yazan: pascal
Özellikle çocukluğu 90’larda geçen kesimin rahatlıkla hatırlayacağına eminim. Bir zamanlar çığ gibi büyüyen ve çocukluk dönemimizin en güzel yıllarına ortak olan mekanlardı buralar. Ancak gelişen bilgisayar teknolojisi ve PS-Wii gibi oyun konsollarına yenik düşmekten kurtulamadı. Sonunda; o loş ortamıyla, filmlerden kopup gelmiş gibi görünen bilindik serseri tayfasıyla, pis sakallı jeton satıcısıyla gönlümüzde taht kuran atari salonları ya kapanarak izzetlerini korudular ya da benliğini kaybederek PS oyun salonuna geçiş yaptılar. Buralarla hem dem olmamış bazılarımıza çok uzak gelebilir ancak eminim harçlığının ve vaktinin büyük bölümünü buralara sarf edenler, benimle birlikte zamanda yolculuğa çıkacaklardır.
Atari salonu tutkum ortaokul 1. sınıfta başlamıştı. Baba tabiriyle “kötü arkadaşlar” ın alıştırdığını düşünmekten kendimi alamamıştım ilk başta. Ama jeton da kasada durduğu gibi durmuyordu. Çok geçmeden elime geçen her paranın kaç jetona tekabül ettiğini düşünür olmuştum. Dahası; öğle araları yemeğe gitmek yerine atari salonuna gidişim, belki de bir bağımlılığa ilk adım atışımdı. Şirin ve küçük ilimiz Sinop’ta olmamdan dolayı küçüklüğüyle orantılı olarak 2 atari salonu hizmetimizdeydi. Bize yakın olanı tercih ettiğim için mekanım belliydi bir anlamda. Atari tutkum, ufak yaşıma rağmen bir yetişkin edasıyla aileden sakladığım ilk sırdı muhtemelen.
Başlıktaki “devir” kelimesi abartılı bir teşbih gibi görünmesin. Çünkü içinde her duyguyu barındıran ve bu saygıyı hak eden orijinal mekanlardı buralar. Yaşattığı farklı duygulara bir bakın şimdi:
Cesaret: Yıllarca baba tarafından kaçınılması teklin edilmiş, hatta içerde görülmesi halinde bacakların kırılacağı söylenmiş yerlere gitmek, harçlığının çoğunu jetona sarf etmek yüksek cesaretin göstergesiydi. Hatta hiç unutmam; bir keresinde oyuna dalmışken aniden kulağımın çekilmesiyle birlikte adrenalin depolarının boşaldığını hissetmiştim de arkamı dönünce gevrek gevrek sırıtan arkadaşı görmüş, derin bir “oh” çekmiştim.
Korku: Yaş ve fizik itibariyle küçük olan benim gibileri, ellerindeki jetonlarıyla acizane oyunlarını oynayıp gitmek isterler ama etrafta hiç eksik olmayan iri yarı, “tehlike benim göbek adım” görünüşlü tiplerden gelebilecek saldırılar, ağızlarından çıkacak “ne bakıyorsun lan ?” cümlesi kadar yakındır.
Üzüntü: İlk başta girdiğin her oyunda kaybedersin ve jetonlara yatırdığın tüm servetini bir anda bitirerek dibe vurabilirsin. Hele ki usta bir oyuncunun yanına girip de hırsın esiri olmuşsan, su gibi akıp giden jetonlar seni tüm hücrelerine kadar sinir ve üzüntü ile tanıştıracaktır.
Şaşkınlık: Yenisindir ve oyun kritik bir aşamada iken, çoğu zaman tıfıl ama usta bi çocuk gelerek o kulak tırmalayıcı soruyu sorar “geçiyim mi abi?”. Bu aşamada jetonunu kaybetmekle, bir sonraki aşamaya geçmek için kumandayı devretmek arasında tereddütte kalırsın.
Sevinç: Özellikle seçtiğin bir oyunda ustalaşman, bölüm canavarına gelmen, yanına giren çocukların jetonlarını leblebi gibi yutmanla beraber acı dolu günler yerini sevince bırakır ki bir anlamda kazanan oyuncu, kaybedenin üzüntüsünden beslenmektedir. Bu his, ilkbaharda çiçeklerin açmasıyla kışın bitişinin müjdelenmesi gibidir. Artık o çabuk ütülen çocuk değildir karşılarındaki.
