<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sakin kafa sakin vücutta bulunur &#187; Bilim ve Teknoloji</title>
	<atom:link href="http://www.sakinkafa.com/category/bilim-ve-teknoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sakinkafa.com</link>
	<description>Sakin Kafa</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 22:27:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sanal bilgisayarlardan felsefi çıkarımlar</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/sanal-bilgisayarlardan-felsefi-cikarimlar/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/sanal-bilgisayarlardan-felsefi-cikarimlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 12:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>başkaparmak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12014</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-12015" src="http://www.sakinkafa.com/images/virtualpc20072as9-300x201.jpg" alt="Sanal Bilgisayarlar" width="300" height="201" />Sanal bilgisayar son yıllarda bilgisayar teknolojilerinde ortaya çıkmış yeni bir kavram. Asıl anlamı şu; bilgisayar içinde bilgisayar. Bu nasıl oluyor? Elinizde gerçek bir bilgisayar var (işlemcisi, belleği, diski) ve siz bu bilgisayar içinde istediğiniz miktarda sanal bilgisayar yaratıyorsunuz. Her bir sanal bilgisayar, kendisinin gerçekten bir işlemcisi, belleği ve diski olduğunu zannediyor. Sanal bilgisayarların birisine Linux, diğerine Windows işletim sistemi yüklüyorsunuz ve bunlar eş zamanlı olarak birbirine karışmadan çalışabiliyor. Burada ilginç olan, oluşturulmuş sanal bilgisayarın kendisini gerçek bir bilgisayar zannetmesi. Halbuki gerçek bilgisayar, kendi işlemcisinin bir kısmını, altındaki sanal bilgisayarlara paylaştırıyor. Aynı şekilde bellek ve diskinin de bir kısmını sanal bilgisayarlara paylaştırıyor. Fakat altta çalışan sanal bilgisayarlar bunun hiç farkında olmadan kendilerini gerçek bilgisayarda çalışıyor zannediyorlar. Biz de öyle olabilir miyiz?<span id="more-12014"></span></p>
<p>Bilgisayarlara az biraz aşinalığı olanlar, anlatacaklarımı anlamakta zorlanmayacaktır. Mesela şu anda &#8216;Bilgisayarım&#8217;a tıklayıp diskleri görüntülediğinizde ne kadar boş yer var, ne kadar dolu yer var, kaç adet disk var görürsünüz. Bunu size Windows işletim sistemi veya kullandığınız işletim sistemi sağlar. Siz &#8216;Bilgisayarım&#8217;a girdiğinizde hemen donanıma bakar, takılı diskleri size listeler. Sanal bilgisayarda çalışan bir işletim sistemi de hemen donanımlara bakar. Zanneder ki orada gerçekten bir disk var. Hatta size diskin seri numarasını, markasını modelini bile söyler. Halbuki bu bir yanılmadır. Gerçek bilgisayar, altındaki sanal bilgisayarın bir diski olduğunu zannetmesini sağlar. Aynı şekilde, bir klavyesi, bir ağ kartı, bir faresi, bir belleği olduğunu zannetmesini sağlar. Gerçek bilgisayar altında çalışan tüm sanal bilgisayarların her biri kendisine ait bir diskin olduğunu zanneder. Ya da kendisine ait bir klavyenin olduğunu zanneder. Siz gerçek bilgisayardan, sanal bilgisayarın özelliklerine girip yeni bir disk ekleyebilir veya mevcut diski çıkarabilirsiniz. Aslında çıkarılan veya eklenen hiçbirşey yoktur. Ama sanal bilgisayar mutlu bir şekilde &#8220;Yeni disk bulundu&#8221; der, ya da &#8220;Disk çıkarıldı&#8221; der size. Mesela siz gerçek bilgisayardan sanal bilgisayarın ağ kablosunu çıkarırsınız ve sanal bilgisayar &#8220;Ağ kablosu takılı değil&#8221; uyarısı verir. Daha ötesinde, gerçek bilgisayardan sanal bilgisayarın aslında hiç var olmayan &#8220;Kapatma&#8221; butonuna basarsınız. Sanal bilgisayar sanki kendi kapatma düğmesine basılmış gibi bilgisayarı kapatır. Kendisine ait gerçekten bir kapatma düğmesi olduğunu zanneder.</p>
<p>Bunun da ötesinde, gerçek bilgisayardan istediğiniz sanal bilgisayarı durdurup, tekrar devam ettirebiliyor oluşunuz. Gerçek bilgisayardan istediğiniz sanal bilgisayar üzerine gelip &#8220;Pause&#8221; butonuna tıkladığınızda, sanal bilgisayarın tüm işlemlerini geçici bir süre durdurmuş oluyorsunuz. Daha sonra &#8220;Continue&#8221; butonuna tıkladığınızda, sanal bilgisayar kaldığı yerden devam ediyor. Sanal bilgisayarı bir aylığına dahi durdurmuş olsanız, o bunun farkında olmuyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi işini yapmaya devam ediyor. Mesela sanal bilgisayar müzik çalarken durduruyorsunuz. Bir ay sonra devam et dediğinizde, sanal bilgisayar arada durduğunun bile farkında olmaksızın, müziği çalmaya devam ettiğini zannediyor. Sanal bilgisayar içinde çalışan hiçbir programın da sanal bilgisayarın aslında durdurulduğunu anlaması imkansız.</p>
<p>Gerçek bilgisayarda, istediğiniz sanal bilgisayarı daha önceki bir zamana geri alabilirsiniz. Mesela bir ay öncesine dönderebilirsiniz. Sanal bilgisayar içindeki hiçbir program, geriye alındığının bile farkında olmaksızın bir ay öncesindeki durumu neyse oradan çalışmaya devam eder.</p>
<p>Daha da ilginç olan birşey var. Sanal bilgisayar kendini gerçek bir bilgisayar zannettiği için, sanal bilgisayarın altında da sanal bilgisayarlar oluşturabilirsiniz. Bu durum &#8220;Inception&#8221; filmini andırıyor. Rüya içinde rüya gibi birşey. Sanal bilgisayar altında da sanal bilgisayar oluşturabilir, hatta onun altında da sanal bilgisayar oluşturabilirsiniz. Gerçek bilgisayarınızın işlem gücü ve kapasitesine bağlı olarak, iç içe oluşturabileceğiniz sanal bilgisayarlar için bir limit yok.</p>
<p>Bilgisayar alemini bırakıp kendi alemimize bir bakalım. Tüm algılarımızın beş duyumuzla sınırla olduğu bir ortamda, tıpkı bir sanal bilgisayarda olduğu gibi, içinde bulunduğumuz ortamın gerçek mi yoksa sanal mı olduğunu anlamamız imkansız. Hatta içinde bulunduğumuz evrenin (alemin) &#8220;Pause&#8221; butonuna kimin ne zaman bastığını, ne zaman &#8220;Contunie&#8221; dediğini dahi, tıpkı sanal bilgisayarda olduğu gibi anlamamız imkansız. Ve bir gün vakti geldiğinde tıpkı sanal bilgisayarda olduğu üzere önümüze geçmiş tarihlerimizin &#8220;Snapshot&#8221;larının konulabilme ihtimali dahi var. Şu bir gerçek ki, sanal olan zaman içinde hapistir. Gerçek olan ise zamandan ve mekandan münezzeh bir hale gelir ve istediği zaman sanal bilgisayarı istediği tarihe alabilir, ileri sardırıp geri alabilir. Biz de bu sanal bilgisayar içinde çalışan bağımsız yazılımlar olarak bunların hiç ama hiç farkında dahi olmayabiliriz.</p>
