<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sakin kafa sakin vücutta bulunur &#187; Gündem</title>
	<atom:link href="http://www.sakinkafa.com/category/gundem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sakinkafa.com</link>
	<description>Sakin Kafa</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 22:27:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>8. İstanbul Japon Filmleri Festivali</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/8-istanbul-japon-filmleri-festivali/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/8-istanbul-japon-filmleri-festivali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 11:17:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Köşe]]></category>
		<category><![CDATA[8. İstanbul Japon Filmleri Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Milyon Yen Kazanan Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Yaz Rüyası]]></category>
		<category><![CDATA[Bizim Unutulmaz Günlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kutbundaki Aşçı]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Uçuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[japon filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kappa ve Sampei]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Cadı Kiki]]></category>
		<category><![CDATA[Noriben: Şansın Tarifi]]></category>
		<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13938</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/8-istanbul-japon-filmleri-festivali-nde-geri-sayim1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13942" title="8-istanbul-japon-filmleri-festivali-nde-geri-sayim" src="http://www.sakinkafa.com/images/8-istanbul-japon-filmleri-festivali-nde-geri-sayim1-300x228.jpg" alt="" width="300" height="228" /></a>Sinemasever okurlarımıza, önümüzdeki dört günki ajandalarına yeniden bakmalarını öneriyoruz:</p>
<p>8. İstanbul Japon Filmleri Festivali, <strong>26 &#8211; 29 Ocak 2012</strong> tarihleri arasında <strong>Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda</strong> düzenleniyor.</p>
<p>Festivalde, Bir Milyon Yen Kazanan Kız, Bir Yaz Rüyası, Bizim Unutulmaz Günlerimiz, Güney Kutbundaki Aşçı, İyi Uçuşlar, Kappa ve Sampei, Küçük Cadı Kiki, Noriben: Şansın Tarifi, Rengarenk adlı filmler gösterilecek. Japonya İstanbul Başkonsolosluğu tarafından organize edilen festival, Japon Foundation, Beşiktaş Belediyesi ve Tiglon Film’in işbirliği ile gerçekleştirilecek olan festivalde tüm filmler <strong>Türkçe altyazılı</strong> ve <strong>ücretsiz</strong> olarak sunulacak.</p>
<p><span id="more-13938"></span><br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>PROGRAM</strong></span><br />
<strong>26 Ocak 2012 (Perşembe)</strong><br />
19:15 Açılış Töreni<br />
19:30 Bizim Unutulmaz Günlerimiz<br />
<strong>27 Ocak 2012 (Cuma)</strong><br />
17:00 İyi Uçuşlar<br />
19:20 Bir Miliyon Yen Kazanan Kız<br />
<strong>28 Ocak 2012 (Cumartesi)</strong><br />
12:30 Rengarenk<br />
15:10 Kappa ve Sampei<br />
17:20 NORİBEN &#8211; Şansın Tarifi -<br />
19:40 Güney Kutbundaki Aşçı<br />
<strong>29 Ocak 2012 (Pazar)</strong><br />
12:00 Küçük Cadı KİKİ<br />
14:30 Rengarenk<br />
17:10 Güney Kutbundaki Aşçı<br />
19:50 Bir Yaz Rüyası<br />
Filmler hakkında bilgi için <a href="http://www.istanbul.net.tr/Etkinlik/festival/8istanbul-japon-filmleri-festivali/16908/6" target="_blank">tıklayınız.</a></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 1, toplam 78 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>güney kutbundaki aşçı</li><li>sakin kafa ayine</li><li>8 istanbul japon filmleri festivali</li><li>8 japon film festivali filmler</li><li>bir yaz rüyası japon filmleri festivali ankara</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/8-istanbul-japon-filmleri-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>G20 Zirvesinde &#8220;Peşin Satan, Veresiye Satan&#8221;</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/g20-zirvesinde-pesin-satan-veresiye-satan/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/g20-zirvesinde-pesin-satan-veresiye-satan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2011 09:13:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[g20]]></category>
		<category><![CDATA[papandreu]]></category>
		<category><![CDATA[peşin satan veresiye satan]]></category>
		<category><![CDATA[tayyip erdoğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13649</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Tayyip Erdoğan ile Yunanistan başbakanı Yorgo Papandreu&#8217;nun Angela Merkel ile görüşürlerkenki fotoğraflarına <a href="http://www.mansethaber.com/erdogan_hava_atti_papandreu_coktu-dunya-haber-9038.html" target="_blank">Habertürk gazetesi</a> farklı bir yorum getirmiş:</p>
<p> <a href="http://www.sakinkafa.com/images/685398_62055eb02cbdc8b998fc484bfd875bba1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-13654" title="685398_62055eb02cbdc8b998fc484bfd875bba" src="http://www.sakinkafa.com/images/685398_62055eb02cbdc8b998fc484bfd875bba1-1024x497.jpg" alt="" width="502" height="212" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span id="more-13649"></span></p>
<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/untitled9.bmp"><img class="aligncenter size-full wp-image-13651" title="untitled" src="http://www.sakinkafa.com/images/untitled9.bmp" alt="" width="450" height="179" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<div><a href="http://www.internethaber.com/tek-tikla-gunun-en-carpici-mansetleri-foto-galerisi-19300-p10.htm" target="_blank">http://www.internethaber.com/<wbr>tek-tikla-gunun-en-carpici-<wbr>mansetleri-foto-galerisi-<wbr>19300-p10.htm</wbr></wbr></wbr></a></div>
<div> </div>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 695 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>peşin satan veresiye satan</li><li>peşin satan veresiye satan habertürk</li><li>veresiye satan peşin satan</li><li>peşin satan veresiye satan resmi</li><li>haberturk pesın satan</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/g20-zirvesinde-pesin-satan-veresiye-satan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bize bir şey olmaz&#8221;</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/bize-bir-sey-olmaz/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/bize-bir-sey-olmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 21:54:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[17 ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[erciş]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[insan hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[van]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13557</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/bize-bir-sey-olmaz/ercis_deprem/" rel="attachment wp-att-13558"><img class="alignleft size-medium wp-image-13558" title="ercis_deprem" src="http://www.sakinkafa.com/images/ercis_deprem-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>17 Ağustos 1999&#8242;la ilgili şöyle yazmışım Sakinkafa&#8217;da: &#8220;17 ağustos [sabahı] bir enkazın nasıl temizleneceğine dair hiçbir fikri olmayan insanların sabahıydı aynı zamanda.&#8221; Evet, o kadar acemiydik. Şu sıralar Yılmaz Erdoğan&#8217;ın &#8220;cebimde kelimeler&#8221; oyunundan bir sahne paylaşılıyor sosyal medyada. Erdoğan, &#8220;Tanrı uyarmıştı aslında bizi,&#8221; diyor 99 depreminden bahsederken, &#8220;Erzincan&#8217;da, Van&#8217;da, Diyarbakır&#8217;da&#8230;&#8221; Ama, oralardaki acıları acıdan saymayınca Erdoğan&#8217;ın dediği gibi, körfezde binlerce insan ölüyordu. Acaba sadece bundan mı geliyor başımıza her defasında?<span id="more-13557"></span></p>
