Bir cumartesi günüydü… Sultanahmet’te tramvaydan inip Ayasofya’yı soluma aldıktan sonra bir iki dakika bakındım etrafa. Eğer saat biraz ilerlemişse her zamanki gibi bir insan cümbüşü karşılıyor sizi, kimi evine kimi amcasına, teyzesine, kimi yurduna, kimi oteline, kimi de Türkiye Yazarlar Birliğine “Cahit Zarifoğlu’nu niçin sevdik?” adlı gözüne bir yerlerde ilişen programa… Yavaştan yürümeye başlamışken birden oraya ilk defa gidiyor olduğumu hatırladım -kulağımda Tears in Heaven bitip yesterday başlayana kadar geçen süre kendime gelmeme yetti- ve yanımdan ilk geçen kişiye sordum eski adı Kızlarağası Medresesi olan gideceğim mekanı. Bulunduğu sokak sağlı sollu turistlerce işgal edilmiş olduğundan kendimi adeta turist sanma hislerim kapının önündeki yüzleri görünce kayboluverdi… Her zaman ne hikmetse oturacak bir yerim olurdu işte son sandalye yine boş dedim ve gömüldüm. Tam karşımda yukarıdaki resim asılıydı. Sadece bu resme bakıp da insanın vicdan muhasebesi yapması kadar doğal bir şey olamaz… Biraz öleceğini hatırlar insan biraz rahatsız olur halinden ve “ Big brother is watching you!” sözünü duymuşçasına endişelenir, oturuşuna çeki düzen verir… İşte o gece böyle oturdum sandalyede, kıpırtısız… Yanımdaki sandalyeler dolup dolup boşalırken karşımda asılı duran bu resme bakıp, gelip giden şairlerin, fotoğrafçıların, yazarların sesini dinledim . Ve sıra Mevlana İdris’e gelince Cahit Zarfoğlu’na ithafen yazdığı Ay Söylevi’nde ;
“Çocukları kim ağlatır
Kim öldürür halkları bilmezdik şeyhim”
deyişini duydum sandım, belki de o an hangi dizeyi fısıldayacağını ben kestirmek istedim… Programın sonlarına doğru fark ettim ki ne programı tam anlamıyla dinlemişim, ne de gelen giden kimmiş, kim ne demiş, doğru düzgün kavrayabilmişim. Arkamdan sahneye geçmeye çalışan, yüzünde hep o çelimsiz ifadeyle hatırladığım şairin ufak boşluktan geçmeye çalışırken “işte bu çok kötü” demesiyle irkildim… Sahneden dönüşte yine aynı yerden nasıl geçeceğini sorarken kendine, O, kısık gözlerle, çelimsiz ama aynı zamanda bir o kadar masumiyet timsali yüzünü hafiften kaldırıp geçip gitti aramızdan…Belki de şöyle söylerdi durup baksaydı:
“biraz bahar gerekiyor allahım ben hiç iyi değilim
biraz çağla birkaç erguvan gerekiyor
ahmet hamdi tampınar biraz da zarifoğlu’nun geç dönemleri…”
Sıra başka bir şaire gelmişti, diğerlerinden biraz farklıydı kendisi, dikkatimi çekti ve bakın neler söyledi;
“Murat Menteş: Zarifoğlu’nu dahi olduğu için severim. Medeni cesareti çok yüksek olduğu için, maceracı olduğu için, otostop yaptığı için( bu onunla benim ortak paydamızdır) , yakışıklı ve karizmatik olduğu için, özgün olduğu için severim. Bütün fotoğraflarda iyi çıkmasını severim, objektiflere gözlerini kaçırmadan bakmasını severim. Fotoğraflarda bize bakar ve bana “ bak murat ölümlü dünya, iyi şeyler yap ama her şeyi çok önemseme” dermiş gibi gelir hep. Zarifoğlu sevmek birçok insanla dostluğumuzu sağlar, bunu sağladığı için severim. “Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur” dediği için severim.
Bir şairin başka bir şairi böyle tanımlaması beni ilkin biraz şaşırtsa da, gözlerine adeta yapışık duran John Lenon’nın o meşhur gözlüklerinden bakınca -en çok da Yusuf Kaplan’a yakışmıştı o gözlükler, tam bir prof edası vermişti yüzüne, esasen de öyleydi ya neyse- işte şair bakışının farkı dedim içimden,çok yalın ama bir başka işte.Belki de insan o gözlüklerden bir kez takmalı ölmeden :) belki de keramet gözlüktedir?… Basit görünen şeylere daha farklı bakmışımdır her zaman, aslında kompleks cümlelerde değil de yalınlıktadır hakikat, diyerek bir kez daha düşünmüşümdür. Son cümle de böyle düşünülecek bir cümledir.
Söylemeden edemeyeceğim, programın sonunda Rasim Özdenören’den Cahit Zarifoğlu anılarını dinlemek de ayrı bir keyifti, az şaşırmadık, az gülmedik.