<p>İnsanoğlunun teknoloji çağına geçişinin elektriğin keşfi ve kullanılmaya başlanmasıyla olduğunu kabul edersek, insanoğlunun &#8220;Sanal Bilgisayar&#8221; oluşturmasının en fazla 200 yıl içinde olduğunu anlarız. Peki milyonlarca yıldır var olan evrenimizde, bir mutlak gücün baya mükemmel bir sanal bilgisayar oluşturup içinde bizleri var etmiş olabileceği ihtimali neden gördüğünü, düşündüğün zanneden insanlar tarafından ihmal edilir ki?</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 9 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>felsefe ve bilgisayar</li><li>felsefe çıkarımlar</li><li>sanal bilgisayar siteleri</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/sanal-bilgisayarlardan-felsefi-cikarimlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nanoakışkan Öğreniyorum</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/nanoakiskan-ogreniyorum/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/nanoakiskan-ogreniyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Dec 2010 22:37:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>segah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ısı transferi]]></category>
		<category><![CDATA[nanoakışkanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=11387</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-11388" src="http://www.sakinkafa.com/images/nanoparticles.jpg" alt="nanoparticles" width="300" height="300" />Evimizde, okulumuzda, işyerimizde bulunan hemen hemen her makine veya elektronik cihaz için ısı transferi önemlidir. Mesela bilgisayarımızda fan vardır, arabamızda radyatör, buzdolabımızda kondenser vb. Bunlar, sistemin çalışabilmesi için gerekli ısı transferini sağlar bilindiği gibi. Bazı durumlarda, bu ısı transferi hadisesinde iyileştirme yapmak gerekir; hatta çoğu durumda. Mesela, araba radyatörü, içinde yüzey alanını artıran müthiş sistem olmasaydı, arabanın kendisi kadar büyük olabilirdi.</p>
<p>Ama artık laptoplar çok ısı yaymaya başladı, arabaların ağırlıkları artan akaryakıt fiyatlarıyla daha da önemli hale geldi.<span id="more-11387"></span> Mevcut ısı transferi iyileştirme sistemleri insanoğluna yetmemeye başladı. Nanoakışkan da tam bu noktada devreye giriyor işte. Eğer nanoakışkan çalışmalarında başarılı noktalara gelinirse (gelirsek:)), insanoğluna bir nebze katkımız olacak ne mutlu bize.</p>
<p>Peki nedir bu nanoakışkanlar? Bu nanoakışkan dediğimiz şey aslında çok da ipe sapa gelmez bir şey değil. Bildiğimiz suyun, yağın veya havanın içine nano boyutta yabancı partiküller atılınca bunun adı nanoakışkan oluyor. Bu nanopartiküller 10 ila 100 nanometre çapında küremsi parçacıklardır, değişik üretim teknikleri vardır. 100 nanometre ise 0.0001 milimetre demektir, varın siz düşünün ne kadar küçükler.</p>
<p>Bu nanopartiküllerin bildiğimiz suyu nanoakışkan yapıp ısı transferi iyileştirmesi sağlamasının bir çok nedeni var ve bu nedenler birbiri ile etkileşim içinde. Sıcaklık, akma direnci, pH değeri, nanopartikül boyutu &amp; şekli &amp; materyali, nanopartiküle akışkan oranı, kümeleşme , katkı maddesi tipi ısı transferini bağlayan olaylar. Bu kadar birbirine bağlı bilinmeyenin olduğu yerde haliyle çözüme ulaşmak pek kolay olmuyor.</p>
<p>Bütün bu yazıp yazıp anlatamama rağmen nanoakışkanın mantığını şunlarla özetleyebilirim: &#8220;Suyun veya diğer akışkanların ısı iletimi katsayısı bazı katı iletkenlere göre daha düşük. Eğer bu akışkanın içine bu bazı katı iletkenlerden bir tutam atarsak belki de iyi bir ısı transferi katsayısı elde ederiz ve böylece ısı transferini artırırız. Bir de bunu nanoparçacıklarla yapalım ki etkisi öyle böyle değil çok olsun.&#8221;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 10 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>nanoakışkanlar</li><li>nanopartiküller</li><li>araba radyatörü</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/nanoakiskan-ogreniyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sultanahmet&#8217;te 1001 İcat</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/sultanahmette-1001-icat/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/sultanahmette-1001-icat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 12:14:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[1001 icat sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[sultanahmet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=10348</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-10349" src="http://www.sakinkafa.com/images/islam-dunyasindan-1001-icat-icat-islam-1163796-300x300.jpg" alt="islam-dunyasindan-1001-icat-icat-islam-1163796" width="238" height="228" /></p>
<p>Sultanahmet şu sıralar gidip gezilesi bir sergiye ev sahipliği yapıyor: <em><strong>1001 İcat Sergisi.<br />
</strong></em> <br />
İslam medeniyetinin  7. yüzyıldan   17. yüzyıla kadarki bin yıllık süreçteki bilim ve teknolojik gelişmelerin aktarıldığı  serginin açılışı geçtiğimiz Çarşamba günü yapıldı.</p>
<p>İlk olarak Londra&#8217;da sergilenen ve 500 bin kişi tarafından ziyaret edilen sergi açılışında Bilim Teknoloji ve Medeniyet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Salim Al-Hassani, <em>“Lagari&#8217;nin roket gücüne dayanan uçuşları, El-Cezeri&#8217;nin pilli su saati, Hazerfen&#8217;in yaptığı kanatlar ile uçuşu, Mimar Sinan&#8217;ın mimari dehası ve birçok bilimsel eser sergide yer alıyor. Ziyaretçiler, bu sergide İslam medeniyetinin dünyamıza ne denli önemli miraslar bıraktığının farkına varacaklardır”</em> demiş.<span id="more-10348"></span><br />
 <br />
“1001 İcat” ile bilim ve teknolojinin bin yıllık serüvenini aktaran ve 5 Ekim 2010 tarihine kadar  ücretsiz olarak gezilebilecek sergide, bilimsel konulu oyunlar ve filmler interaktif faaliyetler şeklinde aktarılıyor(muş).</p>
<p>4 yıl içinde 5 kıtada 30 önemli şehirde tekrarlanacak olan projenin İstanbul&#8217;dan sonraki durağı New York olacakmış.</p>