<p>Görüntüleri izliyor musunuz Van&#8217;daki arama kurtarma çalışmalarından? Kağıttan kuleler gibi yıkılan evler, çaresizce birbirine bakan insanlar, enkaz altında çığlıklar&#8230; Binlerce insan bölgeye gitti belki. Twitter&#8217;da yüzlerce insan &#8220;kriz masası&#8221; gibi çalışıyor. Herkes, &#8220;yardım&#8221; için koşturuyor. Bütün &#8220;kriz dönemleri&#8221;nde olduğu gibi, kavgalar, tartışmalar, abartmalar, hayal kırıklıkları oluyor. Ama nihayetinde kör-topal da olsa, acemice de yapılsa büyük bir yardım seferberliği var. Devlet, neredeyse bütün imkanlarını bölgeye sevk etti. İş adamları, büyük şirketler, zenginler&#8230; Herkes elden geldiğince para ve malzeme yardımı yapıyor. Ölüme sebebiyet veren ihmaller, kalıcı problemlerin temelini atan hatalar yapılıyor; yapılmıyor değil.</p>
<p>Ama filmi daha geriye saralım. 1999&#8242;dan sonra neler oldu? Deprem konusunda o kadar bilgisizdik ki, Cem Yılmaz&#8217;ın tabiriyle &#8220;bilgiye o kadar aç bir millettik ki,&#8221; deprem uzmanlarına süperstar muamelesi yaptık. Bir dizi mevzuatı alelacele çıkardık Meclis&#8217;ten. Veli Göçer&#8217;i soyadındaki tuhaf tesadüften ötürü hapse attık. Geçenlerde de cezası tamamlandı ve çıktı. &#8220;Depreme dayanıklılık&#8221; iyi bir pazarlama malzemesi oldu bizim için. İnşaat şirketleri, &#8220;depreme en dayanıklı bina bizimki&#8221; diye yarışa girdi. &#8220;Bize bir şey olmaz!&#8221; dememeye başladık bir süre, ama çok çabuk unutup tekrardan &#8220;bize bir şey olmaz!&#8221; demeye devam ettik. Çünkü gerçekten de &#8220;bize bir şey olmaz&#8221;dı. Peki niye &#8220;bize bir şey&#8221; olmasındı ki?</p>
<p>Orhan Pamuk, Tahran&#8217;da gezerken taksiye bindiğini ve hemen hemen bütün Tahranlı taksicilerin trafik kurallarını büyük bir keyifle ihlal ettiğini anlatır, &#8220;Manzaradan Parçalar&#8221; isimli kitabındaki bir makalede. Benzerini İstanbul&#8217;da da yaşadığını söyleyen Pamuk, bu durumu, &#8220;modern olmaya bir başkaldırı&#8221; şeklinde özetler. Bir başka deyişle, &#8220;Batılılar gibi değiliz işte biz, farklıyız!&#8221; demektir trafik kurallarını ihlal etmek. Belki de biz, &#8220;Batılı olmayanlar&#8221; hiçbir zaman hayatımıza o kadar da dikkat etmeyeceğiz, ve bunu bir iddia sahibi olmak, &#8220;kimliğimize sahip çıkmak&#8221; ya da &#8220;ötekine benzememek&#8221; için yapacağız. Almanların &#8220;disiplini&#8221; ile dalga geçer gibi, İngilizlerin &#8220;soğukkanlılığını&#8221; hiçbir zaman anlamamak istediğimiz gibi, Japonların çalışkanlığının &#8220;bize gelmeyeceğini&#8221; söylediğimiz gibi hep.</p>
<p>Sınıfın çalışkan öğrencisiyle dalga geçen arka sıra haylazları olarak bir ömür boyu yaşayıp, sonra da &#8220;gene ihmalden bir sürü insan öldü be!&#8221; diyerek televizyon başında ahkâm kesmek de, tıpkı diğer bütün felaketlerde ve kazalarda olduğu gibi 2011 Van/Erciş Depremi&#8217;nde de serbest üstelik. Evet, bahsi arttırıyorum: Hayatımıza değer verdiğimiz kadar başkalarının hayatlarına da değer vermeyi öğrenmediğimiz sürece -hatta belki de kendi hayatımızdan fazla- bu coğrafyada felaketlerde yüzlerce insan ölecek, terör gibi, trafik gibi onlarca bela yüzünden de ölmeye devam edecek. Üstelik bu ölümler Türk, Kürt, Çerkez&#8230; ayırmayacak muhtemelen.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 57 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>ayasophia sakinkafa</li><li>yıkılma gururum sakın yılma</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/bize-bir-sey-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Evlatlarım beni öldürmeyin!&#8221;</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/evlatlarim-beni-oldurmeyin/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/evlatlarim-beni-oldurmeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 23:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[arap baharı]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[evlatlarım beni öldürmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[kaddafi]]></category>
		<category><![CDATA[modernite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13550</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/evlatlarim-beni-oldurmeyin/babalar-ve-ogullari/" rel="attachment wp-att-13551"><img class="alignleft size-medium wp-image-13551" title="babalar ve oğulları" src="http://www.sakinkafa.com/images/babalar-ve-o%C4%9Fullar%C4%B1-300x246.jpg" alt="" width="300" height="246" /></a>Yukarıdaki söz, kendi silahıyla öldürülen Kaddafi’nin son sözüymüş. Hikâyeyi anlatmaya biraz geriden başlayacağım: Avrupa&#8217;nın 19. yüzyılda hızla zenginleşmesi, uluslararası dengeleri tamamen domine etmesi, &#8220;ilimde ve fende&#8221; olağanüstü bir başarı yakalaması, bunu askerî ve siyasî üstünlüklerle süslemesi, ekonomik alanda her anlamda rakipsiz olması, kültür ve sanat alanında kendi hegemonyasını kurabilmesi ve bunu ihraç edebilmesi, &#8220;batı-merkezli&#8221; bir dünya kurması&#8230; olaylarının hepsine birden &#8220;modernite&#8221; diyoruz. Batı-dışı toplumlar buna nasıl tepki vermiş olabilirler? Tabi ki, batılılaşarak! Ama nasıl?<span id="more-13550"></span></p>
<p>Jale Parla, Osmanlı&#8217;nın son döneminde ortaya çıkan batılılaşma/modernleşme yanlısı &#8220;aydın&#8221; tipine dair analizleri  içeren kitabının ismini, “Babalar ve Oğullar” koymuştu. Bu isimlerin en meşhurlarından olan Ahmet Mithat, eserlerinde genelde &#8220;babasız&#8221; büyüyen karakterlere yer veriyordu. Çünkü &#8220;baba&#8221;, yani Osmanlı hanedanı acizdi, zayıftı, hastaydı. Haliyle &#8220;Tanzimat aydını&#8221;, kendisini &#8220;baba&#8221; rolüne büründürüp, bir toplumu kurtarma sevdasına düşmüştü. Bunu, evvela kültürel ve diplomatik yollarla yaptılar. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi&#8230; Gazeteleri kullandılar, entelektüel bir &#8220;itme gücü&#8221; hedefliyorlardı.</p>
<p>Derken, İttihat ve Terakki çıktı ortaya. Abdülhamit&#8217;e Makedonya&#8217;daki dağlardan telgraflar çekiyor, ülkenin kurtuluşunun ancak kendileri gibi &#8220;fedakar, vatanperver, silahlı&#8221; entelektüeller eliyle olacağını duyuruyorlardı. &#8220;Silahlı entelektüel&#8221; kavramı, Lenin&#8217;in Rus Devrimi&#8217;nde de gündeme gelecekti. Rusya da batılılaşma/modernleşme deneyimine öncelikle 19. yüzyılda entelektüel tartışmalarla başlamış, önce 1905&#8242;te başarısız bir devrim/darbe girişiminde bulunmuş, 1917&#8242;de savaş koşullarında Bolşevik Devrimi&#8217;yle zahirinde Marksist-Bolşevik bir devrim, özünde Batı-tipi bir &#8220;sosyalist/enternasyonal devrim&#8221; kotarmıştı.</p>
