Uykusuz ve Gevşeklik
İnsana sormazlar mı haftalardır yazmıyorsun, kalkmışsın Uykusuz'daki gevşeklikten bahsediyorsun diye? Ama bahsedeceğim. Bildiğiniz gibi Uykusuz Türkiye'nin (sanırım) en fazla satan ve okunan mizah dergisi. Penguen'deki yazar çizer bolluğu ve belki bilmediğimiz başka sebepler Uykusuz dergisinin doğmasına zemin hazırlamıştı. Benim en beğendiğim çizer ve yazarların kurduğu Uykusuz benim de yeni mizah dergim olmuştu böylece. Umut Sarıkaya başta olmak üzere Uğur Gürsoy, Ersin Karabulut ve diğer yetenek abideleri adeta müptela ettiler beni dergiye.
İşe/okula gidip gelirken ipod şarkı listesi
Sabahları gıy gıy şarkılarla güne başlanır. Uyanık ve ayakta gibi gözüksen de aslında ruhun halen uyuyordur ve sen kendini güne hazırlarken geçiş aşamasındayken bu şarkılar sana yardımcı olur. Evden çıkarken türküler, klasik müzikler, damar şarkılar gibi geneline “slow” müzik dediğimiz ninni kıvamında ve sözlerinin çok önemli olmadığı ve hatta bazen İsmail Y.K.’nın bile araya sıvışmasının söz konusu olacağı ve fark edilmeyeceği yavaş şarkılar dinlenir. Tabi ipod şarkı listesinde kimin İsmail Y.K. şarkısı var onu da bilemem ama geçen gün bindiğim dolmuşta tam 6 kere art arda “bomba bomba, 90-60-90…..” diye bir şeyler dinledim ve 7. kere başa sardığında şarkı kendimden ...
İnsan ölür…
Steve Jobs yazısı değil bu. Tanımam zira kendisini. Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla işte. Ürünlerini kullanınca, onunla bir ilişki kurduğumuz hayali, bence asılsız. Gerçi rivayet odur ki, kendisine giden mail'lerin önemli bir kısmını cevaplıyormuş merhum. Gene de ama, Steve Jobs'tan ziyade, insanın ölümlülüğü ile ilgili bir yazı olsun istiyor gönlüm. Bakalım becerebilecek miyim...
Erkeklerin Derinlikli Sex and the City’si; Losers Club
"Caddeye çıktı. Ağır ağır. İçinde kabaran kederi bastırmak için bir yıldırım zaferi kazanan şüphenin gururuna sarılmak istedi, nafile. Simeranya kızlarını düşündü, faydasız. Kadınlar orada güzel, ince, saf, leylidir. Nafile, nafile.” (Prolog, Yalnızız, Peyami Safa) 1951’de bir kaybeden olmak nasıl bir şeydi? Peyami Safa, Yalnızız’da Samim’in iç karartılarını, yalnızlık duygusunu, insanlardan / şehirden / dünyadan kopuşunu, bunlara paralel olarak kendi küçük dünyasında yarattığı Simeranya’yı o kadar derinlikli anlatırken “kaybeden, kaybedenler” kavramları hiç aklına gelmiş miydi acaba?
Unutmak, nimet mi?
Tevekkül, elbette nimettir. Gemiye bindiğinizde, yükü sırtınızda taşımanız gerekmez. Nimettir, işi yapıp sonucunu kadere bırakmayı bilmek. “Bizler tarihe hizmet ediyoruz…” diyebilenler, ferahlar. Sonuçları düşünmemek, güzeldir. İnsana, kendi kapasitesini hatırlatır. Fazlası, fazladır. Her şeyi heybede taşımamak, haliyle bazı şeyler unutmak da elbet güzeldir. İnsan her şeyi, her an düşünerek yaşayamaz. İlla ki unutur bazı şeyleri. Bilir misiniz, bu devrin güzel insanlarından birisine doktor, ‘unutamama hastalığı’ teşhisi koymuş. Unutamıyormuş, okuduklarını, duyduklarını, söylediklerini… Nasıl bir azap olmalı ki bu? Unutmak nimet hakikaten, nasıl yaşamış ki o güzel adam? Devamını Oku...