<p>Ayine, Sakinhaber, İstanbul :)</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 7 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>Bilim Teknoloji ve Medeniyet Vakfı</li><li>müslüman bilim adamlarının sultanahmet</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/sultanahmette-1001-icat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pamuk okurken Kuantum&#8217;a göz kırpmak</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/pamuk-okurken-kuantuma-goz-kirpmak/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/pamuk-okurken-kuantuma-goz-kirpmak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 22:10:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kuzeydeki güney insanı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[quantum discretization]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9537</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9554" title="9_diameter_of_gold" src="http://www.sakinkafa.com/images/9_diameter_of_gold-294x300.jpg" alt="9_diameter_of_gold" width="294" height="300" />Kuantum’u, klasik fizikten ayıran en önemli özelliklerinden birisi de quantization kavramıdır efendim. Türkçesi ile söylesem bilmem yeterince açıklayıcı olur mu, seslisözlük’e göre kuvantumlama ya da niceleme diye geçiyor. Ya da en güzeli ben bildiğim gibi açıklayayım. Klasik dünyada isteyen parçacık istediği enerjiyi alabilir. Orta okul ya da lise yıllarınızdan hatırlayabileceğiniz bir örnek vereyim.  Bir cismin kaç metre yükseklikte iken ne kadar potansiyel enerjisi olduğunu, eğer yere düşerse ne kadar kinetik enerjiye dönüşeceğini, bu bahsettiklerimizin ne manaya geldiğini bilmesek de hesaplardık. Bu örnekte cisminizin yüksekliğini değiştirerek, cm ya da mm ölçeğinde değişiklik yaparak cisminizin istediğiniz enerjiye sahip olmasını sağlayabilirsiniz.<span id="more-9537"></span></p>
<p>Mesele yine elektronlara gelince değişiyor, eğer elektronları belli bir potansiyel enerji alanına sıkıştırmak isterseniz ve bu alanın boyutları elektronun dalga boyutu ile kıyaslanabilecek ölçüde ise elektronlarınız sadece belli başlı enerji değerlerine sahip olabiliyor. Buna energy discretization da deniyor. Resimde gördüğünüz şişelerin hepsinin içinde altın suyu var, ama gelin görün ki altın parçacıklarının boyutunu değiştirdiğinizden dolayı enerji spectraları da değişiyor ve renkleri de farklılaşıyor.</p>
<p>Peki bu discretization (ekşi’de okuduğum kadarı ile ayrıklaştırma imiş türkçesi) başka nerelerde karşımıza çıkabilir. Benim okurken çok hayran olduğum “Zaman” adlı bir bölüm var Masumiyet Müzesi’nde. Kemal’in Füsun’ların evine 8 yıl içinde 409 hafta boyunca 1593 kere akşam yemeğine nasıl gittiğini anlatıyor. Aristo’nun şimdi dediği tek tek “anlar” ile bu anları birleştirme görevi yapan “zaman” çizgisi arasında yaptığı ayrım ile yola çıkıyor. Kemal yaptığı şeyin 8 yıl boyunca sevdiği kadının evine gitmek olarak değil de, sevdiği kadını 1593 kere görmek olduğu düşünülürse akıl dışı olmayacağını öne sürüyor. Tek tek görme durumu okurken bana bu enerjinin ayrıklaşması durumunu hatırlatmıştı. Bence romanın zirve yaptığı bölümlerden birisi bu “Zaman” bölümü. Yazarı hem çok takdir ettim, hem de çok kıskandığımı itiraf edeyim. Sanırsam da tek kıskanan ben değilimdir :)</p>
<p>Aristo’nun zaman anlayışı da ilginç, “şimdi” den bahsediyor ama bu şimdiden önce bir geçmişin ve sonra da bir geleceğin olması gerektiğini söylüyor, kimi zaman “şimdi” yi geçmişin, kimi zaman da geleceğin bir parçası olarak görüyor; kimi zaman da ikisinin de parçası olmayan sadece aradaki bir nokta olarak görüyor. Bu anlamda baktığında da “şimdi”yi “zaman”ın bir parçası olarak görmeyedebiliyor. Geleceğin gelmesi için “şimdi”nin geçmesi gerektiğini de ekliyor. Ben bunu biraz da izafiyet teorisine benzettim. Bizim zaman olarak algıladığımız şeyler genelde çevremizdeki cisimlerin hareketi ile anlaşılıyor (en azından bana öyle geliyor), bu cisimlerin hareketini de ışık ile algılayabiliyorsunuz. Eğer ışık hızından daha hızlı gidebilseydiniz, o cismin hareketini gözlemleyemeyecek böylelikle de “şimdi” dediğimiz zaman geçmemiş olacaktı. Böylelikle gelecekte gelmemiş olacaktı. Neyse canım çok uzattım herhalde, zaten kimse ışık hızını geçemedi şimdiye kadar, muhtemelen geçemeyek de.</p>
<p>Açıkcası bu son yazdıklarım hakkında çok bilgim yok, yanlış şeyler de yazmış olabilirim. Bilenler düzeltip, bilgilendirirlerse sevinirim. Hatta ayasophia’nın bu konularda bir araştırması var diye biliyorum, belki bizi aydınlatmak isteyebilir.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 2 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>kuantum ve göz</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/pamuk-okurken-kuantuma-goz-kirpmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantumsal Tuhaflıklar</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/kuantumsal-tuhafliklar/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/kuantumsal-tuhafliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 21:17:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kuzeydeki güney insanı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum tünelleme]]></category>
		<category><![CDATA[quantum tunneling]]></category>
		<category><![CDATA[sakinkafa tv]]></category>
		<category><![CDATA[tuhaf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9380</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9384" title="tunneling" src="http://www.sakinkafa.com/images/tunneling-300x187.jpg" alt="tunneling" width="300" height="187" />Bugün derste hoca yandaki karikatürü gösterdikten sonra yazayım dedim kendi kendime. Makro boyuttan küçük boyutlara gittikçe parçacılar tuhaf davranmaya başlıyor demiştim, bunlardan en ilginclerinden biri de tunneling (tünelleme) denen bi olay. Şöyle oluyor; elektron arkadaşların belli bir enerjileri var, herhangi bir potansiyel enerji bariyeri ile karşılaştıkları zaman, eğer elektronun enerjisi fazla ise o bariyerden geçiyor; fazla değilse ya geri dönüyor, ya da o potansiyel içinde benliğini kaybedip kayboluyor. Ama özel bir durum var&#8230;<span id="more-9380"></span> Eğer o bariyerin kalınlığı çok az ise, elektronlar yeterli enerjiye sahip olmadan da o bariyeri geçebiliyor. Bu kısmı yazmayı ne kadar çok denesem de ancak bu kadar anlatabildim. O yüzden en güzeli bir örnek vermek. Örneği bulduğum an iş bitecek. Evet kuantum hocamızın verdiği bir örnek vardı; diyelim ki önünüzde bir dağ var, yanlardan geçmeniz yasak. Mecburen dağın tepesine tırmanıp, orayı aşmanız gerekiyor. Ama yeterli gücünüz ve ekipmanınız varsa dağdan bir tünel açar ve geçersiniz. Daha modern bir örnek vermek gerekirse, youtube Türkiye’de yasaklandıktan sonra hemen yeni yollar buldu insanımız, ktunnel, vtunnel gibisinden. Yani size izin verilmeyen bir yerden çaktırmadan geçiyorsunuz. Bu elektron arkadaşların da yaptığı buna benziyor. Tabii bunu klasik anlamda çalışan parçacıklar için anlamak güç. Düşünsenize dağda bir tünel açmıyorsunuz ama arabalar hâlâ geçiyor.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-9385" title="high_performance_stm_1_300" src="http://www.sakinkafa.com/images/high_performance_stm_1_300.jpg" alt="high_performance_stm_1_300" width="300" height="300" />Ne işe yarar bu diyorsanız, çok ilginç ve hoş sonuçlar verebiliyor. Mesela bazı mikroskoplarda kullanılarak atomik çözünürlükte imajlar elde edilebiliyor.  Resimde gördükleriniz silikon atomları mesela. Günlük kullanım olarak bakarsanız, aslında bu yazıyı okuyan herkes quantum tunneling kullanmış oluyor, çünkü silikon ve yarı iletkenler (semiconductor) teknolojisinde çok önemli bir yeri var; ki bu da kullandığınız bilgisayarların, cep telefonlarının, ekranların (dokunmatik ya da izlemelik, farketmez) temel yapısını oluşturuyor.</p>
