Bilinçaltı

bilincaltiBilinçaltı bodrum katı gibidir, ya da tavan arası, kullanmadığımız eşyaları tavan arasına sıkıştırırız ya da hatırlamak istemediklerimizi bodrum katına iteriz.Ama gün gelir azıcık eski defterleri karıştırayım dersiniz, hatta bazen kendiliğinden çıkıverir sayfalar bir bir önünüze…

Doğduğunuzdan itibaren her türlü çer çöp, faydalı faydasız, iyi kötü, yalan yanlış bilgiler farkında olmaksızın doldurmaya başlar ‘ tabula rasa’ yı ama kızlarda ve erkeklerde bu dönem farklı işler. Mesela, kız çocuklarına belli bir yaşa kadar pamuk prenses ve yedi cüceler anlatılır. Bir süre sonra  pamuk prensesim diye sevilirler hatta -oysa kızlarına yakıştırdıkları  pamuk prensesin aslında ne menem bir hatun olduğunu bilmezler, (bkz. pamuk prenses kısa filmi*) onlar da kendilerini bu oyuna dahil eder ve yaşlı cadıya papuç bırakmayıp beyaz atlı prensin geleceğine ve onları ‘uyandıracağına’ inanmaya başlarlar. Sonra rengarenk boya kalemleri ve resim defteri aldırır ve başlarlar pamuk prensese hiç de benzetemedikleri resimler çizmeye, neden o resimler hep prensese benzetmek amacıyla çizilir sanıyorsunuz? -hoş hiçbiri de çöp kızdan öteye geçemez bir süre- işte kendi kimliğiyle özdeşleştirdiği bilinçaltına itilmiş o hatunu çizmek içindir bütün bunlar.

Yalnız hiç prens çizemezler ya da çizmezler, ne bileyim belki de bilmezler prens nasıl bir şey, kedi gibi mi kuş gibi mi?… Sonra çeşit çeşit etten, plastikten ağlayan zırlayan, elini, parmağını emen, sütünü içen, konuşan, şarkı söyleyen oyuncak bebekler alınır hediye diye ve anneyi rol model alan kız anne taklidi yaparak bebeğini sallar, uyutur, yemez yedirir, giymez giydirir, hatta bu iş emzirmeye kadar gider bir süre…

Erkek çocuklarının ise aslanım, koçum, paşam, naralarıyla egoları tatmin edilerek bütünüyle ataerkil toplumumuzda yetiştirilmek üzere hamurları yoğrulur. Gerektiğinde  evin içinde futbol maçı oynanır veya güreş dersleri verilir, hatta küçük yaşta direksiyon sallar duruma gelirler babalarının kucaklarında. Hadi oğlum, azıcık daha ye yavrum, bak sonra güçlü olamazsın baban gibi, Temel Reis gibi kasların çıkmaz sonra… cümleleri sık kullanılan cümlelerdir. Kızlarsa safinaz gibi her konuda oraya buraya çekilip elastik olabilmek, kurtla kuzuyu ayırt etmeden hepsiyle arkadaş olmak durumundadır, çünkü ayırt etmek gerekirse bu abilerin veya babaların işidir. Tabi ki,  her daim süslü elbiseler içinde pamuğum, prensesim, balım, güzelim sözleriyle duygusal yoğunluk katıştırılarak hatırlatmalar yapılır, pamuk şeker alınır ve sevindirilir…

Hal böyleyken erkek babayı rol model alarak gücü elinde tutan erkeği oynamak zorundadır, kızlarsa sadece annenin ‘ötekileştirilmiş’ dilini ve rolünü üstlenmek durumundadır…Ve sonuç olarak  ataerkilin babası bir toplum çıkıyor ortaya (bu geleneğin azizliğine uğramış ve toplumda sindirilmiş kızların zamanla maskülenleşmeye, her zaman bir anne kadın figürüne ihtiyaç duyan erkeklerin  feminenleşmeye başlaması ise ayrı bir yazı konusu)

