı. Hatırlayalım şöyle bir, mesela; Çin, Tayvan gibi takımlar kısa ...
Askerlikte İlk Gece Korkusu
Askerliğe dair en iç burkan anılarımdan biridir, hiç unutmam birliğime teslim olduğum ilk günün gecesi bölük astsubayının odasında kısa tanışma konuşmasından sonra bana imzalamamı söylediği bir nevi vasiyetim de olan, herhangi bir şekilde çatışma veya benzeri bir durumda hayatımı kaybedersem tazminatımın ailemden kime verilmesini istediğimi belirttiğim taahütname idi. İmzalayıp odadan çıktıktan sonra koğuşa giderken hissettiklerimin tarifi yok. Düşünün yaş 26, işe güce 8 ay ara vermişiz, yardan aileden ayrı doğunun ücra bi şehrindeyiz, karnımız aç hava soğuk, 150 kişilik birlikle ve koşullarla tam tanışma kaynaşma safhasında ilk günün gecesine geçerken neyle karşılaştık. Ama böyle bir psikolojiyle başlayan askerlikte sonradan daha ...
Ses Kaydedicisiyle uzun kayıt yapmak için
Ses kaydı dediğin ses kaydedicisinde yapılır. Acid'miş, Soundforge'muş ben anlamam. Adı üstünde ses kaydedicisi. Arkadaş arasında, dur bir komiklikler yapalım, şöyle bir kaydedelim denir. Başlattan girilir açılır, ses kaydedicisi. Sonra türlü espriler havada uçuşur. Esprilere de genelde bir tek yapanlar güler. Ses kaydedicisinin bir sorunu vardır tabi, 60 saniyeye kadar kaydeder. 60 saniye dolarken stopa basıp tekrar kayıt tuşuna basmak lazımdır yeni zaman açılsın diye.
Ben bir taktik buldum, ama bu taktiğin çoklarınca uygulanıyor olması gerekiyor. Efendim, ilk önce recorda basıp 5 saniye beklersiniz mesela. Sonra stopa basıp, hızı azalta bastığınız an, sizin 5 saniyelik kaydınız ses kaydedicisi tarafından genişletilip 10 ...
Dantel örtüler
Çocukluğumdan beri, birçok evlerde görmüş olduğumuz, hemen hemen evde ne kadar eşya varsa üzerine neden bir dantel örtü örtüldüğünü hiç anlayamamışımdır.
Artık günümüzde eskisi kadar rastlamasak da, hala daha vardır bazı evlerde.
Televizyon, buzdolabı, telefon, mutfak robotu, sehpa, (o Allahın emri zaten) çamaşır makinası, vs. aklınıza ne gelirse... Yeminle, evin birinde kaloriferlerin ve çöp kutusunun üzerinde bile görmüştüm! Eminim o evin tuvaletinde, tuvalet sifonunun üzerinde bile vardır o dantel örtülerden.
Oldum olası el işini de sevmem. Annemin "boş boş kitap okuyacağına, birşeyler örsene sen de, çeyizine hazırlık" laflarına da pek kulak asmazdım aslında, ama nişanlandığımda annemin ve bazı yakın teyzelerin "aaa kızım, örsene sen ...
Sakinkafa.com olarak ataride futbol oynayanları destekliyoruz
Related posts:İki senede bir futbol oynayan adamın acısı Dün kuzenlerle bir takım kurup, mahalledeki arkadaşlarımıza karşı halı saha...Sakinkafa Video: Cet Kıvamı Sakinkafa.com 15 Aralık 2008 üretim tarihli “CET KIVAMI” eserini sunar....Vedat Özdemiroğlu Sakinkafa Yazarı Olsaydı “Kadinlar, alis-veris ve cinnet üclüsü” başlığına atıfta bulunuarak özlü söz...
Halı Saha Geyikleri
İşte fütursuzca oynanan bir erkek oyunu size: Halı Saha Maçı!