<p>Efendim bu olay da Schrödinger’in denklemini kullanarak 1928’de George Gamow, Ronald Gurney ve Edward Condon tarafından bazı sistemler için bulunmuş. Max Born da Gamow’un seminerini dinlerken olayı geniş çerçeveden görmüş ve tunneling fenomenini genellemeyi başarmış. Sonuç ne derseniz, içlerinde en çok bilinen bilim adamı Max Born :)</p>
<p>İşte kuantum böyle bir dünya. Bir de Schrödinger’in kedisi var, onun olayı da çok hoş: “to be or not to be” or “maybe to be”. (&#8220;olmak ya da olmamak&#8221; ya da &#8220;belki olmak&#8221;.)</p>
<p>Not: Efendim ne yazık ki bu anlattığım konularda İngiliz dilinin hakimiyeti söz konusu. Sıklıkla kullanılan İngilizce ifadeler için kusura kalınmaya.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 1, toplam 63 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>potansiyel enerji karikatür</li><li>potansiyel enerji</li><li>potansiyel enerji karikatürleri</li><li>potansiyel enerji ile ilgili karikatürler</li><li>potansiyel enerji karikatürü</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/kuantumsal-tuhafliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19. yy. Sonu 20. yy. Başında Fizikçi Olmak</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/19-yy-sonu-20-yy-basinda-fizikci-olmak/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/19-yy-sonu-20-yy-basinda-fizikci-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 11:19:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kuzeydeki güney insanı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bohr]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[Newton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9155</guid>
		<description><![CDATA[Efendim, çok ilginç bir dönemdir. 1700 lü yıllarda Sir Isaac Newton’un F=ma ile ünlenmiş klasik fizik’in temellerini atmasının üzerinden yaklaşık iki asır geçmiştir. Gel zaman git zaman, gözle görülebilir boyuttaki nesnelerle alakalı fizik kanunları keşfedilmiş, bir de üstüne üstelik; ışık’ın yapısı, elektrik ve manyetik alanlarının birbiri ile olan alakası Maxwell tarafından 1860’lı yıllarda formülize edilmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9160" title="sakin sakin" src="http://www.sakinkafa.com/images/sakin-sakin-300x217.jpg" alt="sakin sakin" width="300" height="217" />Efendim, çok ilginç bir dönemdir. 1700 lü yıllarda Sir Isaac Newton’un F=ma ile ünlenmiş klasik fizik’in temellerini atmasının üzerinden yaklaşık iki asır geçmiştir. Gel zaman git zaman, gözle görülebilir boyuttaki nesnelerle alakalı fizik kanunları keşfedilmiş, bir de üstüne üstelik; ışık’ın yapısı, elektrik ve manyetik alanlarının birbiri ile olan alakası Maxwell tarafından 1860’lı yıllarda formülize edilmiştir. Tüm bu gelişmelerin üstüne, birçok kişide “fizik ile alakalı bulunabilecek herşey bulundu, bundan sonra uğraşmaya gerek yok” ortak kanısı hâkim olmuş, fizik PhD’si yapmaya yeltenen bir çok tıfıl’a da, “ne işin var da fizik doktorası yapıyorsun, git karnını doyurabileceğin başka bir iş yap” denmiştir. Düşünün öyle bir zaman dilimi.<span id="more-9155"></span></p>
<p>Malum insanoğlu her zaman elinin ulaşamadığı şeyleri merak eder durur, gökyüzüne bakar bakar, bu cisimler niye böyle hareket ediyor diye sorar. Ya da acaba bu tuttuğumuz cisimlerin en küçük yapıtaşı nedir, vücudumuz neden yapılmıştır (rahat batıyor herhalde kimisine). Bu sorular böyle uzayıp gidebilir. Bu bahsettiğim devirde de küçücük, miniminnacık cisimlerle (elektron, foton, nötron, proton vb.) uğraşırlarken farkederler ki, bu arkadaşlar tahmin ettiğimiz klasik fizik kanunlarına göre değil, kendi kafalarına göre takılmaktalar. Gene kendine hakim olamayan bazı insanlar, nedir bunun aslı astarı diye sorarlar. Çıkan cevap aslında oldukça ilginçtir, bu arkadaşlar kimi yerde parçacık (particle) gibi gezinirlerken kimi zamanda dalga (wave) halinde hareket etmektedirler. Evet sevgili okur, ben de anlamıyorum nasıl oluyor bu iş, hem parçacık hem dalga olarak hareket etmek (wave particle duality). Valla bin bir türlü ispatı var, merak edenler ailemizin britannicası wikipedia’dan yararlanabilirler.</p>
<p>Bu gelişmelerin üstüne kafası karışan sevgili bilim adamlarımız çok çok düşünmüşler, nasıl olurda bu durumu modelleriz, tüm bu bildiklerimizi Newton’un zamanında yaptığı gibi küçücük bir denklemde ifade ederiz diye sormuşlar. De Broglie diye bir amcamız klasik fizik’in önemli parametrelerinden biri olan momentum’u dalga boyuna bağlayan formülü bulduktan sonra, sahneyi kedisi ile meşhur Schrödinger almış. Zurih üniversitesinde öğretim üyeliği yaptığı 1926 yılında iki üç haftalığına meşhur isviçre alplerinde bir villa kiralayarak, karısını evde bırakıp sevgilisi ile tatile gitmiş. Artık orda ne olmuş ise, elektronların hareketini modelleyen basit gibi gözüken (kimisine o da karmaşık gözükebilir, göreceli) denklemi bulup geri dönmüş. [Gereksiz bir bilgi daha sıkıştırayım araya; o zaman ki dostu matematikçi Herrman Weyl’de bu durumu “late erotic outburst” diye adlandırmış.] Neyse yine bu denkleme dönersek, efendim bu öyle bir denklem ki yazması kolay ama çözmek için babayiğit olmak gerek. Hoş, o da sadece hidrojen atomu için yeterli olabiliyor. Onun haricindeki sistemler için de kesin çözümü yok bu denklemin, yaklaşımlar yaparak bazı sonuçlar elde edilebiliyor.</p>
<p>Schrödinger’in denklemi bulması üstüne bilim dünyasında bir anda karizması yükselmiş tabii. Fırsat bu fırsat diyen Heisenberg de, belirsizlik prensipini ortaya atmış. Efendim bu prensip kısaca der ki; eğer bir parçacığın yerini biliyorsanız, hızını bilemezsiniz ya da hızını biliyorsanız, yerini tespit edemezsiniz. Yani öyle E5 göztepe kavşağının orda 120 km hız ile gidiyordu diye rapor etmeye benzemez bu iş.</p>