Freud, Oedipus Complex’i kullanarak toplum babanın ölümünü (particide) temel alarak işlevini görür diyerek halt etmiştir. Eğer öyleyse, neden güzel Helen’in peşinden giden ve kızını bir kadın uğruna kurban eden Agamemnon’u öldüren karısı Clytemnestra,  oğlu Orestes tarafından ölümle cezalandırılırken Orestes, annesini öldürmesine rağmen saygın Apollo ve Atina halkı tarafından oy birliğiyle haklı çıkmıştır? Cevap çok basit, kadın çocuğun gerçek ebeveyni değildir o sadece baba yani asıl ebeveyn tarafından dikilmiş küçük bir fidan olan çocuğa bakmakla görevlidir ve sadece bir taşıyıcı görevini görür, buna kanıt da Zeus’un Athena’yı annesiz olarak dünyaya getirmesidir diye savunmasını yapar Apollo (!)  İşte buram buram en koyu  patriyarşinin kadına oynadığı oyun diyerek iyice bayağılaştırmadan, Freud’un aksine annenin ölümünden yola çıkan toplum modelini öne sürer Luce  Irigaray, yukarıdaki örnekte de olduğu gibi annenin adeta yok sayılması durumunun ataerkil toplumun temelini oluşturduğunun altını çizer …

Aslında bodrum katına ya da tavan arasına itilen her türlü nesne Pamuk Prenses örneğindeki gibi sizi bu duruma daha küçükken  sürüklemeye başlıyor, yani toplum bunu bir güç kullanarak değil de bilinçaltına itiştirmek  yöntemiyle uygulayarak  daha da beterini yapıyor esasen ve her şey içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Kısacası bilinçaltımız  fena  bulanıklaşmışsa aynen bu yazı gibi, biraz temizlik yapmak lazım gelebilir.Şaka gibi ama bilinçaltını temizleyen cd’ler  de çıkmış , biliyor muydunuz?

* bkz. pamuk prenses kısa filmi, yalnız dikkat! Fazlaca argo vs.  içerebilir ama oradaki Pamuk Prensesle ilgili sadece bir diyalog için bile izlenmelidir, ağzı yakabilir, yavaş yenmelidir …



İlginizi çekebilecek başka yazılar

İlgili yazı yokmuş


“Bilinçaltı” için 8 yorum. Var mı arttıran?

  1. ayasophia | 5 Tem 09 (22:10)

    bu fevkalade öğretici yazı için teşekkürler.

    birkaç not:
    Freud mu Irigaray mı diye sorsanız, Freud derim açık ara :) Zira Irigaray bana hep daha takıntılı gelmiştir. Biraz fazla “yönlendirilmiş” bir dikkati var. Konuları ve metinleri iyi seçiyor fakat fezlekesi hep aynı oluyor.

    Yine de anti-oedipus hususunda katılıyorum. Evet anne ve baba ilişkileri Freud’un açıkladığından hayli farklı toplumda. Tarihe bakmaya gerek yok. Ama şu da bizde ilginçtir, “ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” demişler. Bizde anne farklı bir kutsallığa bulanıyor.

    Bir de kızlar bu prenseslik müessesesi sayesinde daha şımarık olması gerekirken, bir anda neden “anne gibi” geri planda kalıyor anlamıyorum. Tabi bence şımarık kalan da bol miktarda var (bu demek değildir ki, bütün erkekler pir-ü-paktırlar…)

  2. persephone | 6 Tem 09 (13:43)

    Yine dayanamayıp bir kaç cümle daha zırvalayacağım sevgili “ayasophia”(:

    *Freud lider koltuğundadır psikanalitikte ama bana kalırsa Irigaray yapısal çözümleme yaparak Freud’un yanlışlarını düzeltmiştir:) aslında kadını ön planda gözlemleyip o açıdan bakmıştır çünkü unutmayalım ki kendisi de bir kadın, o sebepten size ‘yönlendirilmiş’ gelmesi normal. Kadınlara da Freud’un bu konularda yönlendirilmiş gelmesi gerekir ama toplumdaki patriyarşik yapıda sindirildiği için farkında bile değiliz …

