Şaka mı yapıyor birileri. BBC’nin gizli araştırmasına göre 1968 yılında düşen uçakta olan 4 nükleer bombadan 1 tanesi bulunamamış. Şu an Grönland’da buz kütlesinin altında 40 yıllık yüzüşüne devam ediyor. Atom bombası avcıları gidip bulup şöyle diyebilir.
“Denizde bulunan mal bulanındır. Vermicem işte benim bombam, evimin duvarına asıcam.”
Dese hakkıdır. Bir şey diyemeyiz. Ama atom bombası tüccarlarına söylenecek o kadar çok şey var ki… ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, kazadan sonra bombaların imha edildiğini açıklamış. ‘Söylenilen hiçbir şeye inanmamak lazım’ geleneğini sürdürmek lazım. Bu uçak niye devriye geziyordu, neden düştü, gerçekten düştü mü, bomba gerçekten kayıp mı yoksa saklanıyor mu, bomba Moskova’ya doğru yönlendirilmiş miydi, eğer Moskova’da böyle bir facia olsaydı bizim halimiz nice olurdu…
Öncelikle böylesine ciddi ve yaşam dengesini kökten bozacak bir haber neden 40 yıl saklanıyor. BBC bu olayı öğrenmese biz hala bilmiyor olacağız. Aklıma gelen ilk şey buzulların erimesinde bu bombanın da parmağı olduğu. Yani bu bomba senelerdir orada masumca balıklama yüzüyor olmasa gerek. Oradaki ekosisteme bir etkisi ve çevrenin de ona verdiği bir tepkisi vardır elbet. Denizde yaşayan canlıların ölümünün artmasına sebep olmuş ve küresel ısınmaya destek vermiş olabilir. Biz bunları bilmiyoruz, bilemeyiz. Ama en iyi ihtimalle bundan 40 sene sonra yapılan yeni bir araştırma ile bunları öğrenebiliriz.
Sözlük anlamına bakarsak; atom bombasının yapısı kontrolsüz çekirdek tepkimesi olan fizyon reaksiyonunun çok kısa sürede gerçekleşmesine dayanıyor. Tabiatta bulunan Uranyum ve yapay olan Plutonyum kullanılıyor.
İlk denemeler 1942 yılında ABD’de Robert J. Oppenheimer öncülüğünde başlamış. İlk atom bombasını 16 Temmuz 1945’te Meksika sınırına yakın Alamogordo çölünde denediler. Çok memnun kaldılar ve 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’ya attılar. Başlamışken devam edelim diyerek 3 gün sonra 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye attılar.
Şimdi gelelim atom bombasının ne demek olduğunu tek bilen ülke Japonya’ya.
“6 Ağustos 1945 sabahı ilk atom bombası “Enola Gay” isimli bir bombardıman uçağı ile Hiroşima’ya atıldı. Saniyenin on binde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışıktı. Ardından gelen 300.000 °C’lik ısı etkisi ise yaklaşık 3 km çapındaki her şeyin yanmasını sağladı. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgar çevredeki her yükseltiyi dümdüz etti. Ama asıl kalıcı etkiyi patlamadan bir kaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştirdi. Yağmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye inmiş oldu.
9 Ağustos 1945 günü ise ikinci atom bombası Nagazaki’ye atıldı. Bu şehirdeki insanların daha önceden uyarılması buradaki ölümlerin daha az olmasını sağladı. Ancak, her iki şehirde de radyasyondan kaynaklanan ölümler 15 Ağustos 1945’ten sonra görülmeye başlandı. Gönüllü olarak kurtarma çalışmalarına katılan veya akraba ve dostlarını harabeler içinde arayan birçok insan farkında olmadan yüksek miktarda radyasyon almışlardı. Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanın patladığı anda meydana gelen şok, ısı ve yıkım etkisiyle gerçekleşen ölümlerden kat kat fazla olmuştur.”
Peki böyle bir felaketi yaşayan bir ülke sonra ne yaptı? Ne yapabilirdi? Amerika’nın işgalinden sonra Japon İmparatoru Hirohito, radyodan ülkesinin savaşı kaybettiğini, kendisinin de bir Tanrı olmadığını açıkladı. Yaşanan iki olayda 250000 kadar insanı kaybetti, fabrikaların ve altyapıların % 40 ı yok oldu. Ve başladı çalışmaya. Evet çalışkan bir millet varsa onlar Japonlardır. Nerelerden başlayarak 60 yılda geldikleri noktaya bakmak ve şaşırmak gerekiyor. Çocukken de ithal ettiğimiz çizgi filmlerle çalışkanlıklarını bize gösterdiler. Aksini düşünen Tsubasa’lı, Heidi’li, Şeker Kız Candy’li yıllarını inkar etmiş olur. (Günümüzde animasyon yönetmenleri artık çocukları hayatın acımasızlığına alıştırmak için Pokemon, Voltran gibi şiddet içeren animasyonlara çevirmişler işlerini. Belki bu yeni strateji gerekli bir şey, belki de günümüzde suç işlemenin yaşının düşmesinin sebebin bir parçası)
İşgalden sonra Japonya’nın ordu kurması, silah üretmesi yasaklanmıştı. Hükümet askeri işler için para vermekten kurtuldu ve ekonomiye yapılan desteklerle gelişmeleri başladı. Madencilik, tekstil, otomobil, gemi ve makine, elektronik alanında hızlıca gelişip büyüdüler. Şimdi Teknoloji=Japonya oldu. Bu durum da savaş sonrası eğitime önem vermeleriyle ve yüksek eğitim standartlarıyla açıklanabilir. Yılmadan çalışmışlar, çalışıyorlar. Hatta ben bu satırları yazarken onlar Türkiye’den ithal ettikleri donmuş orkinosları satışa sunmak için hazırlıyorlardır. Tebrik ediyorum. (Pakize Suda’nın da dediği gibi ‘Japonlaşalım biraz.’)