<p>Newton mekaniğinden kuantum mekaniğine geçişi anlatırken atlanmaması gereken iki önemli kişi daha var (aslında çok çok daha fazla ama uzatmayayım). Birincisi tabii ki Einstein, ikincisi de Niels Bohr. Einstein 1905’te, ki Einstein’ın mucize yılı diye de bilinir, 3 tane bilim dünyasını sarsan makale yayınlıyor. Gelin görün ki, bunların direk olarak kuantum mekaniğine bir faydası yok, hatta Einstein’ın kendisinin de direk olarak bir katkısı yok. Amma velakin dolaylı olarak yaptığı katkılar çok önemli. Nasıl oluyor bu iş? Şöyle ki; Niels Bohr’un kuantum mekaniğinin geliştirilmesinde önemli bir rolü var. Fakat kendisi işin daha çok matematiksel çıkarımlarını yapıyor ve bunların doğruluğuna inanıyor. (Örnek verecektim ama yazının çok uzadığını farkedip, vazgeçtim). Einstein da devreye burda giriyor, ortaya atılan teorilerin altında yatan fiziksel gerçeği anlamak istiyor, bu yüzden de antitez olabilecek bin bir türlü düşünce deneyleri (thought experiments) öne sürüyor. Bohr’un ömrünün önemli bir kısmı da bu antitezleri çürütmek ve Eisntein’ı ikna etmekle geçiyor. (Galiba biraz kendini ezik hissediyor Einstein’a karşı :) ) Bunlar da tarihe Bohr-Einstein debates olarak geçmiştir efendim. O kadar ki; günün birinde Bohr Einstein’ı ziyarete geliyor, tren istasyonunda karşıladıktan sonra faytonla eve gitmek için yola çıkıyorlar, tartışmaya o kadar dalıyorlar ve kesmemek istiyorlar ki, eve varınca faytoncuya tekrar tren istasyonuna gidip dönmek istediklerini söylüyorlar. Bu kadar da kendilerinden geçmişler yani. Her ne kadar Bohr çok çırpınsa da Einstein ölene kadar tam olarak ikna olmuyor bu teorinin doğruluğuna, kendisi de yeni bir şey sunamıyor ve çareyi “tamam kuantum teorisi doğrudur ve bazı sistemleri açıklayabilmektedir ama hâlâ eksik bir teoridir” diyor.</p>
<p>Sıra, resmin hikayesinde. Brüksel’de bulunan International Solvay Institutes for Physics and Chemistry 1911 yılında bir konferans düzenliyor, dünyanın da ilk uluslararası fizik konferansı olarak kabul ediliyor. Bunun tuttuğunu görenler belli aralıklarla bu konferansı düzenlemeye karar veriyorlar. Ki, beşincisi 1927 yılında düzenleniyor. Konferansın konusu, Bohr’un öne sürdüğü Kuantum Mekaniğinin Kopenhag yorumu. Konferans esnasında Einstein, Heisenberg’in belirsizlik prensipini “Tanrı zar atmaz ya da kumar oynamaz  (God does not play dice)” diye eleştirince Bohr’dan “Einstein, Tanrı’ya ne yapması gerektiğini söylemeyi bırak cevabını alıyor (Einstein, stop telling God what to do)”.  Öyle de birbirlerine ayar verdikleri bir ortam :)  Bir de ek olarak şunu söylemekte fayda var, katılan 29 kişinin 17 si ya o zamana kadar ya da ondan sonra Nobel ile ödüllendirilen kişiler. Eğer zamanında birisi o konferansa bombalı saldırı falan düzenlese imiş, şu an kullandığımız teknolojinin çok çok gerisinde kalacaktık. Ruhları şâd olsun :)</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 52 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>fizikçi olmak</li><li>19 ve 20 yy da fizik</li><li>19 yy fizik</li><li>20 yy sonu ne demek</li><li>20 yy da fizik</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/19-yy-sonu-20-yy-basinda-fizikci-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Isı ve Sıcaklık</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/isi-ve-sicaklik/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/isi-ve-sicaklik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 13:46:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>segah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fen bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[ısı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9045</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-9046" src="http://www.sakinkafa.com/images/00016084.JPG" alt="00016084" width="194" height="192" />Biz mühendisler, kimi zaman sosyal bilimcilerden (güya) iyi niyetli tavsiyeler dinleriz; hep sayısal olmaz, insanın roman da, köşe yazısı da okuması lazım, iletişiminin kuvvetli olması lazım vb  laflar. Böyle olmalıdır da. Fenle uğraşan bir insanın başka hiç bir konuda fikir sahibi olmaması her halde yine en çok bu konulara duyarlı fen bilimcileri üzer.</p>
<p>Yalnız bir nokta var ki, herkesin gözünden kaçıyor.<span id="more-9045"></span> Bizden büyük memleket meseleleri hakkında makale yazmamızı isteyen insanlar, ilkokul dördüncü sınıfta öğretilen basit bir &#8220;birim&#8221; kavramını sindirememiş gözüküyor. Isı ve sıcaklıktan bahsediyorum. Sıcaklığın miktara bağlı olmadığı, ısının ise miktar ile değiştiği bir gerçektir. Sıcaklık doğrudan ölçülebilen bir birimdir, ısı ise dolaylı yoldan ölçülebilir. &#8220;Bugün hava sıcaklığı 25°C&#8217;dir&#8221; demek doğrudur. &#8220;Bugün hava ısısı 25°C&#8217;dir&#8221; demek yanlıştır. Bir odanin içindeki havada bulunan ısı enerjisi ise oranın kütlesi, hacmi, sıcaklığı, nem oranı bilinerek hesaplanabilir, birimi ise kalori, joule vb olabilir.</p>
<p>Bu yanlışı ana haber bültenleri başta olmak üzere, çok yerde yıllardır görüyorum. Bardağı taşıran damla ise Murat Belge&#8217;nin bugünkü (Taraf Gazetesi, 12.02.2010)  köşe yazısında aynı yanlışı yapması oldu. Saygıdeğer ve bilgili bir insan olduğunu düşündüğüm Murat Belge&#8217;ye ve bu yanlışı yapan bütün sosyal bilimcilere selamlar olsun. Bu yanlışı yapan fen bilimcilere ise yazıklar olsun.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 0 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/isi-ve-sicaklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gözlem Numarası: 2</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/gozlem-numarasi-2/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/gozlem-numarasi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 20:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ortason</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gözlem Günlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[stellarium]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8759</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih: 26/01/2010<br />
Yazılım/kitap/atlas: Stellarium<br />
Başlangıç Zamanı: 18.40<br />
Bitiş Zamanı: 19.20<br />
Yer: Balkon/Ev<br />
Optik: Dürbün Konus 2110 20&#215;80<br />
Işık Kirliliği: 3-4<br />
Bulutlar: Hafif<br />
Rüzgar: 8 km/sa<br />
Sıcaklık: -2.5 C<br />
Malzemeler: Pusula, mont, ayakkabı, bere(şapka), laptop<span id="more-8759"></span></p>
<p>1.Cisim<br />
Adı: Gomeisa    Cisim Türü: Yıldız<br />
Açıklama: Küçük Köpek&#8217;in parçası. Procyon&#8217;un kankası.</p>
<p>2.Cisim<br />
Adı: Asellus Australis    Cisim Türü: Yıldız<br />
Açıklama: Görene ve bulana kadar canım çıktı diyebilirim. Yengeç takımyıldızını bulmamda en büyük etken.</p>
<p>3.Cisim<br />
Adı: Capella    Cisim Türü: Yıldız<br />
Açıklama: Rastgele veya yanlışlıkla buldum diyebilirim.</p>