<p>Avrupa&#8217;ya yakın-uzak bütün toplumlar benzer süreçler yaşayacaktı. Osmanlı&#8217;dan kopan Sırplar, Yunanlar, Bulgarlar, Romenler Batı&#8217;dan gelen milliyetçilik akımlarıyla, Ruslar yine Batı&#8217;dan gelen komünizm fikriyle, batılılaşacaktı. Osmanlı&#8217;ysa İttihat ve Terakki&#8217;nin &#8220;silahlı entelektüel&#8221; kadrosuyla, yani askeriye eliyle yapacaktı bunu. Nihayet 1923&#8242;te yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, her şeyden evvel &#8220;muasır medeniyetler seviyesi&#8221; dediği, Avrupalılar gibi olmaya çalışacaktı.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;yla birlikte Arap ülkeleri de bu sürece dahil oldu. Sovyetler&#8217;den gelen Leninist tezlere bulanmış Baasçı fikirler, Arap &#8220;babalar&#8221;ı netice verdi. Suriye&#8217;de Hafız Esad, çok sayıda etnik unsuru barındıran ülkede &#8220;baba&#8221; olarak bir aradalığı temsil etti. Mısır&#8217;da Abdülnasır, ardından Mübarek, toplumu &#8220;baba&#8221; gibi yönetmeye kalktı. İran devriminin Humeyni&#8217;si, sosyalist-İslamcı bir anlayışı getirdi ve toplumun &#8220;önderi/babası&#8221; olarak yer edindi. Hikâyemizin ana konusu olan Kaddafi, 27 yaşındayken Libya&#8217;da darbe-devrim yaptığında yüzbaşıydı. Albay rütbesini kendi kendine verip, toplumun &#8220;babası&#8221; olduğunu ilan etti. &#8220;Yeşil Kitap&#8221;ı yazarak, Çin&#8217;in &#8220;babası&#8221; olan Mao&#8217;ya öykündü. İslamî-sosyalizm fikrinin de &#8220;babası&#8221; olmaya adaydı.</p>
<p>Avrupa&#8217;nın Avrupa-dışı toplumlar tarafından bir türlü analiz edilemeyen aşırı büyümesi, böyle bir etkiye yol açtı. Herkes, bir şekilde Avrupalılaşmak istiyordu. Ama herkesin &#8220;acelesi&#8221; vardı. O nedenle de, Baasçılığın da özü olan &#8220;silahlı entelektüel&#8221; fikri yaygınlaştı. Böyle bir ortamda demokrasiden bahsedilemez elbette, zira Oğuz Atay&#8217;ın Türkler için söylediği gibi, bütün bu toplumlar &#8220;çocuk&#8221; toplumlardı. &#8220;Devrim&#8221; öncesindeki &#8220;hasta&#8221; baba öldürülmüş, yerlerine &#8220;babasını öldürmüş evladın kendini gerçekleştirme içgüdüsüyle&#8221; (Freud) yeni &#8220;babalar&#8221; gelmişti. Toplumun “babası” olma fikri, zamanla onu şekillendirmeye, projelendirmeye ve sınırlamaya doğru yol alacaktı. Fransız Devrimi’nden hemen sonra “devrim önce çocuklarını yer” fikri yaygınlaşmıştı ancak buradaki “devrim” çocuklarını/babalarını yemeye, birkaç onyıl sonra başlayabilecekti. Yani “Arap Baharı” denilen bir kasırgayla.</p>
<p>Önceki gün Kaddafi, hep yanında taşıdığı altın silahıyla öldürüldü. Bir iddiaya göre, son anında “Evlatlarım yapmayın, öldürmeyin, ben sizin babanızım” demiş. Yazının başındaki fotoğrafta, Hafız Esad’ı ve oğlu Beşşar Esad’ı görebilirsiniz; hemen yanında da Muammer Kaddafi ve oğlu Seyfülislam. “Baba”, en çok kendi öz-evladına güveniyor elbette; Tunus’ta da, Mısır’da da, Libya’da da halkın öncelikli talebi, çocukların devlet başkanı olmasını engellemekti. Yani “baba”nın üvey-evlatları, öz-evlatların kayırılmasına karşı çıkıyordu. Batı-dışı modernleşme dediğimiz, bu ülkelerin modernleşmesi meselesi, Arap baharıyla farklı bir mecraya akıyor. Yeni “devrim”ler, yeni “baba”lar çıkaracaktır kuşkusuz. Ve tarihin tekerrürü burada başlıyor; Kaddafi’yi başından vurup, cesedini aşağılayan Libyalı muhalifler, zulmü devam ettirmekle, şeytanın en eski tuzağına düşüyorlar belki de. Ama öfkelerini anlamak da güç değil.</p>
<p>Şimdi, “baba”larını öldüren toplumlar olarak, büyük bir özgüvenle tarih sahnesine yeniden çıkıyor Arap ülkeleri. Bu kez ellerinde farklı reçeteler var. Ve halklar, artık eski çocuklar değil. “Evlatlarım beni öldürmeyin!” diyen Kaddafi, tarihî halkayı tamamlayan bir kareydi. “Baba” olmaya hevesli diktatörler yok olurken, Batı ile Doğu, farklı bir kavşakta yeniden karşı karşıya geliyor&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 155 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>leyali zahire</li><li>cenap şahabettin leyal-i zahire</li><li>cenap şahabettin leyal-i zahire şiiri</li><li>leyal-i zahire</li><li>leyali zahire cenap şahabettin</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/evlatlarim-beni-oldurmeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakkari&#8217;de bir gecede sonen 24 hayat uzerine</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/hakkaride-bir-gecede-sonen-24-hayat-uzerine/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/hakkaride-bir-gecede-sonen-24-hayat-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 05:35:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>floridian</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[baris]]></category>
		<category><![CDATA[bdp]]></category>
		<category><![CDATA[catisma]]></category>
		<category><![CDATA[cocuk]]></category>
		<category><![CDATA[cukurca]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[evlat]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkari]]></category>
		<category><![CDATA[intikam]]></category>
		<category><![CDATA[kck]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetci]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[savas]]></category>
		<category><![CDATA[sehit]]></category>
		<category><![CDATA[sinir otesi]]></category>
		<category><![CDATA[teror]]></category>
		<category><![CDATA[terörist]]></category>
		<category><![CDATA[vatansever]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13543</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/hakkaride-bir-gecede-sonen-24-hayat-uzerine/semdinli/" rel="attachment wp-att-13544"><img class="alignleft size-medium wp-image-13544" src="http://www.sakinkafa.com/images/semdinli-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Bir ekim gecesinde, kucuk cocuklarin sutlerini icip yattiklari, anne-babalarin yine bir tedirginlikle, akillarinda cocuklari sessizce oturduklari, belki yatmadan once onlar icin Kuran okuduklari, ama diger herkes icin hayatin bir sekilde devam ettigi bir gece yarisinda, Hakkari’de bir baska catisma suruyordu. Bu ulkenin o gencecik evlatlari son bir kez yere dusuyor, akillarindan anneleri, babalari, kucuk cocuklari, esleri, nisanlilari, en yakin arkadaslari, terhis umitleri geciyordu belki de.<span id="more-13543"></span></p>
<p>Uzerlerine gun isimaya basladigi sirada, gunes onlarin vedalarini herkese haber vermeye basliyor ve belki de o aileler disinda herkesin kaniksadigi bir baska ufak (!) patlama muamelesi goruyordu belki de o haber; sabah kalkip gazetelerini, televizyonlarini, laptoplarini acan memleket insani tarafindan.</p>
<p>Haber sosyal medyada yayilmaya basladigi, memleketimin sabahi, buralarin gece yarisinda ilk tepkim cok donuk olmustu. Gece yarisi sonrasi sehit ve catisma haberlerini –malesef- ben de kaniksadigim icin yine o donuk halimle, biraz da cekinerek haber linklerine tiklamistim. Hani eve mektup gelir. Kotu haber alacaginizi bilirsiniz. Ama mektubu da acmak istemeye istemeye acarsiniz ya… Demisim ki o sirada haberi gorunce “insanin bogazi dugumleniyor. 24 sehit diyorlar. ustune laf soylenir mi ki&#8230;”</p>
