
Sahaf yoktu doğup büyüdüğüm şehirde. Vardı da, genelde ÖSS kitapları ve eski dini kitaplar satardı. Dostoyevski’nin bir kitabını ilk kez o tozlu raflardan alıp okuyanlara imrenmişimdir o nedenle biraz da. Kitapçılara büyük paralar dökmüşümdür bir de. Babam, kredi kartı ekstralarına baktığında, “oğlum biraz az oku” derdi. Böyle olunca alışıyor insan o rafine kitapçılardan kitap almaya. Hâlen ne zaman bir kitapçıya girsem, cebim hafifliyor. Fakat artık bir de sahaflar var. İstanbul’un değişik yerlerinde keşfedilmeyi beşleyen saklı dükkanlardır pek çoğu.
Şimdi 11 Ekim’e kadar Taksim Gezi Parkı’nda olacaklar. Yolunuz düşer de, Taksim’e giderseniz, mutlaka gezin. Benim gibi ay sonuna denk getirmeyin ama, maaşınızı alın önce… Gözünüze illa ki çarpar bir şeyler. Okumayı pek sevmeyen arkadaşım bile Isaac Asimov kitapları karşısında nefsine yenik düştü. Bir de eski plaklar ve posterler var ki, tadından yenmiyor. Fakat her güzel şey gibi, bu da pek ilgi görmüyor, hem basından hem de belediyenin kendi sitesinden. Bari biz duyuralım.
Güzel güzel kitaplanın efendim…
bugün 0, toplam 0 defa okundu...













birilerinin elinden geçmiş, üzerine küçük notlar, tarihler düşülmüş, sayfaları sararmış, arasına üzeri yazılı kağıtlar, ayraçlar sıkıştırılmış kitapları karıştırıyor olmak, kitapçıya girip ciltli, bembeyaz ve fabrikadan çıkmış gibi dizilmiş kitaplarla haşir neşir olmaktan çok daha güzel:) Bu kitaplardan okumak bile beni farklı bir atmosfere sokuyor.
Taksimdeki Can yayınlarına girdiğimde mesela hep bir fabrikasyon kokusu alırım. Çoğu zaman yolumu değiştirip kendimi aslıhan pasajına atarım. Güzel bir haber bu, hazır ben Taksimdeki metroda sergilenen portreleri merak ediyorken gitmek için bir bahanem daha oldu yani:)) teşekkürler.
dün aldığım kitaplardan birinde msn adresi bile vardı önceden okumuş insanın :))
benim kitaplarda telefon numarası bile var:) her türlü iletişime geçmek mümkün yani. bazen tuhaf kitaplar okuduğumda, arayıp neden bu kitabı okudun demek geliyor içimden:)