<p>4.Cisim<br />
Adı: Sirius       Cisim Türü: Yıldız<br />
Açıklama: Ben bu yıldızı malesef dünkü gözlemimde Procyon zannetmiştim. Asıl Procyon olan yıldızın da ne olduğunu bir türlü anlayamamıştım. Fakat en sonunda doğru yolu buldum.</p>
<p>5.Cisim<br />
Adı: Yengeç      Cisim Türü: Takımyıldızı<br />
Açıklama: Bulmak gerçekten çok zor oldu. Yıldızların <a href="http://www.sakinkafa.com/kadir-birimleri/">kadir birimleri</a> 4-5 gibi bir şeydi.</p>
<p>Yaptığım Procyon hatasından sonra Uzay&#8217;ın çok geniş düşünme gerektiren bir &#8220;boşluk&#8221; olduğunu anladım.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 9 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/gozlem-numarasi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Excel İle Gelen Ferahlama</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/excel-ile-gelen-ferahlama/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/excel-ile-gelen-ferahlama/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 20:10:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>segah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çözücü]]></category>
		<category><![CDATA[denkem kökleri]]></category>
		<category><![CDATA[excel]]></category>
		<category><![CDATA[matlab]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8749</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-8755" src="http://www.sakinkafa.com/images/excelmatlab.GIF" alt="excelmatlab" width="205" height="263" />Finallerini yeni bitirip huzura kavuştuğum dönem içinde, haftalardan bir hafta, Enerji Dönüşüm Sistemleri dersinden bir ödevim vardı. Rüzgar türbini tasarımı ile ilgilenenenler bilirler, türbin kanatçıklarını tasarlarken yaklaşık 25 tane ayrı denklemin kökünü çıkarkam gerekir. Bu denklemler de öyle (a^2+2ab+b^2) cinsinden değildir. Çok karışıktır ve muhakkak bilgisayarda nümerik yöntemler kullanılarak çözülmesi gerekir.</p>
<p>Bu sebeple, Matlab kullanarak ödevimi yapmaya karar vermiştim. Birden çok denklemin olması sebebiyle hepsini ayrı ayrı hesaplamamak için ufak bir kod yazmam gerekti. <span id="more-8749"></span>Yazmasına yazdım fakat yine de çok pratik bir şey oluşturamadım. Bilen birinin elinde 20 dk sürecek bir iş için iki saatimi harcadım ve en son aşamada ufak bir yerde yaptığım yanlıştan dolayı tüm uğraşımın boşa gittiğini gördüm.</p>
<p>Dünyam başıma yıkıldı ve olduğum yerde çöküp kaldım adeta! Ne yapacağım diye kara kara düşünürken, bütün iş dünyasının kullanmaktan büyük zevk aldığı Excel&#8217;e doğru gözüm kaydı. Daha önce hiç kullanmadığım fakat kullanmakta hiç zorlanmadığım &#8220;çözücü&#8221; kodu ile bir tane denklem kökünü buluverdim. Sonra, hücrenin kenarından tutup aşağı çekivermemle işlerin bitmesi bir oldu. O gün anladım ki, Excel&#8217;in pratikliği üzerine diyecek hiç bir şeyim olamaz. Matlab&#8217;ı daha bilimsel, daha ulvî amaçlar için öğrenme gerekliliği bulunurken, Excel&#8217;i de pratik sebepler için öğrenmek gerekiyormuş. Eğer mühendis olacaksanız, siz siz olun, hem Excel hem Matlab bilin.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 0 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/excel-ile-gelen-ferahlama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gözlem Numarası: 1</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/gozlem-numarasi-1/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/gozlem-numarasi-1/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 14:29:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ortason</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gözlem Günlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[stellarium]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8745</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih: 25/01/2010<br />
Başlangıç Zamanı: 18.15<br />
Bitiş Zamanı: 18.35<br />
Yer: Balkon/Ev(Afyon)<br />
Optik: Dürbün Konus 2110 20&#215;80<br />
Yazılım/kitap/atlas: Stellarium<br />
Işık Kirliliği: 3-4<br />
Bulutlar: Yok denecek kadar az<br />
Rüzgar: 18 km/sa<br />
Sıcaklık: -6.5 C</p>
<p><span id="more-8745"></span>1.Cisim<br />
Adı: Procyon  Cisim Türü: Yıldız<br />
Açıklama: Görüp adını bildiğim ilk cisim.</p>
<p>2.Cisim<br />
Adı: Mars  Cisim Türü: Gezegen<br />
Açıklama: Kızıl, yanıp sönmüyor, kadir olarak düşük ve parlak. Gözleyebilidiğim alanda  Ay&#8217;dan sonra en parlak cisim.</p>
<p>3.Cisim<br />
Adı: 21 Mon  Cisim Türü: Yıldız<br />
Açıklama: Zorla buldum, acele ama güzel oldu.</p>
<p>4.Cisim<br />
Adı: Küçük Köpek  Cisim Türü: Takım Yıldızı<br />
Açıklama: Procyon&#8217;un sayesinde buldum. Gayet kolaydı bulmak. Procyon bu takımyıldızının içinde.</p>
<p>5.Cisim<br />
Adı: Tek Boynuz  Cisim Türü: Takım Yıldızı<br />
Açıklama: 21 Mon sayesinde buldum. Gayet zorlama buldum. Acele etmem gerekiyordu. Çünkü hava çok soğuktu.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 4 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/gozlem-numarasi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O yıldızın ismini buldum &#8220;SİRİUS&#8221;!</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/o-yildizin-ismini-buldum-procyon/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/o-yildizin-ismini-buldum-procyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 21:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ortason</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dürbün]]></category>
		<category><![CDATA[konus]]></category>
		<category><![CDATA[stellarium]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8727</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="size-full wp-image-8729  alignleft" src="http://www.sakinkafa.com/images/4482033_ztl.jpg" alt="4482033_ztl" width="323" height="323" /> Bilirsiniz beni, ben uzay bilimine meraklı, NASA&#8217; da mühendis olarak çalışmak isteyen biriyim. Size bugün çalışma yaparken rastladığım birkaç şeyi anlatayım.</p>
<p style="text-align: center">Benim bu uzay&amp;gökyüzü merakım yazın başladı. Daha öncesi vardı ama o kadar değil(çıplak gözle bakmak gibi). Sonra büyük uğraşlarla para biriktirerek dürbün aldım &#8220;KONUS 2110 20&#215;80&#8243;. Bu dürbün resimdeki dürbündür ve hakikaten çok güzeldir tavsiye ederim. Bu fiyata bu dürbün harika. Yazın bu işe pek fazla yoğunlaşmadım açıkcası. Öyle arasıra baktım dürbünle.</p>