İktidar: Ustalaşmak dedim ya, işte böyle ustalaştığım bir oyun vardı ki hiç abartısız aylar boyunca beni yenen kimsenin çıkmaması içimdeki iktidar ateşini doruklara çıkarmıştı. O oyunun( samurai shodown) başına geçmemle birlikte kendimi yenilmez bir savaşçı gibi hissettiğimi hatırlarım.
Dostluk: Parası olmayan bir arkadaşına çok değerli jetonlarını gözünü kırpmadan vermek, o tam atariye yenilmek üzereyken jeton atıp kurtarmak ve yüzündeki mutluluğu görmek dostluğun pekişmesi için yeterli sebeplerdi.
Şimdilerde bu anlattıklarımı anlamak ta yaşamak ta zor. Devir değişirken bir şeyleri alıp götürüyor ve yeni şeyler sunuyor insanların önüne. Ama bana tercihimi sorsanız; yine kapısından içeri girerken sağa sola bakındığım, çıkarken koşar adımlarla çıkıp uzaklaştığım yerleri anılarımda barındırmak isterim.
bugün 0, toplam 74 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- atari salonu
- atari salonları
- atari
- atari makinaları
- atari makinası














Bir Mustafa oyunu vardı, adı “Mustafa” kalmıştı. Hep onu oynardık. Bir karakter var adı “Mustapha” idi oyunda. Butcher vs vardı… Ne güzeldi…
double dragon vardı bizim ordaki atari salonunda. bir gün oturdum başına tuşları karıştıra karıştıra oynuyordum. geleni gideni yendim. herkes beni izliyordu. arkadan yorum yapıyordu millet: “bu ne ya? bebe tuşlara rastgele basıyor” diye. finalden bir önceki adama yenildim sonra…
hey gidi :)
cebimde otobüs parası için kalan son kuruşu bile tek bir oyuna değişip (oyun da en fazla 10dk sürer) eve yürüyerek (bu da yaklaşık 1,5 saat sürer) gitmişimdir kaç kere… :)
bay pascal.. bu duyguları tekrar yaşattığın için teşekkür ederim sana. yazıyı benden bir kuşak sonrası sayılabilecek kuzenime ve kardeşime sesli olarak okudum. masal dinler gibi dinlediler. onlar bile yaşadı bir anlamda bu duyguları. bunun için de çok teşekkür ederim.
ayrıca şunu da söyleyeceğim, tepe nautilus’ta kız arkadaşımla girdik böyle bir atari salonuna geçen hafta. evet nautilus’ta toyzzshop’un arkasında var böyle bir yer. biraz oyunlar üç boyutlu artık ama sonuçta tıkır tıkır jetonla çalışan makinler. bahsettiğin duyguları 5-6 jetonla az çok yaşadık o an. çıktığımda içimdeki çocuksu sevinç devam etti bir süre daha.
ayrıca şunu da eklemeden edemeyeceğim. şu anda askerde olan kuzenim ile tattık bu duyguları bol bol zamanında. mahallemizde 2-3 tane olmuştu bu salonlardan ve tam anlattığın gibiydi herşey. pis serseriler, o çılgın duygular falan filan. ayrıca da şöyle piskopat bir atari salonu sahibimiz vardı. bazı bıçkın arkadaşlar, oyun bitip de oyun yeni jeton istediğinde, jetonun atıldığı deliğin etrafına yumruk atıyorlardı ve oynamaya devam ediyorlardı jeton atmış gibi. piskopat atari salonu sahibi, çözümü jeton atılan yerin etrafına çiviler koymakta bulmuştu. yumruk atmak istediğinizde elinize girecek sivri taraflı çiviler! aman aman. ne kadar da normal karşılamıştık o zaman. şimdi bakıyorum da manyaklıkmıştüm bu yaşananlar.
bir de şunu ekleyeceğim. çok uzun oldu yorum ama. yazı duygu verdi bana napayım. neyse efendim, bu atari salonlarının bana verdiği duygular, benim için fifa 98′de de bir süre devam etti. o kadar zevk alıyordum yani. tabi bunda babamın oyun oynama saatlerimizi kısıtlamasının büyük etkisi yadsınamaz. babamlar evde yokken hemen bilgisayarı açardık kardeşimle, babam akıllı adam, eve gelir gelmez monitörün sıcaklığına bakardı. ama ona da iyi kötü bir çözüm bulmuştuk. buzdolabındaki sebzeleri poşete doldurup monitörün üstüne koyar ve monitörün ısınmamasını sağlardık bir şekilde. şimdi ben elektronik mühendisi oldum kardeşim de makine mühendisi olacak, manidar :). ulan, boşuna demiyorlar zor şartlar altında insan zoru başarır diye.
hay Allahım. ne güzel ve nostaljik duygulara büründüm. bu da yazı içinde yazı gibi oldu ama artık kusra bakmicanız. içimden geldi.
sağolasın pascal bey eline aklına sağlık.
Ahh… O Fifa ve Diğerleri ka. kişinin canını yaktı allah bilir:)
bizim cevremize gore street fighter ve mortal kombat serilerini bilmek ve oyun bitirmek bir ayricalikti ,hele heleki mortal kombat 1 o donemin en zor oyundu ve 7 karakterin 7 siylede her jeton atisimda sonunu getirirdim,ve hatta o kadar gelistirmistimki jhonny cage ile 1 oyunu komple flawless victory ile gecmeyi neredeyse basariyordum ,oyle iki takla atip geri atip 3. taklada adamin ustune atlayip adami devire devire basit bir stratejiyle oynamiyordum,cage-raiden ve liu kang`ile oynadigimda kano top gibi yuvarlandiginda ve raiden uctugunda heleki kosede havada yakalarsam gercekten top misali 8-9 vuruslu bir konvoy icinde buluyorlardi kendilerini ve isleri havada bitiyordu,ama lui kangla 5-6 vurusu kimse gecemez! bunu gorenler 1 raund`u yenilen 2. raundun ortasina geldiginde bakti durum duzelecek gibi degil hemen usta ellere teslim ederlerdi,saniyorumki o yillarda jeton almadan jeton alanlardan daha cok oynuyorduk..
muzaffer var mı başka atari oyunu anıların.. onları da anlatsana:)
elbetteki var! nasil olmasinki 11-12 yasimizda kendimize zaman ayirmayi ve eglenmeyi ogrendik solugu atari salonlarinda aldik,tabi insan bu tur yerleri her zaman kendi basina kesfetmiyor, okul cikisi bir arkadasinin pesine dusup,veya tesadufen sokaginda gecipte hadouken , alexpuu PIR PIR PIR seslerini duyupta meraklica kafayi iceri uzatip burda ne oluyor diye bakmamak elde degildir,bu merak bizi kim bilir nereye goturecek! ilk engel jeton saticisidir cunku jetonun ve paran yoksa icerdede bir isin yok demektir,ve ikide bir icerde dolasip ortaligi kolacan eden abi elinde sinek oldurme $ap $apiyla gelir 3 numara kafana $irpppppppp diye indirir,matematikten cakmayan bir ogrencinin matematik dersinde tahtaya kalkmamak icin ogretmenin ” arka taraftan kim kalkmak ister” sorusunda yaptigin gibi jetoncu abiyide gormezden gelip blÖf yaparsin,, neyseki atlatiyoruz , abiye cebimizdeki 1 jetonu teminat gibi sevinerek gosteriyoruz.simdi bir muddet daha icerdeyiz,bu jetonu oynayip hemen bitirmemelim cunku sonrasinda disardan camdan perde araligindan seyretmeye calismak var ,ustelik daha yeniyim ve hic bir oyunda bir tecrubem yok,ne yazikki eve gitme saati geliyor ve oyun ustalarinin hala ortaliklarda dolastigindan bir cesaret bularak oyunuma giriyorum sallapati tuslara basarak 1-2-3 vuruyorum ama rakip beni her raund yenmeye meyilli ,ozellikle blanka ve ryu kendisine dokundurmuyor bile,ilk raundlarda yenilip 2. raundlari ehlihibre birine veriyorum bu sayede daha cok oynuyorum(adam benden daha fazla oynuyorya buda bu atari hayatinin kanunu olsa gerek)ilk gunlerde boyle boyle boyle alsiyorsun,2. 3. 4. gun derken atari sahibinin senin adini cagirarak senden bisey istemesi buyuk ve gurur bir seydir cunku bu seni tanidigi ve seni bir yabanci olarak gormedigi,cani sikildiginda seni disari atmayacagi anlamina gelmektedir ve hatta sigara almaya ,yemek almaya gidip gelmenin bedeli her zaman 1 jeton demektir! kÖr istedi 1 goz allah verdi 2 goz..aksam eve gittiginde bedenin yatakta aklin atarilerdedir , ertesi sabahi beklemek imkansizlasir..senin icin seruven baslamistir cunku o cevreye bir kere alistin! ne ogretmenlerin nede annen baban bu durumun onune gecebilir..birde bakmissin herseyin uzerinden 13-14 yil gecivermis ,artik salona yilda 1 kez ugradiginda oradakiler cocugun yasindadir ve senin bir pir oldugunu bile bilmeden sana teknik direktorluk yaparlar ve 5 dakkalik seyircilik sonunda hayranlarin gitgide artmaktadir..biliyorumki adlarini bile bilemedigim kac bin hayranim oldu ve hala bir yerlerde bunlardan bahsedilirken tanimadigi beni anlatiyor……
sen bunları mail ortamında düzgünce yazarak gönderde site de yazı olarak yayınlayalım. böyle yorum olarak heba oluyor.. muzafferden atari salonu günlükleri:)
valla bence kopyala ve hatali imla yanlisi yapilmis yerleri duzelt bir arsiv haline getir,bu sitede admin kim,moderator kim,site yonetimi kim bilemiyorum,ama bende yetkili birisi olmayi cok isterdim..umarimki paylasacagimiz cok seyimiz vardir..
biz de en yetkililer yazar arkadaşlar. keyifleri de yerinde, akıllarına gelince yazıyorlar bir şey sonra unutuyorlar gidiyorlar. sonra akıllarına gelince bir daha yazıyorlar. imla hatalarını düzeltip, bir kalıba koyup bir yazı dizisi yapmak istersen, sen de yazar arkadaşlarımıza katılabilirsin.
ama bunun icin ne yapmam yapmam gerek? uyelik acmalimiyim? birde hareketli bir forummu burasi yani insan yazip yazipta duvarla konusuyor gibi hic ses gelmeyince gicik eder..
yazına mutlaka yorum gelir tabi garantisi olmaz bu işlerin.. her yazımıza da geliyor yorumlar.. yazını sakinkafa.com@gmail.com isimli dandirik e-mail adresimize imla hatalarını düzeltip, gönderirsen yayınlarız. (Eğer mailliceksen) yazıyı maillerken, bir de nick seç kendine, onu da belirtirsin. Hiçbir şey demezsen, muzaffer diye koyarız artık yazını.. bundan sonra bir şey soracak olursan, sakinkafa.com@gmail.com adresine mail atabilirsin. iyi geceler.:)
[...] Atari efsanesinden bahsetmiştik daha önce. Yolu atariye düşüp de bu oyunun başında takılı kalmayan yoktur sanırım. Hatta atariye ilk girdiğimizde o ses kalabalığının içinden ’slam dunk’ ‘hooook shot’ ‘down town’ ‘ tree point basket’ efektlerini hemen seçerdik. Çok ayrıydı bu oyun. Hani o dönemin kuralları olan basket oyunları aksine mahallede 3 e 3 yapılan ve kural koyarken sürekli çuvallanan, koyulan kuralların da bi türlü uygulanamadığı basket maçlarımız gibiydi. Bizdendi. Ama bizden olduğu kadar da hayalperestti aynı zamanda. Klüp değil, ancak milli takımlarla oynanan bu güzide oyunda farklı milletlerin farklı güçleri vardı. Hatırlayalım şöyle bir, mesela; Çin, Tayvan gibi takımlar kısa boylu adamlara sahiptiler ama iyi 3lük atarlardı. Havada asılı kalma süreleri de daha azdı ancak bunun bir avantajı olarak fast break lerde çok hızlı smacınızı basardınız. Amerika, İngiltere çok uzun oyunculara sahipti. Havada 4-5 saniye asılı kalan bu oyuncuların hareketleri daha çok reklam kokardı. Mesela potaya çaprazdan gelip smacı basarsanız yanarlı dönerli, alevli meyva tabağı tadında smaçlar sergilerlerdi. Tabi en büyük zevklerden biri smaca kalkan elemanı bloklamaktı, ama mecazi manada değil harbiden bi blok koyuyordun önüne. İşte bu noktada maharet devreye giriyordu. Çünkü öyle ince bir ayarı vardı ki erken veya biraz geç zıplamanız, smaç basan önünde ezilmeniz demekti. Benim tercihim daha çok Fransa idi, herşeyden biraz biraz vardı bunlarda. Oyunumuzun esas heyecanı ekranın altında için için dolan süper hareket kutumuzdu. Fullendiği zaman parıl parıl parlar ve sıradaki basketimizi beklerdi. Eğer 3 lük atarsanız top alev alırdı ve girmesi garantiydi. Ama keyfini yaşamak isterseniz potaya basılan smaçlar zevkten 4 köşe yapardı. Benim favorim elemanın düz sıçrayıp hilal şeklini aldığı ve sanki atmosfere dalmışçasına sürtünme efektleriyle potaya indiği smaçtı. bir ömre bedeldi o zamanlar. Tabi her atari oyunu gibi bunun da kolpa yanları vardı. Mesela atariye karşı oynuyorsanız-nası bir mantıksa- ilk yarıyı önde kapatırsanız 2. yarıyı oynatır, geride kapatırsanız 2. yarıyı oynatmadan yenik kabul ederdi. Aynen ‘almanya yenildiği için türkiye’de yanik sayıldı’ açıklaması kadar açıklamadan uzaktı bu durum. Hele ilk kez oynayan ‘ama ik..ikinci yarı??’ şeklinde bi ifadeye bürünürdü. Veya daha kolpası nedir derseniz iki kişi oynarken öndeki eleman sürekli pas yapar, kendi sahasının önüne kadar koşar, bu ara sizi de koşturur sonra yine pas atar yine aynını yapardı. Bir kere benden ufak bi elemanın böyle 2 dakkayı yediğini hatırlarım. Dalmamak için zor tutmuştum kendimi. Azını burnunu kıracaktım nerdeyse. Ama sabırla yenilmeyi bekledim sonra 2. jetonla oyuna tekrar girip ona istediği savaşı verdim. Geçenlerde NBA 2009 oyunu geçti elime. Oynadım biraz; tamam çok güzel, gerçekçi ama yaşım büyüdüğünden midir? bilmiyorum fakat ’street hoop heyecanımın yarısını bulamıyorum’ desem hilaf-ı beyan olmaz… [...]
evet atari salonları ve biz inanılır gibi değidi cebimizdeki parayla kaç jeton alacagımızı hesaplaya hesaplaya sabahın erken saatlerinde gider ve salonun açılmasını bekler ve ilik içeri giren biz olurduk içeri girdiğimiz anda salon sahibininin elini çabuk tutup bir an önce makinaları açması için adeta yalvarırdık ve o sıkıcı ve hiç bitmeyen yazılar bittikten sonra evet sonunda artık açılmıştır ve bütün makdr kiiinalar boş hangi oyunu oynayacağıma karar veremez ve setret fıgder oynardık çocuklugumun en güzel günleriydi hey gidi günler heyyyyyy dr tt
yalçın&zeki
atari dönemine rastladığımız için inanılmaz şanslı insanlarız bence.saatlerimi harcardım o karanlık ve gürültülü yerlerde,peder bey salon salon kovalardı beni.yanınızda biten “geçiyim mi abi” diyen çocuklardan yenilen pehlivanlara kadar tamamen kendine özgü bi sosyalleşme ortamıydı.şimdiki çocuklar deri koltuklarına yayılıp son teknoloji ps3 lerinde gerçek futbolu aratmayan pes10 oynarken biz saatlerce jeton bölmesine soktuğumuz telle oynadığımız super sidekicks te meksikalı yırtıcı forvet sanchez le attığımız gollerin keyfini alabiliyorlar mı acaba bizim kadar?
Cebimizdeki son kuruşuna kadar helal olsun harcadığımız jeton paraları. Ağlamamak duygulanmamak mümkün değil. 90′lı yılları neden hala bu kadar çok özlüyorum? Neden 2000′li yıllar bana bombok geliyor? Neden çocukluğumu bu kadar çok özlüyorum? Bilmiyorum. Ama çok güzel bir çocukluk yaşadığımızı söyleyebilirim. Bizler çok şanslı bir nesildik. Zaman makinesi olsa o yıllara gitmez miyim 1990 yılında dönüp o güzelim hayatı yeniden yaşamaz mıyım?
selamın aleyküm sayı deger arkadaşlarım ben bu atarilerden birtane satın almak istiorum bunları araştırdım internette gitti gidiyor dan ama bir bilgiye ulaşamadım .. bana bu konu hakkında yardımcı olacak biri varsa emailimi bıraktım msj atarsa aydınlatırsa sevinirim PASCAL kardeşim sen anlıosun herhalde , bana yardımcı olurmsn bunlardan bulaBİLRMİYİZ kaç paradır _??? cvplarını bekli,orum
kardeşim çok güzel kaleme dökmüşşün duygularını adeta beni o günlere geri götürdü o pis sakallı jeton satıcısını serseri tayfaları içimizdeki o korku gözümün önünden geçip gitti adeta :) mustafa kardeş o atariler tarihten silindi diye biliyorum arkadaşımın vardı atari salonları onlar makinaları atmıştı çöpe :)