Ölümünden çok sonraları, “bonus saç” ismini alacak olan saç modeliyle, yüzündeki “aştım ben her bir olayı” rahatlığıyla ve “hadi biraz da şöyle yapalım” gibi ustalık ibaresi sözleriyle hatırlıyoruzdur hepimiz Bob Ross’u. En azından ben öyle hatırlıyorum. Zaten birisi size, birini anlatırken, sizin de onu öyle hatırlamanızı istiyordur. Yoksa niye anlatsın ki? Sonuçta biyografi yazımı bunun üzerine kuruludur. İnsan genelde hayran olduğu kişilerin biyografisini yazar. Oysa ben Bob Ross’u eskiden pür dikkat izlesem de, sonraları öğrendiğim “entel ressamları” görünce, “amaaan, bu adam da mahallede iyi top oynayan, ama hiçbir futbol kulübüne giremeyen pele (lakabı buydu) gibiymiş” demişliğim var. Zira entel ressamlar sürekli “arayış” içindeyken, Bob Ross amca çıkıp “hadi siz de resim çizebilirsiniz, hem de o kadar basit ki” tarzında yaklaşımıyla aklımdaki renk imgelerini yıkıyordu ta o zamandan. Belki de iyi bir ressam olamamışsam, bunun nedeni sürekli kusursuz resimler yapan Bob Ross’tur!
O sempatik ve popüler görüntünün altında, tam bir resim yıkıcısı mevcut biliyor muydunuz? Sürekli dağ manzarasını, baharın ve kuşların resimlerini, kış tasvirlerini, akarsuların çağıldayışını, deniz kenarlarını çiziyordu Bob Ross. O kadar hakimdi ki resme, ilk başlarda “aha sonunda batırdı her şeyi, buradan sonra toparlayamaz” derdim. Fakat programın sonlarına doğru öyle net ortaya çıkardı ki çizdiği şey, ağzım açık kalırdı. Bunu yaparken, “hadi siz de şimdi paletinizden kırmızıyı alın fırçanıza ve resmin tam da şurasına küçük kesikler atın” derdi. Oysa televizyon başında onunla beraber resim yapmaya çalışan resim-severler (var mıydı gerçekten böyle insanlar?) çoktan kopmuş olurlardı muhtemelen. Her fırça darbesinde, bazen de spatulası (bu kelimeyi ondan öğrendim) ile resmin orasına burasına derinlik katıyor ve nihayet rönesanstan bu yana tekrar edile edile vıcığı çıkmış doğa resimlerini yinelemiş oluyordu.
Fakat resim bizim millet için “yeni” bir şeydir her şeye rağmen. Yahya Kemal sürekli “resmimiz ve nesrimiz olsaydı, gelişmiş bir toplum olabilirdik” demiş misal. Bir bakıma haklı. Resim, bugün görsel kültürün başlangıcı. Nesir (düzyazı) pek bizde benimsenen bir tarz değil. Fakat, Osmanlı’da çok eskilere dayanan bir “hikayecilik” geleneği var. Bütün bir felsefi alt yapı da şiir ve hikayeye gömülmüş durumda. Bunları unutunca, insanın aklına “biz Batı bize öğretene kadar hiç düşünmedik” gibi abidik gubidik haller geliyor. Üstelik 19. yüzyılda böyle düşünen “aydınlar” da yok değil.
Neyse gelelim, Bob Ross amcanın resim sanatına yaptığı işkenceye. Tamam resim denilen sanat yüzyıllardır var insanlığın ortak mirasında. Fakat aynılarını sürekli yapmanın kime faydası var? Biz üçüncü dünya ülkelerine pazarlanan bir sokak ressamının, “sanat” olarak tanıştırılması, ilginç değil mi? Bob Ross ressamdır ama sanatçı mıdır? Sunay Akın kadardır en fazla. Göze hoş gelen, insanın ruhunu okşayan bir sanatsal dokunuş. Fakat ötesinde, sanat eserleri gibi insanı aramaya itmiyor. “Ben de böyle bir resim yapmak istiyorum” dedirtiyor insana, “Ben de resmi kullanarak aramak istiyorum” yerine. Bu adamı izleyerek, resim sanatında “farklı açılımlar” yakalayan varsa, bana ulaşsın…
bugün 1, toplam 157 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- BONUS SAÇ
- bonus kafalı ressam
- resimyapmakistiyorum
- bonus saç erkek
- bonus saçlar













adam resim yaparken bir yandan da hikâye anlatırdı sanki: “şuraya gülen bir bulut, şuraya mutlu bir ağaç. Sincaplar için. bu ağacın burada canı sıkılır, ona bir arkadaş lazım” :)
“sizin ağaçlarınız kırmızı renk mi, harika, hadi biraz kırmızı alalım fırçamıza…”
bu amcanın farklı bir amacı vardı. “evet sen de o çok özendiğin cicili tabloları yapabilirsin, zor bir şey yok, bi dene” diyordu.
iyi niyetli bir memurdu sevgili bob.
önceden TRT2 den vazgeçemezdim adam bir harikaydı ve eşi bulunmaz resimleriyle doğanın içindeymiş gibi hissettirirdi bob ross seni özleyeceğiz:)
ailecek izlerdik amcamızı.. annem babam hepimiz resim yapmak isterdik..
neden bu ağacı biraz daha kalın yapmayalım.. der aniden kocaman fırçayla güzelim ağaca girişirdi.. biz ailecek, aha batırdı güzelim resmi die telaşlanırdık.. sora bikaç fırça darbesiyle aniden, yaptığı güzelleşmeye başlardı..
ruhun şad olsun bob ross..
yazınızı çok geç gördüm ama yine de yazmak istedim resimle ne kadar alakadarsınız bilemem yazınızdan edebiyata düşkünlüğünüz anlaşılıyor ancak Bob Ross ve çizim konusuna gelindiği zaman Bob Ross resim konusunda sanat eseri yaratmaktan ileriye gitmiş ve bir teknik üretmiştir. Bob Ross tekniği şu an için dünyanın birçok yerinde eğitimi verilen bir çizim tekniğidir. Bob Rossun kullandığı boyaların isimlerine dikkat ettiyseniz özel akrilik boyalardır her çizerin kullanabileceği rahat yağlu boyalar değildir. Tabiki de Bob Ross’ a ait bir sanat eseri yoktur çünkü o gerçek bir sanatsevere ve sanatçıya yakışan şeyi yapıp sanatı halka indirgemeyi seçmiştir.
Saygılarımla
Sanatı sadece bir şeyler aramaya yönlendirmesi ile sınırlandırmak ne kadar doğru?