En güzel dostluklar levyeyle başlar diye bir atasözümüz vardır, bilirsiniz. Ben de bu yüzden artık yanımda levye taşıyorum. Levye deyip geçmeyin binbir türlü işlevi vardır bir levyenin. İngiliz anahtarı gibi birşey yani, ya da bir pense… Ya da kimbilir bir maymuncuk… Bazense sırtında olanca yüküyle bir kaplumbağa. Bazense yeni bir dostluğa açılan kapıdaki bir anahtardır levye.
Duygu Sömürüsüne Giriş
Abi, o kadar yazıyoruz şurda. Bildiğimiz, bilmediğimiz herşeyi paylaşıyoruz. Sonra dandik bir site gibi muamele görünce sitemiz, insan üzlüyor tabi. Derdim buydu. Ne işim olur benim levyeyle. İnşaatta çalıştığımda pense, kerpeten, keser falan kullanırdım. Tamam sökü demiri de kullandım (sökü demiri levyenin biraz daha büyüğü galiba). Ama bir levyeyle hiç işim olmadı. Olmaz da. Ben gönül adamıyım. İşime bakarım, şarkı söylerim, müzik dinlerim, sörf yaparım (şimdilik internette sadece).
“Lütfü’nün Çılgın Tekmeleri ve Demir Yumruk Genki”
İlkokul üçüncü sınıfa kadar mahalle mektebinde okuduktan sonra, ailem beni okuldan aldı ve Şemsi Efendi ay pardon Eczacıbaşı İlköğretim Okulu’na verdi. Yeni okulumda çocuklar daha temiz kıyafetliydi, daha sterildi, daha sarışındı herkes. Beni dışladılar bir süre. Esmerim diye veya fakir bir mahalleden geldiğim için üzerimdeki korkaklığı sezdiklerinden olsa gerek. Sınıfta benden daha esmer olan Lütfü isimli bir arkadaş vardı. Sanırım sınıfın benden önceki eziğiydi. Ben gelince artık o da dede-torun ilişkisine girdi kendince sanırım ve bana karşı anlamsız bir savaş açtı. Birgün beni kabullenmiş olan birkaç arkadaşla sohbet ederken, arkamdan yaklaştı boğazımdan kavrayıp beni yere çaldı. Sonra üstüme çıkıp yüzüme vurmaya başladı. Kimse kurtarmaya çalışmıyordu. Ben yerde yatıyordum ve tüm kafalar bana tepeden bakıp bakıp “Lütfü! Lütfü! Lütfü!” diye bağırıyordu. Sonra teneffüs bitti ve öğretmen geldi. Ben de kurtulmuş oldum. Yalnız sırama geçerken, Lütfü’ye şunu söyledim: Bir dahaki tenefüs sınıfın ortasında kavga edeceğiz, herşey serbest, ağlayan kaybeder, kaybeden diğerine bulaşmaz bundan kelli.
Ve tenefüs geldi çattı. Genki denen boksörlü çizgi filmi izlemiş gaz bir velet olarak çıktım sınıfın ortasına. Lütfü yaklaştı ve göğsüme bir tekme indirdi. Sonra bir tane daha. Üçüncü tekmeyi yemeden kendime geldim ve geri çekildim. Tekmeden sonraki toparlanması esnasında Lütfü’nün suratının orta yerine okkalı bir yumruk indirdim. Ağlamaya başladı. Bir dahaki tenefüs yanına gidip acıyıp acımadığını sordum. Lütfü yüzüme baktı ve “özür dilerim Sakin Kafa” dedi. Sonra arkadaş olduk. Sonra sınıf başkanlığı mertebesine kadar yükseldim o sınıfta. Daha sarışın arkadaşlar edinebilme lüksünü yaşadım. Sınıf atladıkça rengi açılıyordu çevremdekilerin adeta. Bense şimdi benden sopayı yedikten sonra aklı başına gelen siyahi arkadaşım Lütfü’yü özlüyorum.
