
Taksim meydanından İstiklal Caddesi’ne değil bu kez, Sıra Selviler’e giriyorsunuz. Cadde boyu ilerleyip Alman Hastanesini görüp de sola sapınca, neden şimdilerde favori olduğunu anlıyorsunuz bu muhitin, bir yandan ayaklarınıza dolanan kedilerle ilgilenirken, diğer yandan hangi film karesinde gördüğünüzü hatırlamaya çalışıp bu şirin sokakları.
Pürtelaş Mahallesinin Cihangir Yokuşundan cemaate yetişme telaşı kadar tatlı bir yorgunlukla aşağı inip de deniz havası yüzünüze çarptığında, Thom Yorke’un Analyse’ı ile girdiğiniz yolun sonunda The Strokes, “hep denedin,hep yenildin,olsun,yine dene yine yenil” mealindeki şarkısını sizin için söylüyor oluyor.
Tam yolun bittiğini düşündüğünüz yerde karşılıyor sizi semte de ismini veren Şehzade Cihangir Cami. Kanuni’nin, şiire meraklı, genç yaşta vefat eden oğlu için Mimar Sinan’a yaptırdığı, sonralarda II. Abdülhamit’in restore ettirdiği bu cami (ki Dolmabahçe ve Ortaköy camileri gibi, 19. yüzyıl batı mimarisi özelliklerine sahip yapısı ile şu andaki haline bu yenileme çalışmasıyla kavuştuğu anlaşılıyor) muhteşem manzarası ile buyur ederken bahçesine, aynı anda Haliç’i, Sarayburnu’nu, Üsküdar’ı seyreyleyebildiğiniz bu yerde, “İstanbul’u sevmeye ne çok neden var” diye düşünüyorsunuz.
Ve fakat ağaçlar altındaki banklardan birine oturup denize bakarken, siz siz olun “denizde olmasına rağmen yanarak batan gemiler” üzerine konuşmaktan vazgeçmeyin son anda. Yoksa objektife bakıp gülümserken/gülümser gibi yaparken çekilen bütün fotoğraflarda çirkin çıkarsınız.
Biraz güzelliğinin farkında bir güzel, biraz da anlaşılamamış bir bilge (belki bu yüzden biraz mahzun) gibi duran camiden özlemle ayrılırken, ikinci gelişinizde içeri girip ellerinizi açtığınızda semaya, “bu kez böyle alelacele değil, muhabbetle uzun uzun hasbihal edicem” deyin “huzura vardığımda”.
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













“sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”
cihangir’de genelde geceleri takılışıma üzüldüm şimdi doğrusu. meğer güzellikler, denizi gören o banklar, şehzade cihangir cami’nin -bu kez kasvetli değil de- hâli gündüz gözüyleymiş… hele diyordum, “insanlar bu cihangir’de ne buluyorlar?” :)
‘azıcık cihangir’ çarpıyor insanı..