<p>Haberi aldigimdan beri uzerinden 24 saate yakin zaman gecti ama ustune ne laf soylenir hala bilmiyorum. ama ne soylenmez biliyorum galiba biraz. Herhalde soykirim, savas, daha fazla olum cigirtkanligi ve irkcilik yapilmaz. Daha fazla silah, daha fazla ceset istenmez.</p>
<p>Eger olumlerden dolayi bu kadar moralimiz bozulduysa, uzulduysek, agladiysak, artik bunun tam tersini, daha yuksek sesle istemek olmali herhalde bizim istedigimiz. Zira beni daha fazla olum, savas, yetim ve aglayan anneler mutlu etmiyor, etmeyecek de. Dunyanin en basarili savasini bile verseniz sizin “tarafinizin” (!) bir kisminda aglayan anneler ve babalar, yetim kalan cocuklar ve yere duserken aklinda anneleri, babalari, kucuk cocuklari, esleri, nisanlilari, en yakin arkadaslari, terhis umitleri olan genc “cocuklar” olacak.</p>
<p>“Romantikligin luzumu yok, ulke korunurken olenler tabii ki olacak” diyenlere de, bu olen genclerden birisi olup olmamayi goze almadan baska insanlarin hayati uzerine yorum yapip, onlarin bedenlerinin biraz daha topraga yaklasmasina vesile olmamayi tavsiye ediyorum.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 37 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/hakkaride-bir-gecede-sonen-24-hayat-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhteşem Yüzyıl&#8217;ın politik etkisi</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-politik-etkisi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-politik-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 08:56:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>başkaparmak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül İşleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hafakan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13517</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-politik-etkisi/muhtesem-yuzyil-19-0cak-2011/" rel="attachment wp-att-13518"><img class="alignleft size-medium wp-image-13518" src="http://www.sakinkafa.com/images/muhtesem-yuzyil-19-0cak-2011-300x200.jpg" alt="Muhteşem Yüzyıl Hatunları" width="288" height="192" /></a>Evinizde gençler, oturmuş televizyonda Muhteşem Yüzyıl izliyorlar. Sahne hareme geldiğinde gençler hatunlara bakıp iç geçiriyorlar. Sülüman&#8217;ın bir yanında Rus, diğer yanında Ukraynalı, öteki tarafında Polonyalı püskevit gibi kızlar&#8230; Gençler dönüp annelerine &#8220;Anne niye bizde yok bu hatunlar, bize niye bulamıyorsun böylelerini, bizim ne eksiğimiz var!&#8221; diyorlar.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 78 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>gönül işleri</li><li>muhteşem yüzyıl hatunları</li><li>başkaparmak</li><li>güzel hatunlar 18</li><li>muhteşem yüzyıl etkisi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-politik-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhteşem Yüzyıl&#8217;ın yıkım etkisi</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-yikim-etkisi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-yikim-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2011 10:33:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>başkaparmak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hafakan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13473</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç gün önce Ukrayna&#8217;dan bir misafirim geldi. Bir-seksen boylarında, bakımlı kumral saçları şelaleden dökülen su düzlüğünde omuzlarından bel üstüne kadar akan, etrafı okyanus renginde ve pırlanta gibi parlayan gözlere sahip, uzun boyuna rağmen fiziğinde hiçbir orantısızlık bulunmayan bu bayanı Türk misafirperverliği ile ağırlamak görevi bana düşmüştü. Olanca güzelliğine rağmen, içimde bu güzelliği takdir etmekten gayri bir maksat taşımayan ben, niyetimden emin olduğum için onu ailemin evinde ağırlamaktan da çekinmedim. Birkaç gün ailemle birlikte evimde misafir olduktan sonra havaalanından yolcu ettim. Eve geldiğimde babamın yorumu ilginç idi: &#8220;Bizim oğlan maşallah Sultan Süleyman&#8217;ı geçmiş!&#8221; İlk bakıldığında çok masum bir söz ama detayları irdelediğimde yaklaşan tehlikeyi bizzat gördüm!<span id="more-13473"></span><strong></strong></p>
<p><strong>Sultan Süleyman&#8217;ı geçmek!</strong></p>
<p>Bir insanı geçmek, onun yaptıklarından daha ötesini yapmak demektir. Genellikle insanlar, yaptıkları önemli icraatlerle özdeşleştiği için, bir insanı geçmek ifadesinde asıl vurgulanan, o insanın yaptığı önemli icraatlerden daha ötesini yapmaktır. Örneğin bir insana &#8220;Einstein&#8217;ı geçmişin abi&#8221; denildiğinde akla ilk gelen konu fiziktir. &#8220;Michael Phelps yanında halt etmiş&#8221; denildiğinde kişinin çok çok iyi yüzdüğü anlamı çıkar. Örnekler çoğaltılabilir. Yani birisini geçmek demek, onun öne çıkan icraatlerini geçmek demektir. Peki Sultan Süleyman&#8217;ı geçmek ne demektir? Adam padişah&#8230; Övgüyle bahsedilebilecek en önemli icraati, 3 kıtada Osmanlı İmparatorluğunu yönetebilecek devlet adamlığı vasfı. Var mı Sultan Süleyman&#8217;a atfedebileceğimiz daha önemli bir özellik? Peki nasıl oluyor da babam eve yabancı ve güzel bir bayan geldiğinde, sanki Sultan Süleyman&#8217;ın en önemli vasfı en güzel yabancı hatunlardan harem kurmakmış gibi, &#8220;bizim oğlan Sultan Süleyman&#8217;ı geçmiş&#8221; diyebiliyor? Doğru tahmin&#8230; Muhteşem Yüzyıl&#8230;</p>
<p>Ecdadın tüm önemli vasıfları bu dizi nedeniyle bir bir beyinlerden siliniyor. Geriye bırakılan tek imaj ise, bir eli yağda, öbür eli balda, etrafı gel deyince gelen, git deyince giden dünyanın dört bir köşesinden getirilmiş envai güzellikteki cariyelerle dolu, bunlardan dilediğini dilediği zamanda eş olarak kabul eden bir padişah&#8230; Bu imaj, bilinç altlarına öyle bir yerleştiriliyor ki, artık Sultan Süleyman&#8217;ı geçmek için Hürrem&#8217;den daha güzel bir yabancı bayan bulmak yeterli! Devlet adamlığı vasfı? Peeeehhh&#8230; Adil olma? Peeehhh&#8230; Gözü pek, yüreği zengin, bağışlayıcı ve korkusuz olmak? Peeehhh&#8230; Yok canım, Sultan Süleyman öyle değildi ki. Sultan Süleyman&#8217;ın en önemli özelliği Muhteşem Yüzyıl&#8217;da muhteşem hatunlarla takılmasıydı&#8230;</p>
<p><strong>Sultan Süleyman&#8217;ı geçmekten utanmak!</strong></p>
<p>Ya bana ne demeli? Babam &#8220;Sultan Süleyman&#8217;ı geçmiş bizim oğlan&#8221; dediğinde bendeki o mahcubiyet, o yüz kızarıklığı, sanki babam bana &#8216;çapkın&#8217; demiş gibi, sanki bana hakaret etmiş gibi ezilmeler&#8230; Oluşturulan algıya bakar mısınız? Sultan Süleyman&#8217;ı geçmek işi, nükte olarak söylenmiş dahi olsa bünye kaldırmakta zorlanıyor. Bir yüceltme olarak kullanılmıyor bu tanımlama. Aksine, onur kırıcı bir sıfatmış gibi algılanıyor. Babamı eleştirirken, kendime ne demeli? Bu yakıştırmayı duyunca ben dahi bu dizinin beynimin bilinç altı mertebesine yerleştirdiği zakkum tohumlarının etkisinde kalarak gurur duymak yerine yüzüm kızarıyor.</p>
