12 Maymun isimli güzide filmi izlemişseniz eğer, bu Cassandra Kompeksi dediğim hadiseye aşinasınız demektir. Şimdi efendim, olay kaba taslak şöyledir: Mitolojide tanrılar malum biraz eğlence seviyorlar, Cassandra isimli bir hatun kişiye gelecekte olan şeyleri fısıldıyorlar. Bu hatun kişi de kalkıp insanlara anlatıyor gelecekte neler olacağını. Fakat tanrılar diğer insanlara da inanmamalarını fısıldıyorlar. Bu durumda, Cassandra geleceği bilen fakat inanılmayan bir yalancı çoban hükmüne dahil oluyor. Sanırım delirerek ölüyor.
Filmde, bu sendromu, tanrıların bir insana geleceği görme yetisi vermesi üzerinden değil, tanrıcılığı oynayan yönetmenimizin gelecekten bir adam üzerinden verdiğini görüyoruz. Adam olacakları biliyor ve yine kimse inanmıyor. Sonra ona bir kadın inanıyor fakat bu sefer de adam inanmaktan vazgeçiyor. Böyle ilginç değiş tokuşlarla güzel bir film hasılı. Kaçırmayın.
Ama benim meselem filmle bitmiyor tabi. Mitolojik karakterlerin oluşum süreçlerini düşündüğümde, yani Homeros’a o kitapları yazdıran şeyi merak ettiğimde, insanlığın daha zeki olmaya başlamadığını, sadece imkanların değiştiğini hissederim hep. Yani bugün 2008 yılının bu güzel Kasım gününde oturmuş bunları yazıyorsam eğer, Homeros’un yaşadığı döneme gittiğimde de benzer hislerle donanmış olacaktım ve fakat yazının yaygınlığı, okunurluğun azlığı ve Cassandra’nın henüz varolmadığı gibi durumlardan dolayı bu şekilde bir yazı yazamayacaktım. Cassandra’nın bu konuyla şimdilik bir ilgisi yok tabi.
“Ben demiştim” demenin büyüleyiciliğinden girelim meseleye. Eğer olup biten şeyler hakkında yorumları alınmak istenen insanlardan biriyseniz etrafınızda, sıklıkla kaçınmanız gereken şeydir “ben demiştim” deyivermek. İnsanlar itimadını yitiriyor bir yandan, diğer yandan da ego tavan yapıyor. Adeta, kötü giden bir olaydan sonra “ben demiştim” diyerek, “ne güzel de kötü gitti tam düşündüğüm gibi” hissiyatına yol açıyor. Özellikle medyada çok sık rastlanır buna. O yüzden belki de gazete yazarlarının fotoğraflarında genelde sırıtmalarını çok samimiyetsiz bulurum.
Cassandra işte, “ben demiştim” diyememenin de sancısını çeken bir ablamız. Çünkü olayları görebildiği cihette sancısını duyuyor. Yakın gelecekte öldürülecek bir insanın, kurşuna nasıl hedef olabildiğini, o kurşunu atan silahı tutan elin daha önce nerelerde koltuk altını kaşıdığını, koltuk altını kaşırken konuşmakta ve ikna edilmekte olduğu birimlerin kimler olduğunu, sonra o kurşunu silaha kimin koyduğunu, tetiği çeken elin olaydan sonra koltuk altını bir kez daha kaşıyıp kaşımadığını biliyor. Bu nedenle de, o insana bakarken üzülüyor büyük ihtimalle. İnsanlığın trajedisini ancak bilebildiğimiz ölçüde yaşarken, bu bilginin sınırlarının sonsuza giderken nasıl bir içsel trajediye yol açacağını hesaplamak zor değil galiba.
Bu kompleks sanıyorum en çok da âkil adamlar dediğimiz kişiler için geçerli. Ciddi anlamda dünyanın gidişatını gören, yahut küçük ölçekli olaylarda meselenin olup olmayacağını rahatlıkla anlayabilen insanlar, “dost acı söyler” deseler bile inanılmak istenmiyorlar. The Prestige isimli muazzam filmde de dediği gibi, sihirbazın sahnede yaptığı şeyin bir illüzyon olduğunu düşünüyorsun çünkü kandırılmak istiyorsun. Ve gün geçtikçe kandırılmak isteği, belki de ihtiyacı giderek büyüyor. Televizyonlar, gazeteler, internet siteleri, dergiler, kitaplar… Sanki el birliği ile bizi kandırmak için çabalıyorlar ve biz de bunu istiyoruz.
Küçükken muhabbet arasında “bana kesin olacak bir şey söyle” derdi arkadaşım ve ben de “öleceksin” derdim. Cassandra olmak kanımda var galiba…
bugün 0, toplam 180 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- tanrılar
- cassandra kompleksi
- mitolojik tanrılar
- mitoloji tanrıları
- mitoloji filmleri













abi kadın çok korkunç ya :(
olayı da korkunç zaten… :)
cok guzel…
bu arada, aya senden bir Woody Allen bir de Coen Biraderler yazisi bekliyorum haberin olsun.
Woody Allen’da zayıfım. biraz çalışıp yazayım bari :) ama Coen olabilir bak…