Tüm bunları niye anlatıyorum bilmiyorum. Şevval Sam‘dan Ahmedum türküsünü dinliyorum. Kimsenin olmadığı bir yer bulun kendinize. Hiç bir darbe, hakaret, alay, yumruk, tekme ile muhattap olmayacağınız bir yer yani. Çevrenizde herhangi biri varken bunu yapmanız mümkün değil. O yeri bulduktan sonra da daha önce kaybettiğiniz iyi bir yakınınızı hatırlayarak bir türkü dinleyin. Genelde önce iyiler gittiği için böyle özlem duyduğunuz bir yakınınızı bulmakta zorluk çekmezsiniz diye düşünüyorum. Allah sağ olanları da başımızdan eksik etmesin.
bugün 0, toplam 12 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- levye
- arkadaşlık gif
- GİF arkadaşlık dostluk
- sökü demiri













sakinkafa bey,
ingiliz anahtarı, levye, alyan, kontrol kalemi gibi şeyler ne demektir?
konuya bu kadar yakınkene bir ara bizim için resimli sözlük yapar mısınız?
yaparım tabi. isteyin yeter ki. segah bey daha ilgili ve bilgilidir böyle alet erdavat konularında ama onun şimdi vizeleri var. ben yaparsam biraz kendimden de katarım baştan söyleyeyim. bana hissettirdiklerini falan da yazarım.
örnek vereyim. bir çekiç ben de her zaman göz kırpma dürtüsünü uyandırır. vurmasa da…
ya da bir ingiliz anahtarı bana her zaman babamın işlerini hatırlatır, evde yaptığı tamirat işlerini. takım çantasını getittirirdi bana hep ve ben içinden ingiliz anahtarını çıkarır bi köşeye geçip dakikalarca ucunu bir açar bir kapardım… misal genç osman işte..
kavga dövüş anında
birine vurduğunda
hiç acımaz yamultur
ingiliz anahtarı
şekline baktığında
sanırsın konuşacak
duygusuzun tekidir
ingiliz anahtarı
sıkar ya da gevşetir
sadece vidaları
açmaz kilidini kalbin
ingiliz anahtarı
doğayı ağaçları
binbir çeşit kuşları
anlamaz lakin bakar
ingiliz anahtarı
işim olmaz hiç senle
zora düşsem de gelme
aybars der ki zalimsin
ingiliz anahtarı
ingilizler bulmadı onu
ben buldum
geceler boyu rüyalarımda
onu gördüm durdum
sonra bir gün çıkageldi
bana; artık çağırma beni dedi
ve tekrar dile geldi:
ben bir levye gibi namussuz değilim
ben ona söyledim ki
sen bir levye gibi namussuz değilsin
ama az hain de değilsin
seni gidi ingiliz anahtarı
takım çantamın gözbebeği
ustaların baştacı
ne de çok severim seni ben
ey kenardan ayarlamalı
caanım ingiliz anahtarı
belli sen de ustasın
kullanmakta aleti
belki üstüne yoktur
gezsem tüm vilayeti
mucici kimdir bilmem
belki de sakin kafa
icat etsen ne olur
attıktan sonra rafa
hareket etmez gazla
aybars verir kararı
ne az sıkar ne fazla
aybars verir ayarı
halk şiirine postmodern yaklaşımlar… hadi bakalım.
değil sakin kafa ingiliz anahtarının mucidi
şu doğrudur ama, yok üstüne gez vilayeti
atsam da ben rafa, yarar işime bir gün elbet
yatıyorsam da safa, bakma, olmadığımdan şirret
sakiniz dediysek de sessiz kediyiz demedik
sen veredur ayarı, burdayız biz daha ölmedik
farkettim ki hoş değil
“ayar vermek” sözleri
parlamasın hınzırca
kötülerin gözleri
kastettiğim anahtar
yandan ayarlamalı
kısaca da ingiliz
böyle algılanmalı
bilirim kolay değil
kırıp sonra onarmak
gözü çıktı besbelli
niyetimdi kaş yapmak
insana mahsus hata
galiba hata ettim
yanlış anlaşıldıysa
affedilsin sözlerim
sil dilersen alınmam
yakışıksız durdu çok
kırılırsa gönüller
birşeyin anlamı yok
deli aybars neyledi
yaktı viran eyledi
gelmem gayrı davosa
bunu böyle söyledi
siteye gelirim ama:D davos sırf kafiye ve uysal kediye atıf:D
“kedi” mevzusu yeniden gündemde.
şiirler de iyiymiş hani :)