GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM
Şahsiyetli toplum şahsiyetini elde etmiş fertlerden oluşur. Tek dayanağı olan zincirini kopardıktan sonra kaç insan dimdik ayakta kalabilir şu silüet toplumda? Fertlerin “şahsiyet” sahibi olmasını istemeyen o kadar çok düzen ve düzenek var ki; bu düzen ve düzenekler içerisinde resmi otorite belki en son sırada yer almaktadır. Yunan, Mısır, Hind, Roma gibi antik putperest medeniyetler nasıl köleler’in sırtında yükselmişse, çağdaş dünya medeniyeti de gölgeler üzerinde yükselmektedir. Kölelerden söz edilen yerde tabiatıyla “efendiler” de vardır, gölgelerden söz edilen yerde ise “gölgeci”ler…
Zincir kölelerin boyun ve bileklerine takılırken, gölgeler’in mide, zihin ve yüreklerine takılmaktadır. Birinciler azat olmak için can atarlarken ikinciler azat kabul etmez yanlarıyla dikkati çekerler. “Siz kimsiniz?” sorusuna muhatap olacak kadar şahsiyet sahibi edilmemiştir. Ancak şu şekilde sorabilirsiniz: “Siz kimin gölgesisiniz?”
Her yiğidin bir ayrı yoğurt yiyişi vardır belki ama gölgeler müstesna. Onların nasıl yiyeceğini gölgeciler tayin eder. Gölge adam kendi kendisi değildir, “zat” olamamıştır. Yeryüzünde kendisini temsil etmemektedir. Buğzu ve nefreti gibi sevgi ve muhabbeti de bir gölgedir. Niçin ve nedeninin merak dahi etmez. Seviyorsa gölgeci nefret ettiği için öyle yapıyordur. Şahsiyetli bir nefret’in şahsiyetsiz bir sevgiden üstünlüğü ordata. Çünkü adı üstünde, sevgi de olsa “gölge”dir.
Eğri şahsiyeti doğrultmak mümkündür, eğri gölgeyi doğrultmak ise muhâl. “Gölge doğru ise ne zarar var?” denilecekse kârının ne olduğu sorulmalı. Tesadüfi bir doğruluk, iradesiz, kimliksiz ve kişiliksiz bir doğruluk kime ne hayredecektir? Binlerce gölgeye bir şahsiyet tercih edilir; nasıl ki, harmanlarca hayale, bir buğday tanesi kadar hakikat tercih edilirse.
Gölge, ekmeğini (düşünce ve duyusunu) yediğinin kılıcını sallarken ekmeğin (rızkın, zihnin ve gönlün) as ıl sahibine ihanet içindedir. Ve her gölge kendisini “bir basiret üzere yaratana” ve kendi şahsiyetine karşı bir parça “hain” dir. Çağdaş standart üretim biçimi gibi, sağdaş sosyal üretim biçiminin standardizasyona tabi tutulmuş yapay bir ürünüdür. Cemaatten söz ediyorsa bir gölgeler topluluğundan sözettiği hemen anlaşılabilir. Cemaat olmak bir şeyin içinde olmaktır. Oysa ki gölgenin vasfı bir şeyin içinde olmak değil bir şeye kapılmaktır.
Gölgeci’nin hiç diyemediği gölgenin de hiç duymadığı bir söz vardır: Korkma! Beni de seni doğauran ana gibi bir ana doğurdu.
Gölge’nin hayatında “saygı”dan çok “tutku”ya yer vardır. Gölgeler eğitilmez, şartlandırılır. Bu tiplerin gölgeciyle ilişkisi sahabe (arkadaş) ilişkisi değil, çağdaş meteniyetin ürünü olan amir-memur ilişkisidir. Bu ilişki tavsiye ve teşvik üzerine değil emir ve komuta üzerine bina edilmiştir.
Gölge, yapıcı da olsa eleştiriden nefret eder. Çünkü o kapı bir kez aralanınca mesleğinin ipliği pazara dökülecektir. “Doğrultmak” ve “ayıklamak” tan başka bir şey olmayan yapıcı tenkide itiraz “iyi taraflarını görelim” biçiminde olacaktır. İyi taraflarını görmenin iyi olmayan taraflarını görmekle mümkün olduğunu, iyiyi kötüden ayırdedebilmenin her ikisini de bilmekle mümkün olduğunu, aksinin bir görme bozukluğu olacağını kabullenmek istemez. Gölgede göz “görmek” için değil “bakmak” için vardır. Bundan dolayı “görerek itaat” yerini “körü körüne itaat” e bırakmıştır. Yaratılışta birbirine eşit iki insan arasındaki takva’ya dayalı itaat anlayışı, yerini ast-üst, başkan-üye, efendi-köle, amir-memur arasındaki mekanik ve şahsiyetsiz itaate bırakmıştır. Gölgenin hayatını, itaat adına diktiği heykeller süsler. Zincirsiz olmak onun gözünde asi olmaktan, başıbozuk ve anarşit olmaktan farksızdır.
Gölgenin gözünde gölgeci’nin hatası “hikmet”, yanılması “tevazu”, günahı “imtihan” dır. O, görmekten çok dinlemeye, araştırmaktan çok hazıra, orijinalden çok müsta’mele, ilimden çok zanna, hakikatten çok hayale, vakıalardan çok rüyaya meyyaldir. Diyaloğu defterinden silmiştir. İstişaresi hakikati aramak değil akıl almaktır.
Elhasıl gölge birin önündeki sıfır (01), şahsiyet ise birin arkasındaki sıfırdır (10). Bir’in önüne kondurulucak milyonlarca sıfırın toplam değeri sonuçta yine sıfırdan başka birşey değildir ve hiç birşeyin gölgesi hiçbir işlemde hesaba dahil edilmez.
Ama şahsiyet olup da birin ardına geçerse değeri en düşük düzeyde (sıfır) bile olsa önündekinin değerini de kendi değerini de artırır; cemaat olmanın, birlik olmanın, vahdet olmanın rahmetine konarlar.
O halde arkadaş, hesaba dahil edilmek istiyorsan, sonuçta bir payım olsun diyorsan bir’in önünde bir gölge olmaktansa arkasında “şahsiyet” ol.
Mustafa İslamoğlu
Makalât
Sf. 19
bugün 0, toplam 27 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- adam golgesi
- gölge etme insan etme
- man shadow
- şahsiyet
- şahsiyetli insan














süper bi yazı