Sadece ABD bomba yaptı ve attı mı? O yaparken diğerleri baktı mı? Hayır tabiî ki.
Fransa, Rusya, Çin, İngiltere, İsrail, Ukrayna gibi ülkelerde atom bombası ve ondan daha gelişmiş, tahrip gücü daha yüksek hidrojen bombası bulunuyor. Türkiye’nin 1999 yılında imzaladığı ve Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonunun atom bombası denemelerini yasakladığı bir antlaşma var. Peki bugüne kadar yapılanlar ne olacak? Onları da muhafaza etme kurallarınız vardır elbet ama ne için muhafaza, nereye kadar? Ya bunun gibi işleri yaparken yaşanan kazalara ne demeli?
Dünya genelinde 1944-2001 yılları arasında 420 radyasyon kazası meydana gelmiş. Ölen kişi sayısını kaynaklar 133 dese de onun zaman içinde sebep olduğu ölümler hesaplanmadı. Bizi en çok etkileyen şüphesiz 1986 yılındaki Çernobil kazası. Eğer Çernobil sebebiyle aldığınız radyasyon dozunu merak ediyorsanız buyurun buraya.
İşte bir bomba kayıp ve bizim bilmediğimiz daha neler var neler. Yüzen, gömülen, saklanan, yapılan, yakılan… Her şey alabildiğine girift oldu artık. Herkesin dilinde aynı laf var.
‘Maskesiz çıkmam abi!’
Herkes bi dalıp çıksın bakalım buzlu sulara. Belki ayağınıza takılır. Kayıp olan bombanın seri numarası 78252. Diğerlerine dokunmayın, daha onların varlığından haberimiz yok.
*Yazıda kullanılan değerli kaynaklar: Vikipedi, BBC, Japonya.org, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu.
bugün 0, toplam 24 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- 2 dünya savaşı hiroşima nagazaki
- энола гэй













Vay be bu kadar uzun bir yazıya abilerim daha iyi cevap verir bence ama tek bir şey diyeceğim “YÜRÜ BE KİM TUTAR SENİ” demekden kendimi alıkoyamıyorum
BRAVO!!!
ben kaybolandan ziyade atılanlara takıldım. saniyenin 10.000 de 1′i ne demektir ki? anlatılmaz yaşanır ancak. Allah bir daha kimseye yaşatmasın diyoruz…
atom bombası dediğin nedir ki gülüm, atom küçücük bir şey değil mi zaten? demeye geliyor bu kaybolmuş atom bombaları… Nasıl da büyük bir sorumsuzlujtur bu… onu bulamayanlar var… Benim atom bombam olacak da ben kaybedeceğim başka?? Satar satar yerim valla
atom bombası atan amerika’nın şu anda hala “keh keh” gülerekten savaşlara sebep olması da dünyanın ne kadar acayip bir yer olduğuna delildir zannediyorum.
japonya meselesinde bence sadece ikinci dünya savaşı ile sınırlı olmayan bir durum var. çetin altan, japon batılılaşmasını anlatırken, “onlar batı’dan üretim tarzını aldılar, biz tüketim tarzını” der. yani japonya’nın 19. yüzyıldaki batılılaşma hareketlerini de incelemek lazım.
son olarak, yazı çok manidar. bu haberi okuduğumda benim de aklıma gelmişti: “nası ya? nası kayıp?” gibisinden cümleler. içimizdekine tercüman oluverdiniz efendim…
kayıp atom bombaları, kayıp nükleer başlıklar… gel de komplo teorilerine inanma. yani kalemlik ya da silgi değil ki bunlar…
Türkiye de atom bombası var mı yokmu bilinmez ama olması gerektiği bir gerçek.5-6 yıl önce bi tv programında bazı dağlardan bahsetmişlerdi o dağların içinde türkiye nin atom bombalarının saklandığı çalışmaların yer altında sürdürüldüğü ve yaklaşık 15 tane atom bombasına sahip olduğumuz ileri sürülmüştü.hatta bu açıklamalardan sonra reklama girildikten sonra program devam etmedi.japonlara acımayan bize de acımaz o yüzden atom bombasına sahip olmamız şart çünkü atom bombasını tankla tüfekle durduramayız.o programda türkiyenin hidrojen silahlarına sahip olduğu da söylenmişti.