
Bir kız tanıdım, ne zaman bana baksa, gözlerine bulutlar inerdi. Bir anlam veremezdim.
Ama, bana ne zaman baksa bulutlanırdı gözleri, ellerim üşüyor derdi. Alırdım ellerini paltomun cebine koyardım. Sanki elleri ona bağlı değildi, hatta hiç bir uzvu, kolayca tutup dokunabilirdin ona, bir tek ”göz”leri vardı, bazen yalnızca “göz” olarak yaşıyor bu kız derdim. Kokuyu, tadı, dokunuşu her şeyi gözleriyle yapıyor. Bundandır ki gözüyle temas kurmadığı biriyle konuştukları sadece yalan olurdu. İnanmazdı çünkü, gözle dokunmadan konuşulan hiç bir şeye zerre inanmazdı. Bunların hepsi ironi görebiliyorsun değil mi? ama bırak anlamasınlar, bunu görmek daha çok hoşuma gidiyor derdi ve onlar haline güldükçe inciler dökülürdü gözlerinden. Çünkü tüketmezdi insanları, kitapları, kalemi, kağıdı, onlarla hemhal olurdu da gündüz gözü pek bilmezdi bunları, anlatmazdı, kimseye bahsetmezdi önüne açılanlardan.
Eli cebimde yürürken, önüne de bakmazdı hiç. Fark ederdim, ama kafamı çevirip bakmaya da cesaret edemezdim, sevmezdi çünkü, içindeki bulutlar kabarmışsa ve ıslatmaya başlamışsa sadece kendisi kalmak isterdi, hatta durmaz çeker giderdi olmadık bir yere,
Gözlerine bakınca,
“bulutlar birazdan ağlayacak” bilirdim.
Bir de yağmur başlamışsa elini hemen çıkarırdı cebimden sanki yağmuru tutacakmış gibi, dua eder gibi avuçlarını göğe açar gözlerini bulutlara dikerdi.
Hemen sonra şu kimseye nerede olduğundan hiç bahsetmediği salkımsöğütün dibine kıvrılmaya gidecekti, çünkü duramaz anlardım. Köşeyi döndüğümde çoktan ayırmış olurdu yolu, ben hala yanımda sanırken, sessizce bırakır giderdi, garipsemezdim.
Bazen de bir sayfa dolusu ironiyi bir anda yüzünde görünce aklımdan onlarca detay geçmeye başlardı, sır, ok, uyku, sermest, rüya, ayna, gece, ay, garam… Artık çıkmayacak bir lekesi varmış, hiçbir şey kar etmiyormuş lekeyi çıkarmaya. Önce gözlerine, sonra yanaklarına ve yavaş yavaş bütün vücuduna yayılmış bu leke. Leke derdi, hani derdim ben de, Dante’nin küçük Beatrice’e duyduğu özlem gibi bir şey mi? O da içsel leke der buna, hatırladın mı?
Muhtemelen hatırlamazdı, ama bir tarih söylerdi sürekli. O tarihten sonra derdi, unutmak nasıl oluyordu unutmuşum. Bazen bir küçük obje, bir renk, bir sözcük, bir resim, bir yüz, her yerde bir iz var, içimdeki lekeden bir iz var her şeyin üzerinde, sen de bile, tırnaklarında bazen de yanaklarında beliriyor ara ara.
Bir dakika derdim, sen de gitmeden durmadan sorduğum ama sustuğun soruma cevap ver, lütfen bana da söyle “yağmur kız”, yol ayrımını göster sadece, kurtar beni. Bunu her dilediğimde kafasını kaldırıp şöyle bakardı,
“Sana bir şey yapamam,
Ağlayamıyorsan…”
bugün 0, toplam 3 defa okundu...













bir solukta okudum, bu kızdan kaçardım ben persephone yeterince ıslanıyorum zaten bu yağmurlarla :)