
Beyazıt Meydanı, keşfedilecek daha çok köşesi ile her daim gizemli gelen Tarihi Yarımada’daki her yere yakın olması ile değil; beklerken yahut bekletirken, erken gelenin hoşça vakit geçirebileceği Sahaflar Çarşısı’nın hemen yanında olmasından sebep böyle güzel geliyor sanırım.
İnsana başka bir ülkedeymişçesine ‘yabancı’ değil bilakis ‘zamandan mekandan bağımsızlık’ vehmettiren… Yan yana küçük kitapevlerinden müteşekkil bu çarşı öyledir biraz. Biraz kanun, biraz keman nağmesi kulağınızda, kitapçıları dolaşırken aylık edebiyat dergilerini karıştırıp (hatta takip
ettiğiniz yazar/şairlerin yazılarına elinizde dergi, dükkanın içinde dolaşarak göz gezdirip) her defasında bir başkasını satın alıp tüm hafta çantanızda taşımak, günün her saati ayrı güzel olduğunu fark ettiğiniz bir kareye her gidişinizde o aynı açıdan bakıp fotoğraf makinenizin yanınızda olmadığına hayıflanmak, sağda solda keyif yapan kedilere şefkatle bakmak ve tabii hediye etmek üzere küçük defterlerden almak.
Birine defter almanın çok anlamlı olduğunu düşünmüşümdür hep. Belki ”kıymetli“liğini hissettirme biraz. Belki “dream city“si İstanbul olan birilerinin gölgesi düşer kağıda -ne kadar uzaktaysa o kadar uzun bir gölge-, “Loosing My Religion“ı dinlerken, sözlerine takılmadan. Yahut kullanmaya kıyılamaz.
Anlatacaklarımı tek bir cümleye sığdırma telaşımdan kurtulurum belki bir gün. Belki daha fazla “Utopia” dinlemeliyim :)
bugün 0, toplam 23 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- sahaflar çarşısı
- sahaflar çarşısı ile ilgili yazı
- dergi dukkanı
- Beyazıt sahaflar çarşısı
- sahaf













İ’ sini seven L’sine hasret ölüyor, İSTANBUL’un…