bugün 0, toplam 77 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen AramalarBuruk Acı
“Sen öyle, sana benzeyen her şey gibi, erirken avuçlarımda; ben, unutuyorum…” Emre Aydın’ın, Hoşçakal isimli şarkısından bir bölüm yukarıdaki. Bir zaman, esaslı bir adamdan dinlemiştim: “Sermayesi buz olan adamın hikayesini bilir misiniz?” diye başlamıştı. Çölün ortasında, erimekte olan buzu satan bir adamı anlatmıştı. İnsanın sermayesi de bu, demişti. Ömür, eriyip giden bir buz. Devamını Oku...
bugün 0, toplam 16 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen AramalarNietzsche’nin Öldürdüğü “Tanrı”
“Tanrı öldü.” İmza Nietzsche….
Çoğumuzun küçüklükten beri bildiğimiz, artık klişeleşmiş bir sözdür yukarıdaki… Ancak hiç merak etmeyiz acaba Nietzsche gerçekten böyle bir cümle sarf etmiş midir? Böyle bir söz söylediyse neden söylemiştir? Bu sözdeki “Tanrı” hangi “Tanrı”dır?
Evet, Nietzsche “Tanrı öldü” demektedir. Dahası “Nerde mi Tanrı? Söyliyeyim: ÖLDÜRDÜK ONU, sen, ben. Hepimiz onun katilleriyiz. Peki bunu nasıl yaptık? Nasıl yutabildik denizi? Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize? Yeryuvarlağını güneşinden boşlamakla ne yapmış olduk? Devamını Oku...
bugün 0, toplam 17 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar- nietzsche (7)
- nietzsche tanrı (2)
Nohut da Giderse !!!
Hatırlamıyorum kim yazmıştı daha önce… Galiba Yazarları uçurma operasyonu sonrasındaydı, yazar arkadaş : “Siteyi devamlı takip ediyorum ama elim yazmaya gitmiyor, bir soğukluk girdi araya” demişti. Galiba bende öyle bir dönemdeyim. Aklımda yazmak istediğim şu an en az on konu var ama hiçbirini yazacak gücü kendimde bulamıyorum. İdrak yollarımda problem var galiba!
bugün 0, toplam 4 defa okundu...
Bilişimcinin İsyanı – 2
Teknik Ofisin bir diğer faaliyet alanı da, semâzenler gibi bir elini Merkeze diğerini kendi birimine uzatmış yücelerden nazil olan her türlü emir, genelge, duyum, mail, sms, mms, vs şeklindeki komutları kendi bünyesinde işleme ( proses) tabi tutarak personelin (biz teknik ofisler onlara sefil user deriz yani sınırlı kullanıcı ;) ) anlayabileceği şekle indirgemesidir. Bir nevi hakktan aldığını hâlka yansıtma durumu. Buradaki “proses” kelimesini, yeminli tercime büroluğu faaliyetleri olarak da anlayabilirsiniz. Devamını Oku...
bugün 0, toplam 3 defa okundu...
Bilişimcinin İsyanı – 1
Bir kamu kuruluşunun taşra biriminde Bilgi İşlem departmanında (amma havalı oldu yahu) görev yapmam hasebiyle Sn. Ayine’nin “Bilişimciler ve Tıpçıları Topluma Kazandıralım” başlıklı ve isabetli tespitler içeren yazısından sonra Toplumun Bilişim Personeline kazandırılması görevini ifa etmek ve neden böyle olduğumuzu anlatmak için arzuhaldir efendim.
DİKKAT
Aşağıda ve devamı yazılarda anlatılacaklar tamamen kurgudur. (Kurgu olmayan kısımları hariç!!!)
bugün 0, toplam 0 defa okundu...













sohbet muhabbet