Ne var canım halı saha işte, deyip geçmeyiniz. Kendine göre ritüelleri, olurları, olmazları olan bir habitattır halı saha.
Maddeler halinde yazıyorum. Ayağınızı denk alın!
1. Ben en son 1,5 sene önce halı saha maçı yaptım abi: Ne zamandır oynamadığını baştan söyler ki, sonra oyunda koşamayınca falan arkadaşları laf ederse, "abi ben demiştim, kondisyon sıfır" cevabını verebilsin...
2. Beyler küfür yok! : Oyunda biri sinirlenip küfür ettiğinde aramızdaki en babacanımızın ortaya atılıp çıkardığı sestir.
3. Aaah solak ayak bee!: Dünyanın en kolpa lafı olan bu cümle bir sağakın cümlesidir (sağlak değil sağak bunu da açıklayacağım bir ...
Oyuncak Müzesi
Sıkıcı müzeler istemiyoruz demiştik. E bari sıkıcı olmayan müzeleri tanıtalım da, bir işe yarasın bu çağrımız. Sunay Akın'ın gayretleriyle İstanbul'da bir oyuncak müzesi kuruldu. Neler var bu müzede? Eski oyuncaklar. Benim dönemimin ucundan yakaladığı, ama tam olarak da yaşamayadığı, tenekeden, tahtadan yapılma süslü oyuncaklar...
Dünyanın 4 bir yanından gelmiş oyuncaklar var bu müzede.
Anadolu'nun çeşitli yörelerinden çocukların yaptıkları bez bebekler, tel arabalar var mesela. 2. Abdülhamit döneminden gölge oyunu kahramanları...
En çok ilgimi çeken ise, Titanik kazasında ölen yolcuların anısına yapılan ilk siyah oyuncak ayı... Bunun yanında bebek arabaları, porselen bebekler, oyuncak trenler, inekler, kovboylar, askerler, uzay araçları... her ülkenin oyuncaklarına bakıp, kültürleriyle ilgili ...
Michael Scofield’ın Sara’ya mektubu
Sevgili Sara,
Sen bu mektubu okuduğunda ben herhangi bir binanın inşa planını karıştırıyorumdur muhtemelen, ya da elimi kana bulamadan suçlularla savaşıyorumdur ne şiş yansın ne kebap misali. Hayatını mahvettim, biliyorum...
Hayatını mahvettiğim için çok üzgünüm Sara. Ama görüyorsun ki herşey kader. Alnımızda ne yazıyorsa o. Ben Fox River Cezaevinde mapusluk yatmasaydım (biliyorsun ki hapse de mahsus düştüm abimi kurtarmak için) seni tanıyamayacaktım. Belki dışarıda, kafede, arkadaş ortamında falan tanışırdık ama bu kadar birbirimize bağlanabilecek miydik ha, söyle...
Saklamıyorum. Başlarda sadece cezaevinden abimle firar planımız için seni kullanmak istemiştim. Ama seni tehlikeye atarken bile ara ara düşündüm, abim olacak koca kafalıyı bırakıp seni alıp ...
Mahallemizdeki Bakkal
Ferhan Şensoy'un "Kahraman Bakkal, Süpermarket'e Karşı" diye bir kitabı vardır. Ben okumadım. Ama başlığı çok kullanışlı. Eskiden mahallelerin orta yerinde bakkallar olurdu. Turgut Özal döneminden itibaren, içinde her şey olan o bakkallar (hani stok dönemleri geçmişti artık) çocuklar için Alaaddin'in Cin'i gibiydi.
Bir gofret, bir sakız, bir de yumiyum almanın bedeli de bir avuca sığacak kadar bozuk paraydı işte. O bakkallar hiç fiş vermedikleri için belki de bütün resmiyetten uzaktaydılar. Ben çocukken süpermarkete girdiğimde o fişi almamak için kaçmaya bile çalışırdım.
