Hugh Grant`in meşhur olduğu bir filmi vardır,buradaki ismiyle “Vier Hochzeiten und ein Todesfall” (Dört nikah, bir cenaze). Severim o filmi, kaç kez izledim. Ve orada bir cenaze sahnesinde, ölen birinin ardından bir şiir okunur. O şiir beni okadar etkilemişti ki… sadece beni değil, birçok insani. Ve o filmden sonra bayağı meşhur oldu o şiir .
O sıralar o şiirin Türkçesi var mı acaba diye çok aramıştım internette ama bulamamıştım (Şimdilerde rastladım bir çeviriye ama çok etkilemedi beni nedense) O yüzden “iş başa düstü” deyip, kendim çevirmeye çalışmıştım (haddimi aşan, ne büyük bir cüret, biliyorum):)
Yabancı yazıları, bilhassa da şiirleri Türkçeye birebir çevirmek zordur, risklidir. Yani birebir çevirdiğiniz zaman, saçma şeyler çıkabilir bu gibi şeylerde bazen ve hakkını veremezsiniz (Yüksel Pazarkaya’nin Orhan Veli şiirlerinin Almancaya çevirdiği o caanım şiirleri hatırlıyorum da, tüylerim diken diken oluyor) :) o yüzden içeriğini alıp, kulağa mümkün olduğunca hoş gelmesi ve kafiyeli olması için çaba gösterip, mümkün olduğunca uygun çevirmeye çalıştım. Okuyanların hoşgörüsüne sığınıyorum…
Sevdiği bir insanın ölümünün ardından, onu kaybetmiş olmanın o dayanılmaz açısını, öfkesini, çaresizliğini dile getiren bir şiir… ve bence muhteşem….
Önce filmdeki, benim duyduğum Almancası :
Stoppt jede Uhr, laßt ab vom Telephon,
Verscheucht den Hund, der bellend Knochen frißt, die roh’n.
Laßt schweigen die Pianos und die Trommeln schlagt,
Bringt heraus den Sarg, ihr Klager klagt.
Laßt die Flieger kreisend – Trauer sei Gebot
An den Himmel schreiben: Er ist tot.
Straßentauben gebt um den Hals starre Kreppkragen,
Polizisten laßt schwarze Handschuh’ tragen.
Er war mir Nord, mir Süd, mir Ost und West;
Des Sonntags Ruh’ und der Woche Streß
Mein Tag, mein Gesang, meine Rede, meine Nacht.
Ich dachte, Liebe währet ewig – falsch gedacht.
Sterne sind jetzt unerwünscht, will nichts sehn davon,
Verpackt den Mond, zertrümmert die Sonn’.
Fegt weg den Wald und des Meeres Flut,
Nie wird es sein, so wie es war. Nie wieder gut…
Bu da Ingilizce orjinali:
Funeral Blues ( by Wystan Hugh Auden)
Stop all the clocks, cut off the telephone,
Prevent the dog from barking with a juicy bone,
Silence the pianos and with muffled drum
Bring out the coffin, let the mourners come.
Let aeroplanes circle moaning overhead
Scribbling on the sky the message “He Is Dead.”
Put crepe bows round the white necks of public doves,
Let the traffic policemen wear black cotton gloves.
He was my North, my South, my East and West.
My working week and my Sunday rest,
My noon, my midnight, my talk, my song,
I thought that love would last forever; I was wrong.
The stars are not wanted now: put out every one,
Pack up the moon and dismantle the sun,
Pour away the ocean and sweep up the wood,
For nothing now can ever come to any good.
Bu da benim cevirim:
Durdurun tüm saatleri, telefonlar kapansın
havlayan, kemik peşindeki köpek kovalansın
çalmasın davullar, piyanolar sussun
götürün artık tabutu, herkes yas tutsun…
Havalansın uçaklar, matem vakti geldi
yazsınlar ki gökyüzüne: O ÖLDÜ.
Güvercinler boynuna karalar bağlasın
Polisler siyah eldiven giyip, ağlasın…
O benim kuzeyim güneyim, doğum batım, her yönümdü
Pazarım, tatilim, hafta içi her günümdü
Gündüzümdü, şarkımdı, sohbetim, gecem
aşkımız ölümsüz sanırdım, hataymış düsüncem…
Görmek istemiyorum artık yıldızların hiçbirini
saklayın ayı, parçalayın günesı
silip süpürün ormanları, yok edin denizleri
hiçbirşey olmayacak artık eskisi gibi…
bugün 0, toplam 109 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- w h auden şiirleri
- auden şiirleri
- wystan hugh auden şiirleri
- w h auden şiir
- wh auden şiirleri













Yaznın okuyunca W.H.Auden’ı “lullaby” adlı şiirini hatırladım birden:)
Ama dediğiniz gibi şiir çevirmek hiç de kolay bir şey değil,hele bir de Shakespeare sonelerinin Can Yücel çevirilerinden sonra senden çevirmen istenmişse vayy haline!!
Zor işler bunlar,biz okumaya devam edelim:)
İlgimi çekti: piyano, polis, saat, telefon, pazarım, tatilim… yaşanan dönemdeki olgular hatırlanmış.
Ortaçağda yazılmış olsaydı; kılıcım, zırhım, beyaz atım…
yada uzay çağında; oksijen başlığım, uzay mekiğim…
teknoloji sadece “şiirde” gelişmesin bence.
“Zor işler bunlar,biz okumaya devam edelim:)”
“teknoloji sadece “şiirde” gelişmesin bence.”
Olur.
:)
ellerinize yureginize saglik, gayet basarili bir ceviri olmus kanaat-i acizanemce. filmi izlemedim, siiri ilk defa burada once ingilizcesinden sonra turkcesinden okudum ve kuvvetli bir ifade gucu oldugunu hissettim arkasinda.
Cok tesekkür ederim bysec. Bakmayin cenaze olayina falan. Film gercekten cok eglenceli, tavsiye ederim (Ingilizlerin meshur kara mizahi iste) :)
Pardon, “byesc” . (Ah bir de yazabilsem, neler yazcam da) :)