<p>Ya yeter bu kadar yazı, anlatmak istediğimi herkes anladı. Zaten dizi başlayacak, kaçırmayım. Özeti de bir izleyim n&#8217;olmuş geçen hafta&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 451 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>pirlere niyaz ederim</li><li>pire niyaz ederiz</li><li>pirlere niyaz ederim dinle</li><li>pire niyaz</li><li>vucudumuzun degerlı oldugunu anlatan bı şiir</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyilin-yikim-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhteşem Yüzyıl&#8217;daki tarih sapması</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyildaki-tarih-sapmasi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyildaki-tarih-sapmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2011 21:04:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>başkaparmak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hafakan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13447</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Internet&#8217;te faremi hangi haber sitesine yönlendirsem mutlaka görüyorum şu Muhteşem Yüzyıl ile ilgili bir haber. Haber göremesem dahi diziyle ilgili mutlaka bir köşeyazarının yazısına rastlıyorum. Eleştirenler var. Eleştirilerin birçoğu da sete dahil olan tarih ile ilintili her ne varsa, dönemini yansıtmadığına yönelik. Kimisi mimariden dem vurmuş, kimisi kıyafetlerden&#8230; Tabi ki bir dizi 500 yıl öncesini, şimdinin renkli ve yüksek çözünürlüklü kameralarıyla çekince, detaylardaki hatalar da gözden kaçmıyor. Fakat bunlar kelli-felli sinema eleştirmenleri tarafından önemli detaylar olarak kabul görse de, ben bu hataları imkansızlıklara bağlıyorum. Öte yandan benim en çok dikkatimi çeken detaylar ise, karakter çözümlemelerindeki tarih sapmaları.</p>
<p><span id="more-13447"></span>Ben çok anlamam sinemadan. Dekoru, sahneyi, kostümü eleştirebilecek kadar da bu konuda bilgim yok. Ama eleştirebildiğim bir nokta var: Karakterler&#8230; Efendim şimdi Cüneyt Arkın&#8217;ın günümüz teknolojisinin bir ürünü olan kolundaki saatini çıkarmayı unutarak çektiği tarihi filmlerdeki hatanın bir benzeri de, dizideki karakterlerin günümüze ait kişilik özellikleri ve duyguları çıkarılmadan yaptıkları rollerde mevcut. Hem erkek, hem de kadın karakterler için ayrı ayrı konuyu ele alalım.</p>
<p>Erkek kılıbık!</p>
<p>Bir İbrahim Paşa var ki, günümüz başbakanından da öte bir seviyede devleti yönetmekle meshul iken, attığı her adımda eşini bilgilendirmezse başı belaya giriyor. Adam Avusturya kralının bilmemnesinin nişanlısını korsanların elinden kurtararak Osmanlı Devleti&#8217;nin gücünü gösterirken, saraya dönüp geldiğinde eşi bunun kulaklarından tutarcasına &#8220;ne işin vardı senin o kadınla&#8221; diyebiliyor. Bürokrasi ve siyaset tamamen yerle bir oluveriyor. Hürrem adamın arkasından iş çevirip hakkında dedikodu çıkarıyor. Koskoca İbrahim Paşa dönüp de padişaha &#8220;senin Hürrem azdı bu aralar, ortalığı karıştırıp arkamdan dedikodu yapıyor&#8221; diyemiyor. Niye? Çünkü padişah da kılıbık gösteriliyor. Hürrem padişahının koynuna iki giriverse, o esnada &#8220;Tüm işi sen yapıyorsun, İbrahim Paşa&#8217;ya ne gerek var&#8221; dese, padişah kılıbıklığından ve karı akıllı olmasından ötürü (dizide yansıtılan padişah karakteri budur) İbrahim Paşa&#8217;nın kellesini vurdurtabilir. Arkadaş gerçekten o tarihte padişahlar ve sadrazamlar böyle karakterlere sahip olsa idiler, Osmanlı en fazla 10 yıl ayakta kalabilirdi. Senaryoyu 21. YY&#8217;da yazarken, rollere 21. YY kafasıyla karakterler giydirilmemeli. Tamam, 21. YY erkeği kılıbık ve karı akıllı zaten&#8230; Ama bunu padişah ve sadrazam için yapmayın&#8230; Herkes karısı ne derse onun peşinde&#8230;</p>
<p>Kadın bencil!</p>
<p>Erkeklere 21. YY kılıbık erkeği karakteri verilirken, kadınlarda da durum farklı değil. Kadınların hepsine de 21. YY bencil kadın karakteri giydirilmiş. Yahu koskoca imparatorlukta ayaklanma başlamış; önü alınamıyor. Ayaklanmaları bastırmada ehil hâle gelmiş İbrahim Paşa, padişah tarafından isyanı bastırmakla görevlendiriliyor. İsyan bastırılmazsa adamlar İstanbul kapısına bile dayanabilir birkaç yıl içinde. İbrahim Paşa hayatını devleti için riske atarak kendisine verilen ayaklanmayı bastırma görevini icra için hazırlanıyor. Tam bu esnada eşi karşısına geçip sızlanıyor: &#8220;Padişah, benim yeni doğmuş çocuğumu nasıl olur da birkaç ay baba ilgisinden mahrum eder ve seni isyan bölgesinde görevlendirir?&#8221; Olaya bak, dünya senin sıpanın etrafında mı dönüyor bre bencil? Ayaklanma bastırılmazsa birkaç yıla kalmayacak, senin sıpan da dahil olmak üzere binlerce ananın evladı ölecek belki. Sen tutmuş, sadece ânı ve kendini düşünerek gerizekalılık sınırlarında bencillik peşindesin. Tamam, 21. YY kadını böyledir; bencildir. Ama o devrin kadınına günümüz devrinin kadının karakterini giydirmek hiç ama hiç olmamış. Bırak 5 yüzyıl öncesini, daha yüzyıl öncesinde annelerin evlatlarını devlet ve milletin bekası için seve seve cepheye salıvermelerinin sayesinde bu millet ayakta kalabildi. Herkes bu İbrahim Paşa&#8217;nın eşinin bencilliğinde olsaydı, Osmanlı Devleti yine en fazla 10 sene ayakta kalabilirdi.</p>
<p>Efendim sonuç itibariyle bu diziyi izleyenler de dizinin tarihiyle vesaire ilgilenmiyorlar. Kim kime ne laf soktu, kim kimin arkasından ne iş çevirdi, kim kimi aldattı vs için izliyorlar. Öyle olunca, tutup da Hürrem&#8217;e, Sülüman&#8217;a, İbrahim&#8217;e, günümüz karakteri yerine gerçek karakterini giydirirsen, kimse o diziyi izlemez. İnsanlar kendilerini bu dizideki şahıslarla bir şekilde benzeştiriyor olmasalar dizi kendini izletmez. O nedenle gayet normal 5 yüzyıl öncesinin insanlarına 21. YY karakterlerinin verilmiş olması&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 135 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>muhtesem yüzyil armi</li><li>armi muhteşem yuzyil</li><li>muhteşem yüzyıl isyan bastırma</li><li>armine muhteşem yüzyıl</li><li>muhteşem yüzyıl armi kim</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/muhtesem-yuzyildaki-tarih-sapmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan ölür&#8230;</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/insan-olur/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/insan-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 21:36:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13372</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/insan-olur/steve-jobs-dead-2/" rel="attachment wp-att-13374"><img class="alignleft size-full wp-image-13374" title="steve-jobs-dead" src="http://www.sakinkafa.com/images/steve-jobs-dead1.jpg" alt="" width="288" height="217" /></a>Steve Jobs yazısı değil bu. Tanımam zira kendisini. Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla işte. Ürünlerini kullanınca, onunla bir ilişki kurduğumuz hayali, bence asılsız. Gerçi rivayet odur ki, kendisine giden mail&#8217;lerin önemli bir kısmını cevaplıyormuş merhum. Gene de ama, Steve Jobs&#8217;tan ziyade, insanın ölümlülüğü ile ilgili bir yazı olsun istiyor gönlüm. Bakalım becerebilecek miyim&#8230;<span id="more-13372"></span></p>
