Çocukluğumun kahramanı Hıncal Uluç’tur. Şaka falan değil. Eve her gün Sabah Gazetesi gelirdi ve gazete içinde neredeyse tam bir sayfa yazan bir tek Hıncal Ağabey vardı. Ben de pür-dikkat okurdum. Dost meclislerinde anlattığım ve anlatamadığım pek çok fıkra onun köşesinden girdi havsalama. Kadın-erkek ilişkileri üzerine, modern bir pencereden bakabilen ve bunu naif bir romantizmle bağlayabilen çok nadir insandan biridir Uluç. Ayşe Arman’la yakında yapılan röportajını okuyun, Arman’ın sözde devrimci fikirlerini alıp ayakları yere basan sözler eden gene Hıncal Ağabey’dir. Hakşinas bir tarafı da vardır. Bir şeyi gerçekten beğeniyorsa, onun kendi görüşüne uygun olup olmamasını önemsemez. Olduğu gibi yazar…
Bir de son dönemde insanların beğenmediği Hıncal Uluç var. Başörtüsü meselesinde yan çizen, siyasi konularda yaptığı muhalefetle (yersiz oluyor bazen) insanları kendinden soğutan, Frank Rijkaard’a amansız eleştiriler yönelttiği için sevilmeyen, sinema yazıları artık baymış bir Hıncal Uluç. Neden bilmiyorum, içimdeki sempatiyi eritmeyecek kadar “kendinden menkul” bir tepki onunki. “Büyüyünce Hıncal Uluç olacağım!” dedirten bir adamdır neticede. Onun gibi bir hayatı yaşamayı hiçbir zaman tercih etmem; lakin Hıncal Uluç’tur zaman zaman ufkumu açan yazılar da yazan. Yurt dışı gezilerini ballandıra ballandıra anlatırken, “Bizde yok böyle şeyler!” oryantalizmine bulansa da, sanattan bahsederken hep üst perdeden seyretse de yazıları, kızamıyorum.
Sakinkafa yazılarımda eğer bir üslup arkaplanı arayanlar varsa, rahatlıkla Hıncal Uluç’la karşılaştırabilirler. Gocunmuyorum. Kendini anlatan adamdır Hıncal Uluç. Saklamadan, gizlemeden. Düşkünlüğünü de, güçlü yanlarını da. Egosantrik hali bile samimidir. Buna inanıyorum en azından. Babası asker kökenli olduğu için mi bilmem, 12 Eylül darbesini meşru gösteren yazılar yazdığında da ona inandığını bilirim. Görüşünü değiştirmez kolay kolay. Özür dilemesini ise bilir. Şu anda çalıştığım gazeteyi geç de olsa fark ettiğinde övgüler düzdüğünü hatırlıyorum. Türkiye’de böyle bir gazete çıktığı için mutlu olduğunu söylemişti, inanmıştım. Fevri çıkışları ve dikkat çekici söylemleri çok abartılmasa, o da normal seyreden bir adam olabilirdi belki…
Durduk yere neden Hıncal Uluç’u anlatıyorum merak edenler olabilir. Ben de bilmiyorum aslında. Beyonce’un harika şarkısı Halo’yu dinlerken geçmişe gittiğim için olabilir. Doksanlı yıllarda listelerde üst sıralara oynayan R&B şarkılarını hatırlattığı için belki; yahut şarkıdaki alkış efektlerinin bana Amerikanın varoşlarındaki siyahî kilise müziğini hatırlarması nedeniyle. Şarkıyı anlatmak için başlamıştım ama gördüğünüz gibi Hıncal Uluç’u anlattım. Bir gün bu da nasipmiş.
Sahidüş’ün arabasında dinlediğim andan bu yana şarkı dolandı dilime. Tabi Beyonce’un sesine erişmek mümkün değil… Jay-Z değmiş bu şarkıya belli. Dinleyiniz efendim. Sahidüş de belki bir gün Ahmet Hakan’la ilgili “samimi” hislerini anlatır :) Kafası karışık bir adamın düşsel portresini çizer. Veya kafasını kasten karıştıran adamın, her şey netmiş gibi yaparken tökezlediği anları anlatır :) Hıncal Uluç gibi fevkâlade diyebilmeyi, içten ve inanarak bir eseri övebilmeyi özledim belki de. Beyonce’un şarkısını dinleyip, ardından “Muazzam!” deyip sessizliğe boğmak isterdim şimdi burayı. Oysa korneamdaki üniversite operasyonundan sonra, hiçbir şeye bağlanamıyorum efendim. İlla ki, “ama” ekliyorum beğeni ifadelerinin ardına. Beyonce dediğimde arkadaşlarımın (bilhassa erkek olanların), “klibini de izleyeyim mi?” diye hin sorularını savuşturdum. Alın size ilik gibi bir ses, muazzam bir şarkı, geçmişe götüren modern-nostaljik bir eser…
Son olarak; Hıncal Uluç’un boynundaki flar değil, eşarp. Yahut mendil bağlarmış Hıncal Ağabey. Modacılar dikkate alsınlar lütfen…
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













hıncal uluç’un öfkeyle (salya dökecek denli) kızdığı, aklımda kalan ilk olay, onunla ilgili “kimi yerlere gidip hesabı ertesi gün köşesinde o yeri yere göğe sırğdıramayan yazılar yazarak ödediği” iddiasının dillendirildirilmesi olmuştur. bi de (kendisi) itiraf etmeli ki – öyle hakperest davranıp görüşüne uymasa da beğendiğini ifade etmesi kolay- kendisi eleştiri kaldıramıyor pek. herkesce “herşeyden anlayan adam” olarak algılandığının farkında oluşu, ona bu anlamda negatif bir tutum eklemiş.
halo ya gelince… ne denir ki. “tüm zamanların(!) en iyi beyonce şarkısı”, elbette. yazıda, şarkıdaki alkışlara fokuslanılmış ama asıl dikkat çekilmesi gereken yer ses-dudak şavu yaptığı orta kısımdaki “uuuuu…” bölümü
bence:)
alkışlara fokuslanmaktn ziyade, alkışların anlamına dair gönderme yapılmıştır :)
hıncal’ın o hesap ödeme mevzusunu bir restoran sahibi muhabbet esnasında da söylemişti. savaş ay için de benzer iddialar var…