Bakkal amcalar, mahalledeki herkesi de tanırdı sonra. Mesela bir gün annemin cüzdanından yeşil mi yeşil, parlak mı parlak 50.000 (eski) liralık ...
Ulaşım teknolojisinin son noktası: At
Birkaç filozof vardı ismini hatırlamadığım; insanoğlunun teknoloji dediği şeyin aslında doğayı taklit etmek olduğu tezini öne süren. Bir farkla; teknoloji insanın kendi yaratma eyleminin neticesidir diyorlar. Her neyse, güzel bir giriş olmadı, farkındayım... Mesaj kaygısına son deyip, anlatmak istediğimi anlatayım.
Dün yeni açılan bir at çiftliğine gittim ve hayatımda ilk defa ata bindim. Çiftliğe gittiğimizde atı hazırladılar, getirdiler. Birşeyi ilk defa yaptığınızda biraz tedirginlik oluyor. Ben de atın üstüne ilk çıktığımda biraz tedirgindim. Fakat biraz dolanmaya başlayınca at üzerinde, düşüncelerden düşüncelere dalmaya başladım.
İlk olarak aklıma Honda'nın 10 yıldır çıkarmaya çalıştığı ZEV özellikli Civic geldi. ZEV (Zero Emission Vehicle: Sıfır emisyonlu araç) ...
VPEK -2- Mısırcı Çocuğun Pençeleri Arasında
İzmir'deydim Ağustos başında. Gelmişken Çeşme'de denize girmek istedik. Çeşme'ye gitmek de pek bir zormuş İzmir'den. Sıfır süspansiyonlu "eshot" (iett'nin İzmir versiyonu) otobüsüyle uzunca bir yolculuk yaptıktan sonra Üçkuyular garajına vardık. (Otogar mı garaj mı artık bilemedim orasını). Her otogarda olabilecek, herşeyin ve tostun da olduğu büfemsi bir yere oturduk, birazdan kişibaşı 9 ytl vereceğimiz Çeşme otobüsüne binmeden önce.
Biz, dışarıya atılmış küçük plastik masanın etrafındaki sandalyelerimize otururken, büfemsi otogar kafesinin personellerinden biri, masanın üzerindeki şekerliğe kesme şeker dolduruyordu. Hayır, avuç avuç doldurmasından tiksinmedim. Artık, "başka nasıl koyacaktı ki?" diye düşünecek kıvamdayız ne de olsa millet olarak. Neyse, efendim çocuk dolduruyor şekeri ...
Geçmiş Zaman Oyunları
Bundan 11 sene önce, ben hayatımın en kaygısız günlerini yaşarken, tek derdimin karneme 4 getirmemek olduğunu düşünürken, bilgisayar almıştık. O zamanlar herkeste bilgisayar yoktu tabi. Hatta bilgisayar aldığımızdan bir kaç gün sonra bir kuzenim "Nasıl, çok şey öğrendiniz mi bilgisayardan?" demişti. İnsanlar bilgisayar konusunda o kadar bilgisizdiler yani. Bizimse önceliğimiz tabi ki oyundu. Teknolojiyle erken yaşta yakından tanışmanın bize bir katkısı oldu mu bilinmez, o günlerden hatırladığım ve unutmayacağım bir kaç oyun var.
O zamanlar "ortason" daha küçük, konuşmasını yeni öğreniyor. Biz "sakinkafa" abimle her vaktimizi bilgisayar oynayarak değerlendirmek istiyorduk. Her yaştan kuzenlerimiz de bize eşlik ediyordu. Tabi babam bilgisayarın derslerimizi ...