<p>Aslında her şey güzel başlar. Saygılıdır insanlar birbirine karşı, yeni ve yabancı bir ortamda. Herkes birbirine tebessüm eder. Nazik olunur: &#8220;Pardon şunu yapabilir misiniz?&#8221;, &#8220;Afedersiniz vaktiniz varsa bir şey rica edebilir miyim?&#8221;, &#8220;Çok özür dilerim, şunu uzatabilir misiniz?&#8221; Sonra? İnsanlar ikili ya da üçlü gruplar halinde ayrışır. Herkesin &#8220;en iyi arkadaşı&#8221; olur. Ya da &#8220;en iyi arkadaş grubu&#8221;. Gruplar kesişir bazen, büyür. &#8220;Ortam&#8221; oluşur nihayet. Sonra buralarda da ayrılıklar başlar. Bazı &#8220;arkadaş&#8221;lar daha fazla &#8220;arkadaş&#8221;tır çünkü. Sözler, keskinleşir giderek. Çatallaşır. &#8220;Arkadan iş çevirme&#8221;ler başlar. Bazıları sevilmez, bazıları çok sevilir. Nihayet &#8220;ortam&#8221; çatırdar.</p>
<p>Şu yukarıdaki paragraf, eğilip bükülerek, çökelip genişleyerek en küçük bir insan topluluğundan tutun, insanlardan müteşekkil devlet kademelerinde ve daha da üst mertebelerde devletlerarası dengelerde işletilebiliyor. Ve biz buna tarih diyoruz. &#8220;Devlet x yapmaz&#8221; ya da &#8220;Devlet y gibi davranmaz&#8221; lafları hikâye. İnsan, hemen her yerde aynıdır. Değişmez. Hep &#8220;karakterinin gereğini gösterir&#8221;. Doğar, büyür, belli bir süre yaşar ve toprağa gider. Devletler gibi (İbn Haldun), aşklar gibi (Nazan Bekiroğlu)&#8230; Ve bazen de tarihin bizatihi kendisi gibi.</p>
<p>Steve Jobs&#8217;un ölümle ilgili her biri birbirinden güzel cümleleri dolaştı bugün sanal alemde. Beni en çok etkileyeni şuydu: &#8220;Her günümü sanki o gün ölecekmişim gibi yaşadım. Ve kendime şunu sordum: Bugün dünyayı değiştirecek misin?&#8221; Hani hadis olduğu tartışmalı o sözde dediği gibi, &#8220;hiç ölmeyecekmiş gibi&#8230;&#8221; ve &#8220;hemen yarın ölecekmiş gibi&#8221;. Steve Jobs, her ikisini birleştiren bir bakış açısı geliştirmiş. Hayalleri olmayan, o hayallere ulaşmak için bir plan kuramayan, zaten ölmüş demektir&#8230;</p>
<p>Gene de ama, insan yukarıdaki çizgiyi izleyecek kadar bencil olmaya meyillidir. Eğer insanlığı üzerine düşünmeyip, bencilliğini törpülemeye niyet etmediyse birisi, muhtemelen o kısır döngü hemen her yerde aynı şekilde yaşanmaya devam edecek. Ve insanlar, &#8220;biz neden &#8216;yeni&#8217; bir şey yaşayamıyoruz?&#8221; sorgusuna girene kadar da bu devam edecek. Tarih okurken yaşadığım karamsarlık hep bu yüzden. &#8220;Tekerrür eder miydi, hiç ibret alınsaydı&#8221; demiş ya Mehmet Âkif, tarih için. İbret alındığı haliyle bile tekerrür edebiliyor zira insanlar genelde düşünmüyor oradaki aktörün aslında kendisi olabileceğini.</p>
<p>Steve Jobs öldü. Bir gün hepimiz de öleceğiz. Mesele, Bay Jobs &#8220;dünyayı değiştirmek&#8221; mottosu ile, &#8220;kendini değiştirmek&#8221; mottosu arasındaki bağı iyi kurabilmekte. Bu nedenle baştaki girizgâhı yaptım. Tanımıyorum Steve Jobs&#8217;u. Ailesi ve arkadaşları için de &#8220;yeni bir dünya&#8221; sözü verebilmiş miydi acaba? İnsanlara böyle büyük yenilikler sunarken, acaba insanî açıdan da yeniliklere açık mıydı? Bilemiyorum. Şimdilik, bu kadar&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 111 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>arkadan iş çevirmekle ilgili sözler</li><li>arkadan iş cevirme sözleri</li><li>arkdan iş çevirme</li><li>arkadan iş çeviren sözleri</li><li>arkadan iş çevirmek</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/insan-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Zamanlar Anadolu&#8217;da</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/bir-zamanlar-anadoluda/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/bir-zamanlar-anadoluda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Sep 2011 06:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Köşe]]></category>
		<category><![CDATA[bir zamanlar Anadolu'da]]></category>
		<category><![CDATA[nuri bilge ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13022</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-13021" href="http://www.sakinkafa.com/bir-zamanlar-anadoluda/nbc/"><img class="alignright size-full wp-image-13021" title="nbc" src="http://www.sakinkafa.com/images/nbc.jpg" alt="nbc" width="203" height="207" /></a><br />
Nuri Bilge Ceylan, bildiğimiz tarzının tamamen dışında –<span style="color: #808080;">Film öncesinde <em>“Onun filmleri çok mıy mıy oluyor, başka filme gidelim”</em> diye mızmızlandığımdan bu filme gitmek için ikna edilmem gerektiyse de </span>– Tarantinoseverlerin acayip hoşuna gidecek bi film yapmış. Ve fakat o nasıl bir mizah anlayışıdır ki, kimse espri yapmıyor, ve fakat siz gerçekliğine öylesine inandığınız o bildiğimiz amcaların/abilerin bazen öfke, bazen çekememezlik içeren diyaloglarına gülümsüyorsunuz film boyunca. Yönetmen bunu fotoğraf karelerini andıran şahane görüntüler ve uzakdaoğu filmlerini hatırlatan şiirsel bir anlatımla yapıyor tabii, ve siz anlamlandırmaya başlıyorsunuz her bir detayı, yönetmenin gösterdiği özene hayranlık duyarak. Muhtarın kızı Cemile’nin bir çay ikramı sahnesi var ki mesela, sormayın.   <span id="more-13022"></span>Her birinin birer kadından sebep acılarına ortak olduğumuz adamların hangisi iyi, hangisi kötü karar vermekte zorlanıyorsunuz. Ve 157 dakikalık film bakıyorsunuz bitivermiş.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 218 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>bir zamanlar anadolu\da muhtarın kızı</li><li>bir zamanlar anadoluda MUHTARIN KIZI</li><li>bir zamanlar anadolu muhtar</li><li>bir zamanlar anadoluda cemile</li><li>bir zamanlar anadolu da yorumlar</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/bir-zamanlar-anadoluda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan yazıları 4: Kadir</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/ramazan-yazilari-4-kadir/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/ramazan-yazilari-4-kadir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 02:20:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12994</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-12995" title="kadir" src="http://www.sakinkafa.com/images/kadir-300x153.jpg" alt="kadir" width="300" height="153" />Babaannem, babamı Ramazan ayı içerisinde doğurduğu için ismine Kadir demiş. Küçükken isimlerin birer anlamı olabileceğini hiç düşünmezdim. Sonradan fark ettiğim bu gerçekle birlikte, anlamını bilmediğim bir isme sahip herkese soruyorum isimlerinin anlamını. Kadir: Her şeye gücü yeten. Eskiler, bir insana Kadir denmesinin hürmetsizlik olacağını düşünmüşler ve Abdülkadir (Kadir olanın kulu) demişler. Ama gene de yaygın bir isim Kadir. Aynı zamanda Kur&#8217;an&#8217;da bir sureye de bu isim verilmiş ve o surede &#8220;Kadir gecesi&#8221; anlatılmış&#8230;<span id="more-12994"></span></p>