    *Kadına sadece iki rolden birini oynaması öğretilir.
    1.bakire(virgin)
    2.anne(holy mother)

    bir üçüncüsü yoktur. Bundan dolayıdır ki, pamuk prenseslerin prensesliği uzun sürmez ve kısa sürede anne veya eş olduklarından -ya da feminist taifesine katılıp evrim geçirdiklerinden – şımarmaya vakitleri kalmaz :) zaten hiçbirisi de şımarmaları için yapılmamıştır, aksine sindirilmeleri için yapılmıştır, esasen de bunu vurgulamak istemiştim. ( Şımarık kalabilenlerse bu prenseslik rolünü en iyi benimsemiş ve sindirmiş olanlardır )

  3. ayasophia | 6 Tem 09 (23:34)

    bana göre süt, onlara göre çikolata diyorsun yani :)

    şöyle de bir şey var: kadının “bakire değilim, anne hiç değilim” dediği durumlar yine erkeğin faydasına oluyor.

    hatta Bill Clinton, Monica Levinsky davasının ardından, birçok teorisyen feminizmin sona erdiğini söyledi. gerekçe de Bill Clinton’ın ifadesinde gizli: “I did it, because I can!” erkeğin iktidarını sürekli hâle getiren her türlü gelişme, feminizmi öteliyor. bu örnekte; Viagra…

    (Hasan Bülent Kahraman’dan öğrendiklerimi sıraladım ama katılmıyor da değilim. mevzu cinselliğe de kayacak biliyorum, lakin feminizm ve erkek/kadın tartışmasında eğer bir “iktidar” bahis mevzu ise, kaymadan da olmuyor…)

  4. persephone | 7 Tem 09 (0:46)

    “bakire değilim anne hiç değilim” diyen kadınlar hayat kadınlarıdır ki, onlar sadece gece ortaya çıkan canlılardır, kadın olup olmadıklarını geçin insan oldukları bile şüphelidir halkın gözünden bakıldığında… erkeğin faydasına olmuş mudur yoksa bu durum kadınsız düşünülemeyen erkeğin aczini mi gösterir ucu açık kalsın şimdilik…

    Kadını kullanarak egosu şişip kabarmış Clinton’a ve prenses Monica’ya gelince… diyerek başlamıştım ama yok hakikaten , bundan sonrasına burada devam edemeyeceğim dediğiniz gibi bir hayli cinsel içerikli olacak malum, ama yine de son bir şey daha hatırlatayım, erkekte olmayan doğurganlık da kadının iktidarıdır aslında, eh ne de olsa yaratıcılık vardır işin içinde nihayetinde kız da erkekte aynı yerden çıkmıyor mu yani kadından?…

  5. ayasophia | 7 Tem 09 (19:35)

    işte doğurganlık da günümüzde eski önemini kaybediyor… malumunuz avrupa’da ve amerika’da çocuk sahibi olma eğilimi azalıyor.

    ben kadına bakışı sunuyorum işte bir şekilde. ben kadına o şekilde bakmıyorum, belirteyim de kavga çıkmasın :)

  6. persephone | 8 Tem 09 (15:55)

    bu kirli dünyaya temiz bir çocuk getirip kirlenmesini istemiyorlar da o yüzden çocuk yapmıyorlar(!) yoksa kadının doğurganlığıyla bir problemleri yok..bu arada bir yandanda sperm bankaları açılıyor..tüm bunlar önümüze sunulan yenilmesi zor lokmalar bunlar da benim boğazımıza takılanlar işte.

    ben de belirteyim ki ben de feminist falan değilim ama bunları söylemem için kız olmam yeterli sebep zaten..yani kavga çıkması için bir neden yok sadece dert meselesi bunlar siz rahat olun:)

  7. ayasophia | 8 Tem 09 (18:42)

    öyle tabi dert hepsi de… “boğazımıza takılanlar” demişsiniz ki enfes bir tabir. gün içinde yediğimizin haddi hesabı yok. gazeteler, televizyonlar, kitaplar, filmler, radyolar… takılıyor bazı şeyler haliyle.

  8. Derisios | 26 Kas 09 (9:12)

    mammut soft shell
    Love is the ability and willingness to allow those that you care for to be what they choose for themselves without any insistence that they satisfy you.
    wadon17k

Yorum yazmaca