
Bir yazısında “edebiyatçıyla evli bir kadın, kader kurbanıdır” demişti Ali Çolak. Dışarıdan o kadar naif, nazik görünen bu adamların, dört duvar içinde nasıl da sinirli, bencil ve huysuz olduklarından bahsetmişti. Eşine ayıracağı vakti, yazmakla geçirdiği için, “yazı” yahut “şiir”in, kadın için bir nevi “kuma” olduğundan. (hem erkeğin hem kadının şair olduğu bir birlikteliği varın siz düşünün.)
Şairin, iyi “aşık”, lakin kötü “eş” olduğu söylenegelmişken böyle hep, Haydar Ergülen’in şiirlerinden bildiğimiz/bildirdiği eşi İdil’e yazdığı “Avlular Gazeli”ni okuyunca ta ki, birisinin kendisi için ne ifade ettiği daha güzel anlatılabilir mi diyor insan, “i-dil ba-na av-lu ol!”u hecelerken. Yine başka bi şiirinde “harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm” den daha güzel bir iltifat olabilir mi?
Haydar Ergülen’i bir kez dinlemiş birinin, onun tevazusundan, nezaketinden, samimiyetinden, “iddiasız” ama “onurlu” duruşundan etkilenmemesi mümkün değildir.
Son dönem Türk şiirinin en önemli isimlerinden Ergülen, başka bir yazıda irdelediğimiz sanat(çı) ve ego mevzusunda “istisna” olabilecek nadir insanlardan biridir. ‘Sadece şiirine kefil olduğum’ diğer şairlerden çok başkadır yeri.
Hayata hangi pencerelerden bakıyor olursak olalım, hemen her düşüncenin, her “izm”in “ideal insan”ının hakikatte birbirine ne kadar çok benzediğini hatırlatır Ergülen. Hadiselere at gözlüğü ile bakan bir toplumda, 360 derece açıyla bakabilen şair, “Ece Ayhan’dan ne kadar beslendiysem, Sezai Karakoç’tan da o nispette beslendim” diyor.
Cihangir’de oturuyor, “inceliği ve mahcubiyeti onlardan öğrendim” dediği kedileri çok seviyor. “Üzgün Kediler Gazeli” isimli kitabını “Mısır’a, Kiraz’a, Nar’a ve bütün sokak kedilerine” atfetmiştir.
14 şiir, 2 deneme kitabı ve aldığı çok sayıda ödülü var. Birçok şaire sorulan “niçin şiir yazıyorsunuz?”a, cevabın pek te ‘şairane’ olmadığını ekleyerek, “ihtiyaçtan” diyor.(Gerçi “Eylül”’de de anlatıyor nasıl şair ol(un)duğunu).
Kız babası. Yeni kitaplarında tek satıra indirdiği yaşam öyküsündeki üç cümleden biri ‘Nar tanesi’: “1956’da Eskişehir’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji’yi bitirdi. Nar’ın babası.”
Şairin bitmeyen bir hesabı vardır bu şehirle:
“Benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin o şehri sevmene benziyor/ Bu şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?”
Ağustos’a “merhametsiz” diyor , hem “adı çıkmış Nisan’dan çok”. Güz, “yaprak hırsızı”dır, Haziran “iyi”, öyle ki, “gölgesi bile aşka yeter”dir. Şiir, “bir ince meslektir” ona göre, “aşka yetişememek”tir. Ve “aşk, karanlık bir eğlencedir/sen üzülürsün o eğlenir”.
Mütevazı, gösterişsiz, “bağırmayan” mısraları kadar düzyazıları da etkileyicidir. Nitekim şiirlerinden önce, Radikal’deki yazılarıyla tanıdığım Ergülen’in “35C Taksim-Kocamustafapaşa” yazısında, Kocamustafapaşa’da oturan babası vefat ettikten sonra, 35C’nin, her gördüğünde ona hissettirdikleri üzerine yazdıklarını okuduğumdan bu yana(evet, Haydar Bey toplu taşıma araçlarıyla gidiyor genelde gideceği yere) 35C’yi her gördüğümde babamı arayıp hatırını sormak geliyor içimden.
bugün 0, toplam 62 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- haydar ergülen
- şiir gibi kadın
- haydar ergülen kiraz
- Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm!
- haydar ergülenin kızı nar













kendisinin “şair milleti” dediği topluluğun en mümtaz şahsiyeti olduğunu düşünüyorum.
hakikaten son zamanlarda “şair” deyince aklıma bir İsmet Özel geliyor bir de Haydar Ergülen. Attila İlhan ve Fazıl Hüsnü öldükten sonra hele…
şiirle irtibatını lise ve üniversite yıllarını atlattıktan sonra kesmiş biri olarak Haydar Ergülen’le tekrar şiir okumaya mı başlasam diye sordurttunuz beni kendime sevgile ayine.
anlaşılır anlatımınız için teşekkür ederim. 35C’nin babasını hatırlatması hikayesi beni Bostancı Lunaparkı’na götürdü. Ah dayım…
Haydar Ergülen’in “insan kısadır” şiiri bir başkadır. Nedense hemen bu şiiri gelir aklıma, “zaten kaç harf ki insan” der ve bitirir.
bundan daha şiir dizeler biliyor musunuz siz?
gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak
sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı
gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgar
çocukluğun tutmuş da yine aşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a
aşk bile doldurmaz bazı aşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran