Yeni neslin aşinalığı vardır, ancak bilmeyenler için Erasmus Öğrenci Değişim Programı’nı şöyle izah edelim. Türk üniversitelerinde okumakta olan öğrencilerin, üniversiteleri eğer bir yabancı üniversite ile anlaşmışsa, devlet destekli yurt dışında eğitim almaları olayıdır. Bu işlerle uğraşan Ulusal Ajans, her ülke için asgari harcama tutarlarını belirmemiş ve ona göre de giden öğrencilerinin cebine parasını koyuyor. Tabi, burada fikren bir ütopya söz konusu. Yıllardır pohpohlanan Avrupai tarz, birden bire öğrencinin ayağına geliyor ve bir de üzerine para alıyorsunuz. Bununla birlikte bir de nesilden nesile gidip gelenlerin anlattıkları da cabası. Artık sadece Türkiye’de değil, bu programın kapsamı dahilindeki her ülkede Erasmus adı partiler ile anılır olmuş.
Bendeniz de, üniversitemin ikinci kuşak Erasmus öğrencisiyim. Portekiz’in Lizbon vilayetinde bir üniversitede eğitim alıyorum. Benden önceki jenerasyonda gelen arkadaştan edindiğim kıt kanaat bilgilerle yollara düştüm. Aktarmada beklediğim saatleri hesaba katmaz isek, yaklaşık 4,5 saat sonra Lizbon semalarında şehri ve okyanusun eşsiz manzarasını izliyordum. Bunca sınav stresi, hazırlık çalışmaları ve nihayet yolculuktan sonra geriye dair tüm yorgunlukların silindiği bambaşka bir heyecandı ilk zamanlar. Avrupa’nın dört bir köşesinden gelmiş ve bu amaca hizmet eden insanlarla birlikte aynı sofrayı, aynı sınıfı paylaşmak; durumun yarattığı hoş sersemlikle tüm tabloları pembeye boyuyordu. Zaman geçti, okulda sezon açıldı ve bu yeni deneyim de artık eskitilmek için sıraya girdi.
Burada iki tip öğrenci vaziyeti söz konusudur. Bunlardan birincisi, gayet sıradan bir şekilde programa uyar ve neticesinde tüm dersleri takip edip icap ettiğinde de sınavı verir. Benim de içinde bulunduğum ikinci grup için ise önceden tasarlanan acziyet durumunun hocaya servis edilişine bağlı olarak gelen bir netice vardır. Öyle ki, gidip dillerinden anlamadığınızı ve kendi kendinize, önceden hoca tarafından önerilmiş ödevi yapmanızın sizin hayrınıza olduğuna ikna ederseniz, bundan sonra tüm ışıklar yeşildir. Burada hazırladığınız plan kadar okulun ve bireysel olarak hocanın genel tutumunu da değerlendirmeye almak gerekir. Nihayet, dönem sonunda hazırladıklarınızı teslim edersiniz ve hakettiğiniz not ile eve dönersiniz.
Erasmus felsefesi ise başlı başına bir kategoridir. Birçok öğrenci için “hayatımın en güzel günleriydi” diye anılacak, zaten iyi değerlendirilmesi sıkça öğütlenen öğrencilik yıllarına bir de bonus ekleyecek “sultanların sultanı” bir fırsattır. İlk zamanlar öyleydi tabi. Oradaki yaşamın tüm enteresanlıklarına alıştıktan sonra artık sindirme dönemi baş gösterir. Arkadaşlıklar şekillenmiş, aktiviteler monotonlaşmış ve bir de üstüne eskiden koşullanılmış olumlu havada farkedilmeyen sorunlar dikkat çeker hale gelmiştir. Burada bir not düşmek gerekirse, yazının sahibi için hayat “kullanma kılavuzu okunmamış” veya “değeri bilinmeyen” bir mefhumdan ibaret değildir. Meseleyi atalarımız “bal yiyen baldan usanır” veya “bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş” şeklinde özetlerken, bu benlikte de yine günlerin birçoğu hareketli ve yine ferahfeza bir yaşam mevcut iken; gerek yemeklerin özlenmesi, gerek eş dostun hasretinin cana tak etmesi, gerek çevrede iki çift Türkçe laf konuşacak adam kıtlığı ve gerekse makineleşmiş insanların sinir bozucu düzeni etkin rol oynamaktadır (yemeklerin ilk sırada oluşu benim de dikkatimi çekti).
Bu açıdan değerlendirildiğinde Erasmus aslında her öğrencinin tecrübe etmesi gereken ve insana anı üstüne anı, dil üstüne dil, arkadaş üstüne arkadaş ekleyen süresi az ama öz bir müessesedir. Yine de buralara yolu düşmeyecek olanlar için veya müstakbel ziyaretçiler için belirtmekte fayda var ki, buranın adamı da senin benim gibi aynı gök kubbenin altında yaşayan, hemen hemen aynı besin kaynaklarından beslenen, aynı yaşam süresine sahip insanlar. Kimse Avrupa’da diye (Türkiye’ye nazaran) çok çok bohem hayatı yaşamıyor. Buradakilerin de batıl inançları var, takıntıları var, kıskançlıkları var; buradakiler de yalan söylüyor, çamura yatıyor, dedikodu yapıyor. Peki, bunca zaman geçtikten sonra Avrupa’ya bu denli entegre olmaya gayret eden Türkiye’nin bu çabaları hangi büyük farktan kaynaklanıyor acaba, bu soruya bir cevap bulunabildi mi? Şöyle izah etmek gerekirse, Türkiye’deki tüm ‘yozlaşmışlık’ adı altındaki değişiklikleri ele alıp Avrupa’ya kıyasladığımızda bir benzerlik görebiliriz; aradaki fark ise Avrupa zihniyetinin insana daha fazla değer veriyor oluşudur. Ciddi manada kutuplaşmaların, karşıt görüşü kimi zaman yok sayıp kimi zaman yok etmeye çalışmaların olmadığı ve en önemlisi devlet tutumunda hizmet açısından muhatabın ‘insan olduğu gerçeği’ faktörlerinden yola çıkılarak bu sonuca varılabilir.
bugün 0, toplam 4 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- erasmus gidip gelen
- erasmus notları 1 2 3 4 5













her sey iyi guzel de, bu erasmus hicbir zaman akademik bir deger kazanamdi gozumde. turkiye’de gordugum orneklerinden ya da turkiye’den avrupa okullarina gidenlerde surekli bir gece alemleri, ogrenci sefillikleri, ders disi aktiviteler kudurmu$lugu olunca boyle negatif bir havasi olmaya basladi.
herkes ayni degildir tabii ki de, kiymetini bilip guzelce degerlendirenler olmamistir demiyorum tabi; ama olmustur da demiyorum. (ahmet cakar gibi oldu biraz…)
bugün idrak ettirdiler sağolsunlar. erasmus yan gelip yatma yeri değildir.