<p>Beni en çok şu ayeti heyecanlandırıyor: &#8220;O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.&#8221; İndikleri yer dünya. Cebrail&#8217;in de o gece dünyaya indiğini söylüyor. Hristiyanlık&#8217;ta da Cebrail için &#8220;Kutsal Ruh&#8221; denir ve Tanrı&#8217;ya eş bir pâye biçilir. Cebrail, Tanrı katından &#8216;vahyi&#8217; yeryüzüne indiren melek. Bir nevi ulak, bir nevi &#8216;dil&#8217;. Tanrı&#8217;nın &#8220;dili&#8221; (dilin, taşıyıcılık anlamı içinde). O nedenle belki de, &#8220;ruh&#8221; diye anılıyor semavî dinlerde. Zira önce &#8220;kelam&#8221; var ve o kelamı Rabbinden aldığı izinle, dünyaya indiriyor. Onun işi, bu. Bütün peygamberlerle çalıştı. Onlara vahyi duyurdu.</p>
<p>Kadir gecesi, aynı zamanda Kur&#8217;an&#8217;ın indirilmeye başlandığı gece. Hira dağında bir ses işiten Peygamber&#8217;in, vahyi duyduğu gece. Rab, kaderini öyle ince ayarlamış ki, o gecenin hangi gece olduğunu hiç kimse aklında tutmamış olmalı. O nedenle de, bir belirsizlik içinde saklı. Bir hadis-i şerif dayanak yapılarak Ramazan ayının son on gününde, o günler içinde de tek günlerde aramamız salık veriliyor. 21, 23, 25, 27, 29&#8230; Bir başka rivayete dayanarak her yıl 27. gecede onu &#8220;ihya ediyoruz&#8221;. Önce inşa edip, ardından ihya ediyoruz denebilir. Bilmiyoruz zira, hangi gecede olduğunu.</p>
<p>Geçmişin tatlı sözlü âlimleri, ömürlerinde birkaç defa Kadir&#8217;e rastladıklarını söylüyorlar. Hangi gecede rastladıklarını belirtenler de var. Hatta sadece son on günde aranmaması gerektiğini, &#8220;her günü Kadir bilmenin&#8221; ehemmiyetini, sanki Kadir&#8217;miş gibi geceleri ihya etmenin ardından niyetin doğru yere varacağını söyleyenler de yok değil.</p>
<p>Kadir kelimesinin hemen yanına &#8220;ruh&#8221; kelimesini yazmak gerek. O gece, &#8220;bin aydan daha hayırlı&#8221; olmakla birlikte, birinci vasfı olarak &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın indirildiği gece&#8221; olarak anlam kazanıyor. İlk ayet bunu hatırlatıyor. Beşer, bir topraktan yaratılmıştı da hani ona &#8220;ruh&#8221; üflenmişti ya&#8230; Hani, &#8220;oku!&#8221; emrinin hemen akabindeki ayette, insana hangi maddeden yaratıldığı hatırlatılıyor ya&#8230; İşte orada, &#8220;sen aşılanmış bir yumurtadan (alak) başka bir şey değildin&#8221; deniyor. Ardından sana &#8220;ruh&#8221; verildi, yani &#8220;söz&#8221;. Yani? Vahiy. O ruhun taşıyıcısına bile &#8220;ruh&#8221; deniyor. Mana öyle ağır ki, kelime bile manaya karışıyor. Hem biz, Muhammed ismini sözgelimi, O&#8217;nun (sav) ismini temsil ettiği için sevmiyor muyuz? Oysa &#8220;Muhammed&#8221; dört harftir Arapça&#8217;da. Dört, alelade harf, o &#8220;mana&#8221; için bir araya gelince, mananın içinde eriyor ve O&#8217;na (sav) karışıyor.</p>
<p>Ruh, kelimedir, manasıyla birlikte. Cebrail, bu gecede inmiştir yeryüzüne. Her Kadir gecesinde de indiği söyleniyor. Yılda bir gece, &#8220;ruh&#8221; ile yakınlık kurabilmek, o ruhu, o &#8220;dil&#8221;i keşfedebilmek&#8230; Dört tane alelade harfin, koskoca bir kelâma dönüşmesi. Unutmamak lazım, evvela kelam vardı. Ameller, niyetlere göreydi&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 8 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>isim ramazan yazıları</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/ramazan-yazilari-4-kadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan yazıları 1: Sahur</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/ramazan-yazilari-1-sahur/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/ramazan-yazilari-1-sahur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 01:16:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12927</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-12928" title="ezan" src="http://www.sakinkafa.com/images/ezan.jpg" alt="ezan" width="300" height="210" />Sahur, belki de Müslüman olmayanın anlaması en zor şeylerden birisi. İmsaktan önce kalkıp, bir şeyler atıştırmak, belki gece namazı kılmak, ailecek, arkadaşlarla ya da tek başına, oturup gecenin sona erdiği, ilk şafağın attığı o vakte dek beklemek. Geceyi giderken uğurlamak gibi bir şey. İnsan o vakitte neden kalkıp da yemek yeyip, su içer ki?<span id="more-12927"></span></p>
<p>Küçükken insan, nefsi de hafif oluyor galiba. Büyüdükçe anlıyorum ki, &#8220;sıcak yatağından kalkmak&#8221; hakikaten meşekkatli bir iş. Kalkıp yemek hazırlamak, diğer insanları kaldırmak. Üniversitede, okulun yurdunda kalırken, her gece sahur hazırlardık. O geceye çağırdığımız misafirler dışında, &#8220;Bu odada kesin sahur vardır&#8221; deyip gelenler olurdu sofrada. Okul hayatımın en tatlı geceleri, onlardı muhtemelen. Genelde sahura kadar uyumayan olduğum için, zor da gelmiyordu.</p>
<p>Geçen iki yıl, oruç tutamadığım için midir, bilinmez, bu Ramazan bana gene o sahurları hatırlattı. Üstelik bu sefer, uyuyup uyandığım sahurlar da yaptım. Uykuyu yarıda kesip, imsak öncesi bir şeyler atıştırmak (hiçbir sahurda doyasıya yiyebildiğimi hatırlamıyorum), ardından ezanı duyup yemeyi-içmeyi yarıda kesmek&#8230; &#8220;Gelin itiraf edelim&#8230;&#8221; hakikaten tuhaf bir eylem bu. Mesela bu satırları yazıyorken ben, ezanın okunmasına az bir zaman kalmış ve çayımdan son yudumları alıyorum.</p>
<p>Mide rahatsızlığımın bana öğrettiği şeylerden birisi de, midenin insan hayatının merkezinde yer aldığıydı. Tabi mideyi bir &#8220;kültür&#8221; olarak düşünmeli. Yemek içmek, sadece basit bir &#8220;vücudun ihtiyaçları&#8221; meselesi değil. Çoğu şeyi, ihtiyacın ötesinde tüketiyoruz zira. O kadar çok bardak çay içmeyebilirdim, diyorum bazen. Ya da, &#8220;Hem hastayım, diyorum, hem de çiğ köfteden vazgeçemiyorum&#8221; gibi serzenişlerim oluyor. Mide, bir çeşit &#8220;yük&#8221; olabiliyor. Ramazan&#8217;ın öğrettiği şeylerden birisi de işte, mideye söz geçirebilmek. Midenin hâkimi olanın, insanın iradesi olduğunu, o iradeyi ezan vakitleri arasında kullanmakla algılayabiliyor insan.</p>
<p>Sahur işte, bu eylemin giriş kapısı. Ramazan teravihle başlıyor belki, ama &#8220;ilk sahur&#8221; ve &#8220;son iftar&#8221; arasında geçen o gece-gündüz oyununda, sahurun yeri hep daha &#8220;irrasyonel&#8221;. Gün boyu acıkmış ve susamış bir bünyenin iftar etmesi kadar normal bir şey yok nasılsa&#8230; Şimdi diyeceksiniz ki, gün boyu aç kalacak insanın imsaktan hemen önce &#8220;yemek yemesi&#8221; de gayet mantıklı. Belki de&#8230; Ama kandırmayalım birbirimizi, geceden yemek yiyip yatmakla daha mutlu olacak ve sabahki işimize geç kalma riskimizi azaltacağızdır muhtemelen. Bakın şimdi ezan okunuyor&#8230; Bir iki üç, tıp!</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 12 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>okul tezahüratları sakin kafa sakin v</li><li>birisi canavar biriside insan yemek oyunu</li><li>ezan okunurken yemek kefa</li><li>iftarı beklemek</li><li>minki vareye bakım oyun ları</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/ramazan-yazilari-1-sahur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşit rekabet mi?</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/esit-rekabet-mi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/esit-rekabet-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 22:50:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[şike]]></category>
