Tarifi zor duygular içerisindeyim efendim. İçerisinde bulunduğum durumu adlandırmak için uygun bir kelime bulmaya içim elvermiyor. Çünkü hüzünbaz bir haldeyim; ne hayretler içerisinde sevinebiliyorum, ne de doğru dürüst konsantre olup üzülebiliyorum. Her harükarda kendimden utanıyorum.
Sebebini şöyle izah edeyim. Perşembe akşamı bir dost meclisinde bir maçtan bahis açıldı. Söylendiğine göre Benfica ile oynamak için dünya yıldızlarından oluşan bir takım Lizbon’a gelecekmiş. Aslında konu Hagi geliyor ile açıldı. Sebebini öğrenmeye niyetlendiğimde ise, bu tür organizatörlerin baş mimarları olan “Zidane ve Ronaldo’nun arkadaşları” isimli takım Haiti’de meydana gelen depremde zarar görenlere yardım etmek için buradalarmış. İçimi tarifsiz bir heyecan sardı. İsmi geçen yıldızlarla birlikte kimbilir daha hangi yıldızlar gelecekti. Hemen ertesi günü biletleri temin ettirdik ve beklemeye koyulduk.
Bugün, metroyu beklerken bir düşünce aldı tabi. Dünyanın başka bir yerinde; bizimle aynı oksijenden beslenen, aynı gökyüzündeki yıldızları seyreden, aynı hayallere dalan insanların bazısı enkaz altında can çekişirken, bazısı açlıktan veya hastalıktan yaşam mücadelesi verirken, bizler onlara “yardım etmek için” eğleniyorduk. Düşüncesi içimi ürpertti tabi. Sonuçta organizasyon amacına ulaşacaktı ve bu akşam şahit olduğum gibi 50.000 kişiden gelen meblağ doğrudan hibe edilecekti ama peki etik?
Stada gittiğimizde belli bir süre futbolcuları beklememiz gerekti. Hepsinden öte Hagi orada olacaktı. 90′lar tüm ihtişamıyla sahada yerini alacak, eski günler birer birer yad edilecek, her hareketlenme bizi bir benzerini aramak için hafızalarımızın arşivine sevkedecekti. Maçtan önce Türk Bayrağı ile canlı yayında görünmemiz de (Türkiye’den izlendi mi bilmiyorum ama Portekiz’de canlı tanıklık edenler var) cabası oldu. Sonra maç başladı ve rüya gerçeğe doğru harekete geçti. Zidane, Barthez, Thiery Henry, Popescu, Kaka, Nuno Gomes, Figo, Rui Costa, Edgar Davids, Patrick Kliuvert, Hagi, Saviola, Lehmann ve daha şimdi halen olayın şokunda olduğumdan aklıma gelmeyen isimler… Hem de hakem Collina. Gerçekten de unutulmaz bir geceydi. İçimdeki karmaşık duygularla ikametgahıma geri döndüm ve şimdi sıcağı sıcağına paylaşıyorum. Paylaştım.
bugün 0, toplam 2 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- edgar davids gözlüğünü nerden buluruz













güzel bir noktaya değinmişiniz efendim, dün akşamki haberlerde de benzer bir şey vardı. haitinin bir tarafında bahsettiğin gibi insanlar ölüm-yaşam arasında gelip giderken diğer tarafında turistler büyük yolcu gemilerinde adaya eğlenmek gelip gidiyorlar. Gezi firması da açıklamada bulunmuş, yerel halkın zaten paraya ihtiyacı var, bir de gezileri durdurursak bu insanların hali ne olacak diye. açıkcası ben de bu noktaya biraz katılanlardanım, oradaki insanların acısını elbette hissedicez ama yaşadığımız hayatı da zorlaştırmanın ve acılarla doldurmanın da pek gereği yok gibi. O yüzden iyi ki de o maçı izlemeye gitmişin, iyi ki de o insanlara bir yardımda bulunmuşun.
gectigimiz hafta avustraly acik tenis turnuvasi baslamadan bir gun once de “hit for Haiti” diye bir gosteri maci yapilmisti. Neredeyse butun unlu tenisciler oradaydi.
Hikayesi de ilgincti. Federer Nadal ve Djokovic’i ariyor. Sornasinda 5-6 tenisci daha destek veriyor ve buyuk bir miktarda para toplaniyor bu macla birlikte. Insanlar egleniyor belki ama ote yandan bazi insanlar da bu paradan fayda elde ediyorlar.
Simdi Turkiye’yi dusununce, ne takimlar, futbolcular, yoneticiler boyle bir seyin altina girerler, ne de insanlar boyle bir mac icin tribunleri doldururlar. Hal boyle olunca da hangisi daha kotu diye dusunmeden edemiyor insan…
siz o sahada 50bin kisi toplanmissiniz ama, zamaninda bu ulkeye dunya sampiyonu olduktan hemen sonra Fransa milli takimi geldi ozel mac icin. 4bin kisi vardi o macta tribunlerde… yani, bizi bozar boyle hayrina/gazozuna isler… kafa-goz yarmaca olacak, rekabet olacak, ihtiras olacak vs…