<p style="text-align: center">Yazın dürbünle baktığım zaman hep bir cisim görüyordum. Sürekli yanıp sönüyordu. Renk değiştirir gibi oluyordu. Bunun yıldız olduğunu biliyordum ama hangi yıldız olduğunu bilemiyordum. Ve en sonunda buldum. Adı <span id="more-8727"></span>Sirius&#8217;muş. Hatta bugün buldum saat 6-7 sıralarında.</p>
<p style="text-align: center">Bunu bulmamda <a href="http://www.stellarium.org">Stellarium</a> programı yardımcı oldu. Gerçekten süper bir program. Bu program olmadan gerçekten çok zor cisimleri bulmak. Bulduğum diğer yıldız da 21 Mon. Bulduğum takımyıldızları da Tek Boynuz ve Küçük Köpek.</p>
<p style="text-align: center">Bundan sonra çalışmalarımı günlük olarak tutacağım sizinle de çalışmalarımı paylaşacağım inşallah :))</p>
<p style="text-align: center">Umarım yarın da bulut olmaz da havada, ben de çalışmalarıma devam ederim. :))</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 19 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>konus dürbün</li><li>Sirius hangi yıldız</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/o-yildizin-ismini-buldum-procyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadir Birimleri</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/kadir-birimleri/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/kadir-birimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 21:53:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ortason</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir birimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8699</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadir birimleri astronomların kullandığı parklaklık birimidir. Çok kolay bir şeydir. Aşağıdaki gibidir. Sayılarla ters orantılıdır. Sayı büyüdükçe parlaklık azalır. Aşağıdaki gibi:</p>
<p style="text-align: center"><img class="size-full wp-image-8700 aligncenter" src="http://www.sakinkafa.com/images/Adsız.jpg" alt="Adsız" width="591" height="171" /><span id="more-8699"></span></p>
<p>Pek güzel olmasa da ben yaptım..</p>
<p>Saygılarımla..</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 5 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>kadir birimi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/kadir-birimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Venüs</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/venus/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/venus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 15:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ortason</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Venüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8687</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-8689" src="http://www.sakinkafa.com/images/venusearth-300x279.jpg" alt="venusearth" width="300" height="279" />Venüs bildiğimiz üzere Uzay&#8217;da var olan, Güneş&#8217;e Merkür&#8217;den sonra en yakın olan gezegendir. Dünya&#8217;ya çok benzediği için ikiz kardeş olarak tanımlanan bir gezengendir. Ama Venüs kötü bir ikiz kardeştir. Yüzeysel olarak bakıldığında gerçekten çok benzemektedir fakat ayrıntıya inildiğinde farklılıkları büyüktür. Bir kere atmosfer basıncı çok yüksektir. Sıcaklık insanın vücut sıcaklığının 12-13 katı kadardır. Venüs&#8217;ün atmosferi&#8217;nin %95-96&#8242;sı Karbondioksit(CO2) gazından oluşur. Benzer olarak Venüs Dünya&#8217;nın kütlesinin %81 &#8216;i kadar. Başlıklar altında incelersek eğer;<span id="more-8687"></span></p>
<p>1 &#8211; Venüs&#8217; ün parlaklığı</p>
<p>Venüs Güneş ve Ay&#8217;dan sonra en parklak cisimdir. Astronomlar gök cisimlerinin parlaklıklarını kadir biriminden belirlerler. Doğal gök cisimleri arasında sadece Güneş ve Ay Venüs’ten daha parlaktır. Venüs’ün parlaklığı -3,8 kadir ile -4,6 kadir arasında değişir ve her zaman gece gökyüzündeki en parlak yıldızlardan daha parlaktır. Not: Dünya&#8217;dan en iyi göründüğü vakitler Güneş doğmaya yakınken ve batarken ve battıktan hemen sonradır.</p>
<p>2 &#8211; Venüs&#8217; ün atmosferi</p>
<p>Venüs&#8217;ün atmosferik basıncı çok yüksektir. Dünya&#8217;nın atmosferik basıncından 92 kere daha büyüktür. Yani bu Dünya&#8217;da bulunan bir okyanusun 1 km derinliğine inmek demek oluyor. Eğer basınçtan ölmezseniz zehirli kimyasallar ve sıcaktan öleceksiniz. Çünkü sıcaklık 450 derece kadar olacaktır ve asit yağmurları olacaktır.</p>
<p>3- Hayal kırıklığı</p>
<p>Venüs&#8217;ü bilim- kurgu yazarları tropikal iklime sahip bir doğa harikası olarak görüyorlardı ve hayal ediyorlardı. Sovyet ve Amerika uzay araçlarının Araştırma sonuçlarından çıkan yüksek sıcaklık ve yoğun atmosfer herkesi şaşırttı.</p>
<p>4- Uydusuz</p>
<p>Venüs&#8217;ün bilinen hiçbir uydusu yoktur.</p>
<p>5- Araştırma sondaları Venüs&#8217;te</p>
<p>Birçok araştırma sondası Venüs&#8217;ün engelli yüzeyine rağmen gönderilmiştir. Birçoğu başarısız olmuştur. Ama sonunda Venera 8 uzay aracı Venüs yüzeyine başarılı bir iniş yapmış ve Dünya’ya Venüs görüntülerini ulaştırmıştır.</p>
<p>6- Venüs nasıl döner?</p>
<p>Venüs çok yavaş döner. Dünya bir tam dönüşünü 24 saatte tamamlarken, Venüs günü 243 Dünya gününe eşdeğerdir. Venüs Dünya ve Mars&#8217;a göre terse yani doğudan batıya döner.</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 31 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>katılarda basınç</li><li>katı basıncı</li><li>venüs\ün uydusu var mıydı</li><li>dunya atmosfer basinci</li><li>katı basıncı ile ilgili resimler</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/venus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet Etkisi</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/internet-etkisi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/internet-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 02:36:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ereces</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8528</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-8529" src="http://www.sakinkafa.com/images/int.jpg" alt="int" width="138" height="104" />Hikayenin çıkış noktası Cern. Bilimadamları bir taraftan deneylerle uğraşırken öte taraftan da birbirleri ile iletişimin yollarını  arıyorlardı. Bir şekilde komputerlerini birbirine bağladılar ve dünya tarihini bilmeyerek de olsa değiştirdiler. Sonra o komputerler bağlana bağlana tüm insanlığı kenetledi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu furya kitleleri öylesine hızlı bir şekilde etkiledi ki, insanlar hiç düşünmedikleri kadar düşünmeye, hiç merak etmedikleri kadar merak etmeye, hiç olmadıkları kadar cesur olmaya başladı.</p>
