8 Temmuz 2008 günü güzel birgündü benim için. Bazı devletsel işleri halletmenin mutluluğu içersinde idim. Mutluluğa bak hey hat: Güzelyalı Telekom’da, taşındığım evimin telefonunu kapattırmak. (Bu arada ilk defa şahit oldum ki, devlet kökenli bir kurum, özel bir şirketten daha kolay işlem yapıyor. Telekomdan telefonu kapattırmak 10 dakika, Smile Adsl’den internet aboneliğini bitirmek 10 gün hala da iptal işlemi sonlanmadı sanırım)
Neyse efendim, başka birkaç işi de halledip bir yakın arkadaşımla buluşacaktım. O arada düşünüyordum. Ulan, bu adam niye böyle ki, 2 saatte çıkmaz evden, adamı fıtık eder… Daha buluşmadan beni bekleteceği zamanların muhasebesini yapmaya başlamıştım. Hoş, yıllar alıştırmıştı beni bu bekleyişlere ve onu öyle kabullenmiştim artık ama yine de insanız işte, gelmişti aklıma. Sonra dedim “Neler düşünüyorum lan!”. Gittim bir Radikal aldım. Umut Sarıkaya’nın “modern gibi” karikatür karakterlerinden fışkırmış bir bilinçli genç gibi. Haberler sarmadı, köşe yazılarına giriştim ben de. Sonra Ayça Şen’in “Böyle buyurdu berdüş” yazısında, ağırkanlı arkadaşımı ve kendimi gördüm şu satırlarda:
Çünkü mümkün değil, bu adadan çıkamıyorum.
(Artık kanka olduğumuz ada halkı alınmasın lütfen ama evimi, annemi, papağanımız
Edepsiz’i ve İstanbul’u özledim.)
Hani bazı ağırkanlı arkadaşlarınız vardır, sokağa çıkacağınız zaman bir türlü hazırlanamazlar ve evden çıkamazsınız, içinizi bataklığa gömülüyor gibi pis bir umutsuzluk kaplar.
O insanların evi vakumludur, içine çektikçe çeker. En sonu hazırlanır fakat bu kez de çıkmadan önce bir keyif kahvesi ya da uzun uzadıya bir telefon, siz yanında bir yandan adam yerine konmadığınızın gurur meselesini yapar, bir yandan da televizyonda bir daha rastlamayacağınız, şizoid bir kadın programına kapılırsınız. Programı seyre dalarsınız ve bütün gününüz miskinleşir. Esnemeye, gerneşmeye başlarsınız ve kol ve bacaklarınız üşengeçlikten uyuşur.
Bütün bunlar, ağırkanlı ve gamsız arkadaşınız yüzünden olmuştur. Koca bir gününüzü emmiştir.
Sizin de böyle arkadaşlarınız vardır belki. Böyle arkadaşlara o kasvetli bekleme anlarında çok kızılsa da, bu arkadaşlar genellikle sevilir. Sevilmezse beklenmezler ama değil mi? Sevilmezse durulmaz onlarla bir saniye daha… Enerjinizi vakumlayıp çekse de o arkadaş, vardır ki verdiği bir güzel duygu, kalınır yanında. O yüzden derim ki Ayça Şen, Ada’yı öyle kabul et bence, çıkma içinden çıkamıyorsan. (Duyacakmış gibi bir de muhattap oldum “modern gibi” gazetenin köşe yazarıyla).
Bu arada Uykusuz lugatına giren bu “modern gibi” sözünü çok tuttum ben. İlham verici. Anlayan anladı. Anlamayana anlatırız bir ara.
Bir de bir Uykusuz Sözlüğü yapılsa ne hoş olur. Tam Vedat Özdemiroğlu’na göre bir iş bence. Ey Vedat Özdemiroğlu, duyuyorsan sesimi, yap şu sözlüğü gözünü sevem. Bilmediğimden değil anlamları, sevdiğimden senin anlatışını. Bak ya, koskoca reklamcıya, Uykusuz yazarına laf yetiştirdim.
Böyle muhattap olmak ne güzelmiş ya. Kötü birşey de demedim içim de rahat. Sadece okuduklarını düşünüp kendimce takılmak. Hoş şeyler bunlar. Lafı çok uzattık sevgili sakinkafa sakinleri. Cümleten iyi geceler.
bugün 0, toplam 3 defa okundu...