90lar çizgi filmleri – Jetgiller – Jetsons
Otopark krizine paydos! Bir düğmeye bastınız ve hoop arabanız bir çanta oluverdi. İşte bu arabanın sahibi sevgili George Jetson. Kibar çıtı pıtı eşi Jane ile beraber mutlu bir gezegende yaşıyorlar. Yürümek, kıyafet seçmek, yemek yapmak, traş olmak gibi oyalayıcı işlere vakit ayırmak yok. Kızları Judy oje sürmek, saçlarını boyamak için pıt bir düğmeye basıyor ve her şey tamam. (Hele sağ elime oje sürerken hiç beceremiyorum ve ahh keşke diyorum) Judy sonra da kocaman dudak şeklindeki Dayday ismindeki dijital günlüğü ile sohbet ediyor. Evin yaramazı ama aynı zamanda akıllısı Elroy. Çeşit çeşit ödevlerle gelip evde deneyler yapıyordu ve sevimli köpeği Astro ...
İsmail YK bir yazımı daha mahvederken…
Başlıkta karar veremediğim bir husus var, İsmail YK, bir "yaz"ımı daha mı, yoksa bir "yazı"mı daha mı mahvetti? Her şekilde, Allah belamı verdi sanıyorum ve her yaz memlekete geldiğimde, İsmail YK'nın bütün şarkılarını ezberlemek zulmüyle karşı karşıyayım.
Madem, serde sosyal bilimcilik var, İsmail YK ile ilgili ucundan kıyısından birkaç analiz ve hayatıma yaptığı geri dönülmez etkiden bahsedeyim istiyorum. Varolaşların yeni prensi İsmail YK, sadece sınıfsal bir incelemeyi değil, aynı zamanda modern-postmodern çizgide bir varoluşsal incelemeyi hak ediyor. Vay anasını, bu yazı çok şey vaat ediyor...
Öncelikle belirtmem gereken şu: Bizim dükkanın (memlekette) hemen yanında yıllardır bir kasetçi var. Bu eskimiş dükkan ...
Yeni Başlayanlar İçin ‘Bast-ı Zaman’
Biz kronik İstanbullular (dün bir çocuğun tişörtünde gördüğüm ‘kronik öğrenci’den ilhamen), baba evinden çıkarken gelinin, “hem ağlarım hem giderim”i gibi, şikâyet ederiz ama severiz, hem aşkla bu şehri, “bu şehre benzeyen yanlarımı”zı…
Kaç zamandır Cumalar hemen geliyor, hafta sonları hemen geçiyor. Annelerin yüzlerine telefonlar kapatılıyor “müsait olduğumda arıycam”larla, gazetede “mutlaka okumalıyım” denen kısımlar özenle kesiliyor, ‘müsait’ olunduğu zaman okunmak üzere, lakin bir vakit sonra topluca çöpe… İlham geliyor, yazacak vakit olmuyor, o kadar yani. Serdar Ortaç şarkıları dahi karşılık buluyor bünyelerde: “hayat, beni neden yoruyo(r)sun”.
Zaman ile mekân birbirleriyle çok alakalı kavramlar. Fotoğrafik hafızası olanlar bilir bunu en iyi. Mevzu, “Time is ...
Annelik: Global Kültürlü Müessese
Annem, her zaman söyler(di): Saat kaç oldu, hala yatmadın mı? / Ödevini yaptın mı? / Okumanı yaptın mı? / Testlerini çözdün mü? / Sütünü içtin mi?
Annelik müessesesinin soru ve istekleri evrenselmiş efendim. Buyrun seyre:
The Mom Song (to William Tell Overature) from Michael Jones on Vimeo.
Related posts:Lincoln Burrows’un Michael Scofield’a mektubu Merhaba Michael, Ben Abin Lincoln. Sen bu mektubu okuduğunda, ben...Anca Laf -3- Uyuyor musun? - Uyuyor musun? - … - Evladım soru sordum, uyuyor...
Amerika’dan sehir ici otobus manzaralari
Nohut'un otobus yazisini gordukten sonra beterin beterini gostermek icin bu yaziyi girmek boynuma borc oldu.