<p>Ülkemize de geldiğinde adını &#8216;chat&#8217; ile duyurdu. Artık irc kanalları insanların saatlerinden ziyade günlerini nezaret altına almıştı. Gözde sektörler arasına &#8216;internet cafe&#8217; işletmeciliği eklendi. Çocukluğumuzun atari salonları hızlı bir değişime girdi. Harçlıklardan artırılarak alınan jetonlarla kah kavga ettiğimiz, kah yarıştığımız konsolların yerini bilgisayar masaları aldı. Belki de bu duruma en çok, o her daim nefesi ensede hissedilen, geçilemeyen bölümlerde yardımına başvurduğumuz veya teklifsiz bir şekilde duruma müdahil olan tanımadığımız çocuklar üzüldü.<span id="more-8528"></span> Zamanla gazeteler internet sayfaları oluşturdu, hatta üniversitelerde &#8216;internet gazeteciliği&#8217; adı altında bölümler açıldı.</p>
<p>Televizyona alternatif çok daha renkli bir dünya. Üstelik televizyonlarda yayın akışı olduğundan kutu&#8217;nun isteklerine riayet etme gibi bir mevzu da söz konusu değil. Tüm yapılması gereken ekranın başına geçip istediğimiz sayfanın adresini yazmaktan ibaretti. Bu keyfiyete razı olmayanlar ise ebeveynler olmuştur. Kendi gençliklerinde böyle meşgaleler olmadığı için evlatlarının bir alet başında bu kadar vakit öldürmesi ve adeta müptelalık düzeyine varacak şekilde bağlanması kendilerince haklı bir telaşe oluşturuyordu. Oysa o çocuklar, o ekranın başında ne dünyalara yelken açıyor, ne bilinmezlere dokunuyordu. Vakit geçtikçe aileler de eve internet olanağı sunmanın getirdiği pişmanlıktan vazgeçtiler. Çünkü bu önü alınmaz bir ihtiyaçtı artık.</p>
<p>Bugün internet Türkiye&#8217;de ziyadesiyle yerleşti ve kendi kültürünü oluşturdu. Bunda sosyal paylaşım sitelerinin, sözlüklerin, blogların ve web 2.0 tabanlı diğer sitelerin katkısı büyüktür. Çünkü insanlar söz sırasının kendilerine geldiğini farketti ve bir daha susmamak üzere konuşmaya başladı. Elinde avucunda ne varsa; fikirlerini, hayallerini, görüntülü ve yazılı dökümanterini, anılarını paylaşmaya başladı. Hayatımızda bu denli yeri olan ve vazgeçilmezler arasına giren internet de elbette ki hayatın diğer mecralarında karşılaşılan şekilde tepkilerden nasibini alıyor ve alacak.</p>
<p>Tam da bu noktada düşünmeden alamıyorum kendimi. Mutlak bir demokrasi, müeyyide gücü olmasa dahi, mümkün kılındı bu şekilde. Ne var ki, bazen rahatsız ediyor insanları. Çünkü değişen zamanla beraber usûller de değişti. Hazırcılık, kolaycılık ve üretmeden arz etme imkanı sunuldu. Yenildi, içildi, sindirme vakti geldi. Aklı selimle düşününce elbette hak vermek elzemdir şâkilere. Yalnız işin felsefesine hakkıyla vâkıf olmalı. Örneğin mail meselesi. Hayatım boyunca duyduğum, bundan sonra da duymaya devam edeceğim bir lakırdıdır: mektupların yerini sms ve maillerin alması. Sonra &#8216;ya hakikaten de öyle&#8217; demeden alamıyorum kendimi. Fakat ne var, insanlık hep böyleydi. Maziye dair ne yaşıyor bugün günümüzde de mektup nostaljisi sürecek? Ya da acaba Graham Bell telefonu icat ettiğinde benzer tepkiler gelmiş miydi: &#8220;ya hu ne güzel mektuplaşıyorduk, şimdi öyle evden eve&#8230;&#8221; Bilmiyorum..</p>
<p>Yalnız olaya daha geniş bir perspektiften bakarsak, tüm bu yozlaşmayı da daha iyi anlayabiliriz belki. En başta soralım ve bildiğimiz kadar yanıtlayalım. İnternet bize ne verdi? Evvela &#8216;chat&#8217; odalarında yeni insanlarla tanıştık. Sonra tematik web siteleri geldi. İlgimizin yöneldiği sayfaları ziyaret ettik. Sonra düşüncelerimizi paylaştık. Belki de (ve her ne kadar şikayet mevzumuzu oluşturuyorsa da) sevdiklerimize ulaşmak hiç bu kadar hızlı, ucuz olmamıştı; yetmedi suretleriyle hoşbeş ettik. Şimdi tüm bunlar elimizdeyken de yeni alternatifler aramak olmazdı, veya alternatif olsa olsa bunun bir üst modeli olurdu. Bundan da ziyade, hiç olamadığımız insanlar olduk. Eserlerimizin tüm muhatapları bizden kilometrelerce uzakta olduğu için, bu güven hissiyatı ve bu mahremiyet esasıyla birlikte tüm sınırlar şeffaflaştı, öte taraf görünür oldu. Örneğin din ekseninde değerlendirelim. Malum, ülkemizde Ramazan ayında sigara içildiği için dayak vakaları mevcut. Tam da burada oruç tutma gereği hissetmeyen veya hatta inanmayan kimseler için cevap hakkını internet temin etti. İnsanlar forumlarda yıllarca tartıştı ve &#8216;sokakta&#8217; dile gelmeyen tüm serzenişler bir bir açığa çıktı. Burada işte gündelik hayat pratikleri ile insanların oldukları/olmak istedikleri eksenlerin çatışmasını izleyebiliriz. Yani, demek ki internet sayesinde insanlar toplumun kendilerinden bekledikleri davranışları benimsememe eğilimlerini beyan ettiler. Bu çekişme de uçlara kadar sürdü ve sürmeye devam edecek.</p>
<p>Hülasa, kişiliklerden sıyrılma gibi bir durum söz konusu olduğundan bu yozlaşmanın sebebi olarak doğrudan interneti işaret etmek, fazlaca iyimserlik oluyor. Çünkü nostaljiyi veya samimiyeti yaşatma arzusu insanların içinde olmadığı sürece iletişim yolu internet dahil ne olursa olsun tatmin edici olmayacaktır. Gidip neden dede ile torunun aynı dili konuşamadığını, aynı müzikleri dinleyemediğini, aynı kitapları okuyamadığını; okulların neden bu kadar vasıfsız, bencil ve cahil insanlar yetiştirdiğini; ailelerin neden bu kadar ilgisiz olduğunu; diğer kitle iletişim araçlarının toplumu nasıl kin ve düşmanlığa ve hatta faidesiz her türlü işe sevkettiğini tartışmak varken, internetin hayatımızdan götürdüklerine odaklanırsak &#8216;gelişmekte olan ülkeler&#8217; kategorisinden üst sınıfa atlayamayacağımız da malum. Yoksa bana da sorsanız bütün gününü facebook&#8217;ta video paylaşmakla geçen insanlardan ötürü facebook&#8217;a her gün lanet okuduğumu söylerdim.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 3 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>internetin insanlığa etkisini?</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/internet-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başkaparmak&#8217;tan Aforizmalar &#8211; 9</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/baskaparmaktan-aforizmalar-9/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/baskaparmaktan-aforizmalar-9/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 16:33:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>başkaparmak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8382</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1949. Popular Mechanics Dergisi: &#8220;Bilgisayarlar belki gelecekte sadece 1,5 ton ağırlığında olacaklar&#8221;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 0 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/baskaparmaktan-aforizmalar-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