Çıkana kadar izlediğim medreseden sokağa adımımı attığımda bir hayli geç olmuştu ama eve gitmek gibi bir düşünce henüz belirmemişti kafamda. Fotoğraf çeken turistlerin arasından en çok gecesini sevdiğim Sultanahmet ve Ayasofya etrafında beynimde cızırdayan cinnet modernle yürüdüm durdum. Sonra bir çeşit iç hesaplaşmalar -en güzelde burada yapılıyormuş- başladı kendimle ve son bir dize belirdi aklımda Zarifoğlu’ndan;
“ Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi haklı…”
Eve dönünce bizim ev halkına yakındım biraz, “Sizin beni Avrupa’ya göndereceğiniz falan yok, iyisi mi ben de Cahit Zarifoğlu gibi otostop çeke çeke tüm Avrupa’yı gezerim.” O kadar ciddi söylemiş olmalıyım ki, kısa bir sessizlikten sonra bön bön bakıp, “Bunun yine ayakları yere basmıyor” deyip geçiştirdiler.
“Kuşlar da kaderle uçar” dedi Zarifoğlu ve sustum.
Anlamadım neden ordaydım gecenin bir vakti, neden döndüm durdum Ayasofya, Sultanahmet, dikilitaş ama durum şu ki Tanrım,
“Galiba ben hiç iyi değilim.”
*Cahit Zarifoğlu’nun aynı isimdeki şiirinden alınmıştır.
bugün 1, toplam 76 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- ve sen kuş olur gidersin cahit
- cahit zarifoğlu otostop
- bir kuş olup uçar gidersin
- sen kuş olur gidersin bir trenle dinle
- şenkuş













elinize sağlık efendim. lezzetli bir cahit zarifoğlu yazısı olmuş. üstelik çok iyi bir gözlem yazısı. murat menteş’i çok sevmesem de, “zeki” olduğunu kabul edebilirim. lakin cahit zarifoğlu’na ismet özel’den baktığı için hoşlanmam. ne bileyim, sanatta “john lennon” gözlüklerine karşıyım galiba :D
Teşekkür ederim ayasophia,aslında murat menteş’i yazmamın sebebi o gece söyledikleridir özellikle Zarifoğlu’ndan yüzüme tokat gibi çarpan son cümlesidir.Ama İsmet Özel’den bakıyorsa Zarifoğlu’na,doğru yerden bakıyordur aslında?
J.Lennon’a gelirsek,beat kuşağının hayat felsefesi pek hoş değildir malum,ama otostop deyince o gözlükleri Murat Menteş’in yüzünde görmek yine bana böyle bağlantılar kurdurdu.Ne de olsa otostopçuların babasıdır onlar:)İnsanlar neden bu gözlüklerden takar,düşünelim bakalım?
a)yakıştığı için
b)j.lenona benzemek için
c)değişiklik olsun diye
d)takınca her şeyi yapabileceğini zannetmek için
böyle bir “ismet özel” cemaati oluşturup, cahit zarifoğlu’nu da oraya katmaktan bahsediyorum aslında. ki hazret bence nev-i şahsına münhasırdır.
j.lennon’a saygıda kusur ettimse affola :) öyle demek istememiştim…
Her şair öyledir aslında,bir başkası üzerinden düşünmemek gerek tabi…
Estağf. bayım,zaten John amcanın kemikleri bile kalmadı ki sızlasın:)…
şiirin zarif oğlu devamında “oysa sergimize kuşlar gelir uzanır” demiş,
daha doğrusu şiir nasıl biter diyorsunuz böyle,daha ben anlamadım ki:)
şaka değil persephone bu şiir beni çok vurmuştu, sağol.. sanırım Tarık Tufan abinin kitabıyla da çok sevdik onu..eğer bu kitap ve şiiri okumayan sakinkafalar varsa tez tanışsın!!
sonra hep birlikte gökyüzüne doğru:
“ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
oysa sergimize kuşlar gelir uzanır” demek için….
yaşasın güzel adamlar, şiirin zarif çocukları!!
“ismet özel tü kaka” “john lenon’a saygısızlık ettiysek affola” evladım hangi suları içtiniz de böyle şiştiniz? yazık size…
hakkınız var sayın doktor kongo. kınık soda alacağım en yakın bakkaldan. lakin kişisel bir görüşümdür, ismet özel’den pek hazzetmem. şiirini çok severim yine de… (kendisine tü kaka değil de, “bana göre soğuk” demek lazım)
john lennon hususunda da, müzikte üstad olmasına bir şey diyemem. öte yandan, “derdi” olan adamları severim… tıpkı ismet özel’in şiirlerindeki “dert” gibi…
[...] affı esirgeme” mısralarıyla Yaradan’dan af dilemenin özetini veren, http://www.sakinkafa.com/cahit-zarifoglu-ve-sen-kus-olur-gidersin-bir-trenle/ linkiyle sakinkafa camiasıyla tanışmama vesile olan, şiirini anlaşılmaz bulanlara bende [...]