Efendim benim simdilerde yeni tasindigim Amerika'daki bu sehirde otobus sistemi cogu yere gore daha gelismis(mis). Guya... Acikcasi gelismis hali buysa, digerlerini dusunemiyorum bile. otobusler genelde 15-20 dakikada bir calisir. Yagmur yagar, aksar; hafta sonu kolej ligi maci vardir, sehirde hafif bir trafik olur; gene aksar bu otobusler. Sabah okul ve is saatidir; gene gecikir butun otobusler. Aksam is cikisi, "okullar dagiliyor" falan derler; gene karman corman olur otobus saatleri. Oyle ki, bu aksamalar 1.5 saati bile bulabilir. Yani yuruyerek gitseniz eve daha cabuk varabilirsiniz bazi durumlarda.
Bir ...
öncelikle 1. maddene ek olarak şunu belirtiyim senin deden olarak tt aile kartını tawsiye ediorum tt gidip kendi hattınız üzerinizde aile kartı çıkardıonuz kredim bitti telefon kartım yoq diye ağlamazsınız her ay otomatik krediler yüklenio we önemlisi ew hattı faturanıza eklenio kullandığınız kredilerin ücretleri we normal karttan da ucuz yane para sizden diil ailenizden çıkıo=))
çok önemli..
5.maddeye de şöyle ek bilgi weriyim kantine girip herkese benden çay diye bağırın sonuçta cebinizden çıkıcak para en fazla 3-4 lira
çünkü çay 50 weya 100kuruş..=))
dedem benden daha iyi biliyor. tabi benim gibi kıbrısa düşerseniz. telefonla konuşmak ciddi para tutar haberiniz ola!
323. Kısa Dönem askerlere öneriler…
Kısa dönem askerlerimize öneriler…..
323. Kısa Dönem Askerlere Öneriler…
317. dönem kısa dönem asker olarak, torunlarımın torunlarının torunlarını askere göndermenin teesürü içerisindeyim. Biraz zor şartlarda askerlik yaptığımdan herhalde, askere gidenlere fazlasıyla acımaktayım. Allah yardımcıları ol…
sevgiliniz varsa ayrılın da gidin; yoksa da gider ayak manita yapmaya kalkışmayın sakın. malum askere giden hırçın, asi bünyeler silah altına girmeye bir iki ay kala pusar, sessizleşir, duygusal olur çıkar. eskinin çakalları o hissiyatla hayatına devam etse radyoda şiir okuyan dj bile olur. manita yapmayın, varsa bırakın. dede sözü dinleyin. bob dylan’dan bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum sayın editör: “i was hungry and it was your world.”
ayrıca askerde. özellikle uzun dönem askerde şöle bir sorun vardır ki; nişanlıları varsa, onlar başkalarıyla evlenir. 15 ay boyunca beklemez.
erzurum 109 topçu alayı havasavunma taburunda skerliğimi 323.kısa dönem olarak yapmaktayım şafak 87
325, dönem arakadaşları dört gözle bekliyoruz
Geliyoz. Rahat ol.
eheheh torun muhabbetleri.. vay be işlerimi toparlasam da ben de yapsam şu askerliği
Bir de kısa dönem kalkacak diyorlar. Kalkarsa ne zaman kalkar acaba? Ağustos 2009′da askere gidiyorum ama 1 Ocak 2010′da 12 ay olacakmış diyorlar. Bunlar söylenti tabi ama terhis olmaya 15 gün kala böyle birşey çıkarsa kafayı yerim.
Ben de 2009 ağustosta gidiyorum hocam. Açıklama geldi İlker Başbuğ ve Milli Savunma Bakanı’ndan. Tek tip askerlik için daha çok erken. Çalışmalar yapıyoruz 3-4 sene sonra ancak olur diye. Rahat ol paşalar gibi gider kısa dönem yaparız;)
bende ağustos 2009 da gidiyorum bi ay kaldi :) şimdiden blog okuyup askerliğe hazirlik yapmaya başladık vala