		<category><![CDATA[üç büyükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12871</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-12872" title="üç büyükler" src="http://www.sakinkafa.com/images/üç-büyükler.jpg" alt="üç büyükler" width="296" height="220" />&#8220;Eşitlik&#8221; kelimesi Fransız Devrimi&#8217;nin popüler kıldığı fakat çok öncesinde tartışılan bir kavram. İngilizlerin meşhur Magna Carta anlaşmasına (1215) kadar gidilebilir. Kavram, her ne kadar özneler (şahıslar) arasındaki bir eşitliği konu edinse de, aslında bir bakıma nesnel (şartlar) bir eşitliği de eleverir. Yani aslında, &#8220;eşit rekabet&#8221; kavramından bahsedeceksek, bir bakıma şartların ve o şartlar içerisinde rekabet edenlerin eş-zamanlı eşitliğine inanmamız gerekir. Peki futbol gibi rekabete dayalı bir sporda, bu &#8220;eşitlik&#8221; ne kadar uygulanabilirdir? &#8220;Şike&#8221; bu çerçevede nereye oturur?<span id="more-12871"></span></p>
<p>Evvela şunu demezsem içimde kalır: Tarih bize göstermiştir ki, &#8220;eşitlik&#8221; hep soyut bir kavram olarak kalacak. Belki bir gün &#8220;tarihi aşıp gelecek&#8221; bir hareket/akım bunu değiştirebilir. Ancak mevcut gidişatta, eşitlik ancak belli bir zümreye has olabiliyor. O zümre de toplumun ancak belli bir kesimi olarak kalıyor.</p>
<p>Eşitlik olmayınca, rekabet de katılımcıların eşitsizliği baştan kabul ettiği, yani gönüllü olduğu bir alan olabiliyor ancak. Eşitsizliğin kabulu, bütün katılımcıları, tamamen kendi çıkarlarını kovalayan &#8220;küçük hesapların insanı&#8221; haline getiriyor. Yani? Şöyle: Bütünüyle kendi küçük hesabını gözeten ve bu nedenle de ortada dönen ağır eşitsizliğe sesini çıkarmadan sistemi döndüren özneler/kurumlar. Futbolda sözgelimi, takımlar ortadaki pastadan aslan payını alacakları biliyor; ona göre kendi paylarını arttırma yolunu arıyorlar. Ancak &#8220;büyük dilimler&#8221; dokunulmazlığını sürdürüyor. Tabi bugünlerde sündüre sündüre kullanıldığı gibi, &#8220;futbol sadece futbol&#8221; olamadığı için, bu eşitsiz rekabete başka sektörler de dahil oluyor. Mesela: Medya.</p>
<p>Türkiye&#8217;de hemen her şeyin İstanbul-endeksli oluşu artık kanıksanmış bir gerçeklik. Tepeden inmeci deyip durduğumuz &#8220;devlet aklı&#8221; bir türlü yerelleşmeyi sağlayamıyor. Haliyle, &#8220;yerel medya&#8221;, &#8220;yerel takımlar&#8221;, &#8220;yerel kariyerler&#8221; oluş(a)mıyor. Zaten hali hazırda, &#8220;3 büyükler&#8221; efsanesinin bizzat taraftar-medya işbirliği ile büyütüldüğü bir futbol liginde, zaten ne kadar &#8220;eşit rekabet&#8221;ten bahsedebilirdik ki? Şike muhabbetinin en çok es geçilen taraflarından birisiydi bu. &#8220;Şike&#8221; zaten sistemin kendisinden kaynaklanan bir &#8220;doğal durum&#8221;du. O kadar doğaldı ki bu, &#8220;Anadolu kulüpleri&#8221;nin futbolcuları, bir gün kapağı &#8220;3 büyük&#8221;ten birine atmak için futbol oynuyordu. Oradan gelecek bir &#8220;çağrı&#8221;, oynadığı futbolu kökünden etkileyecek kadar etkili olabiliyordu.</p>
<p>Hukukî durum oluşturan &#8220;deliller&#8221; ortaya çıkmasa, bu &#8220;kanıksanmış&#8221; durum devam edecekti zaten. Bursaspor&#8217;un şampiyon oluşu bile &#8220;kısa süreli bir ara&#8221; olarak görülmüştü. Trabzonspor&#8217;un &#8220;4. büyük&#8221; olarak sisteme dâhil edilişi, pastayı büyütmek ve sistemin işlerliğini tescillemekten öteye gitmiyordu. Meşhur Slovenyalı filozof Slavoj Zizek&#8217;in Wikileaks belgeleri üzerine anlattığı hikayeyle bitirelim: Bir adam karısının kendini aldattığını düşünebilir, buna inanabilir ve hayatına devam edebilir. Ama birisi ona fotoğraf gösterdiğinde, &#8220;şok olur&#8221;. Evet, &#8220;fotoğrafı&#8221; gördük. Şimdi &#8220;eşit rekabet&#8221; adına ne yapabileceğiz, ona bakmak gerekir&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 8 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>3 büyükler</li><li>vücutta eşitlik</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/esit-rekabet-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sakin Kafa&#8217;nın Palavraları</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/sakin-kafanin-palavralari/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/sakin-kafanin-palavralari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2011 19:19:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nohut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12635</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sakin Kafa efendimiz hazretleri geçmiş tebasının karşısına atıp tutuyor.</p>
<p>Tebası da ne dediğini anlamadan onu alkışlıyorlar.</p>
<p>Neymiş efendim?</p>
<p>Ekonomide çok önemli gelişmeler varmış.<span id="more-12635"></span></p>
<p>Kişi başı düşen gelir falan filan&#8230;</p>
<p>Falan filan diyorum çünkü Başbakanımızın lafları ıvır zıvırdan başka bir şey değil.</p>
<p>Ekonomi sayılar mıdır?</p>
<p>Yoksa vatandaşın cebindeki para mıdır?</p>
<p>Kişi başına düşen gelir ne olduyu bırak Başbakan.</p>
<p>Halkın aç, halkın işsiz, halkın fakir.</p>
<p>Bunları düşün artık!</p>
<p>Bırak bu işleri Başbakan.</p>
<p>Halkın şuursuzca seni alkışlıyor diye böbürlenme.</p>
<p>Bu devran elbet döner.</p>
<p>O zaman yolsuzluklar da, batmış ekonomi de, peşkeş çekilmiş topraklar da&#8230;</p>
<p>Hepsinin hesabı sorulur&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 11 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/sakin-kafanin-palavralari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YGS</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/ygs/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/ygs/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Mar 2011 22:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pera</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Okul Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12295</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sakinkafa.com/images/SS-SBS1-237x300.jpg" alt="SS-SBS~1" width="237" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-12296" /><strong>Ve evet.<br />
 Yarın saat 10:00&#8242;da YGS var. Şimdiden tüm arkadaşlarıma tüm kalbimle başarılar diliyorum.</strong><br />
11 ay sonra sınava girmenin rahatlığını düne kadar yaşarken bugün empati yapıp &#8216;ya yarın bende sınav anını bekleseydim&#8217; diye düşündüm. Düşünmez olaydım. Gerçekten çok stresli bir dönem ama önemli olan bununda keyfini çıkarmak. </p>
<p>Bir de şunu eklemeden geçemeyeceğim. Benden bir dönem büyük olan arkadaşım da yarın YGS&#8217;ye giriyor. Normalde çok çok rahat, heyecanı sıfır olan bu arkadaşım oldukça heyecanlı. Ve ben nedenini sınava bağlarken, o bana &#8216;tüm alınan önlemlerden&#8217; dolayı olduğunu anlattı. (En çokta sınav anında verecekleri kalemin çürük çıkmasından korkuyor. Şekerlerin midesini bozmasından, bir şişe suyun yetmeyeceğinden vs gibi nedenlerden dolayı korkuları var.) </p>
<p><strong>**Penguen&#8217;in kapağı gerçekten çok hoşuma gitti.</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 15 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/ygs/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
